Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
BUGÜN, HAYATLARINI RABLERİNİN rızası do rultusunda yaşamak isteyen insanları
kuşatan bir gerilim mevcuttur. Muhtemelen, geçmiş asırlardaki müminleri de
kuşatan bir gerilimdir bu. Bir yanda do rulu u bilindi i halde
yapılamayanlar vardır, öte yanda yanlışlı ı bilindi i halde yapılanlar...
Do rulu unu bildi imiz nice güzel fiili tatbikte kendimize söz geçirmekte
zorlandı ımız gibi, bu do rulardan kendilerini haberdar etti imiz sair
insanlarda da benzer bir zorlanmayı görür gözlerimiz. Yanlışlardan el çekme
noktasında da benzer bir zorlanma sözkonusudur.

Bu durumun bir dizi sebebi vardır, ve bu durumu aşmak bir dizi unsurun
varlı ını gerektirir.

Emr-i bil-maruf ve nehy-i anil-münker diye hâfızalara yer etmiş bir
Kurânî ölçüyle ilgili gözlerden kaçan bir nüans da, işte bu sebepler ve
unsurlar arasındadır.

Bu emir ve nehiy, Kurânda sıklıkla vurgulanan bir keyfiyettir. Bir şeyin
emr-i ilâhî sınıfına dahil olması için tek bir âyette zikredilmesi kâfi
geldi i halde, ona yakın âyette müminlerin mârufu emr ve münkeri nehye
davet edildi ini görür insan. Bu, elbette ilgili hususa âlemlerin Rabbi
nezdinde ne derece büyük bir önem atfedildi inin göstergesidir. Ancak, bu
önemli hususun dünyalarımıza taşınması hengâmında bir nüans gözden ırak
kaldı ında, bu davetin sonuçları da dünyamızın uza ına düşmekte; sonuçta,
bilip de yapmama, duysa da uymama ve uygulamama keyfiyeti ortaya
çıkmaktadır.

İlgili nüansın gözden kaçması, maruf ile münker kavramını basite
indirgeme sûretinde gerçekleşir. Bu yönde her iki kavrama yüklenen anlam
yanlış de ildir; ama eksiktir. En önemlisi, en can alıcı noktayı
buharlaştırmaktadır.

Sözkonusu âyetler, meselâ Âl-i İmran sûresinin 110. âyeti Siz insanlar için
çıkarılmış ümmetlerin en hayırlısı olmak üzere vücuda getirildiniz. Marufu
emreder, münkerden nehyedersiniz derken, meallerin büyük kısmı bunu
iyili i emr, kötülü ü nehy sûretinde vermekte; anlamın buharlaşması, işte
bu basitleştirmenin akabinde gerçekleşmektedir.

Maruf, elbette iyili e ve iyi şeylere delâlet eder; münker ise kötülü e...
Ancak, çıktı ı köke dikkat edildi inde, her iki kelimenin bunlardan da
fazlasına delâlet etti i görülür. Mevdudî gibi bazı müfessirlerin dikkat
çekti i üzere, mâruf, kök anlamından hareketle tarif edilecek olursa,
tanınan ve bilinen şey demektir, insanın fıtratında karşılı ı olan şey
demektir. Münker ise, fıtratın kabul etmedi i, bilâkis red ve inkâr etti i,
içine sindiremedi i, be enmedi i ve benimsemedi i şeylerin ifadesidir.
Dolayısıyla, hem kendi nefsimize, hem sair insanlara karşı âyetin defaatle
davet etti i emr-i bil-maruf, nehy-i anil-münker vazifesi, ancak
emredilen şeyin maruflu u ve nehyedilen şeyin münkerli i bihakkın ortaya
konuldu unda hakkıyla ifa edilmiş olmaktadır.

Örnek olarak, namazı ele alalım. Kendimize veya başka birilerine Namazı
ihmal etmeyin, beş vakit farz namazı muhakkak kılın! dedi imizde, marufu
indirgenmiş ve daraltılmış iyilik anlamıyla alırsak, vazife tamamlanmış
demektir. Ama aslî ve geniş anlamıyla alırsak, bu sözle namaz hususunda
marufu emr vazifesinin ifa edildi ini söylemek kesinlikle imkânsızdır.
Zira, bu aslî anlama göre, bu vazifenin namaz noktasında tahakkukundan söz
edebilmek, herşeyden önce, namazın tebli e muhatap olan kişi nezdinde
maruflu unun sa lanmasıdır. Bu ise, düz bir Namazı kılmak lâzım sözüyle
olup bitmez. Bilakis, varoluşumuza dair bir izah silsilesiyle başlayıp
gelişen uzun bir çizgiyi izlememizi gerektirir. Meselâ, kendisine yapılan en
küçük bir iyili i bile karşılıksız bırakmayan insanın onu yaratan ve böylesi
bir dünyada yaşatan bir Rabbe olan teşekkürünün ifadesi olarak
anlatılmalıdır ki, namaz o kişi için maruf hale gelsin. Yahut, bu dünyaya
boş yere gönderilmedi ini algılayıp, bu dünyada varoluş amacını sorgulamanın
akabinde, Yaratıcının insanı bu dünyaya göndermesindeki amacın tahakkukunun
ancak namazın beraberinde mümkün oldu u ortaya konmalıdır ki, o kişi için
namazın marufiyeti gerçekleşsin.

Aynı durum münker noktasında da geçerlidir. Şu kötüdür, yapma! demekle
münkerden nehy vazifesinin yerine getirildi ini söylemek mümkün de ildir.
Öncelikle, nehyedilen şeyin münkerli i kişinin iç dünyasında netleşmeli;
kişi, ilgili fiilin münkerli ine dair fıtratın şahitli ine kavuşmalıdır ki,
münkerden sakındırma vazifesi tahakkuk etmiş olsun.

Münkerden nehyin gerçekte nasıl olması gerekti i noktasında, gıybet yasa ını
getiren âyet beli bir örnek hükmündedir. Hucurat sûresindeki ilgili âyet,
Gıybet etmeyin der, ama sözü orada bırakmaz. Gıybeti, ölü kardeşinin
etini yemekle eş tutar, ve Sizden kim ölü kardeşinin etini yemek ister?
sorusunu yöneltir. Cevabı, âyetin kendisi verir: fekerihtumûh! Evet, böyle
bir şeyden ikrah eder insan, i renir. Ölü kardeşinin etini yemek ona i renç
geliyorsa, bilmelidir ki, mümin kardeşinin gıybetini etmek de bunun
gibidir. Çünkü, ilgili mümin hâlâ daha ölmüş, geçmiş gitmiş bir anıyla
tarif ve tavsif edilmekte; o müminin ruhu, elan üzerinde taşıdı ı onca
güzel niteli e ra men, o ölmüş anında işledi i yanlışa dayanarak didiklenip
durmaktadır.

Hz. Peygamberin tebli inde de, hem mârufu emr, hem münkerden nehy
noktasında, bu Kurânî tavrın bir tezahürünü bulur insan. O, meselâ,
kendisine gelip zina için izin isteyen bir gence, işlemek için izin istedi i
bu fiilin çirkinli ini anlamasını mümkün kılacak bir yaklaşım göstermiştir.
O gencin annesini ve kızkardeşini hatırlatmış; kendisi yerine başka bir genç
böyle bir izin talebiyle gelmiş olsa, ve o genç böyle bir izni alıp onun
annesi veya kızkardeşi ile böyle bir fiili gerçekleştirse, bunun onun hoşuna
gidip gitmeyece ini düşündürmüştür. Cevap, elbette, hayırdır. İlgili
fiilin münkerli i böylece ortaya konduktan sonra, genci bu talepten
alıkoymak ve onun bu noktada nefsini tutmasını sa lamak artık zor
olmamıştır.

Marufu emr ve münkerden nehye dair Kurânî nüansın, ve bu nüans
paralelinde Resûl-i Ekrem aleyhissalatu vesselamın sergiledi i nebevî
irşadın, bugünün müminlerine söyledi i şey şudur: Yaşadı ımız ve
gözlemledi imiz, ve de razı olmadı ımız fetret halini aşmak, fıtratın
uyanışıyla mümkün olacaktır. Fıtratı uyandırmadan fıtrata kahvaltı
yaptırmaya çalışmak nefsi içinde bo ar.
 

DuaM

cici anne :)
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,561
Aldığı Beğeniler
10
Takım
Galatasaray
Herkes Gördü ü Münkeri De iştirmekle Mükelleftir..
 

HACI BORAN

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eyl 2005
Mesajlar
2,198
Aldığı Beğeniler
6
Mademki ölüm bidefa gelecek o da niye allah için olmas1n
 
Üst Alt