- Üyelik Tarihi
- 3 Eyl 2005
- Mesajlar
- 3,446
- Aldığı Beğeniler
- 13
Misyonerin günlüğü
8 Temmuz
İşte Türkiye'deyim; bölge sorumlusu Tommy arkadaşla havaalanından
kalacağımız eve giderken hayli uyarıcı bilgiler aldım; "Hemen başlama,biraz sağını solunu tanımalısın;
Türkler acayip bir millettir" filan diye bir şeyler
söyledi, ama aldırış etmedim. Bir dakika bile zayi edilmemeli; görev
kutsal, görev ağır.
9 Temmuz
Tommy'nin yanıldığı açık; bugün ilk tebliğimi yaptım bile. Adam
parkta öylece oturuyordu.
Söylediğim her şeyi gülümseyip başıyla tasdik ederek saatlerce
dinlerken ruhumun göklere değdiğini hissetmiştim. Bizi seyreden
simitçi,sonradan o adamın
sağır olduğunu söyleyince
biraz moralim bozuldu ama olur öyle şeyler.
11 Temmuz
Üçüncü gün; Tommy hâlâ "erken henüz" diye ısrar ediyor.
Mânâsız bir ısrar bu; kurtulması gereken o kadar çok ruh var ki
burada. Çorap almaya inmiştim semt pazarına. Nasıl oldu anlamadım ama eve
dönerken artık benim altılı çelik tencere takımım vardı. Önemli değil,
tencere gerekli bir araç nasıl olsa.
Tencereci arkadaşa müjdeyi tebliğ ettim. "Ayıpsın abi, Hazreti
İsâ'ya can fedâ." dedi, ben ağladım.
Söz verdi, pazar toplantılarına gelecek; hatta bana bir adres bile
verdi.O adrese gidersem bir sürü insanı misyona katabilirmişim.
21 Temmuz
Tommy hâlâ "gitme, bak karışmam" diyor; işte bu aşırı ihtiyatkârlık
yüzünden buralardaİsa'nın mesajı yeterince bilinmiyor zaten.
Gittim; şehrin kenarında kalabalık bir mahallede bir apartmanın
altıncıkatına çıktım.
İçeride bir hayli erkek vardı; beni içeri aldılar, mobilyasız bir
salona geçtik. Çay getirdiler; hatır sordular. Tam lâfa başlarken
biri
parmağıyla "sus" işareti yaptı. İçeriden yaşlıca bir adam çıkıp salona
gelince herkes gibi ben de ayağa kalktım.
Sonra adam konuşmaya, bir nevi vaaz vermeye başladı. şöyle bir
dinledim; eh fena şeyler değil. Toplantıdan sonra herkes birbirine sarıldı,
yeniden çay ikram edildi.
Burayı sevdim, yarında geleceğim.
2 Ağustos
Yine aynı şeyler oldu; bir ara fırsat bulup salondaki arkadaşları
misyona kazandırayım dedim.
Tam "İsa" demiştim ki, ihtiyar vaiz "İsa dedin de aklıma geldi."
deyip çok tatlı bir bahis açtı.
Öyle güzel anlatıyor ki başladım ağlamaya. Zor teselli ettiler;
sonra ortaya sofra geldi. Yemek yedik. Kuşbaşılı pilav nefisti; hele
cacık!
12 Ağustos
Tommy beni tesbihle oynarken yakaladı. "Nereden buldun" diye
sıkıştırıyor. "Dükkanın birinden aldım." dedim. Tesbih bana iyi
geliyor, meditasyon yerine geçiyor.
Bir tane de Tommy'e mi alsam?
6 Eylül
Bugün hep birlikte camiye gittik. "Bakayım" dedim burada neler
yapıyorlar, nasıl ibadet ediyorlar.
Mecit diye bir temiz yüzlü arkadaşım var cemaatten. Bana abdest
almayı öğretti caminin avlusunda.
Tuvaletleri pek temiz değil ama abdest çok güzel bir olay.
Fırsatını kolluyorum; bunların hepsini Protestan etmezsem bana da
Mahmut demesinler!
16 Eylül
"Nereden çıktı bu Mahmut?!" diye çıldırdı Tommy. "Kod adım." dedim.
Anlamadı.
Anlamaz tabii. Ben ne yaptığımı biliyorum. şimdilik sesimi
çıkarmıyor, toplantılara muntazaman devam ediyorum; ezan okununca
"Hadi camiye
gidelim Mahmut" diyorlar, gidiyorum.
"Neler okuyorsunuz fısır fısır?" diye sordum. Öğrettiler. Fatiha
çok güzel bir sûre.
Tommy'e de öğretmeliyim.
1 Ekim
Tommy beni evden atmaya kalkıştı dün. "Seni kandırıyorlar, Müslüman
yapacaklar enayi." diye çıkıştı. İtiraz ettim, "Ben bunların içyüzünü
öğrenmeye çalışıyorum Pastör Tommy." dedim. "Sırlarını öğrendiğim an,
bunları sürü halinde önüme katıp Sarayburnu' ndan
denize sokup cümlesini birden çatır çatır vaftiz etmezsem bana da
Mahmut demesinler." dedim. "Çık dışarı aptal." diye kovdu beni.
Misyondan gelen aylığımı da kesti. Vermezse vermesin, cemaatteki arkadaşlar aralarında para toplayıp verdiler. Geceyi ucuz bir otelde geçirdim.
Bugün Mecit'in evine taşınıyorum.
Az kaldı az.. Dayan oğlum Mahmut!
6 Kasım
Mecit benim için istihareye yatmış; "Yeşil gördüm Mahmut." dedi,
"Nurlar içindeydin, hidâyet nasip oldu sana ne mutlu." dedi. Tabii
aldırış etmiyorum, fakat hoşuma gitmedi de değil. 9 Kasım
Bugünlerde cemaate İngilizce dersleri vermeye başladım; sabah
namazını topluca edâ ettikten sonra kuşluk vaktine kadar ders
veriyorum.
Kuşlukla öğle arasında tefsir
dersleri yapıyoruz. Beni artık iyice kendilerinden zannediyorlar.
21 Kasım
Yeni damat olduğum için dört günden beri günlük yazamadım. Mecit'in
teyzesinin kızı Sabiha ile nikahlandık dün. Nikâhımızı Saadettin
Hoca kıydı sağ olsun. Sünnet dediğin ise sinek ısırığı gibi bir şey
zaten, çabucak geçti. Bu sabah yolda Tommy ile karşılaştık. "Kiliseye yazdım, seni defterden sildiler." dedi.
Güldüm, hâlâ o bayatlamış misyoner kafası işte. Benim din değiştirdiğimi sanıyor gerzek. Halbuki ben...
28 Kasım
Ne kadar üzgünüm. Mecit, "Nasip değilmiş, seneye gidersin" diyor.
Hac kayıtları kapanmışmış.
İstesem ecnebi pasaportumla Mısır üzerinden vize alır giderim, ama
ben olayı içeriden,herkesle bütün mü'minlerle birlikte yaşamak istiyorum oysaki.
19 Aralık
Sabiha ile teheccütten sonra Yaşar Hoca mevzusu geçti aramızda.
Yav bu Yaşar Nuri Hoca iyi adam hoş adam fakat ne bileyim çok modern
bir duruşu var gibi sanki; hani, "İslâm'ı en iyi ben bilirim" şeklinde
bir dayılanma. Öğleden sonra yayıncımla sözlü anlaşma yaptık; ilk eserim
iki ay sonra çıkıyor:
"İslâm'ın selefî boyutlarına dinamik bakışlar".
Yayıncım, "Fiyatı iki lira yaparsak üç yüz bin satarız." diyor............
8 Temmuz
İşte Türkiye'deyim; bölge sorumlusu Tommy arkadaşla havaalanından
kalacağımız eve giderken hayli uyarıcı bilgiler aldım; "Hemen başlama,biraz sağını solunu tanımalısın;
Türkler acayip bir millettir" filan diye bir şeyler
söyledi, ama aldırış etmedim. Bir dakika bile zayi edilmemeli; görev
kutsal, görev ağır.
9 Temmuz
Tommy'nin yanıldığı açık; bugün ilk tebliğimi yaptım bile. Adam
parkta öylece oturuyordu.
Söylediğim her şeyi gülümseyip başıyla tasdik ederek saatlerce
dinlerken ruhumun göklere değdiğini hissetmiştim. Bizi seyreden
simitçi,sonradan o adamın
sağır olduğunu söyleyince
biraz moralim bozuldu ama olur öyle şeyler.
11 Temmuz
Üçüncü gün; Tommy hâlâ "erken henüz" diye ısrar ediyor.
Mânâsız bir ısrar bu; kurtulması gereken o kadar çok ruh var ki
burada. Çorap almaya inmiştim semt pazarına. Nasıl oldu anlamadım ama eve
dönerken artık benim altılı çelik tencere takımım vardı. Önemli değil,
tencere gerekli bir araç nasıl olsa.
Tencereci arkadaşa müjdeyi tebliğ ettim. "Ayıpsın abi, Hazreti
İsâ'ya can fedâ." dedi, ben ağladım.
Söz verdi, pazar toplantılarına gelecek; hatta bana bir adres bile
verdi.O adrese gidersem bir sürü insanı misyona katabilirmişim.
21 Temmuz
Tommy hâlâ "gitme, bak karışmam" diyor; işte bu aşırı ihtiyatkârlık
yüzünden buralardaİsa'nın mesajı yeterince bilinmiyor zaten.
Gittim; şehrin kenarında kalabalık bir mahallede bir apartmanın
altıncıkatına çıktım.
İçeride bir hayli erkek vardı; beni içeri aldılar, mobilyasız bir
salona geçtik. Çay getirdiler; hatır sordular. Tam lâfa başlarken
biri
parmağıyla "sus" işareti yaptı. İçeriden yaşlıca bir adam çıkıp salona
gelince herkes gibi ben de ayağa kalktım.
Sonra adam konuşmaya, bir nevi vaaz vermeye başladı. şöyle bir
dinledim; eh fena şeyler değil. Toplantıdan sonra herkes birbirine sarıldı,
yeniden çay ikram edildi.
Burayı sevdim, yarında geleceğim.
2 Ağustos
Yine aynı şeyler oldu; bir ara fırsat bulup salondaki arkadaşları
misyona kazandırayım dedim.
Tam "İsa" demiştim ki, ihtiyar vaiz "İsa dedin de aklıma geldi."
deyip çok tatlı bir bahis açtı.
Öyle güzel anlatıyor ki başladım ağlamaya. Zor teselli ettiler;
sonra ortaya sofra geldi. Yemek yedik. Kuşbaşılı pilav nefisti; hele
cacık!
12 Ağustos
Tommy beni tesbihle oynarken yakaladı. "Nereden buldun" diye
sıkıştırıyor. "Dükkanın birinden aldım." dedim. Tesbih bana iyi
geliyor, meditasyon yerine geçiyor.
Bir tane de Tommy'e mi alsam?
6 Eylül
Bugün hep birlikte camiye gittik. "Bakayım" dedim burada neler
yapıyorlar, nasıl ibadet ediyorlar.
Mecit diye bir temiz yüzlü arkadaşım var cemaatten. Bana abdest
almayı öğretti caminin avlusunda.
Tuvaletleri pek temiz değil ama abdest çok güzel bir olay.
Fırsatını kolluyorum; bunların hepsini Protestan etmezsem bana da
Mahmut demesinler!
16 Eylül
"Nereden çıktı bu Mahmut?!" diye çıldırdı Tommy. "Kod adım." dedim.
Anlamadı.
Anlamaz tabii. Ben ne yaptığımı biliyorum. şimdilik sesimi
çıkarmıyor, toplantılara muntazaman devam ediyorum; ezan okununca
"Hadi camiye
gidelim Mahmut" diyorlar, gidiyorum.
"Neler okuyorsunuz fısır fısır?" diye sordum. Öğrettiler. Fatiha
çok güzel bir sûre.
Tommy'e de öğretmeliyim.
1 Ekim
Tommy beni evden atmaya kalkıştı dün. "Seni kandırıyorlar, Müslüman
yapacaklar enayi." diye çıkıştı. İtiraz ettim, "Ben bunların içyüzünü
öğrenmeye çalışıyorum Pastör Tommy." dedim. "Sırlarını öğrendiğim an,
bunları sürü halinde önüme katıp Sarayburnu' ndan
denize sokup cümlesini birden çatır çatır vaftiz etmezsem bana da
Mahmut demesinler." dedim. "Çık dışarı aptal." diye kovdu beni.
Misyondan gelen aylığımı da kesti. Vermezse vermesin, cemaatteki arkadaşlar aralarında para toplayıp verdiler. Geceyi ucuz bir otelde geçirdim.
Bugün Mecit'in evine taşınıyorum.
Az kaldı az.. Dayan oğlum Mahmut!
6 Kasım
Mecit benim için istihareye yatmış; "Yeşil gördüm Mahmut." dedi,
"Nurlar içindeydin, hidâyet nasip oldu sana ne mutlu." dedi. Tabii
aldırış etmiyorum, fakat hoşuma gitmedi de değil. 9 Kasım
Bugünlerde cemaate İngilizce dersleri vermeye başladım; sabah
namazını topluca edâ ettikten sonra kuşluk vaktine kadar ders
veriyorum.
Kuşlukla öğle arasında tefsir
dersleri yapıyoruz. Beni artık iyice kendilerinden zannediyorlar.
21 Kasım
Yeni damat olduğum için dört günden beri günlük yazamadım. Mecit'in
teyzesinin kızı Sabiha ile nikahlandık dün. Nikâhımızı Saadettin
Hoca kıydı sağ olsun. Sünnet dediğin ise sinek ısırığı gibi bir şey
zaten, çabucak geçti. Bu sabah yolda Tommy ile karşılaştık. "Kiliseye yazdım, seni defterden sildiler." dedi.
Güldüm, hâlâ o bayatlamış misyoner kafası işte. Benim din değiştirdiğimi sanıyor gerzek. Halbuki ben...
28 Kasım
Ne kadar üzgünüm. Mecit, "Nasip değilmiş, seneye gidersin" diyor.
Hac kayıtları kapanmışmış.
İstesem ecnebi pasaportumla Mısır üzerinden vize alır giderim, ama
ben olayı içeriden,herkesle bütün mü'minlerle birlikte yaşamak istiyorum oysaki.
19 Aralık
Sabiha ile teheccütten sonra Yaşar Hoca mevzusu geçti aramızda.
Yav bu Yaşar Nuri Hoca iyi adam hoş adam fakat ne bileyim çok modern
bir duruşu var gibi sanki; hani, "İslâm'ı en iyi ben bilirim" şeklinde
bir dayılanma. Öğleden sonra yayıncımla sözlü anlaşma yaptık; ilk eserim
iki ay sonra çıkıyor:
"İslâm'ın selefî boyutlarına dinamik bakışlar".
Yayıncım, "Fiyatı iki lira yaparsak üç yüz bin satarız." diyor............