1244 yılında Konyaya gelen Şemseddin Tebrîzî adlı bir zat, onun ilimle dolu dünyasında aşk ile yepyeni ufuklar açtı.
Bu iki ilâhî âşık, bir müddet yalnızca bir köşeye çekilerek kendilerini tamamen Hakka verdiler. Günlerce, gecelerce sohbetlere daldılar. Birbirlerinde kendilerini ve Yüce Allahın eşsiz güzelliklerinin tecellîlerini gördüler. Buluştuklarında Hz.Mevlânâ 38, Hz.Şems 60 yaşlarında idiler.
Artık Mevlânâ bütün zamanını Şems ile sohbete ayırıyordu. Bu ilâhî aşkı idrâk etmekten âciz olanlar, Hz.Mevlânânın Şemse olan ilgisini kıskanarak, ileri geri konuşmaya başladılar. Bu sözleri duyan Şems üzüldü ve 1246 yılında Konyayı terk edip Şama gitti
Şems gidince Hz.Mevlânâ derin üzüntülere boğuldu. Şemsi tedirgin ederek uzaklaşmasına neden olanlar da Mevlânânın bu hâli karşısında pişmân oldular.
Hz.Mevlânâ bir mektup yazarak oğlu Sultan Veledin de bulunduğu bir kâfileyi Şama gönderdi. Şems mektubu okudu ve Hz.Mevlânânın dâvetini geri çevirmeyerek 1247 yılında Konya ya döndü
Şemsin dönmesine herkes sevindi. Hz.Mevlânâ artık gülüyor, ziyâfetler veriyor, sema meclisleri düzenliyordu. Şemsle sohbet günlere ve gecelere sığmıyordu.
Fakat bu huzurlu günler uzun sürmedi. Dedikodular, çirkin sözler ve iftiralar yeniden başladı.
1247-1248 yılında Şems aniden kayboldu. Onu bir daha ne gören, ne de izini bulan olmadı.
Hz.Mevlânâ, Şemsi çok aradı. Ayrılığın büyük acısıyla şiirler söyledi, gözyaşları döktü. İki kere Şama gittiyse de izine rastlayamadı. Şemsin bedenî varlığını bulamayan Hz.Mevlânâ, onu mânâ yönünden kendinde buldu ve aramaktan vazgeçti. Bir şiirinde şöyle der:
Beden bakımından ondan ayrıyım ama, bedensiz ve cansız ikimiz de bir nûruz.
Ey arayan kişi! İster onu gör, ister beni. Ben Oyum, O da ben.
İlahi aşkı Şems, Mevlana ve Konya'yı terk edip Şam'a göçe karar verince, Mevlana "Etme" diye yakarır ona...
yılmaz erdoğan yorumuyla...
Bu iki ilâhî âşık, bir müddet yalnızca bir köşeye çekilerek kendilerini tamamen Hakka verdiler. Günlerce, gecelerce sohbetlere daldılar. Birbirlerinde kendilerini ve Yüce Allahın eşsiz güzelliklerinin tecellîlerini gördüler. Buluştuklarında Hz.Mevlânâ 38, Hz.Şems 60 yaşlarında idiler.
Artık Mevlânâ bütün zamanını Şems ile sohbete ayırıyordu. Bu ilâhî aşkı idrâk etmekten âciz olanlar, Hz.Mevlânânın Şemse olan ilgisini kıskanarak, ileri geri konuşmaya başladılar. Bu sözleri duyan Şems üzüldü ve 1246 yılında Konyayı terk edip Şama gitti
Şems gidince Hz.Mevlânâ derin üzüntülere boğuldu. Şemsi tedirgin ederek uzaklaşmasına neden olanlar da Mevlânânın bu hâli karşısında pişmân oldular.
Hz.Mevlânâ bir mektup yazarak oğlu Sultan Veledin de bulunduğu bir kâfileyi Şama gönderdi. Şems mektubu okudu ve Hz.Mevlânânın dâvetini geri çevirmeyerek 1247 yılında Konya ya döndü
Şemsin dönmesine herkes sevindi. Hz.Mevlânâ artık gülüyor, ziyâfetler veriyor, sema meclisleri düzenliyordu. Şemsle sohbet günlere ve gecelere sığmıyordu.
Fakat bu huzurlu günler uzun sürmedi. Dedikodular, çirkin sözler ve iftiralar yeniden başladı.
1247-1248 yılında Şems aniden kayboldu. Onu bir daha ne gören, ne de izini bulan olmadı.
Hz.Mevlânâ, Şemsi çok aradı. Ayrılığın büyük acısıyla şiirler söyledi, gözyaşları döktü. İki kere Şama gittiyse de izine rastlayamadı. Şemsin bedenî varlığını bulamayan Hz.Mevlânâ, onu mânâ yönünden kendinde buldu ve aramaktan vazgeçti. Bir şiirinde şöyle der:
Beden bakımından ondan ayrıyım ama, bedensiz ve cansız ikimiz de bir nûruz.
Ey arayan kişi! İster onu gör, ister beni. Ben Oyum, O da ben.
İlahi aşkı Şems, Mevlana ve Konya'yı terk edip Şam'a göçe karar verince, Mevlana "Etme" diye yakarır ona...
yılmaz erdoğan yorumuyla...