Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Rumeysa

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Eki 2005
Mesajlar
3,942
Aldığı Beğeniler
2,483
Konum
İstanbul
Takım
Galatasaray
Medyum, normal bir insanın beş duyusuyla algılayabildiğinden daha fazlasını algıladığı, bazı özel yeteneklere sahip olduğunu söyleyen kimselere medyum denmektedir. Bunların en belirgin özellikleri gaybdan haber vermeleri, hali hazırda olmayan kişilerle meditasyon (derin düşünme) denilen bir çeşit haberleşme kurmalarıdır.

Medyum, cinci hoca, kâhin, falcı vs. adı ne olursa olsun, bu kişilerden sâdır ola her harikulâde olay kendilerinden olmayıp cinlerle ya da cinlerin kendilerini sahiplenmesiyle ortaya çıkan şeylerdir.


Cinler, şua ve enerji gibi varlık olduklarından, vücudun her tarafına nüfuz edebilme kabiliyetini haizdirler. Aslı cin olan şeytan için, Efendimiz (sav), "O, kanın damarlarda dolaştığı gibi, insan vücudunda dolaşır" buyurmaktadır. Hadis-i şeriften de anlaşılacağı üzere cinler, vücudun en iç organlarına kadar nüfuz edebilir ve orada bir kısım hastalıklara sebep ya da engel olabilirler. Ancak şunu peşinen belirmek gerekir ki, insanoğlunun cin ya da cinnîlerle her nasıl olursa olsun irtibata geçmeleri haramdır.
Esasında medyumlar cinlerden de bu bilgileri alamazlar. Onların tek ilham kaynakları şeytanlardır. Cinler de insanlar gibi mükellef varlıklardır. Onlar da gaybı bilemezler. Eğer cinler gaybı bilselerdi, Süleyman (a.s)ın öldüğünden haberleri olur ve mescid-i aksanın yapımına devam etmezlerdi. Nitekim öyle de olmuştur. Süleyman (a.s)ın asasını bir kurt kemirip de yere yığılıncaya kadar hiçbir cinin bundan haberi olmamıştır.

Gaybdan haberdar olmak isteyenler şeytanlardır. Nitekim bir ayet-i kerimede bu meyanda söyle buyurulmuştur:

"Andolsun, biz gökte birtakım burçlar yarattık ve seyredenler için onu süsledik. Onları, taşlanmış her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı eden müstesna. Onun da peşine açık bir alev sütunu düşmüştür." (Hicr/16-1

"Biz yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik. Ve itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk. Onlar, artık mele-i âla"ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar. Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır. Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da her şeyi delip geçen bir parlak ışık takip eder." (Saffat/6-10)

Şu muhakkak ki şeytandan alınan her bilgi şeytanîdir. Doğruluğu olsa da çoğu yalandır ya da insanı yalana meyletmeye hazırdır. Medyumların bu özellikleri ise tamamen istidraçtır. Onlar saf gözükmeye çalışan, kendilerine bahşedildiğini zannettikleri bu tür şeyler tamamen şeytan unsurudur.

Medyum, şeytanla elde ettiği güç sayesinde, olayları sanki televizyon ekranından görüyormuş gibi anlatır. Şeytan tarafından verilen bilgiler ve de gösterilen konulara, medyumun da bir yorum katarak o konu hakkında görüşlerini sunar. Buradaki en önemli olaylardan biri, şeytanın medyumu etkisi altına alarak, medyumun kendi bedensel enerjisini baskıda tutarak, ona baskı yapıp, medyuma fark ettirmeden, hükmetmeye başlamasıdır. Sonucunda medyum çok zarar görür. Hatta medyum denilen kişi fiziki olarak tahribe bile götürür. Halk arasında, cin çarpması dediğimiz olay buna benzer bir örnektir.

Bu bakımdan her halükârda onların bu aldatma ve saptırmalarından Allah"a sığınılmalı ve gaybdan verecekleri haberlere de asla itibar edilmemelidir. Medyumluk yaptığını iddia eden kimselere gitmek, onları dinlemek, onların sözleri tasdik etmek, dikkate almak dinimce küfür sayılmıştır. Resûlullah ın da değdi gibi Allah tan başkası gaybı bilemez. Bilseydi bunu önce peygamberler bilirdi. Nitekim gayb ilmi Allahın sırlı ilimlerinden bir ilimdir.

Onu çözmeye çalışmak, ulemanın tabiriyle ahmakların işidir.

Şu unutulmamalıdır ki, medyumlarla, kâhinlerle uğraşan kişiler şeytanla uğraşmış gibidir. Ve bunun bedelini de hayatta ağır öderler. Nitekim bu işlerle uğraşan kişiler hayatta iflâh olmuş kişiler değildir. Onların ne dünya huzuru ne de ahirete dair bir saadet inançları kalmıştır.

Allah cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammedî bu bataklığın yanından dahi geçirmesin.
 

peri

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Ara 2005
Mesajlar
950
Aldığı Beğeniler
5
Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, bu konuda bilgi ve düşünce yönünden hazırlıklı olan Mustafa Kemal Atatürk; 1071 Malazgirt Savaşından sonra Selçuklular, sonra da tüm beyliklerde ve Osmanlı İmparatorluğunda İslamiyetin bazı kişiler ve kurumlar tarafından kötüye kullanılıp, değişik toplum kesimlerinin mal ve namuslarının tasalluduna varan yoğun hadiseler zincirini kırmak, maddi, manevi (dünyevi) çıkar aracı haline getirilmesinin önüne geçmek üzere "Türk Laiklik Sistemi" ni, kurduğu Cumhuriyetin en önemli ve temel ilkesi haline getirdi.

Türk Laiklik Sistemi ile Avrupa'nın laiklik sistemi farklıdır. Avrupa'da halk-cemaat (Laikus) vardır.Bunun yanısıra ruhbanlık(papazlık) vardır.İslamiyette ise ruhbanlık yoktur.

Bazılarının yanlış bildiği gibi laiklik dinsizlik anlamına gelmez. Latince kökenli bir kelime olup, cemaat-halk anlamına gelir. Türkiye Cumhuriyetin'de bazı kimselerin ve birtakım kesimlerin kendi kafalarındakini din olarak ortaya koymalarının, önüne geçilmesi için, Akademik seviyelere kadar din eğitimi, devlet eli ile verilir. Yani icazeti yalnız devlet, eğitim kurumları vasıtası ile verir. Dini görev yapanların "öğretcilik ve eğiticilik" fonksiyonlarının dışında, papazlar gibi kutsi ruhbanlık nitelikleri yoktur.

Batıdaki gibi laiklik olsun düşüncesi; İslamiyette de;"papaz-ruhban" isevi işlevselliğinin Türkiye'de uygulanmasını istediklerini yansıtır ve islam şeraitine aykrıdır.

Peygamber efendimiz, kendisini ziyarete gelen Adiy İbn Hatem'e; "Hahamlarını ve rahiplerini, Allahtan ayrı Rabler edindiler" diye yakınıyor.

Peygamberimiz yine bir hadisinde (Tırmızi);"Dini kullanarak maddi ve manevi çıkar sağlayanların, öbür Alem'de yeri Cehennemdir" diyor. Bu çok açık ifadelere bile, toplumun bir kesimi adeta gözlerini kapamış, kulaklarını tıkamış. Peygamberimizin istemediği davranış içinde olanlara onay veriyor.

Falcılık, medyumculuk, tedavi edicilik, cincilik günümüzde resmen meslek olmuş. Bunlardan bazıları vergi mükellefi olup, fatura kesebiliyor. Tekke, zaviye açıp, müslümanları vesayet altına alma çabaları almış yürümüş. Bunlara rağmen "Türk Laiklik Sistemi" yerli yerine oturmuştur ve Türkiye Cumhuriyeti'nin dünya durdukça varolmasının teminatıdır.
DİNİMİZDE MEDYUMCULUK YOKTUR.VE GÜNAHTIR....
 

muzdelife

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
12 Eyl 2005
Mesajlar
387
Aldığı Beğeniler
0
Orjinal Yazarı rumeysa
Allah cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammedî bu bataklığın yanından dahi geçirmesin.

__________________

]
[/quote
amin kardeşim
 
Üst Alt