İrademiz dışında gönderildiğimiz şu dünya memleketinde, irademiz dahilinde severek bir hayat yaşıyoruz. İnsan ne kadar yaşlanırsa yaşlansın iki şeyden vazgeçemez. Biri, daha fazla yaşamak; diğeri, daha fazla mal sahibi olmak.
Allah`ın aleme koyduğu kanunlar gereği her canlı doğar, gelişir, yaşlanır ve ölür. Ebediyen yaşamak isteyen ve ölümden dehşetli bir surette korkan ve kaçan insanlar da bu kanunun pençesinden kurtulamaz. Bahsi geçen hakikate binaen, insanın yapması gereken şey, kainatın ve insanın yaratılış sırlarını öğrenmek ve alemlerin rabbi olan Allah`ın emir ve yasaklarına boyun eğmektir. Zira, Üstadın ifade ettiği gibi `Semavat ve arzın haricine kaçıp kurtulamayan insan, Halık-ı arz ve semavatın emirlerine muhabbetle rızadade olmalıdır.`
Evet, dünya ve sema alemleri de Allah`ın mülkü olduğu ve onların dışına çıkma imkanı olmadığına göre, yapılması icap eden tek şey mülkün sahibine itaat etmektir. Ancak, günah işlemeye meyilli bir fıtratta yaratılan Ademoğullarının bir kısmı emir ve yasaklara itaat etmeye çalışırken, çok büyük bir bölümü ise, inkar ve isyanın her türlüsünün içine yuvarlanır. Böylesine bir hayat sürüp giderken, ansızın ecel denilen hakikat gelir ve hiç istenmeyen ölüm yakamıza yapışarak, bu fani alemden alıp gayb alemlerine sürükler götürür.
Gaffar ve Settar olan Allah (cc), günahlara dalarak nefislerine zulmeden insanlara, Allah`ın rahmetinden ümit kesmemelerini ve kendisinin bütün günahları bağışlayabileceğini, af ve rahmetinin çok geniş olduğunu bildirerek onları tövbeye ve istiğfara davet eder. İşlenen günahlar ne kadar büyük olursa olsun, af ve mağfiretinin ondan daha büyük olduğunu ve tövbe etmek şartıyla affedeceğini haber verir.
Rahmetinin birisini dünyaya, doksan dokuzunu ahirete bıraktığını bildiren Cenab-ı Hak, kainatı kıyametle harap ettikten sonra, haşir sabahında inanan inanmayan herkesi bedenen yeniden yaratır ve baki olan ruhları kendi bedenlerine iade eder. Böylece ruh ve beden müşterekliğinde ikinci ve ölümsüz bir hayat başlar. Çünkü, hadis-i şeriflerin beyanına göre `Kıyamet günü ölüm beyaz bir koç şeklinde getirilip Cennet ve Cehennem ortasında durdurulur. Sonra insanların gözü önünde boğazlanır. Sevincinden ölen biri olsaydı, o an Cennet ehli sevincinden dolayı ölürdü. Eğer üzüntüsünden dolayı ölen olsaydı, Cehennem ehli kederlerinden ölürlerdi.` (Buhari, Tirmizi ve Müsned`de anlatılan bu hadisi Ebu Said (r.a) rivayet etmiştir.)
Rahmetinin doksan dokuzunu ahiret alemine bırakan Cenab-ı Hak, mahşer günü mü`min kullarına en büyük rahmet tecellileriyle muamele edecektir. Doğrudan Cennete gidecek olan her bir mü`mine, Cehenneme gitmesi icap eden günahkar mü`min tanıdıklarından on kişiye şefaat hakkı verecektir. Bu sayı, şefaat noktasında şehitler, veliler ve nebiler cihetiyle yüzlere ve binlere çıkartılacaktır.
Yine, hadis-i şeriflerin anlattığına göre: `Günahkar adamın amelleri tartılır. Günahları sevaplarından çok fazla geldiği için Zebaniler tarafından kollarından tutularak Cehenneme doğru sürüklenerek götürülür. İki de bir arkasına dönüp bakan ve acaba Rabbimden bir af çıkacak mı diye ümit eden bu kişi için Allah-ü Teala `Cehenneme götürülürken bile hala benim rahmetimden ümit kesmeyen kuluma azap etmek şanıma yakışmaz. Onu geri döndürün ve Cennetime koyun` diye emir verecektir.` Allah`ın rahmeti mahşer günü böylesine coşacak ve mü`min kulları için alabildiğine tecelli edecektir. Kafirler ve münafıklar bu tecelliden ebediyen mahrum kalacaklardır.
Cenab-ı Hak, çoğu insanların masal ve hayal sandığı mahşer gününde bizlere rahmetiyle muamele etsin ve Arşının gölgesinde gölgelendirsin, inşaallah...
Sami CEBECİ
Allah`ın aleme koyduğu kanunlar gereği her canlı doğar, gelişir, yaşlanır ve ölür. Ebediyen yaşamak isteyen ve ölümden dehşetli bir surette korkan ve kaçan insanlar da bu kanunun pençesinden kurtulamaz. Bahsi geçen hakikate binaen, insanın yapması gereken şey, kainatın ve insanın yaratılış sırlarını öğrenmek ve alemlerin rabbi olan Allah`ın emir ve yasaklarına boyun eğmektir. Zira, Üstadın ifade ettiği gibi `Semavat ve arzın haricine kaçıp kurtulamayan insan, Halık-ı arz ve semavatın emirlerine muhabbetle rızadade olmalıdır.`
Evet, dünya ve sema alemleri de Allah`ın mülkü olduğu ve onların dışına çıkma imkanı olmadığına göre, yapılması icap eden tek şey mülkün sahibine itaat etmektir. Ancak, günah işlemeye meyilli bir fıtratta yaratılan Ademoğullarının bir kısmı emir ve yasaklara itaat etmeye çalışırken, çok büyük bir bölümü ise, inkar ve isyanın her türlüsünün içine yuvarlanır. Böylesine bir hayat sürüp giderken, ansızın ecel denilen hakikat gelir ve hiç istenmeyen ölüm yakamıza yapışarak, bu fani alemden alıp gayb alemlerine sürükler götürür.
Gaffar ve Settar olan Allah (cc), günahlara dalarak nefislerine zulmeden insanlara, Allah`ın rahmetinden ümit kesmemelerini ve kendisinin bütün günahları bağışlayabileceğini, af ve rahmetinin çok geniş olduğunu bildirerek onları tövbeye ve istiğfara davet eder. İşlenen günahlar ne kadar büyük olursa olsun, af ve mağfiretinin ondan daha büyük olduğunu ve tövbe etmek şartıyla affedeceğini haber verir.
Rahmetinin birisini dünyaya, doksan dokuzunu ahirete bıraktığını bildiren Cenab-ı Hak, kainatı kıyametle harap ettikten sonra, haşir sabahında inanan inanmayan herkesi bedenen yeniden yaratır ve baki olan ruhları kendi bedenlerine iade eder. Böylece ruh ve beden müşterekliğinde ikinci ve ölümsüz bir hayat başlar. Çünkü, hadis-i şeriflerin beyanına göre `Kıyamet günü ölüm beyaz bir koç şeklinde getirilip Cennet ve Cehennem ortasında durdurulur. Sonra insanların gözü önünde boğazlanır. Sevincinden ölen biri olsaydı, o an Cennet ehli sevincinden dolayı ölürdü. Eğer üzüntüsünden dolayı ölen olsaydı, Cehennem ehli kederlerinden ölürlerdi.` (Buhari, Tirmizi ve Müsned`de anlatılan bu hadisi Ebu Said (r.a) rivayet etmiştir.)
Rahmetinin doksan dokuzunu ahiret alemine bırakan Cenab-ı Hak, mahşer günü mü`min kullarına en büyük rahmet tecellileriyle muamele edecektir. Doğrudan Cennete gidecek olan her bir mü`mine, Cehenneme gitmesi icap eden günahkar mü`min tanıdıklarından on kişiye şefaat hakkı verecektir. Bu sayı, şefaat noktasında şehitler, veliler ve nebiler cihetiyle yüzlere ve binlere çıkartılacaktır.
Yine, hadis-i şeriflerin anlattığına göre: `Günahkar adamın amelleri tartılır. Günahları sevaplarından çok fazla geldiği için Zebaniler tarafından kollarından tutularak Cehenneme doğru sürüklenerek götürülür. İki de bir arkasına dönüp bakan ve acaba Rabbimden bir af çıkacak mı diye ümit eden bu kişi için Allah-ü Teala `Cehenneme götürülürken bile hala benim rahmetimden ümit kesmeyen kuluma azap etmek şanıma yakışmaz. Onu geri döndürün ve Cennetime koyun` diye emir verecektir.` Allah`ın rahmeti mahşer günü böylesine coşacak ve mü`min kulları için alabildiğine tecelli edecektir. Kafirler ve münafıklar bu tecelliden ebediyen mahrum kalacaklardır.
Cenab-ı Hak, çoğu insanların masal ve hayal sandığı mahşer gününde bizlere rahmetiyle muamele etsin ve Arşının gölgesinde gölgelendirsin, inşaallah...
Sami CEBECİ