Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

turangida

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Haz 2010
Mesajlar
5,705
Aldığı Beğeniler
14,607
Takım
Galatasaray
Belki firavunlar piramitlerini kırbaç altında inleyen kölelerin emekleriyle yükselttiler. Günümüzde olay biraz farklı. Köleler, ‘Belki ben de firavun olurum’ düşüncesiyle piramidin inşasına gönüllü olarak ve tebessüm ederek katılıyorlar.

| İsmet ÖZEL
_____________________
Lise yıllarımda okuduğum, okuduktan sonra da sosyolog olmama sebep olan Ali Şeriati'nin Mısır Piramitlerini bir anlatışı vardır. Herkesin büyük bir medeniyet şaheseri, dünyanın harikalarından bir harika olarak gördüğü piramitlerin önünde Şeriati uzun bir tefekküre dalar. Bu piramitlerin yapıldığı günlere gider, bu muhteşem binaları, insanlarda hayranlık uyandıran, dünyanın her yanından insanları ziyaretlere cezbeden bu yapılara baktığında herkesin gördüğünden farklı bir şeyi görür Şeriati: medeniyetin paradoksu ve insanın trajedisini.

Bu olağanüstü yapılar insanlığın nelere kadir olduğunun bir işareti gibi sunulur, oysa Şeriati'nin baktığı yerden insanlığın ne kadar alçalabildiğinden başka bir şey göstermez. Hem bu piramitlerin yapılma şekli dolayısıyla insanlığın insanlıktan çıkışı vardır hem de bugün insanların bu piramitlerin hangi şartlarda yapıldığına dair hiçbir farkındalık göstermeksizin buralara akışı dolayısıyla.

İnsanlıkta hayranlık hissi veren o piramitler milyonlarca kölenin en ağır şartlarda hayatları pahasına çalıştırılmasının sonucudur. O taşların her birinde kim bilir kaç kölenin kanı, gözyaşı ve hayatı vardır. O taşların başına oturup Firavunlardan ziyade o yapıların inşasında hayatları telef olan kölelerle empati kurmaya çalışır Şeriati.

Aslında bizzat bu yapıların varlığı insanın insana yapabildiği en büyük kötülüklerin tanığıdır. Ama bugün mimari sanatının veya medeniyetin şaheserleri olara işlem görüyor. Ziyaret edenler bu yapılarda insanlığın bütün değerlerinin nasıl ayaklar altına alındığına bakmaksızın bu yapıları inşa ettiren Firavunları medeniyetin bir eseri olarak görüyorlar. Oysa biraz daha dikkatle bakıldığında görülmesi gereken şey bunca azametli yapılara rağmen, o ölümsüz olma tutkusunun insanda nasıl büyük bir zaaf olduğudur. O firavunların sonuçta bu azametli yapılara rağmen ölmekten kurtulamamış olduklarıdır alınması gereken ders. Dahası bu sanat harikasını ortaya koyan temel saikin arkasında hiçbir olumlu insani değerin olmadığıdır.

Medeniyetin paradoksu budur işte. Bugün medeniyet adına ortada görünür olan şeyler aslında yeryüzünü gezerken bizden öncekilerin sonunun ne olduğunu ibretle seyretmemiz gereken eserlerdir. Bizden öncekiler de güç, görkem ve yaratıcılık konusunda çok iddialıydı. Oysa onlardan geriye kalan bir şey yok.

Mısır, Firavunlar diyarı. İnsanların en sistematik biçimde köleleştirildiği, devletin en karmaşık şeklinin ilk kurulduğu ve insanın kitleler halinde kullaştırıldığı diyarın adı. Firavun'un kendi iktidarına bir rüya yorumuna dayanarak tehdit hissettiği yerde kundaktaki bütün çocukları öldürmekten çekinmediği yerdir Mısır. Gücün şehvetine kapılan yöneticilerin bir aşama sonra bütün insanlara 'ben sizin en büyük rabbinizim' deme gafletinde ve azgınlığında bulundukları yer.

İnsanları kendilerine kul olmaya zorlayan Firavun olduğunda ona mutlaka bir Musa'nın da gönderildiği yerdir Mısır.
YASİN AKTAY
 

...vuslat

gökyüzünü bilmeyen leke sanıyor kuşları...
 
Üyelik Tarihi
6 May 2015
Mesajlar
7,297
Aldığı Beğeniler
19,193
Konum
????
Okuduğum bir bilgide "yalnışsam düzeltin"
Eski Mısır da SİNEK/lerin firavunu rahatsız etmesini önlemek için aynı odada bulunan hizmetlilerin vücutları balla kaplanırmış

İlahi tecelli galiba

:gul:
 
Üst Alt