Rasulullah Efendimizin hatırı için istemeyi hiçbir ayet hadise dayandırmadan Din adına ahkam kesmek için Koltuğuna yaslanmış bir zavallının misalle dini anlatmasını esefle izleyelim..
ARACILIK HAKMIDIR ? ALLAH RASULUNUN ve ONA TABİ DOSTLARININ HATIRI VARMIDIR ?
Buhârî, Müslim ve Tirmizî’deki hadîs-i şerîfte, Benî İsrâil’den gâibi bilen, kerâmet sâhibi zâtların bulunduğu ve bu ümmetten de Hz. Ömer’in onlar gibi kerâmet sâhibi bir zât olduğu bildirilmektedir. (Taç)
Hz. Âdem, çok duâ etti ise de kabûl olmadı. Peygamber efendimizi vesîle ederek, O’nun hürmeti için duâ edince duâsı kabûl oldu. Allahü teâlâ buyurdu ki:
Yâ Âdem, Muhammed aleyhisselâmın ismi ile, her ne isteseydin kabûl ederdim, O olmasaydı seni yaratmazdım. [Hâkim, Beyhekî]
Bu husustaki hadîs-i şerîflerden birkaçı da şöyle:
Yâ Rabbî, senden isteyip de, verdiğin zâtların hâtırı için, senden istiyorum. [İbni Mâce]
Çölde yalnız kalan kimse, birşey kaybederse, “Ey Allahın kulları bana yardım edin!” desin; çünkü Allahü teâlânın, sizin göremediğiniz kulları vardır. [Taberânî]
Hayvanı kaçan kimse, “Ey Allahın kulları bana yardım edin, Allah da size merhamet etsin!” desin! [Hısn-ül hasîn]
Halil-ür-rahmân [İbrâhim aleyhisselâm] gibi kırk kişi her zaman bulunur. Onların bereketiyle gökten yağmur yağar, suya kavuşulur, yardım görülür ve zafere kavuşulur. Onların yerine yeni birisi gelmedikçe, içlerinden biri ölmez. [Taberânî]
Ölü Elbette İşitir …………..
Bekara 154. ve Âl-i İmrân 169. âyet-i kerîmelerinde Allah yolunda ölenlerin [şehîdlerin] ölü olmadığı, diri olduğu bildiriliyor. (Peygamberlerin vücudunu toprak çürütemez.) ve (Ben öldükten sonra da, diri iken olduğu gibi anlarım.) ve (Buhârî)deki (Siz beni kâfir ölülerinden daha iyi işitemezsiniz.)hadîs-i şerîfleri, mü’min ve gayr-ı müslim her ölünün işittiğini açıkça bildirmektedir.
Allahü teâlâ, (Ölüye işittiremezsin.) buyuruyor. Bu âyet-i kerîmede, diri olup, gözü, kulağı ve beyni olan kâfirler ölülere benzetilmektedir. Yâni (Ölü kalbleri[Kâfirleri] îmâna kavuşturamazsın.) demektir. Allahü teâlâ, (Ölülere, sağırlara işittiremezsin.) buyurduktan sonra, ancak îmân eden müslümanlara işittirebileceğini bildiriyor.(Rum 52,53)
(Fâtır) sûresinin (Diri ile ölü [Mü'min ile kâfir] bir olmaz. Allah dilediğine işittirir. Sen kabirdekilere [inatçı kâfirlere] işittiremezsin. [Îmâna kavuşturamazsın] ) meâlindeki 22. âyet-i kerîmesinde de kâfirler ölülere benzetilmiştir. (Hac) sûresinin 46. âyet-i kerîmesinde meâlen, (Kâfirlerin gözleri değil, göğüslerindeki kalbleri kördür.) buyurularak, hakkı görmedikleri için kâfirlere kör denildiği bildiriliyor. (Bekara 18, (Mâide 71), (A’râf 64) ve daha birçok âyet-i kerîmelerde, kâfirler ölülere benzetilmiş; onların kör, sağır ve dilsiz oldukları yâni hakkı görmedikleri, işitmedikleri, söylemedikleri, yâni hidâyete kavuşmadıkları, bildirilmektedir. Bu âyet-i kerîmelerde geçen işitmek, kabûl etmek demek olduğu (Beydâvî) ve diğer tefsirlerde bildirilmektedir.
Rûhların Kerâmetleri
Abdülhak-ı Dehlevî hazretleri buyuruyor ki:
(İnsan ölürken rûhunun ölmediğini âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerîfler açıkça bildiriyor. Rûhun şuûr sâhibi olduğu, ziyâret edenleri ve onların yaptıklarını anladıkları da bildiriliyor. Kâmillerin, velîlerin rûhları, diri iken olduğu gibi, öldükten sonra da, yüksek mertebededirler. Allahü teâlâya ma’nevî olarak yakındırlar. Evliyâda, dünyada da, öldükten sonra da kerâmet vardır. Kerâmet sâhibi olan, rûhlardır. Rûh ise, insanın ölmesi ile ölmez. Kerâmeti yapan, yaratan, yalnız Allahü teâlâdır. Herşey O’nun kudreti ile olmaktadır. Her insan, Allahü teâlânın kudreti karşısında, diri iken de, ölü iken de hiçtir. Bunun için, Allahü teâlânın, dostlarından biri vâsıtası ile, bir kuluna ihsânda bulunması şaşılacak birşey değildir. Diriler vâsıtası ile çok şey yaratıp verdiğini, herkes, her zaman görmektedir. İnsan diri iken de, ölü iken de birşey yaratamaz. Ancak Allahü teâlânın yaratmasına vâsıta, sebep olmaktadır.) [Mişkât]
(Hadîs-i erba’in)de (Herhangi bir işinizde, sıkışıp şaşırınca, kabirdekilerden yardım isteyin!) ve (Deylemî]nin bildirdiği (Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı.) hadîs-i şerîfleri ile yukarıda bildirilen hadîs-i şerîfler, Allahü teâlânın izni ile, ölülerin dirilere yardım ettiğini göstermektedir.Şefaat dileme, yardım isteme, Allahü teâlâdan bir isteğin, dileğin yerine gelmesi için, Peygamberleri ve evliya zatları, sevdiği kullarını vesile ederek yani araya koyarak isteme, yalvarma, dua etme demektir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kıyamette insanlar, önce Âdem, sonra Musa ve sonra Muhammed[aleyhimüsselâm] ile istigase ederler.) [Buhari]
İstigase olunan, yardım istenilen ve yardımı yaratan, yalnız Allahü teâlâdır. Ancak peygamberler, evliya zatlar, salih kullar ve benzerleri birer vasıtadır, vesiledir yani sebeptir. İstenilen şeyi yaratan, ise yalnız Allahü teâlâdır. (Şevahid-ül-hak)
İmam-ı Sübki buyuruyor ki:
Resulullah ile tevessül etmek, yani istigâse etmek, ondan şefaat istemektir. Bu ise güzel bir şeydir. Önceki ve sonraki İslam âlimlerinden hiçbiri buna karşı bir şey dememiştir. Yalnız İbni Teymiyye bunu inkâr etti. Böylece doğru yoldan ayrıldı. Kendinden önce gelen âlimlerden hiçbirinin söylemediği bir bid’at çıkardı. Bu bid’ati ile müslümanların diline düştü. (Camius-sagir şerhi)
Vehhabiler, (Allah’tan başkasından yardım istemek, ona sığınmak şirktir) diyorlar. Allah’tan başkasını yaratıcı bilmek şirktir. Bunu bilmeyen hiçbir müslüman yoktur; fakat başkasından da istigase olunacağını, mecaz olarak söylemek caizdir; çünkü bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Onun kavminden olan, düşmanına [kıbtiye] karşı, ondan [Musa aleyhisselamdan]istigase [yardım] istedi.) [Kasas 15]
Hadis-i şeriflerde de buyruldu ki:
(Ya Rabbi, senden isteyip de verdiğin zatların hatırı için, senden istiyorum.) [İ. Mace]
(Yardım isteyen kimse, Ey Allahın kulları bize yardım edin desin!) [Hısn-ül-hasin]
Son iki hadis-i şerif, yanında olmayan kimseye seslenerek, ondan yardım istemeyi emretmektedir. (El-Üsûl-ül-erbe’a fî-terdîd-il-vehhâbiyye)
Her şeyi yaratan Allah’tır. (Sebeplere yapışın) buyurduğu için, bir sebebe yapışılır. İbni Kemalpaşazade hazretlerinin Hadis-i erbain’de bildirdiği, (Bir işinizde, sıkışıp bunalınca, kabirdekilerden yardım isteyin) ve Deylemi’nin bildirdiği (Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı) hadis-i şerifleri de, Allahü teâlânın izniyle, ölülerin dirilere yardım edebildiğini göstermektedir. (M. Nasihat)
İmam-ı Birgivi buyuruyor ki: Bir hadis-i şerifte, (Bir müminin kabrini ziyaret ederken, “Ya Rabbi! Muhammed aleyhisselam hürmetine, buna azap yapma” denirse, Allahü teâlâ, kıyamete kadar azabını durdurur) buyurulmaktadır. (Etfal-ül-müslimin)
Kabirdeki ölüde his bulunduğunu bildiren çok hadis-i şerif vardır. Eshab-ı kiram ve Tabiin-i ızam, Kabr-i seadet’i ziyaret ve istigase ederdi. Bunun için çok kitap yazılmıştır. Hısn-ül-hasin kitabında, (Duanın kabul olması için, Peygamberleri ve salih kulları vesile etmelidir) buyuruluyor. İmam-ı Sübki hazretleri, Resulullahı ve Evliyayı ziyaretin ve ruhlarından istigase etmenin caiz olduğunu ispat etmektedir. (Şifa-üs-sikam)
Tevessül:
Bir isteğin, bir maksadın hâsıl olması için bir şeyi vesile, sebep yapmak demektir. Allahü teâlânın sevdiklerini araya koyarak, Onların hatırı, hürmeti için diyerek dua etmek veya bu suretle yapılan duaya denir. İstigâse ve teşeffû da denir.
İmam-ı Sübki buyuruyor ki:
Resulullah efendimizle tevessül etmek iki türlü olur:
Birincisi, Onun yüksek mertebesi, bereketi için Allahü teâlâdan istemektir. Böyle dua ederken, tevessül, istigase ve teşeffu sözlerinden her biri kullanılabilir. Üçü de, aynı şeyi bildirmektedir. Bu kelimeleri söyleyerek dua eden, Resulullahı vesile ederek, Allahü teâlâdan istemektedir. Onu vasıta kılarak Allahü teâlâdan istigase etmektedir. Dünya işlerinde de, bir kimseden, onun çok sevdiğini vesile ederek bir şey istenilince, hemen vermektedir.
İkincisi, dileğe kavuşmak için, Resulullahın Allahü teâlâya dua etmesini, Ondan istemektir; çünkü O, kabrinde diridir. İstenileni duyup anlar ve Allahü teâlâdan ister. Kıyamet günü de şefaat etmesi istenilecek ve şefaat edecektir ve şefaati kabul olunacaktır. (Şevahid-ül-hak)
Şihabüddin-i Remli hazretleri buyuruyor ki:
Peygamberler ve Veliler öldükten sonra da, kendileriyle tevessül, istigase olunur. Peygamberler ölünce mucizeleri bitmez. Veliler ölünce de, kerametleri kesilmez. Peygamberlerin mezarda diri olduklarını, namaz kıldıklarını, hac yaptıklarını, hadis-i şerifler açıkça bildirmektedir. Şehidlerin de diri oldukları, kâfirlerle harb ederken yardım ettikleri bilinmektedir. (Şevahid-ül-hak)
Hülasat-ül-kelam kitabında deniyor ki:
Tevessül, istigase ve teveccüh, hep aynı şey demektir. Hepsi caizdir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kıyamette insanlar, önce Âdem aleyhisselama istigâse edeceklerdir) [Buhari]
Hazret-i Ömer, kıtlık olduğu zaman Peygamber efendimizin amcası hazret-i Abbas ile tevessül etti. Yani onu vesile ederek Allahü teâlâdan yağmur istedi. (Yâ Rabbi! Kıtlık olduğu zaman, Resulullah efendimizle sana tevessül ederdik. Sen bize yağmur verirdin. Şimdi sana, Resulullah efendimizin amcasıyla (İbn-i Abbas) tevessül ediyoruz. Bize yağmur ihsân et!) diye dua edince, Allahü teâlâ onlara yağmur verdi. (Buhari)
ARACILIK HAKMIDIR ? ALLAH RASULUNUN ve ONA TABİ DOSTLARININ HATIRI VARMIDIR ?
Buhârî, Müslim ve Tirmizî’deki hadîs-i şerîfte, Benî İsrâil’den gâibi bilen, kerâmet sâhibi zâtların bulunduğu ve bu ümmetten de Hz. Ömer’in onlar gibi kerâmet sâhibi bir zât olduğu bildirilmektedir. (Taç)
Hz. Âdem, çok duâ etti ise de kabûl olmadı. Peygamber efendimizi vesîle ederek, O’nun hürmeti için duâ edince duâsı kabûl oldu. Allahü teâlâ buyurdu ki:
Yâ Âdem, Muhammed aleyhisselâmın ismi ile, her ne isteseydin kabûl ederdim, O olmasaydı seni yaratmazdım. [Hâkim, Beyhekî]
Bu husustaki hadîs-i şerîflerden birkaçı da şöyle:
Yâ Rabbî, senden isteyip de, verdiğin zâtların hâtırı için, senden istiyorum. [İbni Mâce]
Çölde yalnız kalan kimse, birşey kaybederse, “Ey Allahın kulları bana yardım edin!” desin; çünkü Allahü teâlânın, sizin göremediğiniz kulları vardır. [Taberânî]
Hayvanı kaçan kimse, “Ey Allahın kulları bana yardım edin, Allah da size merhamet etsin!” desin! [Hısn-ül hasîn]
Halil-ür-rahmân [İbrâhim aleyhisselâm] gibi kırk kişi her zaman bulunur. Onların bereketiyle gökten yağmur yağar, suya kavuşulur, yardım görülür ve zafere kavuşulur. Onların yerine yeni birisi gelmedikçe, içlerinden biri ölmez. [Taberânî]
Ölü Elbette İşitir …………..
Bekara 154. ve Âl-i İmrân 169. âyet-i kerîmelerinde Allah yolunda ölenlerin [şehîdlerin] ölü olmadığı, diri olduğu bildiriliyor. (Peygamberlerin vücudunu toprak çürütemez.) ve (Ben öldükten sonra da, diri iken olduğu gibi anlarım.) ve (Buhârî)deki (Siz beni kâfir ölülerinden daha iyi işitemezsiniz.)hadîs-i şerîfleri, mü’min ve gayr-ı müslim her ölünün işittiğini açıkça bildirmektedir.
Allahü teâlâ, (Ölüye işittiremezsin.) buyuruyor. Bu âyet-i kerîmede, diri olup, gözü, kulağı ve beyni olan kâfirler ölülere benzetilmektedir. Yâni (Ölü kalbleri[Kâfirleri] îmâna kavuşturamazsın.) demektir. Allahü teâlâ, (Ölülere, sağırlara işittiremezsin.) buyurduktan sonra, ancak îmân eden müslümanlara işittirebileceğini bildiriyor.(Rum 52,53)
(Fâtır) sûresinin (Diri ile ölü [Mü'min ile kâfir] bir olmaz. Allah dilediğine işittirir. Sen kabirdekilere [inatçı kâfirlere] işittiremezsin. [Îmâna kavuşturamazsın] ) meâlindeki 22. âyet-i kerîmesinde de kâfirler ölülere benzetilmiştir. (Hac) sûresinin 46. âyet-i kerîmesinde meâlen, (Kâfirlerin gözleri değil, göğüslerindeki kalbleri kördür.) buyurularak, hakkı görmedikleri için kâfirlere kör denildiği bildiriliyor. (Bekara 18, (Mâide 71), (A’râf 64) ve daha birçok âyet-i kerîmelerde, kâfirler ölülere benzetilmiş; onların kör, sağır ve dilsiz oldukları yâni hakkı görmedikleri, işitmedikleri, söylemedikleri, yâni hidâyete kavuşmadıkları, bildirilmektedir. Bu âyet-i kerîmelerde geçen işitmek, kabûl etmek demek olduğu (Beydâvî) ve diğer tefsirlerde bildirilmektedir.
Rûhların Kerâmetleri
Abdülhak-ı Dehlevî hazretleri buyuruyor ki:
(İnsan ölürken rûhunun ölmediğini âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerîfler açıkça bildiriyor. Rûhun şuûr sâhibi olduğu, ziyâret edenleri ve onların yaptıklarını anladıkları da bildiriliyor. Kâmillerin, velîlerin rûhları, diri iken olduğu gibi, öldükten sonra da, yüksek mertebededirler. Allahü teâlâya ma’nevî olarak yakındırlar. Evliyâda, dünyada da, öldükten sonra da kerâmet vardır. Kerâmet sâhibi olan, rûhlardır. Rûh ise, insanın ölmesi ile ölmez. Kerâmeti yapan, yaratan, yalnız Allahü teâlâdır. Herşey O’nun kudreti ile olmaktadır. Her insan, Allahü teâlânın kudreti karşısında, diri iken de, ölü iken de hiçtir. Bunun için, Allahü teâlânın, dostlarından biri vâsıtası ile, bir kuluna ihsânda bulunması şaşılacak birşey değildir. Diriler vâsıtası ile çok şey yaratıp verdiğini, herkes, her zaman görmektedir. İnsan diri iken de, ölü iken de birşey yaratamaz. Ancak Allahü teâlânın yaratmasına vâsıta, sebep olmaktadır.) [Mişkât]
(Hadîs-i erba’in)de (Herhangi bir işinizde, sıkışıp şaşırınca, kabirdekilerden yardım isteyin!) ve (Deylemî]nin bildirdiği (Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı.) hadîs-i şerîfleri ile yukarıda bildirilen hadîs-i şerîfler, Allahü teâlânın izni ile, ölülerin dirilere yardım ettiğini göstermektedir.Şefaat dileme, yardım isteme, Allahü teâlâdan bir isteğin, dileğin yerine gelmesi için, Peygamberleri ve evliya zatları, sevdiği kullarını vesile ederek yani araya koyarak isteme, yalvarma, dua etme demektir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kıyamette insanlar, önce Âdem, sonra Musa ve sonra Muhammed[aleyhimüsselâm] ile istigase ederler.) [Buhari]
İstigase olunan, yardım istenilen ve yardımı yaratan, yalnız Allahü teâlâdır. Ancak peygamberler, evliya zatlar, salih kullar ve benzerleri birer vasıtadır, vesiledir yani sebeptir. İstenilen şeyi yaratan, ise yalnız Allahü teâlâdır. (Şevahid-ül-hak)
İmam-ı Sübki buyuruyor ki:
Resulullah ile tevessül etmek, yani istigâse etmek, ondan şefaat istemektir. Bu ise güzel bir şeydir. Önceki ve sonraki İslam âlimlerinden hiçbiri buna karşı bir şey dememiştir. Yalnız İbni Teymiyye bunu inkâr etti. Böylece doğru yoldan ayrıldı. Kendinden önce gelen âlimlerden hiçbirinin söylemediği bir bid’at çıkardı. Bu bid’ati ile müslümanların diline düştü. (Camius-sagir şerhi)
Vehhabiler, (Allah’tan başkasından yardım istemek, ona sığınmak şirktir) diyorlar. Allah’tan başkasını yaratıcı bilmek şirktir. Bunu bilmeyen hiçbir müslüman yoktur; fakat başkasından da istigase olunacağını, mecaz olarak söylemek caizdir; çünkü bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Onun kavminden olan, düşmanına [kıbtiye] karşı, ondan [Musa aleyhisselamdan]istigase [yardım] istedi.) [Kasas 15]
Hadis-i şeriflerde de buyruldu ki:
(Ya Rabbi, senden isteyip de verdiğin zatların hatırı için, senden istiyorum.) [İ. Mace]
(Yardım isteyen kimse, Ey Allahın kulları bize yardım edin desin!) [Hısn-ül-hasin]
Son iki hadis-i şerif, yanında olmayan kimseye seslenerek, ondan yardım istemeyi emretmektedir. (El-Üsûl-ül-erbe’a fî-terdîd-il-vehhâbiyye)
Her şeyi yaratan Allah’tır. (Sebeplere yapışın) buyurduğu için, bir sebebe yapışılır. İbni Kemalpaşazade hazretlerinin Hadis-i erbain’de bildirdiği, (Bir işinizde, sıkışıp bunalınca, kabirdekilerden yardım isteyin) ve Deylemi’nin bildirdiği (Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı) hadis-i şerifleri de, Allahü teâlânın izniyle, ölülerin dirilere yardım edebildiğini göstermektedir. (M. Nasihat)
İmam-ı Birgivi buyuruyor ki: Bir hadis-i şerifte, (Bir müminin kabrini ziyaret ederken, “Ya Rabbi! Muhammed aleyhisselam hürmetine, buna azap yapma” denirse, Allahü teâlâ, kıyamete kadar azabını durdurur) buyurulmaktadır. (Etfal-ül-müslimin)
Kabirdeki ölüde his bulunduğunu bildiren çok hadis-i şerif vardır. Eshab-ı kiram ve Tabiin-i ızam, Kabr-i seadet’i ziyaret ve istigase ederdi. Bunun için çok kitap yazılmıştır. Hısn-ül-hasin kitabında, (Duanın kabul olması için, Peygamberleri ve salih kulları vesile etmelidir) buyuruluyor. İmam-ı Sübki hazretleri, Resulullahı ve Evliyayı ziyaretin ve ruhlarından istigase etmenin caiz olduğunu ispat etmektedir. (Şifa-üs-sikam)
Tevessül:
Bir isteğin, bir maksadın hâsıl olması için bir şeyi vesile, sebep yapmak demektir. Allahü teâlânın sevdiklerini araya koyarak, Onların hatırı, hürmeti için diyerek dua etmek veya bu suretle yapılan duaya denir. İstigâse ve teşeffû da denir.
İmam-ı Sübki buyuruyor ki:
Resulullah efendimizle tevessül etmek iki türlü olur:
Birincisi, Onun yüksek mertebesi, bereketi için Allahü teâlâdan istemektir. Böyle dua ederken, tevessül, istigase ve teşeffu sözlerinden her biri kullanılabilir. Üçü de, aynı şeyi bildirmektedir. Bu kelimeleri söyleyerek dua eden, Resulullahı vesile ederek, Allahü teâlâdan istemektedir. Onu vasıta kılarak Allahü teâlâdan istigase etmektedir. Dünya işlerinde de, bir kimseden, onun çok sevdiğini vesile ederek bir şey istenilince, hemen vermektedir.
İkincisi, dileğe kavuşmak için, Resulullahın Allahü teâlâya dua etmesini, Ondan istemektir; çünkü O, kabrinde diridir. İstenileni duyup anlar ve Allahü teâlâdan ister. Kıyamet günü de şefaat etmesi istenilecek ve şefaat edecektir ve şefaati kabul olunacaktır. (Şevahid-ül-hak)
Şihabüddin-i Remli hazretleri buyuruyor ki:
Peygamberler ve Veliler öldükten sonra da, kendileriyle tevessül, istigase olunur. Peygamberler ölünce mucizeleri bitmez. Veliler ölünce de, kerametleri kesilmez. Peygamberlerin mezarda diri olduklarını, namaz kıldıklarını, hac yaptıklarını, hadis-i şerifler açıkça bildirmektedir. Şehidlerin de diri oldukları, kâfirlerle harb ederken yardım ettikleri bilinmektedir. (Şevahid-ül-hak)
Hülasat-ül-kelam kitabında deniyor ki:
Tevessül, istigase ve teveccüh, hep aynı şey demektir. Hepsi caizdir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kıyamette insanlar, önce Âdem aleyhisselama istigâse edeceklerdir) [Buhari]
Hazret-i Ömer, kıtlık olduğu zaman Peygamber efendimizin amcası hazret-i Abbas ile tevessül etti. Yani onu vesile ederek Allahü teâlâdan yağmur istedi. (Yâ Rabbi! Kıtlık olduğu zaman, Resulullah efendimizle sana tevessül ederdik. Sen bize yağmur verirdin. Şimdi sana, Resulullah efendimizin amcasıyla (İbn-i Abbas) tevessül ediyoruz. Bize yağmur ihsân et!) diye dua edince, Allahü teâlâ onlara yağmur verdi. (Buhari)