- Üyelik Tarihi
- 23 Ocak 2011
- Mesajlar
- 3,957
- Aldığı Beğeniler
- 1,393
Bilindiği gibi Hz. Peygamber (s.a.v.), Mekke'nin fethinin müjdesinden sonra, sahâbeye, çağın iki güçlü devleti olan Fars ve Bizans imparatorluklarını da Müslümanların yakın bir zamanda fethedeceği müjdesini vermişti. Baştan beri Müslümanlara ve İslâm'a muhâlif bir duruş sergileyen münâfıklar ve devrin Yahudileri, Müslümanları küçümseyen bir dille, "Muhammed nerede, Fars ve Bizans nerede!" diyorlardı. Çünkü onlar, üstünlüğü sadece maddî güçte arıyorlar, kibirli bir ruh taşıyorlardı.
Hatırlanırsa, Hendek Savaşı'nda Allah Rasûlü (s.a.v.), Medine'nin çevresine savunma savaşı yapmak için kazılacak hendeğin yerlerini belirlemiş, Medine halkından her on Müslüman'ı belli mesâfeleri kazmaları için paylaştırmıştı. Sahâbe, hendeği kazarken, ortasından çıkan kayayı bir türlü kıramamış, bunu kırmaya güçleri yetmemişti. Bu sebeple Allah Rasûlü hendeğe bizzat kendisi inmiş ve kırılması güç olan bu taşa/kayaya fetih tekbîri getirerek vurunca, taştan gözleri alırcasına bir ateş çıkmış ve bütün bir hendeği aydınlatmıştı. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in taşa ikinci ve üçüncü defa vurmasında aynı göz kamaştırıcı aydınlanma tekrarlanmıştı. Bu harikulade olay üzerine sahâbeden Selmân-ı Fârisî (r.a),or "Anam-babam sana fedâ olsun Ya Rasûlallah, hiç görmediğim şeyleri gördüm ve yaşadım." demek zorunda kalmıştı. Aynı zamanda bu durum hem sahâbede özgüven duygusunu geliştirmiş ve hem de Allah Rasûlüne bağlılıklarını bir kat daha artırmıştı.
Hz. Peygamber (s.a.v.) üç defa tekrarlanan ve her defasında da kırılan taştan çıkan ilk şimşekte Hîre ve Kisrâ'nın şehirlerini; ikinci şimşekte Bizans diyarının köşklerini ve üçüncü şimşekte ise, San'a'nın köşklerini gördüğünü söylemişti. Bütün bunların mânâsı, çok yakın bir gelecekte, Rasulullah'ın işaret ettiği ülkelerin Müslümanlar tarafından fethedileceğinin önceden bildirilmesidir. İşte Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Müslümanlara bir lider olarak sürekli ileri hedefler göstermesi, münâfıkların hayallerini zorladığı için şunları söylemek zorunda kalmışlardı: "Hani münâfıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, ‘Allah ve Rasûlü bize, ancak aldatmak için vaadde bulunmuştur:' diyorlardı."[1] Hâlbuki kısa bir zaman sonra onun işaret ettiği bu topraklar, ilk dört halife zamanında fethedilecekti.
İslâm tarihinde yaşanan bu olay, bir defa daha göstermiştir ki, izzeti/onuru, yüceliği ve şerefi, Allah ve Rasûlü'nün getirdiklerinde arayanlar, hiçbir zaman zillet altına düşmemişlerdir. Buna geçmişte Müslümanların ve bu aziz Müslüman milletin tarihi şahittir. Allah ve Rasûlü'nün getirdiği değerlere bağlanan mü'minler bütün bir kıt'alarda yeniden izzeti ve onuru ayağa kaldırmışlar, asla onurlarını müstevlîlere çiğnetmemişlerdir. Dün nasıl böyle olduysa, el-Muizz olan Yüce Allah, kendi yolunda yürüyen kullarını bugün de dünyanın her tarafında güçlü ve aziz kılacaktır.
[1] 33/Ahzâb¸ 12.
Ramazan Altıntaş
Hatırlanırsa, Hendek Savaşı'nda Allah Rasûlü (s.a.v.), Medine'nin çevresine savunma savaşı yapmak için kazılacak hendeğin yerlerini belirlemiş, Medine halkından her on Müslüman'ı belli mesâfeleri kazmaları için paylaştırmıştı. Sahâbe, hendeği kazarken, ortasından çıkan kayayı bir türlü kıramamış, bunu kırmaya güçleri yetmemişti. Bu sebeple Allah Rasûlü hendeğe bizzat kendisi inmiş ve kırılması güç olan bu taşa/kayaya fetih tekbîri getirerek vurunca, taştan gözleri alırcasına bir ateş çıkmış ve bütün bir hendeği aydınlatmıştı. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in taşa ikinci ve üçüncü defa vurmasında aynı göz kamaştırıcı aydınlanma tekrarlanmıştı. Bu harikulade olay üzerine sahâbeden Selmân-ı Fârisî (r.a),or "Anam-babam sana fedâ olsun Ya Rasûlallah, hiç görmediğim şeyleri gördüm ve yaşadım." demek zorunda kalmıştı. Aynı zamanda bu durum hem sahâbede özgüven duygusunu geliştirmiş ve hem de Allah Rasûlüne bağlılıklarını bir kat daha artırmıştı.
Hz. Peygamber (s.a.v.) üç defa tekrarlanan ve her defasında da kırılan taştan çıkan ilk şimşekte Hîre ve Kisrâ'nın şehirlerini; ikinci şimşekte Bizans diyarının köşklerini ve üçüncü şimşekte ise, San'a'nın köşklerini gördüğünü söylemişti. Bütün bunların mânâsı, çok yakın bir gelecekte, Rasulullah'ın işaret ettiği ülkelerin Müslümanlar tarafından fethedileceğinin önceden bildirilmesidir. İşte Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Müslümanlara bir lider olarak sürekli ileri hedefler göstermesi, münâfıkların hayallerini zorladığı için şunları söylemek zorunda kalmışlardı: "Hani münâfıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, ‘Allah ve Rasûlü bize, ancak aldatmak için vaadde bulunmuştur:' diyorlardı."[1] Hâlbuki kısa bir zaman sonra onun işaret ettiği bu topraklar, ilk dört halife zamanında fethedilecekti.
İslâm tarihinde yaşanan bu olay, bir defa daha göstermiştir ki, izzeti/onuru, yüceliği ve şerefi, Allah ve Rasûlü'nün getirdiklerinde arayanlar, hiçbir zaman zillet altına düşmemişlerdir. Buna geçmişte Müslümanların ve bu aziz Müslüman milletin tarihi şahittir. Allah ve Rasûlü'nün getirdiği değerlere bağlanan mü'minler bütün bir kıt'alarda yeniden izzeti ve onuru ayağa kaldırmışlar, asla onurlarını müstevlîlere çiğnetmemişlerdir. Dün nasıl böyle olduysa, el-Muizz olan Yüce Allah, kendi yolunda yürüyen kullarını bugün de dünyanın her tarafında güçlü ve aziz kılacaktır.
[1] 33/Ahzâb¸ 12.
Ramazan Altıntaş
