Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

turangida

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Haz 2010
Mesajlar
5,705
Aldığı Beğeniler
14,607
Takım
Galatasaray
Mucize Doktor’u izliyor musunuz?

Tıbbi yanlarını, yapılan ameliyatların gerçeğe yakın olup olmadığını, veya otistik bir doktorun, özellikle de “cerrah” olmasının doğruluğunu tartışmayı bir kenara koyarak söylüyorum. Bence kalbe dokunan, insanı düşündüren, dostluğu, merhameti, insafa gelmeyi işleyen bir dizi ve gerçekten bu anlamda çok severek takip ediyorum.

Dün bir sahnesi vardı.

Kötü kalpli birinin zehirli sözlerine maruz kalan otistik doktorumuz Ali Vefa, kaygı krizi geçiriyordu. Nereye gittiğini görmeden oraya buraya çarpa çarpa koşuyor, o incitici cümlelerden kaçarcasına atıyordu kendini oradan oraya...
Derken, çıkmaz bir sokağa giriyordu. Karşısında kocaman bir tuğla duvar.
Bağırıyordu avaz avaz, “Yol bitti! Yol bitti! Eve gitmek isterim! Yol bitti!!”

Bir baktım ki iki gözüm iki çeşme ağlıyorum. Çünkü öyle bir duygu ki bu, hele de bu caanım ülkede zaman zaman hepimize bu duygu geliyor. “Yol bitti!” “Eve gitmek isterim”!!

Karşısında hocası ve bir doktor arkadaşı var, çırpınıyorlar sakinleştirmek için. Hemen Ali’yi çocukluğundan beri tanıyan Adil hocayı arıyorlar. Diyor ki “Odağını değiştirin hemen” .
E nasıl değiştirsinler odağını?
Kurtardığı hastalardan bahsediyorlar. Olmuyor. Çünkü aklına kurtaramadıkları da geliyor.
Döner çok severmiş, hadi diyorlar şöyle sıcacık, bol soslu bir döner yemeye gidelim seninle...
Bir an, kısacık bir an, sakinleşir gibi oluyor, “Döner güzeldir” diyor, “Döneri severim”.
Ama sonra yine arkasına dönüp bakıyor, o tuğla duvarı görür görmez, sağa sola çılgın gibi koşturmaya başlıyor; “Yol bitti” “Yol bitti” “Eve gitmek isterim”.

Nasıl sakinleşiyor sonunda biliyor musunuz?

Küçük yaşta ölen ağabeyinin ona hediye ettiği bir oyuncak doktor seti var. Onun da plastik, ufacık bir bistürisi var. ( Bistüri nedir bilmeyenlere açıklayayım bir cerrah kızı olarak, deriye kesiyi atan alettir, neşter de denir. En temel aletidir ameliyatların. ) Onu hep yanında taşıyor Doktor Ali. Bir yumuşacık kumaşa sarmış, sağ cebinde taşıyor her zaman. Elleri titreye titreye onu açıyor, avcunda sımsıkı tutuyor, derin derin nefesler alıyor. “Doktor olacağım” diyor içinden, “İnsanları kurtaracağım”. Bir hayat amacı var, ve o onu yörüngede tutuyor. Bir anlamda kurtardığı her hasta için kendi ağabeyinin hayatını kurtarmışçasına rahatlıyor, sakinleşiyor. Geçmişine ait o ufacık plastik bistüri onu hayata bağlıyor. Yaşam amacını temsil ediyor.

Biliyor musunuz, son beş yılda yapılan sosyal araştırmalarda yüzdesi en çok artan konu ne?
“Geçmişe duyulan özlem”.
2005’de öncesinde % 68’lerde gezinen bu değer, şimdilerde % 77.
Dahası, “Eskiden insanlar daha ahlaklı, daha erdemliydi” diyenlerin sayısı da % 74’lerde.

Diyeceksiniz ki ne alaka?

Neden geçmişe bu kadar özlem duyuyoruz sizce?

Acaba biz de Doktor Ali’nin oyuncak bistürisi gibi ona sarılınca kendimizi daha iyi, daha doğru hissediyor olabilir miyiz?
Yol bitti diye içimiz avaz avaz bağırırken, o gitmek istediğimiz ev, bizi biz yapan geçmiş hayatımız ve değerlerimiz olabilir mi?

Bir Zeki Müren sesinde mesela, “Mesut Bahtiyar’dan şarkılar dinlediniz” dediği zaman gözlerimiz o yüzden nemleniyor olabilir mi? Ya da bir Neşet Ertaş türküsünü, “Evvelim sen idin, ahirim sensin” diye duyduğumuzda boğazımız düğümleniyorsa nedeni bu mu? Veya Şenay, “Şu dünyadaki en mutlu kişi, mutluluk verendir” diye süzülse kalbimize, içimizdeki küs çocuk duyup da gelir mi dersiniz?
Geçmiş deyince benim için müzik ilk sırada geliyor, sizi bilemem. Ne zaman o kaygı krizine kapılsam birkaç doz çocukluğumun melodilerini dinlemek bende sakinleştirici etkisi yapıyor.

Fotoğraflar var sonra. Geçenlerde kuzenim, anneannemlerin daha önce hiç görmediğimiz karelerini bulmuş, seriverdi önümüze. Nasıl desem, tüylerim ürperdi resmen. Sanki zamanın içinden fırlayıp çıkmışlar gibi. Yaşadıkları o mütevazı, onurlu, şükretmeyi , bölüşmeyi bilen o hayatı bize yeniden hatırlatıp, mutluluğun formülünü önümüze ışık ışık bir şiir gibi serdiler sanki. Fotoğraflara bakmak çok iyi gelir bana.

Kokular sonra... Leylak, lavanta, naftalin, tütün kolonyası, fırından yeni çıkmış poğaça, köpüğü üstünde az önce ateşten alınmış bir fincan kahve, taze biçilmiş çimen, turşu suyu, tavada kızaran köfte, kavrulan soğan, mis gibi arap sabunu, nane yaprağı, kıyılmış dereotu, eski bir kitabın sayfaları....
Haydi bulun, sizin geçmişinizde mutlulukla bağdaştırdığınız koku hangisi?

Peki Ali gibi elinizde tutacağınız bir “şey”. Sayfaları sararmış bir mektup mesela, bir dizecik şiir, bir kenarı oyalı mendil, bir gözlük, bir kalem, bir tespih, bir anı, geçmişe sizi sevgiyle sımsıkı, güvenle bağlayan...

İçinizdeki çocuk, duvarlara çarpa çarpa “Eve gitmek isterim” diye bağırdığı zaman işte gideceğiniz yuva orası. O sesler, o melodiler, o kokular, o satırlar, o objeler. Onlar zihninizde kayıtlı. Ve siz silmedikçe kimse müdahale edemez. Bunu bilin. O evi iyi koruyun.

Ve bir amacınız var mı hayatta?
Hani otistik doktor Ali Vefa’nın insanları kurtarması gibi...

Yok mu?

O zaman içinizdeki çocuk “Yol bitti” dediğinde neye sarılacaksınız?

Belki de amaç, hani şu dervişlerin uzun saplı kaşıklarla birbirlerini doyurmaları gibi bir şey olmalı memleket için.
Ya Şenay’ın şarkısındaki gibi, bu dünyadaki en mutlu kişi, mutluluk verense? O kişi olmak nasıl bir duygu hiç düşündünüz mü?

Ne diyor Zeki Müren,

“gelmiş geçmiş zamanlarda
tamburlarda kemanlarda, şarkılarla yaşıyorum
sevgilerden nakışlarla, mutlu mutsuz bakışlarla
kalpten kalbe akışlarla, alkışlarla yaşıyorum”

Bir nefesle dünyaya geldik, bir nefesle de gideceğiz. O iki nefes arasındaki süreyi kabusa mı çeviriyoruz, yoksa şölen gibi mi yaşıyoruz, aslında bizim elimizde.

Herkes yaşamasına yaşar, ölmesine ölür de, kalpten kalbe akışmak her babayiğidin harcı değil.

Onu bir denesek mi?

Ne de olsa yol da burası, ev de burası.

Bige Güven Kızılay
11.10.2019
( Araştırma, IPSOS “Türkiye’yi Anlama Kılavuzu)
 

uhibbu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eki 2007
Mesajlar
18,383
Aldığı Beğeniler
39,770
Konum
istanbul
Takım
Galatasaray
Ya Şenay’ın şarkısındaki gibi, bu dünyadaki en mutlu kişi, mutluluk verense? O kişi olmak nasıl bir duygu hiç düşündünüz mü?

hepimiz bu şarkıyı dinlerken bir kere olsun düsünmüşüzdür :)
Ucu kalbini yoklamaktan geciyor.

Hocaya demişler ya evin yandı
Hoca durmuşta elhamdüllillah demiş ya o hisseden pay aldım biraz.

Tutunacak çok şey var...
:aro:
 

...vuslat

gökyüzünü bilmeyen leke sanıyor kuşları...
 
Üyelik Tarihi
6 May 2015
Mesajlar
7,297
Aldığı Beğeniler
19,193
Konum
????
İzliyorum mümkün oldukça diziyi.
Kutsal meslek olan doktorluğu;hakkıyla vazifesini yerine getirenlere selâm olsun
Tedavinin ilk adımı olan moral ve motivasyon olan hastalar için doktorların kurdukları cümlelerin önemini yaşayanlar bilir...

Hastalara şifa inşAllah yakınlarına sabr Rab/den



Geçmişimiz,bugünümüzün geleceği aslında...
Yaşadığımız bu anların,ileride yavaşlatılarak anımsanması...

Hatırda kalanlar; akıl/dan,kalb/den,vicdan/dan nasıl süzülmüş ise gönül/haneye o sızı/yor...

Gönül insanı Merhum Neşet Ertaş/ın dediği gibi;
Dost elinden gel olmazsa varılmaz
Rızasız bahçenin gülü derilmez
Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez
Gönülden gönüle gider yar oy
Yol gizli gizli yol gizli gizli

Kimisi o hane/nin kapısını açmak istemez,kimisi aralar evvel sonra ardına dek açar,kimisi direkt açar girmek isteyene...
.
.
.
:gul:,
 

Onur

Geliştirici
 
Üyelik Tarihi
1 Eki 2005
Mesajlar
7,571
Aldığı Beğeniler
4,846
Konum
Karaman
Takım
Galatasaray
Baştan sona hiç izleyemedim ancak bu sıralar nerede tv görsem dizi denk geliyor. :)
 
Üst Alt