Merhabanın Hatırı
Toprak temizdi.
Gökyuzu ve hava temizdi. Bize sunduklari da. Biz de temizdik.
Pazardan peynir almak risk degil, sokak saticilari dosttu. Onlarla selamlasiyorduk.
Merhabanin hatiri vardi.
Hijyen, kalite ve garantinin belgesi iste bu merhaba idi. Sütcümüzün, yogutcumuzun, sebzecimiz vardi. Hal hatir sordugumuz, hangi zeytinden hoslandigimiz bilen, iyi peynirden bizi haberdar eden bakkalimiz vardi.
Simdi. Simdi potansiyel tehlike olarak goruldugumuz ve ustumuz arandiktan sonra girdigimiz süper marketlerin on binlerce cesidinin arasinda "merhaba"dan mahrum alis veris yapiyoruz.
Labirentin icinde raflarda sekiller, mesajlar ve imajlar var.
Reklamlar bizi zaten kodlamistir önceden; algiliyor ve aliyoruz. (isminin basinda hiper, süper ve mega gibi sifatlarin bulundugu magazalarda, oraya ne kadar cok giderseniz gidin, güvenlik görevlileri, reyon sorumlulari ve kasiyerlerle muhabbet kuramazsiniz. Market arabalaridir orada size en cok tanidik gelen.
Insan bazen laf atmak ister "isler nasil gidiyor" veya "Hayirdir bugün sol ön tekerin gıcırdıyor" diye.) insanin hayatinda kalabaliklar cogaldikca, yalnizliklar da cogaliyor. Bakkallarin gidisiyle, sokaklarin ruhu da gitti.
Ve lezzetler de gitti. Yilin on iki ayi muhtesem goruntusuyle arzi endam eyleyen sanal domatesler gibi. Domates mevsimini kaybettigi gunden beri, cok seyi kaybettik. Halbuki domates önemlidir. Mevsimi bittiginde gidisine üzülmek, yoklugunda özlemek zamani geldiginde kavusmaya sevinmek cok önemlidir. Kokusu cok önemlidir. Yöresi ve lezzeti de. Her yöre bir baska domates, bir baska domates lezzeti demektir. Artik yörenin adi; sera.
Sadece domates mi? Ekmek mesela. Ekmek, ekmek gibi kokmuyor. "Bir dilim ekmek" anlamini yitirdi. Ekmegi kesemiyorsunuz. Gercek bir dilim gibi bir dilim cikmiyor. Vitaminlerle sisirilmis, kus gibi hafif ve lezzetsiz.
Cay mesela. Cay, cay gibi kokmuyor. Seylanla Türk cayini, tomurcukla cay cicegini karistirarak formüller üretiyor ve telef oluyoruz.
Evet. Simdi, brokoliyle tanistik, dört mevsim domatesle ve daha neler neler.
imkanlar artti, cesitler artti. Simdi hersey her zaman var. Ama bu hengamenin, bu hayat duzeninin neticesi hamburgerle basbasa kalisimizdir.
Simdi hersey, her zaman var ve her sey kiymetsiz.
Bir süper marketten alisveris yapmaya calismak, sevdiginiz birini bulamayinca telesekretere not birakmak gibi aslinda. ikisinde de muhatabiniz yok, icinizden konusursunuz; sizi duyan olmaz.
Bu cagin cilvesi herhalde. Kalabaliklarin icinde yalnizligi yasamak ve bundan keyif almaya calismak. Ama vakumlu, dondurulmus, hijyenik ve ambalaji guzel hayatimizda eksik bir seyler var. Onemli bir seyler. Domatesin tadi gibi. Merhabanin hatiri gibi.
Toprak temizdi.
Gökyuzu ve hava temizdi. Bize sunduklari da. Biz de temizdik.
Pazardan peynir almak risk degil, sokak saticilari dosttu. Onlarla selamlasiyorduk.
Merhabanin hatiri vardi.
Hijyen, kalite ve garantinin belgesi iste bu merhaba idi. Sütcümüzün, yogutcumuzun, sebzecimiz vardi. Hal hatir sordugumuz, hangi zeytinden hoslandigimiz bilen, iyi peynirden bizi haberdar eden bakkalimiz vardi.
Simdi. Simdi potansiyel tehlike olarak goruldugumuz ve ustumuz arandiktan sonra girdigimiz süper marketlerin on binlerce cesidinin arasinda "merhaba"dan mahrum alis veris yapiyoruz.
Labirentin icinde raflarda sekiller, mesajlar ve imajlar var.
Reklamlar bizi zaten kodlamistir önceden; algiliyor ve aliyoruz. (isminin basinda hiper, süper ve mega gibi sifatlarin bulundugu magazalarda, oraya ne kadar cok giderseniz gidin, güvenlik görevlileri, reyon sorumlulari ve kasiyerlerle muhabbet kuramazsiniz. Market arabalaridir orada size en cok tanidik gelen.
Insan bazen laf atmak ister "isler nasil gidiyor" veya "Hayirdir bugün sol ön tekerin gıcırdıyor" diye.) insanin hayatinda kalabaliklar cogaldikca, yalnizliklar da cogaliyor. Bakkallarin gidisiyle, sokaklarin ruhu da gitti.
Ve lezzetler de gitti. Yilin on iki ayi muhtesem goruntusuyle arzi endam eyleyen sanal domatesler gibi. Domates mevsimini kaybettigi gunden beri, cok seyi kaybettik. Halbuki domates önemlidir. Mevsimi bittiginde gidisine üzülmek, yoklugunda özlemek zamani geldiginde kavusmaya sevinmek cok önemlidir. Kokusu cok önemlidir. Yöresi ve lezzeti de. Her yöre bir baska domates, bir baska domates lezzeti demektir. Artik yörenin adi; sera.
Sadece domates mi? Ekmek mesela. Ekmek, ekmek gibi kokmuyor. "Bir dilim ekmek" anlamini yitirdi. Ekmegi kesemiyorsunuz. Gercek bir dilim gibi bir dilim cikmiyor. Vitaminlerle sisirilmis, kus gibi hafif ve lezzetsiz.
Cay mesela. Cay, cay gibi kokmuyor. Seylanla Türk cayini, tomurcukla cay cicegini karistirarak formüller üretiyor ve telef oluyoruz.
Evet. Simdi, brokoliyle tanistik, dört mevsim domatesle ve daha neler neler.
imkanlar artti, cesitler artti. Simdi hersey her zaman var. Ama bu hengamenin, bu hayat duzeninin neticesi hamburgerle basbasa kalisimizdir.
Simdi hersey, her zaman var ve her sey kiymetsiz.
Bir süper marketten alisveris yapmaya calismak, sevdiginiz birini bulamayinca telesekretere not birakmak gibi aslinda. ikisinde de muhatabiniz yok, icinizden konusursunuz; sizi duyan olmaz.
Bu cagin cilvesi herhalde. Kalabaliklarin icinde yalnizligi yasamak ve bundan keyif almaya calismak. Ama vakumlu, dondurulmus, hijyenik ve ambalaji guzel hayatimizda eksik bir seyler var. Onemli bir seyler. Domatesin tadi gibi. Merhabanin hatiri gibi.