- Üyelik Tarihi
- 1 Eyl 2005
- Mesajlar
- 1,716
- Aldığı Beğeniler
- 5
Bu iki zat arasındaki tevafuklar dikkat çekicidir. Her ikisi de hayatlarını sünnet-i seniyyenin ihyasına, İslam'a ve Kur'an'a yönelen hücumları bertaraf etmeye, Kur'an-ı Azimüşşanı asrın idrakine sunmaya ve iman hizmetine, özellikle dünyevi mevki ve makamlardan uzak kalarak vakfetmişlerdir.
Gerek Bediüzzaman, gerekse Mevlana Halid Hazretlerinin hayatını konu alan eserler incelendi inde, karşımıza dikkat çekici benzerlikler çıkmaktadır.
Mevlana Halid 1193'te (M.1779) , Bediüzzaman tam yüzyıl sonra 1293'te (M. 1878 ) dünyaya gelmiştir. Mevlana Hazretleri idarecilerin tahkikatı üzerine 1238'de (1823) Ba dat'tan ayrılıp Şam'a yerleşmiş, Bediüzzaman ise yine yüzyıl sonra 1338'de (1923) Ankara'dan ayrılıp Van'da inzivaya çekilmiştir. Mevlana Halid'in 1224'te (1809) Hindistan'a gidişi ile Bediüzzaman'ın 1324'te (1907) İstanbul'a gidişinde tarihi tevafuk vardır. Di er yandan Mevlana Hazretlerine Ba dat Valisi İbrahim Paşa tarafından müderrislik, Bediüzzaman'a da Mustafa Kemal tarafından milletvekilli i, Şark Umumi Vaizli i teklif edilmiş ancak her ikisi de bu resmi görev tekliflerini kabul etmemişlerdir.
Mevlana Halid'den Bediüzzaman'a İcazet Nişanı
O yıllarda medrese e itimini tamamlayan talebelere hocaları tarafından sarık sardırılarak cübbe giydirilir ve böylece mezuniyet merasimi gerçekleştirilirdi. Kader-i ilahinin bir cilvesi olarak medrese tahsilini tamamlamasına ra men Bediüzzaman'a cübbe giymek merasimi nasip olmamıştır. Bediüzzaman; bu sırada icazet merasimini ifa edebilecek dört veya beş büyük velinin vefat etti ini, bazı alimlerin kendisini rakip gördükleri veya teslim oldukları için üstadlık pozisyonuna girmediklerinden dolayı kendisine cübbe giydirecek birinin bulunamadı ını, bir üstadın elini öpüp cübbe giymenin elli altı sene geçmesine ra men kendisine nasip olmadı ını beyan ediyor. Bunlara ilave olarak Bediüzzaman medrese tahsilini tamamladı ında henüz onüç yaşında oldu unu, büyük hocalara mahsus kisvenin yaşının küçüklü üne yakışmadı ını, merasimin manileri arasında zikrediyor. Böyle çeşitli nedenlerle icazet merasimi yapılamayan Bediüzzaman Hazretlerine, asırlar ötesinden gönderilen Mevlana Halid Hazretlerinin cübbesi nasip olmuş ve kendisine giydirilmiştir.
Bu cübbe, bir sarıkla birlikte, Mevlana Hazretlerinin meşhur halifelerinden 'Küçük Aşık' namıyla tanınan, Mehmet Efendi'nin torunu Asiye Mülazimo lu eliyle Bediüzzaman Hazretlerine ulaşmıştır. Asiye Hanımın kocasının Kastamonu Hapishanesi müdürlü üne atanması üzerine buraya gelip yerleşmeleriyle emanetin sahibine teslim imkanı do muştur. Hediye kabul etmeyen Bediüzzaman'a cübbeyi teslim etmek isteyen Asiye Hanım, Üstadın talebesi Mehmet Feyzi'yi arayıp bulmuş, geri çevrilmesin diye de 'sizde emanet olarak kalsın' demiştir. Üstad cübbeyi kabul etmiş ve şükrederek giymiştir.
Her hal ve hareketiyle dikkatleri Risale-i Nur ve şahs-ı maneviye yönelten Bediüzzaman, cübbeyi, sadece kendisi giymeyip, bazı has talebelerine de teberrüken giydirmiştir. Mevlana Halid'den sonraki ve son müceddid olan Bediüzzaman, bu hareketiyle bir kez daha şahs-ı maneviyi ön plana çıkarmıştır.
Gerek Bediüzzaman, gerekse Mevlana Halid Hazretlerinin hayatını konu alan eserler incelendi inde, karşımıza dikkat çekici benzerlikler çıkmaktadır.
Mevlana Halid 1193'te (M.1779) , Bediüzzaman tam yüzyıl sonra 1293'te (M. 1878 ) dünyaya gelmiştir. Mevlana Hazretleri idarecilerin tahkikatı üzerine 1238'de (1823) Ba dat'tan ayrılıp Şam'a yerleşmiş, Bediüzzaman ise yine yüzyıl sonra 1338'de (1923) Ankara'dan ayrılıp Van'da inzivaya çekilmiştir. Mevlana Halid'in 1224'te (1809) Hindistan'a gidişi ile Bediüzzaman'ın 1324'te (1907) İstanbul'a gidişinde tarihi tevafuk vardır. Di er yandan Mevlana Hazretlerine Ba dat Valisi İbrahim Paşa tarafından müderrislik, Bediüzzaman'a da Mustafa Kemal tarafından milletvekilli i, Şark Umumi Vaizli i teklif edilmiş ancak her ikisi de bu resmi görev tekliflerini kabul etmemişlerdir.
Mevlana Halid'den Bediüzzaman'a İcazet Nişanı
O yıllarda medrese e itimini tamamlayan talebelere hocaları tarafından sarık sardırılarak cübbe giydirilir ve böylece mezuniyet merasimi gerçekleştirilirdi. Kader-i ilahinin bir cilvesi olarak medrese tahsilini tamamlamasına ra men Bediüzzaman'a cübbe giymek merasimi nasip olmamıştır. Bediüzzaman; bu sırada icazet merasimini ifa edebilecek dört veya beş büyük velinin vefat etti ini, bazı alimlerin kendisini rakip gördükleri veya teslim oldukları için üstadlık pozisyonuna girmediklerinden dolayı kendisine cübbe giydirecek birinin bulunamadı ını, bir üstadın elini öpüp cübbe giymenin elli altı sene geçmesine ra men kendisine nasip olmadı ını beyan ediyor. Bunlara ilave olarak Bediüzzaman medrese tahsilini tamamladı ında henüz onüç yaşında oldu unu, büyük hocalara mahsus kisvenin yaşının küçüklü üne yakışmadı ını, merasimin manileri arasında zikrediyor. Böyle çeşitli nedenlerle icazet merasimi yapılamayan Bediüzzaman Hazretlerine, asırlar ötesinden gönderilen Mevlana Halid Hazretlerinin cübbesi nasip olmuş ve kendisine giydirilmiştir.
Bu cübbe, bir sarıkla birlikte, Mevlana Hazretlerinin meşhur halifelerinden 'Küçük Aşık' namıyla tanınan, Mehmet Efendi'nin torunu Asiye Mülazimo lu eliyle Bediüzzaman Hazretlerine ulaşmıştır. Asiye Hanımın kocasının Kastamonu Hapishanesi müdürlü üne atanması üzerine buraya gelip yerleşmeleriyle emanetin sahibine teslim imkanı do muştur. Hediye kabul etmeyen Bediüzzaman'a cübbeyi teslim etmek isteyen Asiye Hanım, Üstadın talebesi Mehmet Feyzi'yi arayıp bulmuş, geri çevrilmesin diye de 'sizde emanet olarak kalsın' demiştir. Üstad cübbeyi kabul etmiş ve şükrederek giymiştir.
Her hal ve hareketiyle dikkatleri Risale-i Nur ve şahs-ı maneviye yönelten Bediüzzaman, cübbeyi, sadece kendisi giymeyip, bazı has talebelerine de teberrüken giydirmiştir. Mevlana Halid'den sonraki ve son müceddid olan Bediüzzaman, bu hareketiyle bir kez daha şahs-ı maneviyi ön plana çıkarmıştır.