Medeniyetlerarası Diyalog ...ÇALIŞMALARI ÜZERİNE...?!
Medeniyetlerararası diyalog; kulaga hoş gelse de, üzülerek belirteyim ki içi boş..
Önce "dinlerarası diyalog"dan daha kötü bir tanım degil.. Vatikan'ın icad ettigi bu kavram mantıksal açıdan da yanlış. Medeniyetlerararsı diyalog lafı ise, Amerika'nın yeni dünya düzeni arayışına ve BOP projesine daha uygun düşüyor.. En azından Huntington'un "medeniyetlerararsı çatışma" tezine bir cevap gibi.. Zaten Amerikalılar böyle yapar. Önce "öcü"yü salar ortaya, sonra onu yokedecek önerileri sıralar. Mikrobu salar, ardından ilacını satar ve böylece piyasayı istedigi gibi oluşturur. Tehlike ne kadar büyükse, proje o kadar hayatidir. Medeniyetlerararası çatışma, "tarihin sonu"nu getirecek kadar büyük bir tehditse, karşı proje de o kadar hayati olacaktır..
Hatay konferansı "medeniyetlerararası diyalog" toplantısı görüntüsü altında aslında bir "dinlerarası diyalog" toplantısı idi.. Logolar ve katılımcıların kimlikleri, için içi ile ambalajı arasında büyük bir farklılık gösteriyordu.. İster dinlerarası deyin, ister medeniyetlerarası deyin, siz kendiniz olarak, hangi din ya da hangi medeniyetin temsilcisi oldugunuzun farkında degilseniz, bu diyalogun hava da kalacagı çok açık.. Laik devletin ya da onun temsilcisi iktisatçı, siyaset bilimci, ya da zâtı âlileri tarafından atanan bürokratlar, ne kadar ve hangi ölçüde bir medeniyetin temsilcisi ve sözcüsü olabilirler ki? İmam Hatip lisesi mezunu olmak buna yeter mi?
Sözkonusu olan "medeniyet"se, (yani din degil), Osmanlı medeniyeti, İslâm'ın şemsiyesi altında ve onun filitresinden geçirilmiş, cihanşumul bir medeniyetti.. Osmanlı sultanları, Müslümanların halifesi olmasının yanında Türklerin hakanı, Arabın ve Acemin padişahı, diger halkların sultanı ve Dogu Roma Bizans'ın imparatoru idi.
Yani medeniyetlerarası diyalogdan söz ederken, bugün diyalog kurdugunuzu sandıgınız karşınızda degil, yanınızda olması gerekirdi.. Dinlerden söz etseydiniz, onlar karşınızda olabilirdi?
Batı diye, Dogu Roma'yı karşınıza alamazsınız.. Hem sahi biz Batı medeniyetinden degil mi idik!
Yıllar önce Almanya'da ZDF'de bir program yapılmıştı. Ben İslâm medeniyetini anlatacaktım.. Programın adı "İslâm, Konfiçyus ve Coca Cola" idi.. Bana kalırsa bu daha anlamlı bir başlık.
Bakın bakalım Hz. Yuhanna (ra) hangi caminin avlusunda yatıyor..
Kültür Bakanlıgı'ndan rica ediyorum, lütfen Habibünneccar Camii'nin çevresini kültürpark olarak düzenlemekten vazgeçin. Halilürrahman Camii gençlik parkına döndürüldü.. Doguş Magarası'nın üstünde sıra geceleri düzenleniyor, nargile kahvesi yapıldı. Eyyüb Nebi için de aynı durum sözkonusu.. Sirkeci tren istasyonunun yanında Şen saz pavyonu vardı bir zamanlar, şimdi cami oldu da, Fatih'in yaptırdıgı Rumelihisarı'ndaki Hisar Camii'nin mihrabında şimdi konser yapılıyor.. Size en az 100 tane böyle örnek sayabilirim.. Övünmek ya da dövünmek yerine çözüm üretin, en azından yanlışlara bir dur deyin. Bir yanlış da siz eklemeyin..
Biz hangi medeniyetin çocuklarıyız? Baksanıza Karaköy'e, Kurtuluş Savaşı'nın hatırası olan "Bu da geçer ya hu" yazısını, irticai pankart sanan geri zekâlılar hangi medeniyetin çocugu bunlar. Kurtuluş Savaşı'nın, Erzurum, Sivas Kongresi ve 1. Meclis'in kapısında asılı bayragı irtica bayragı sanan cahiller mi temsil ediyor bu medeniyeti..
Sahi biz kimiz? Cami düşmanlıgını çagdaşlık sanan bu adamlarla nereye gidebiliriz ki!
Sayın Başbakan; hacılara zulmün son bulacagı, vurgun, soygun, haksız baskılara, dolandırıcılıga bir dur diyecek misiniz? Pasaportunda geçerli hac ve umre vizesi olanlara yurtdışına çıkış yasagı devam edecek mi? Karayolunu kapalı tutmaya devam edecek misiniz? Niye bir sene daha bekleyelim..
Habibünneccar çevresini kültürparka çevirecek misiniz? Harem'i 5 yıldızlı otellerle turistlerin e lence merkezi mi yapacaksınız gerçekten?.. Halilurrahman'ın manevi boyutu kültürpark olarak yokedilmeye devam edecek mi? Yusuf kuyusunu Yahudiler mi tamir edip dua edecek?.. Kur'an-ı Kerim'de zikredilen, en az zemzem kadar degerli olan Eyyüb Nebi kuyusuna agıllardan akan pislikleri ne zaman önleyeceksiniz..
Sayın Başbakan, sayın Kültür Bakanı, bir Cuma günü Taksim Camii'ne gelir, Fransız Konsoloslugu'nun önüne kadar yayılan alanda sokakta namaz kılan cemaatin arasına karışıp bir namaz da siz kılar mısınız? Levanten kültürün ihtişamının yankılandıgı bir mekanda paslı teneke bir minareden, hoporlo ile okunan ezanı dinler misiniz? Müslümanların, levanten kültürün ihtişamı karşısında nasıl aşagılandıgına bir bakar mısınız?
Atilla Bey, Atatürk'ün adına yakışan yeni bir kültür merkezi inşa edeceklerini söylüyor, eskisini yıkıp.. Taksim Camii'ne de bir el atar mısınız? Korkar mısınız yoksa! Kimden, ne için, Ya da peki bu kahrolası gerçegin arkasındaki derin sırrı söylemekten sizi alı koyan ne?
En iyisi ben 1. Ordu Komutanı'na sesleneyim. Ey komutan, lütfen Taksim'deki camiyi bir ziyaret edin.. Kimileri orada bir cami oldugunu bile bilmiyor.. Yoksa bu sefaletin önüne geçmek için, insaf sahibi Hıristiyanları yardıma ça ıraca ım.. Belki bizimkilerin korkusundan anlamak istemedi ini, Allah'tan korkan bir papaz anlar!
Selam ve dua ile...
Abdurrahman Dilipak
Hüseyin Üzmez
Yine Dinlerarası Diyalog mes'elesi
Sayın Fethullah Gülen Hocaefendi, "Bazı kardeşlerimizin hassasiyetlerine binaen, 'Dinlerarası Diyalog' yerine, 'Kültürler' ya da 'Medeniyetlerarası Diyalog diyebiliriz" demişti. Memnun olmuştuk. Kendilerine dua da etmiştik. Hocaefendi sözünde de durdu. Ancak baktık ki o etkinliklerin adı degişti, ama muhtevası (içerigi) hiç de işmedi. Yeniden bir yazı yazdık. O yazı üzerine binlerce destek telefonları aldık. Tam aynı konuda bir yazı daha yazmak kararında idik ki... Sa lık-İş Genel Başkanı Sayın Mustafa Başoglu'dan bir faks aldık. Mes'eleyi o kadar net bir biçimde ortaya koymuş ki, virgülüne dahi dokunmadan, yazıyı aynen aktarıyorum: Şöyle diyor Sayın Başoglu: "Dinlerarası Diyalog 1965'lerde, Vatikan'da alınan bir karardır. .... Bu karar, Müslümanları Hıristiyanlaştırma amacına dayanmaktadır. Türkiye'de bazı resmi görevli ilahiyatçılar, Dinlerarası Diyalog'a, dört elle sarılmış görünüyor. Dinlerarası Diyalog toplantılarının ço unun Türkiye'de yapılmış olmasının altında yatan gerçek, Anadolu topraklarına, Hıristiyan Batı'nın da ortak oldugu izlenimini meydana getirmektir. Eger Dinlerarası Diyalog bir işe yarasaydı, ABD'nin Irak'ı işgal etmesini önleyebilir, Şaron'un Filistin'lilere karşı uyguladıgı gaddar politikayı de iştirtebilir, Putin'in Çeçen'lere karşı uyguladıgı soykırıma engel olabilirdi. (Hiç olmazsa bu zulümlerin birazcık olsun yumuşatılmasını sa layabilirdi)...
Bunların hiçbirisi gerçekleşmedi. Üstelik, 7 Temmuz'da İngiltire'de meydana gelen bir terör olayı bahane edilerek, Londra'da yaşayan Müslümanlar üzerinde büyük bir baskı kuruldu. Ve onların İngiltere'den sınırdışı edilmesi politikasına dönüldü. Tıpkı 11 Eylül'de İkiz Kuleler'in vurulmasından sonra "İslâm düşmanlı ı"na dönüldü ü gibi. Bütün bunlar bana, 1990'larda, o zamanki İngiltere Başbakanı Margaret Teatcher'in katıldıgı bir NATO toplantısında söyledigi sözleri hatırlatıyor. Bayan Teatcher o zaman: "Sovyetler yıkıldı. Düşman olmaktan çıktı. Her rejimin bir düşmana ihtiyacı vardır. Bundan sonra düşman İslâm'dır" demişti. Görülüyor ki, bu sözler, adım adım uygulanıyor. İslâm düşmanlıgı Hıristiyan ülkelerde, yaygınlaşarak devam ediyor. Bizim ülkemizde ise misyonerlik, "Dinlerarası Diyalog" şemsiyesi altında hızla sürdürülüyor. Maalesef bunun bir devlet politikası haline getirilerek, desteklenmesi çabaları da gözden kaçmıyor. Böyle bir yanlışlık "kendi kalesine gol atan bir takım" durumuna düşmemizden başka bir işe yaramaz..."
Son birkaç cümlesinde bazı eklemeler ve çıkarmalar yaptıgım için Sayın Başoglu'ndan özür diler, iltifatları için teşekkür eder, sagduyulu bütün okuyucu mü'min kardeşlerim adına kendilerine en derin saygılarımı sunarım. Rabbimiz böylesine vatanperver ve şuurlu insanların eksikligini vermesin.
(AMİNNN...)
CNYD.