
Merhamet tüm varlığı kuşatan evrensel bir değerdir ve kaynağı da Yüce Allah’tır. Varlığın sahibi Yüce Allah, yarattığı tüm varlıkların sadece var olmalarını dileyip onları vücuda getirmemiştir. Onları çaresiz ve yapayalnız kendi kaderlerine terk etmemiş, devam ve kemallerini de murat etmiştir. Bundan dolayıdır ki, “Allah’ın rahmeti her şeyi kuşatmıştır.” (A’raf, 156.) Yüce Allah kendisini merhamet sahibi olarak nitelemiştir. (Bakara, 64.) Bir hadiste dile getirildiği gibi, “Cenab-ı Hak rahmetini yüz parçaya ayırdı, doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu, bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle yaratıklar birbirine merhametli davranır. Hatta yavrulu hayvan, bir tarafını incitir endişesi ile ayağını yavrusundan sakınır.” (Buhari, Edeb, 19; Müslim, Tevbe 17.)
Varoluşçu filozofların dediği gibi insan yeryüzüne fırlatılıp atılmış, kendi kaderine terk edilmiş, yalnız ve korumasız değildir. Allah’ın yardımı, merhameti, esirgeyip koruması olmasa yeryüzündeki kötülük, dert, acı ve sıkıntılarla başa çıkmak mümkün olabilir miydi? (Yusuf, 53.) Rahmeti, koruyup esirgemesi tüm varlığı kuşatıcı (=Rahman) ve sürekli (=Rahîm) olan Yüce Allah, bunun tecellilerinden biri olarak insanı her türlü güçlüğe katlanabilme yeteneği ile donatmıştır. (Beled, 4.) Daha dünyaya gelmeden önce ana rahminde en güvenli şekilde korunup büyütülen insan yavrusu, hayata gözlerini açtıktan sonra da güvenli bir çevreyle kuşatılmıştır. Hayatın yük ve sorumluluğunu taşıma yetenek ve yeterliliğine ehil kılınan insan, kendisini her zaman bir değerler düzeni içerisinde bulur. Gönülleri birbirine yaklaştıran, çok farklı dünyaları birbirine kaynaştıran, yardımlaşma ve dayanışma ile hayatın zorluklarını kolaylaştıran bu değerler düzenini geliştirme ve koruma görevi layıkıyla yerine getirildiği sürece dünya güvenli bir yer olma özelliğini koruyacaktır.
Hayatın zorluklarına sabır, canlı-cansız tüm varlıkların kendi düzen, istikrar ve gelişimine yönelik dikkat, ilgi ve anlayış, dert, sıkıntı ve ihtiyaç sahiplerine merhamet ve yardım İslami erdemlerin başında gelir. (Beled, 13-17.) Yaratılmışlara karşı gönlünde derin bir merhamet ve şefkat besleyen insan, içinde ilahî bir vasıf taşıyor demektir. Bundan dolayı da her türlü ilgi, ikram ve yardıma, sevgi ve saygıya layık olur.
Allah’tan insanlara doğru yayılan rahmet ve merhamet, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’de zirveye ulaşmıştır. O insanların en merhametlisidir ve bir rahmet peygamberidir. (Tevbe, 128.) Onun merhameti öncelikle çocuklar, kadınlar, yaşlılar; toplumun zayıfları, kimsesizleri, acizleri, yetimleri, yoksulları ve yoksunlarına yöneliktir. Bunun yanında onun şefkat ve merhameti insanları, hayvanları, tüm âlemi kuşatmıştır (Enbiya, 107.); o tam bir merhamet modelidir. Ona bağlanan, onu izleyen Müslümanların da ayırıcı vasfı, birbirlerine karşı duydukları merhamettir. (Fetih, 29.)
Prof. Dr. Hayati Hökelekli
Varoluşçu filozofların dediği gibi insan yeryüzüne fırlatılıp atılmış, kendi kaderine terk edilmiş, yalnız ve korumasız değildir. Allah’ın yardımı, merhameti, esirgeyip koruması olmasa yeryüzündeki kötülük, dert, acı ve sıkıntılarla başa çıkmak mümkün olabilir miydi? (Yusuf, 53.) Rahmeti, koruyup esirgemesi tüm varlığı kuşatıcı (=Rahman) ve sürekli (=Rahîm) olan Yüce Allah, bunun tecellilerinden biri olarak insanı her türlü güçlüğe katlanabilme yeteneği ile donatmıştır. (Beled, 4.) Daha dünyaya gelmeden önce ana rahminde en güvenli şekilde korunup büyütülen insan yavrusu, hayata gözlerini açtıktan sonra da güvenli bir çevreyle kuşatılmıştır. Hayatın yük ve sorumluluğunu taşıma yetenek ve yeterliliğine ehil kılınan insan, kendisini her zaman bir değerler düzeni içerisinde bulur. Gönülleri birbirine yaklaştıran, çok farklı dünyaları birbirine kaynaştıran, yardımlaşma ve dayanışma ile hayatın zorluklarını kolaylaştıran bu değerler düzenini geliştirme ve koruma görevi layıkıyla yerine getirildiği sürece dünya güvenli bir yer olma özelliğini koruyacaktır.
Hayatın zorluklarına sabır, canlı-cansız tüm varlıkların kendi düzen, istikrar ve gelişimine yönelik dikkat, ilgi ve anlayış, dert, sıkıntı ve ihtiyaç sahiplerine merhamet ve yardım İslami erdemlerin başında gelir. (Beled, 13-17.) Yaratılmışlara karşı gönlünde derin bir merhamet ve şefkat besleyen insan, içinde ilahî bir vasıf taşıyor demektir. Bundan dolayı da her türlü ilgi, ikram ve yardıma, sevgi ve saygıya layık olur.
Allah’tan insanlara doğru yayılan rahmet ve merhamet, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’de zirveye ulaşmıştır. O insanların en merhametlisidir ve bir rahmet peygamberidir. (Tevbe, 128.) Onun merhameti öncelikle çocuklar, kadınlar, yaşlılar; toplumun zayıfları, kimsesizleri, acizleri, yetimleri, yoksulları ve yoksunlarına yöneliktir. Bunun yanında onun şefkat ve merhameti insanları, hayvanları, tüm âlemi kuşatmıştır (Enbiya, 107.); o tam bir merhamet modelidir. Ona bağlanan, onu izleyen Müslümanların da ayırıcı vasfı, birbirlerine karşı duydukları merhamettir. (Fetih, 29.)
Prof. Dr. Hayati Hökelekli
:gul: