- Üyelik Tarihi
- 7 Eyl 2005
- Mesajlar
- 1,242
- Aldığı Beğeniler
- 9
- Takım
- Galatasaray
Batılı toplumlar, aile kurumunu toplumun temel yapıtaşı olmaktan çıkarmış ve oluşan boşlu u da yuva, kreş, anaokulu gibi kurumlarla doldurmuştur. Ancak kurdukları bu model sa lıklı sonuçlar vermemiştir.
Bu toplumlarda gençlik dönemi en hassas ve en bunalımlı dönem olmuştur.
Ardından gelen orta yaş dönemi de gençlik döneminden farkı olmayan özellikler sergiler. Batılı psikologlar orta yaş bunalımı dedikleri bir rahatsızlıkla u raşıyorlar.
Ya yaşlılık dönemi? Belli bir yaşın üstündeki kişilerin artık hayattan zoraki olarak kopartıldı ı, gençlere ayak ba ı olmaması için genellikle huzur evlerine hapsedildi i bu modern hayat tarzı için ne söylenebilir?
Bütün bunlar kadının aslî/fıtrî fonksiyonundan uzaklaştırılmasının, yani aile kurumunun işlevsiz hale dönüştürülmesinin sonucu olarak görülmelidir.
Bu söylediklerimize bir de bu toplumlarda evinden koparılmış kadınların yaşadı ı çok yönlü problemleri eklemeliyiz elbette. Merhametten, şefkatten, sevgi ve saygıdan eser taşımayan modern hayat tarzının en acımasız yüzüyle tek başına karşılaşmak durumunda bulunan kadın için, ayakta kalabilmenin iki yolu var: Ya büyük bir de işim gösterip kadınlık fıtratını büyük ölçüde kaybecek ya da her türlü istismar ve kullanılmayı kabullenecek. Üçüncü şık ise büyük bir bunalım...
Meseleye örtünme-açılma ba lamında baktı ımızda ise karşımıza şu manzara çıkıyor: Batılı/Batılılaşmış kadın, özgürleşmek adına üzerindeki örtüleri öyle bir fırlatıp atmıştır ki, günlük hayatta erkeklerin bile açmadı ı (hatta açmaktan utandı ı) yerlerini bile açıkta bırakmıştır. Açılmadaki bu kararlılı ı sebebiyle, giyindi i zaman bile vücudunu belli edecek elbiseleri tercihte ısrar, Batılı/Batılılaşmış kadının karakteri haline gelmiştir.
İlginçtir ki, sonuçta bu özgürlü ün ceremesini en acı biçimde çeken de yine kadındır.
Bu gerçe i iki çarpıcı örnekle açıklayalım:
İsveç bir refah devleti. Vatandaşlarını koruyan yasaları, kadın hakları konusundaki öncü tavırları ile di er Avrupa ülkeleri arasında da sivrilen bir ülke. Parlamentosunun ve bakanlar kurulunun yarıya yakını kadın. Kadın-erkek eşitli ini gözetmek amacı ile kurulan özel bir daire, görevli bir hakem (ombudsman) bile var.
Ama bu ülkede yine de yeterince korunamayan, ezilen, dövülen, öldürülen kadınlar, genç kızlar var. İstatistiklere göre, her 10 dakikada bir kadın fiziksel şiddet ile karşı karşıya kalıyor ve her yıl 52 kadın fiziksel şiddetin sebep oldu u a ır yaralanmalar sonucu hayatını kaybediyor. İsveçli kadınların yüzde 40'ı kadınlara yönelik şiddetin kurbanı. İsveç nüfusunun yalnızca 8 milyon oldu u göz önüne alınırsa, kadınlara yönelik şiddetin İsveç'te büyük bir sorun oldu unu görmek hiç de zor de il.
İsveç'te cinsel suçlar nedeniyle polise yapılan ihbarların sayısı 2001 yılında 9162. Aynı suçtan 1975 yılında 2875 ihbar yapılmıştı. Yani modern dünyada 25 yılda suç oranında artış yüzde 200.
Norveç'te de durum aynı. Zengin bir ülke. Demir madenleri, petrolleri var. Bazı petrol bölgelerini kullanmıyorlar, onları gelecek kuşaklara bırakmışlar. Yani kimsenin iş-aş derdi yok. Sa lık sorunu yok. Eh bu ülkede herkes mutlu ve müreffeh diyorsanız yanıldınız. En çok intiharlar Norveç'te. Kadınların en çok dövüldü ü ülke Norveç. En çok alkoli in oldu u ülke de Norveç. Yani varlık içinde yokluk çeken Norveç'te cinsel suçlar, tacizler de üst düzeyde.
Neden acaba?
EBUBEKİR SİFİL
Semerkand Dergisi
Bu toplumlarda gençlik dönemi en hassas ve en bunalımlı dönem olmuştur.
Ardından gelen orta yaş dönemi de gençlik döneminden farkı olmayan özellikler sergiler. Batılı psikologlar orta yaş bunalımı dedikleri bir rahatsızlıkla u raşıyorlar.
Ya yaşlılık dönemi? Belli bir yaşın üstündeki kişilerin artık hayattan zoraki olarak kopartıldı ı, gençlere ayak ba ı olmaması için genellikle huzur evlerine hapsedildi i bu modern hayat tarzı için ne söylenebilir?
Bütün bunlar kadının aslî/fıtrî fonksiyonundan uzaklaştırılmasının, yani aile kurumunun işlevsiz hale dönüştürülmesinin sonucu olarak görülmelidir.
Bu söylediklerimize bir de bu toplumlarda evinden koparılmış kadınların yaşadı ı çok yönlü problemleri eklemeliyiz elbette. Merhametten, şefkatten, sevgi ve saygıdan eser taşımayan modern hayat tarzının en acımasız yüzüyle tek başına karşılaşmak durumunda bulunan kadın için, ayakta kalabilmenin iki yolu var: Ya büyük bir de işim gösterip kadınlık fıtratını büyük ölçüde kaybecek ya da her türlü istismar ve kullanılmayı kabullenecek. Üçüncü şık ise büyük bir bunalım...
Meseleye örtünme-açılma ba lamında baktı ımızda ise karşımıza şu manzara çıkıyor: Batılı/Batılılaşmış kadın, özgürleşmek adına üzerindeki örtüleri öyle bir fırlatıp atmıştır ki, günlük hayatta erkeklerin bile açmadı ı (hatta açmaktan utandı ı) yerlerini bile açıkta bırakmıştır. Açılmadaki bu kararlılı ı sebebiyle, giyindi i zaman bile vücudunu belli edecek elbiseleri tercihte ısrar, Batılı/Batılılaşmış kadının karakteri haline gelmiştir.
İlginçtir ki, sonuçta bu özgürlü ün ceremesini en acı biçimde çeken de yine kadındır.
Bu gerçe i iki çarpıcı örnekle açıklayalım:
İsveç bir refah devleti. Vatandaşlarını koruyan yasaları, kadın hakları konusundaki öncü tavırları ile di er Avrupa ülkeleri arasında da sivrilen bir ülke. Parlamentosunun ve bakanlar kurulunun yarıya yakını kadın. Kadın-erkek eşitli ini gözetmek amacı ile kurulan özel bir daire, görevli bir hakem (ombudsman) bile var.
Ama bu ülkede yine de yeterince korunamayan, ezilen, dövülen, öldürülen kadınlar, genç kızlar var. İstatistiklere göre, her 10 dakikada bir kadın fiziksel şiddet ile karşı karşıya kalıyor ve her yıl 52 kadın fiziksel şiddetin sebep oldu u a ır yaralanmalar sonucu hayatını kaybediyor. İsveçli kadınların yüzde 40'ı kadınlara yönelik şiddetin kurbanı. İsveç nüfusunun yalnızca 8 milyon oldu u göz önüne alınırsa, kadınlara yönelik şiddetin İsveç'te büyük bir sorun oldu unu görmek hiç de zor de il.
İsveç'te cinsel suçlar nedeniyle polise yapılan ihbarların sayısı 2001 yılında 9162. Aynı suçtan 1975 yılında 2875 ihbar yapılmıştı. Yani modern dünyada 25 yılda suç oranında artış yüzde 200.
Norveç'te de durum aynı. Zengin bir ülke. Demir madenleri, petrolleri var. Bazı petrol bölgelerini kullanmıyorlar, onları gelecek kuşaklara bırakmışlar. Yani kimsenin iş-aş derdi yok. Sa lık sorunu yok. Eh bu ülkede herkes mutlu ve müreffeh diyorsanız yanıldınız. En çok intiharlar Norveç'te. Kadınların en çok dövüldü ü ülke Norveç. En çok alkoli in oldu u ülke de Norveç. Yani varlık içinde yokluk çeken Norveç'te cinsel suçlar, tacizler de üst düzeyde.
Neden acaba?
EBUBEKİR SİFİL
Semerkand Dergisi
