- Üyelik Tarihi
- 11 Şub 2008
- Mesajlar
- 2,672
- Aldığı Beğeniler
- 8
- Konum
- iskeLetLer diyarından
- Takım
- Fenerbahçe
'İyi niyetli' olduklarını iddia ederler
Münafıklar fitne ve nifak konusunda adeta birbirleriyle yarışmaktadırlar. Ancak müminlerden çekindikleri için yaptıkları her bozgunculuk ortaya çıktığında yemin ederek, kendilerinin aslında 'iyi niyetli' ve uzlaştırıcı olduklarına müminleri inandırmaya çalışırlar. Yaptıkları her bozgunculukta özellikle elçiye giderek yaptıkları şeyin iyi niyetli olduğuna onu inandırmak için çaba harcarlar. Bunun açık bir örneğini Kuran'da görmek mümkündür:
Öyleyse nasıl olur da, kendi ellerinin sundukları sonucu, onlara bir musibet isabet eder, sonra sana gelerek: 'Kuşkusuz biz iyilikten ve uzlaştırmaktan başka birşey istemedik' diye Allah'a yemin ederler. İşte bunların Allah kalplerinde olanı bilmektedir... (Nisa Suresi, 62-63)
Elbette ayette de belirtildiği gibi Allah , onların yalan söylediklerini ve kalplerinde neler gizlediklerini çok iyi bilir. Ve bunu 'dilediği bir zamanda' mutlaka ortaya çıkarır. Elçisini de onların bu durumundan haberdar eder.
Kendilerini övgüyle temize çıkarmaya çalışırlar
Kendilerini (övgüyle) temize çıkaranları görmedin mi? Hayır; Allah , dilediğini temizleyip yüceltir... (Nisa Suresi, 49)
Münafıklar için insanların rızasının ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştık. Nitekim insanların rızasını kazanabilmek maksadıyla, yukarıdaki ayette de bildirildiği gibi durmaksızın kendilerini överler. Yaptıkları tüm hataları örtmeye, saklamaya ve eğer bir hataları ortaya çıkarsa da çeşitli bahanelerle nefislerini temize çıkarmaya çalışırlar. Üstelik kendilerini -hiç öyle olmadıkları halde- insanlara karşı takva olarak tanıtmaya özen gösterirler.
Ancak elbette ki bu uğraşıları da ancak kendileri gibi kişiler arasında başarı sağlar. Samimi müminler onların bu ikiyüzlü tavırlarını çok geçmeden teşhis eder ve ona göre bir tavırla gerekli karşılığı verirler.
Kendilerine öğüt verilmesine dayanamazlar
Kitabın başından beri üzerinde durduğumuz gibi münafıkların en önemli özelliklerinden biri şeytani kibirleridir. Bu kibir içlerinde o derece büyümüştür ki hiçbir konuda eksik olduklarını, hatalı olduklarını kabul etmeye yanaşmazlar. Eğer bir eksiklikleri ya da hataları kendilerine söylenirse de bunu söyleyen kişiye karşı müthiş bir öfke duyarlar.
Ancak müminlerin ve özellikle elçilerin en önemli vasıfları 'iyiliği emretmek ve kötülükten men etmek'tir. Yani inananlar sürekli olarak birbirlerine öğüt verir, hatalarını, eksikliklerini gidermeye çalışırlar. Münafıklar da mümin topluluğunun içinde bulunduğu için onlar da müminlerin Allah'ın rızasını kazanmak için uyguladıkları bu ibadetle sık sık muhatap olurlar.
Kendilerini kusursuz gören münafıkların, verilen öğütler karşısında öfkeye kapıldıklarını, Hz. Muhammed (sav) döneminde yaşamış münafıkların anlatıldığı ayetlerde görürüz. Kuran'dan kendilerine yapılan hatırlatmalar karşısında öylesine azgınlaşmışlardır ki, "... seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi..." (Kalem Suresi, 51) ayetinde ifade edildiği gibi, Peygamberimiz (sav)'e duydukları kini, öfkeyi, nefreti gizlemeye dahi gerek görmemişler, bunu bakışlarıyla açıkça ortaya koymuşlardı.
Şüphesiz bu, Peygamberimiz (sav)'in onlara öğütlerde bulunması nedeniyleydi. Eğer elçi onlara ölümün yakınlığı, ahiretteki cehennem azabının şiddeti, Kuran'a muhalefet edenlerin dünyadaki ve ahiretteki durumları gibi önemli konuları hatırlatmasaydı ve onları bütün kavme karşı övseydi, kuşkusuz münafıklar elçiye karşı kinlenmezlerdi. Fakat Allah'ın değişmez bir kanunu olarak elçiler, kendi üzerlerine düşeni eksiksiz yapar ve kim olursa olsun iyiliği emredip, kötülükten men etmeyi sürdürürler.
Münafıklar fitne ve nifak konusunda adeta birbirleriyle yarışmaktadırlar. Ancak müminlerden çekindikleri için yaptıkları her bozgunculuk ortaya çıktığında yemin ederek, kendilerinin aslında 'iyi niyetli' ve uzlaştırıcı olduklarına müminleri inandırmaya çalışırlar. Yaptıkları her bozgunculukta özellikle elçiye giderek yaptıkları şeyin iyi niyetli olduğuna onu inandırmak için çaba harcarlar. Bunun açık bir örneğini Kuran'da görmek mümkündür:
Öyleyse nasıl olur da, kendi ellerinin sundukları sonucu, onlara bir musibet isabet eder, sonra sana gelerek: 'Kuşkusuz biz iyilikten ve uzlaştırmaktan başka birşey istemedik' diye Allah'a yemin ederler. İşte bunların Allah kalplerinde olanı bilmektedir... (Nisa Suresi, 62-63)
Elbette ayette de belirtildiği gibi Allah , onların yalan söylediklerini ve kalplerinde neler gizlediklerini çok iyi bilir. Ve bunu 'dilediği bir zamanda' mutlaka ortaya çıkarır. Elçisini de onların bu durumundan haberdar eder.
Kendilerini övgüyle temize çıkarmaya çalışırlar
Kendilerini (övgüyle) temize çıkaranları görmedin mi? Hayır; Allah , dilediğini temizleyip yüceltir... (Nisa Suresi, 49)
Münafıklar için insanların rızasının ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştık. Nitekim insanların rızasını kazanabilmek maksadıyla, yukarıdaki ayette de bildirildiği gibi durmaksızın kendilerini överler. Yaptıkları tüm hataları örtmeye, saklamaya ve eğer bir hataları ortaya çıkarsa da çeşitli bahanelerle nefislerini temize çıkarmaya çalışırlar. Üstelik kendilerini -hiç öyle olmadıkları halde- insanlara karşı takva olarak tanıtmaya özen gösterirler.
Ancak elbette ki bu uğraşıları da ancak kendileri gibi kişiler arasında başarı sağlar. Samimi müminler onların bu ikiyüzlü tavırlarını çok geçmeden teşhis eder ve ona göre bir tavırla gerekli karşılığı verirler.
Kendilerine öğüt verilmesine dayanamazlar
Kitabın başından beri üzerinde durduğumuz gibi münafıkların en önemli özelliklerinden biri şeytani kibirleridir. Bu kibir içlerinde o derece büyümüştür ki hiçbir konuda eksik olduklarını, hatalı olduklarını kabul etmeye yanaşmazlar. Eğer bir eksiklikleri ya da hataları kendilerine söylenirse de bunu söyleyen kişiye karşı müthiş bir öfke duyarlar.
Ancak müminlerin ve özellikle elçilerin en önemli vasıfları 'iyiliği emretmek ve kötülükten men etmek'tir. Yani inananlar sürekli olarak birbirlerine öğüt verir, hatalarını, eksikliklerini gidermeye çalışırlar. Münafıklar da mümin topluluğunun içinde bulunduğu için onlar da müminlerin Allah'ın rızasını kazanmak için uyguladıkları bu ibadetle sık sık muhatap olurlar.
Kendilerini kusursuz gören münafıkların, verilen öğütler karşısında öfkeye kapıldıklarını, Hz. Muhammed (sav) döneminde yaşamış münafıkların anlatıldığı ayetlerde görürüz. Kuran'dan kendilerine yapılan hatırlatmalar karşısında öylesine azgınlaşmışlardır ki, "... seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi..." (Kalem Suresi, 51) ayetinde ifade edildiği gibi, Peygamberimiz (sav)'e duydukları kini, öfkeyi, nefreti gizlemeye dahi gerek görmemişler, bunu bakışlarıyla açıkça ortaya koymuşlardı.
Şüphesiz bu, Peygamberimiz (sav)'in onlara öğütlerde bulunması nedeniyleydi. Eğer elçi onlara ölümün yakınlığı, ahiretteki cehennem azabının şiddeti, Kuran'a muhalefet edenlerin dünyadaki ve ahiretteki durumları gibi önemli konuları hatırlatmasaydı ve onları bütün kavme karşı övseydi, kuşkusuz münafıklar elçiye karşı kinlenmezlerdi. Fakat Allah'ın değişmez bir kanunu olarak elçiler, kendi üzerlerine düşeni eksiksiz yapar ve kim olursa olsun iyiliği emredip, kötülükten men etmeyi sürdürürler.