Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
Mevlânâ 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan'ın Belh şehrinde doğmuştur. Mevlânâ'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında "Bilginlerin Sultanı" unvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled'dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur. Sultânü'l-Ulemâ Bahâeddin Veled, bazı siyasî olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilâsı nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır.

Sultânü'l-Ulemâ 1212 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'ten ayrıldı. Sultânü'l-Ulemâ'nın ilk durağı Nîşâbur olmuştur. Burada mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlânâ küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attâr'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır. Nîşabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Küfe yolu ile

Kabe'ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emîr Musa'nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.

1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'l-Ulemâ ve ailesi burada yedi yıl kaldılar. Mevlânâ 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlânâ'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu.

Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlânâ bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlânâ'nın bu evlilikten de Muzafferüddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.


(DEVAMI YARIN)
 

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'l-Ulemâ Bahâeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi. Bahâeddin Veled sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 tarihinde ailesi ve dostları ile geldiler.

Sultânü'l-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlânâ'nın çevresinde toplandılar. Mevlânâ'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlânâ büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, iplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu. Mevlânâ 15 Kasım 1244'te Şems-i Tebrîzî ile karşılaştı. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlânâ Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Yaşamını, "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlânâ 17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk' in rahmetine kavuştu. Mevlânâ'nın cenaze namazını Mevlânâ'nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlânâ'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlânâ'nın cenaze namazını Kadı Sirâceddin kıldırdı.

Mevlânâ ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlânâ ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi mana sına gelen "şeb-i arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.
 

Rumeysa

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Eki 2005
Mesajlar
3,942
Aldığı Beğeniler
2,483
Konum
İstanbul
Takım
Galatasaray
O ne güzel kuldu

Allah razı olsun​
 

kerems

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
8 Kas 2005
Mesajlar
621
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Trabzonspor
BİR ANDA KIRK YERDE

Birbirinden habersiz, kırk kişi, ayrı ayrı,
Eve dâvet ettiler, bir gece Mevlânâ'yı.

Hiçbirini kırmayıp, eylediler icâbet,
Hepsi ile oturup, ettiler gece sohbet.

Ertesi gün onlardan; birbirini görenler,
Hemen birbirlerine, verdiler bunu haber.

Ve lâkin diğerleri, şaşırarak bir nice,
Dediler ki: "Mevlânâ, bizde idi dün gece."

Halbuki hiçbirinde, değildi o büyük zât,
Kendi hânelerinde, yalnız idi o saat
 

kerems

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
8 Kas 2005
Mesajlar
621
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Trabzonspor
TAYY-I ZAMAN, TAYY-I MEKÂN

Hazret-i Mevlânâ'nın, mübârek hanımları,
Diyor ki, bir gün evde, görmedik Mevlânâ'yı.

Halbuki biraz önce, otururdu odada,
Biraz sonra baktık ki, görünmüyor ortada.

Biz böyle konuşurken, akşam oldu nihâyet,
Sonra kapı açılıp, içeri etti avdet.

Çevirmek isteyince, ayakkabılarını,
Gördüm kenarında, Mekke'nin kumlarını.

Nereden geldiğini, ondan suâl edince,
Buyurdu ki: "Mekke'de, bir dostum vardı önce.

Onun ziyâretine, gitmiştim biraz evvel,
O kumlar da Hicaz'ın, kumlarıdır muhtemel."

Düşündüm ki "Bu kadar, kısacık bir zamanda,
Hicaz'a gidip gelmek, nasıl olur acaba?"

O bunu anlayarak, buyurdu ki: "Velîler,
Kerâmet ehli olup, sanki rûh gibidirler.

Kısaltır Hak teâlâ, onlar için bu yeri,
Bir adımda giderler, uzun mesâfeleri."
 

kerems

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
8 Kas 2005
Mesajlar
621
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Trabzonspor
HEPSİ ÎMÂN ETTİLER

Mevlânâ, tahsil için, Konya'dan bir gün yine,
Şam'a gidiyordu ki, uğradı Nusaybin'e.

Hıristiyan papazlar, bir yere gelmişlerdi,
Acâyip istidraçlar, halka gösterirlerdi.

Gösteriş yapmak için, hazret-i Mevlânâ'ya,
Bir oğlan çocuğunu, uçurdular havaya.

Celâleddîn-i Rûmî, bir duâ etti o an,
Havada kala kalıp, düşmedi yere oğlan.

Feryâd ediyordu ki, korkusundan o çocuk;
"Düşüp de öleceğim, indirin beni çabuk!

Çok uğraştılarsa da, papazların birçoğu,
Hiç indiremediler, havadan o çocuğu.

Oğlan bağırdı ki: "Sizin yanınızdaki,
O zâtın duâsıyla, işbu hâl oldu vâki.

Ancak onun duâsı, kurtarır beni bundan,
Yoksa helâk olurum, yere düşüp buradan."

Papazlar bil-mecbûri, ona gelip bu kere,
Dediler: "Duâ et de, o çocuk düşsün yere."

Buyurdu ki: "Hiçbir şey kurtarmaz o çocuğu,
Kelime-i şehâdet, kurtarır yalnız onu."

Oğlan bunu duyunca, sevinip bu habere,
Kelime-i şehâdet, söyleyip indi yere.

Papazlar bunu görüp, hayrette kaldı hepsi
Ve insâfa gelerek, îmân etti cümlesi.

"ALLAH, ALLAH" NİDÂLARIYLA
 
Üst Alt