Zaman dizmişti geceye bütün emârelerini “bir bir” sabrın
Açılacak en “giz” kilidi bile, az daha bekle âh’ım!
Kaybolacak sandığın o hilâl ve şem yıldızlar var ya;
Bir uçtan bir uca “ikrâ mahyâsı” olacak âti’de Arş’ın!
Kırdım kalemimi de, dokunmasın artık o kırılgan sözcükler bana
Yutkunmasın gırtlağıma dizdiğim inciler, saklı kalsınlar kabuğunda
Kırdılar “sây” kanatlarımı, hem de açık denizlerin ortasında
Korkuyorum! Kimse bilmiyor ama, “ben yüzme bilmiyorum.”
Geçmişin izdihâmı çatlatıyor sîne'mi, ama sen “sus” diyorsun
Gözlerim sıkışmış cenksiz aynalara, hissiz fakât oldukça füsun
Kusun bütün günahınızı sizde, çekinmeden feyl’ime kusun
Çıkarmam sesimi bende bir kez, nasibi buymuş demek ki mes’ûdun…
Nasılsa kalmayacak elimizde, bir ömrün son ân’ından başka
O halde beynimin ihlâlindeki cehli, kim soktu bu şuursuz savaşa
Elbet bir sonu olacak diyerek dayandım, duruldum amma;
Bu durgun ahvâlimle şimdi, nasıl gem vurmalıyım ebedi aşk’a!
Ölmez O! Ruh ten’den ayrıldığı dem’de, ahdi baki cemrede!
Şebnem gülleri örtecek göğsünü, rûsvây olmasın Şem’i diye!
Dudaklarına sürtünen revnak ipekleri, dâimi zikir niyeti-ilen!
Yudumlar nefes dahi almadan beşer, zehr-i şerbettir ikrâm edilen!
Gel, gel de gör artık bu sefili, neydi ne oldu idrâki!
Kapansa da celbin bin celsesi, dinmeyecek mest-i firâki!
/Leyla ARSAL/