Akil, baliğ olup imanı olan erkek, kadın her Müslümana, mükellef denir. Mükellef olanların ise, ölümü çok hatırlaması sünnettir. Çünkü ölümü çok hatırlamak, emirlere sarılmaya, günahlardan sakınmaya sebep olur ve haram işlemeye cesareti azaltır. Zira Peygamber efendimiz; (Lezzetleri yıkan, eğlencelere son veren ölümü, çok hatırlayınız!) buyurmuştur
İslam âlimlerinden ve evliyadan bazıları, ölümü, her gün bir kere hatırlamayı âdet edinmişlerdi. Bahaeddin-i Buhari hazretleri, her gün yirmi kere, kendini ölmüş, mezara konmuş düşünürdü. Bişr-i Hafi hazretleri, sevenlerine hep; “Ölümü hatırladığın zaman, dünyanın güzelliği ve şehvetleri senden gider” buyururdu
Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
“Yazıklar olsun, ömür geçti. Bir hayırlı iş yapmadım. Dünyanın vefasız, yalancı olduğu, şimdi anlaşıldı. Hayatı, hayal oldu. Fitneleri, dertleri bitmedi. Ahbab, arkadaşlar, öldüler, gittiler. Bu halleri görüp de, gafletten uyanmıyor, ibret almıyor, pişmanlık duymuyor ve tevbe etmiyoruz. Gaflet devam ediyor, günahlarımız artıyor.ALLAH ü teâlâ, Tevbe suresinin yüz yirmi yedinci âyetinde mealen; (Görmüyorlar mı ki, her sene, bir iki kere, dertlere, belalara yakalanıyorlar. Yine tevbe etmiyor, pişman olmuyorlar) buyurdu.
Bu nasıl imandır? Nasıl Müslümanlıktır? Ne kitaptan, ne sünnetten nasihat alınıyor. Ne de, başa gelen dertlerden, hadiselerden ibret alınıyor. Uzun seneler, beraber yaşadıkları, birlikte gezip dolaştıkları, yiyip içtikleri, yatıp kalktıkları ahbablarını, arkadaşlarını düşünsünler. Sevdiklerinin, birlikte eğlendiklerinin, yardımcılarının ne olduklarını görmüyorlar mı? Hiçbirinden bir şey kaldı mı? Onlardan haber verenler var mı? Ömürlerinin harmanını rüzgar götürdü.”
Peygamber efendimiz de, uzun bir hadis-i şerifin başında; (Bir insanın ruhu vücudundan ayrılınca, bir nida gelir ki, ey insanoğlu, sen mi dünyayı terk eyledin, yoksa dünya mı seni terk eyledi? Sen mi dünyayı topladın, yoksa dünya mı seni topladı? Sen mi dünyayı öldürdün, yoksa dünya mı seni öldürdü?..) buyurmaktadır.
Netice olarak,ALLAH ü teâlânın bir hadis-i kudside buyurduğu gibi:
(Ölümün geleceğini bildiği halde sevinen, hesaba çekileceğini bildiği halde mal biriktirme hırsı ile yanıp tutuşan, yalnız başına mezara gireceğini bildiği halde gülüp oynayan, dünyanın yok olacağını bildiği halde dünyaya sımsıkı sarılan, ahireti bildiği halde, dünya ile huzur bulmaya çalışan kimselere şaşılır!..)
İslam âlimlerinden ve evliyadan bazıları, ölümü, her gün bir kere hatırlamayı âdet edinmişlerdi. Bahaeddin-i Buhari hazretleri, her gün yirmi kere, kendini ölmüş, mezara konmuş düşünürdü. Bişr-i Hafi hazretleri, sevenlerine hep; “Ölümü hatırladığın zaman, dünyanın güzelliği ve şehvetleri senden gider” buyururdu
Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
“Yazıklar olsun, ömür geçti. Bir hayırlı iş yapmadım. Dünyanın vefasız, yalancı olduğu, şimdi anlaşıldı. Hayatı, hayal oldu. Fitneleri, dertleri bitmedi. Ahbab, arkadaşlar, öldüler, gittiler. Bu halleri görüp de, gafletten uyanmıyor, ibret almıyor, pişmanlık duymuyor ve tevbe etmiyoruz. Gaflet devam ediyor, günahlarımız artıyor.ALLAH ü teâlâ, Tevbe suresinin yüz yirmi yedinci âyetinde mealen; (Görmüyorlar mı ki, her sene, bir iki kere, dertlere, belalara yakalanıyorlar. Yine tevbe etmiyor, pişman olmuyorlar) buyurdu.
Bu nasıl imandır? Nasıl Müslümanlıktır? Ne kitaptan, ne sünnetten nasihat alınıyor. Ne de, başa gelen dertlerden, hadiselerden ibret alınıyor. Uzun seneler, beraber yaşadıkları, birlikte gezip dolaştıkları, yiyip içtikleri, yatıp kalktıkları ahbablarını, arkadaşlarını düşünsünler. Sevdiklerinin, birlikte eğlendiklerinin, yardımcılarının ne olduklarını görmüyorlar mı? Hiçbirinden bir şey kaldı mı? Onlardan haber verenler var mı? Ömürlerinin harmanını rüzgar götürdü.”
Peygamber efendimiz de, uzun bir hadis-i şerifin başında; (Bir insanın ruhu vücudundan ayrılınca, bir nida gelir ki, ey insanoğlu, sen mi dünyayı terk eyledin, yoksa dünya mı seni terk eyledi? Sen mi dünyayı topladın, yoksa dünya mı seni topladı? Sen mi dünyayı öldürdün, yoksa dünya mı seni öldürdü?..) buyurmaktadır.
Netice olarak,ALLAH ü teâlânın bir hadis-i kudside buyurduğu gibi:
(Ölümün geleceğini bildiği halde sevinen, hesaba çekileceğini bildiği halde mal biriktirme hırsı ile yanıp tutuşan, yalnız başına mezara gireceğini bildiği halde gülüp oynayan, dünyanın yok olacağını bildiği halde dünyaya sımsıkı sarılan, ahireti bildiği halde, dünya ile huzur bulmaya çalışan kimselere şaşılır!..)
Son düzenleme: