Cihadı maddi ve manevi olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür. Manevi cihat, maddi cihattan daha mühimdir. Çünkü kişi kendi nefsiyle savaşıp onu yenemedikten sonra, başkalarıyla mücadeleye girişmesi çok anlamlı bir fiil olmasa gerek. Savaşa kendi iç dünyamızdan başlamak en doğrusudur.
Özellikle Müslümanların kimlik ve inançlarından koparılmak istendiği bir dönemde, manevi cihadın önemi iyiden iyiye artmıştır. Manevi cihadın konusu ise Müslüman şahsiyetini, itikad, amel ve ahlaki bazda sağlamlaştırmak, Hakkın rızasına uygun hale getirmektir.
Manevi cihat, bütün Müslümanların kendi nefsi arzularını gemlemek amacıyla nefis ve şeytanın tuzak ve hilelerine karşı mağlup olmamak için yürüttükleri topyekûn bir savaştır. Buna cihat-ı ekber (büyük cihat) de denir. Demek ki en büyük cihat nefse karşı yapılandır.
Hz. Muhammed (sav) "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" (Hud, 112) ayet-i kerimesi ile ilgili olarak "Hud Suresi beni ihtiyarlattı" demesi, manevi cihadın zorluğunu ve zorunluluğunu ortaya koymaktadır.
Yine Kur'an-ı Kerim'de "… Yere ve onu yayıp döşeyene, nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir." (Şems,1-10) denerek nefisle baş etmenin, onunla savaşmanın ehemmiyeti vurgulanmıştır.
Resulullah Efendimiz müşriklerle yapılan savaşlarda daima ordunun önünde yer almıştır. Fakat, savaş noktasına gelmeden evvel tebliğ vazifesini eksiksiz olarak yerine getirmiştir. Tebliğ vazifesini yerine getirirken de asla usanmamış ve hiçbir yılgınlık göstermemiştir. Fakat netice hasıl olmayınca, son raddede imkânlar tükenince, en son yol olarak savaşmayı uygun görmüştür. Onun cihatla alakalı hadislerinden bazıları şunlardır: "Müşriklere karşı, mallarınız, canlarınız ve dillerinizle savaşın." (Ebu Davud)
"Cihadı terk ettiğiniz zaman, Allah size zilleti musallat kılar. Tekrar dininize dönünceye kadar, onu üzerinizden atamazsınız." (Ebu Davud)
"Sizden herhangi biriniz bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmiyorsa, diliyle değiştirsin. Ona da gücü yetmiyorsa, kalbiyle değiştirsin (yani buğz etsin). İmanın en zayıfı da budur." (Müslim)
Bu yazımızda, son dönemde gittikçe yoğunlaşan, İslam’ın temel kavramlarını ve imajını çarpıtmaya yönelik çalışmalara dikkat çekmeye çalıştık. Değindiğimiz konuların, aysbergin sadece görünen kısmı olduğunda şüphe yoktur. Tarih boyunca olduğu gibi bugün de İslam düşmanları, dolaylı ve üzeri örtülü faaliyetlerle dinimize zarar vermeye çalışmaktadırlar.
Sonuç olarak, Müslümanlar olarak, kendi inanç ve değerlerimizi hangi kaynaklardan ve kimlerden aldığımıza çok dikkat etmeli, dinimizi asli çizgisinden kopararak, Müslümanları farklı mecralara sürüklemeye çalışan odakların oyunlarına gelmemeliyiz.
Özellikle Müslümanların kimlik ve inançlarından koparılmak istendiği bir dönemde, manevi cihadın önemi iyiden iyiye artmıştır. Manevi cihadın konusu ise Müslüman şahsiyetini, itikad, amel ve ahlaki bazda sağlamlaştırmak, Hakkın rızasına uygun hale getirmektir.
Manevi cihat, bütün Müslümanların kendi nefsi arzularını gemlemek amacıyla nefis ve şeytanın tuzak ve hilelerine karşı mağlup olmamak için yürüttükleri topyekûn bir savaştır. Buna cihat-ı ekber (büyük cihat) de denir. Demek ki en büyük cihat nefse karşı yapılandır.
Hz. Muhammed (sav) "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" (Hud, 112) ayet-i kerimesi ile ilgili olarak "Hud Suresi beni ihtiyarlattı" demesi, manevi cihadın zorluğunu ve zorunluluğunu ortaya koymaktadır.
Yine Kur'an-ı Kerim'de "… Yere ve onu yayıp döşeyene, nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir." (Şems,1-10) denerek nefisle baş etmenin, onunla savaşmanın ehemmiyeti vurgulanmıştır.
Resulullah Efendimiz müşriklerle yapılan savaşlarda daima ordunun önünde yer almıştır. Fakat, savaş noktasına gelmeden evvel tebliğ vazifesini eksiksiz olarak yerine getirmiştir. Tebliğ vazifesini yerine getirirken de asla usanmamış ve hiçbir yılgınlık göstermemiştir. Fakat netice hasıl olmayınca, son raddede imkânlar tükenince, en son yol olarak savaşmayı uygun görmüştür. Onun cihatla alakalı hadislerinden bazıları şunlardır: "Müşriklere karşı, mallarınız, canlarınız ve dillerinizle savaşın." (Ebu Davud)
"Cihadı terk ettiğiniz zaman, Allah size zilleti musallat kılar. Tekrar dininize dönünceye kadar, onu üzerinizden atamazsınız." (Ebu Davud)
"Sizden herhangi biriniz bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmiyorsa, diliyle değiştirsin. Ona da gücü yetmiyorsa, kalbiyle değiştirsin (yani buğz etsin). İmanın en zayıfı da budur." (Müslim)
Bu yazımızda, son dönemde gittikçe yoğunlaşan, İslam’ın temel kavramlarını ve imajını çarpıtmaya yönelik çalışmalara dikkat çekmeye çalıştık. Değindiğimiz konuların, aysbergin sadece görünen kısmı olduğunda şüphe yoktur. Tarih boyunca olduğu gibi bugün de İslam düşmanları, dolaylı ve üzeri örtülü faaliyetlerle dinimize zarar vermeye çalışmaktadırlar.
Sonuç olarak, Müslümanlar olarak, kendi inanç ve değerlerimizi hangi kaynaklardan ve kimlerden aldığımıza çok dikkat etmeli, dinimizi asli çizgisinden kopararak, Müslümanları farklı mecralara sürüklemeye çalışan odakların oyunlarına gelmemeliyiz.
Son düzenleme: