- Üyelik Tarihi
- 11 Nis 2007
- Mesajlar
- 24,205
- Aldığı Beğeniler
- 22,175
- Takım
- Fenerbahçe
Seni incitmişler mi küçüğüm? Munis bakışlarına sirayet eden bu hüzün de neyin nesi? Yoksa aşk nâmı altında tard edilmiş bir meçhul müsün nicedir? Sûzînâk hasretlerin demetlendiği yerde ellerin sinende bekleyişinin esbâb-ı mûcibesi nedir ey mahcûb? Der Saadet’te saadete uzak düşen yüreciğinin yaralı bir güvercin misâli çırpınışı zannetme ki benim canımı yakmaz! Ürkme sakın… Gönül lisânıyla konuşanlar yürüyen kusur oldukları için kusura bakmaz!
Mesafeler uykusuz yüreğim dalgın;
Hasretin kan dolu tırnaklarında...
Elemler biçare çareler yılgın;
Resimdeki kızın yanaklarında...
Zûl makamında bir gül titrer her seher… Revâ mıdır bu çile? Yazık değil midir dile? Ne namert köprüsünden geçmeli ne de ham duyuşların bukalemun tabiatıyla akan pınarından içmeli… Tavrıyla mahiyetini göklere savuranların gönüllerini sual oklarının yakıcılığıyla kavuranların meçhul denizinin kıyısında o aziz yolcu için selam duranların fevkindeyim bu gece… Gece… Zamanın gözünü kararttığı ânlar manzumesi… Tanımadığım bir ses gibi kulağıma dolan ıstırâbı ruhumun her zerresine zerk eden rüzgârın ellerindeyim… Bir uyku kaçkını çehreye dökülen perişan zülfün tellerindeyim… Gönül dediğim virâneye ezelden âşinâ kılınmış bir diyârın güzellerindeyim… Ve hüzn-ü hazan kanununca bir nâzenin fidanın dökülen gazellerindeyim…
Âh munisem… Mutmain endişelerden geçmek vaktidir bu ân… Mâverâ yollarına dökülen kervânların mâsivâdan sıyrılması lazım gelmez mi? Hem kul acı denilen nimetin ezdiği yürekle yücelmez mi? Âh yaralı güvercin… Hangi selâtin camiinin avlusundadır âşiyânın? Hangi şadırvandan su içerken sırrı seyrettin suyun gözlerinde? Sudan ilham alan biçareyi çamur olduğu demlerde anışında mıdır gârâbet? Ey masumiyet tellalının son nidâsı! Ne cân şişesini taşa çal ne zamanı fağfur kaselerde ağlat ne de harab olasıcaların katran yağdıran iklimlerinde gönlünü harab et! Uyan munisem… Gün Yedi Tepe için ışıktan tüllere senin için bürünür… Korkma… Menzili aşk olan bu yolda daha nice adımlar yürünür…
İlle de sabır istiyor seneler
Sabır dediğim; sabrı yineler...
Ah duyabilsen neler var neler
Resimdeki kızın dudaklarında...
Âğyâr cânân ile meşk ederken hicrân gönlü kendisine ebedi köşk ederken ve zaman akıl almaz işleri dertli başa iş ederken “destur!” diye ayaklanır cümle hayal… Adamlık zor zânaât der gibi bakar aynalar… Teessüf mektubuna dönen bir âh ile yankılanır dört duvar… Çile bir kuş olup konar cân dalıma… Ve bir mahcub gonca seyre çıkar ateş denizini… Misafir eylediğim ân hayal sandalıma…
Ellerine leylaklar yakışır senin… Al gönül bağımdaki leylakları der ânsızın… Ateşi ateşle söndürmek olur mu deme! Ameller niyete göre eğilip büküldükten sonra neler olmaz ki şu fâni alemde? Sırlar diyârından âşikâr tahtına çıkmaya sabırsızlanan her mefhum gibi âsude bekleyişlerin gölgesinde soluklanmak ne hoş… Ötesi hakikaten boş!
Kim ne bilsin âh… Bayâtî’yi kim ?
Aylardan Nisan ya; gönülde Ekim...
Düşünmek benim en büyük zevkim
Resimdeki kızın leylaklarında...
………/………
Gül güzün ellerinden tuttu… Bülbül şeydâ tavrından bir şey kaybetmemek adına gözyaşıyla karışmış bir iksir ile sarhoştu. Zaman kendi etrafında dönerek devrildi ateşin avuçlarına… Ve bir ebruli sancak çekildi gönül kalesinin semavi burçlarında…
Dalgalanışına bakıp da mest olmamak elde mi efendim?
Ah munisem… Bu hâlin mestiyle çekilen restler hanında dinlendir yorgun bakışlarını… Hancı tanıdık bildiktir ezelden… Sûr üflenene kadar sükun yegane sığınak olmalı bu dem… Gül güzde açmaya ahdetmiş madem… Titre ve aşkı tesbih eyle Üftâdem…
Yâ Hây!
G.Kafa...
Mesafeler uykusuz yüreğim dalgın;
Hasretin kan dolu tırnaklarında...
Elemler biçare çareler yılgın;
Resimdeki kızın yanaklarında...
Zûl makamında bir gül titrer her seher… Revâ mıdır bu çile? Yazık değil midir dile? Ne namert köprüsünden geçmeli ne de ham duyuşların bukalemun tabiatıyla akan pınarından içmeli… Tavrıyla mahiyetini göklere savuranların gönüllerini sual oklarının yakıcılığıyla kavuranların meçhul denizinin kıyısında o aziz yolcu için selam duranların fevkindeyim bu gece… Gece… Zamanın gözünü kararttığı ânlar manzumesi… Tanımadığım bir ses gibi kulağıma dolan ıstırâbı ruhumun her zerresine zerk eden rüzgârın ellerindeyim… Bir uyku kaçkını çehreye dökülen perişan zülfün tellerindeyim… Gönül dediğim virâneye ezelden âşinâ kılınmış bir diyârın güzellerindeyim… Ve hüzn-ü hazan kanununca bir nâzenin fidanın dökülen gazellerindeyim…
Âh munisem… Mutmain endişelerden geçmek vaktidir bu ân… Mâverâ yollarına dökülen kervânların mâsivâdan sıyrılması lazım gelmez mi? Hem kul acı denilen nimetin ezdiği yürekle yücelmez mi? Âh yaralı güvercin… Hangi selâtin camiinin avlusundadır âşiyânın? Hangi şadırvandan su içerken sırrı seyrettin suyun gözlerinde? Sudan ilham alan biçareyi çamur olduğu demlerde anışında mıdır gârâbet? Ey masumiyet tellalının son nidâsı! Ne cân şişesini taşa çal ne zamanı fağfur kaselerde ağlat ne de harab olasıcaların katran yağdıran iklimlerinde gönlünü harab et! Uyan munisem… Gün Yedi Tepe için ışıktan tüllere senin için bürünür… Korkma… Menzili aşk olan bu yolda daha nice adımlar yürünür…
İlle de sabır istiyor seneler
Sabır dediğim; sabrı yineler...
Ah duyabilsen neler var neler
Resimdeki kızın dudaklarında...
Âğyâr cânân ile meşk ederken hicrân gönlü kendisine ebedi köşk ederken ve zaman akıl almaz işleri dertli başa iş ederken “destur!” diye ayaklanır cümle hayal… Adamlık zor zânaât der gibi bakar aynalar… Teessüf mektubuna dönen bir âh ile yankılanır dört duvar… Çile bir kuş olup konar cân dalıma… Ve bir mahcub gonca seyre çıkar ateş denizini… Misafir eylediğim ân hayal sandalıma…
Ellerine leylaklar yakışır senin… Al gönül bağımdaki leylakları der ânsızın… Ateşi ateşle söndürmek olur mu deme! Ameller niyete göre eğilip büküldükten sonra neler olmaz ki şu fâni alemde? Sırlar diyârından âşikâr tahtına çıkmaya sabırsızlanan her mefhum gibi âsude bekleyişlerin gölgesinde soluklanmak ne hoş… Ötesi hakikaten boş!
Kim ne bilsin âh… Bayâtî’yi kim ?
Aylardan Nisan ya; gönülde Ekim...
Düşünmek benim en büyük zevkim
Resimdeki kızın leylaklarında...
………/………
Gül güzün ellerinden tuttu… Bülbül şeydâ tavrından bir şey kaybetmemek adına gözyaşıyla karışmış bir iksir ile sarhoştu. Zaman kendi etrafında dönerek devrildi ateşin avuçlarına… Ve bir ebruli sancak çekildi gönül kalesinin semavi burçlarında…
Dalgalanışına bakıp da mest olmamak elde mi efendim?
Ah munisem… Bu hâlin mestiyle çekilen restler hanında dinlendir yorgun bakışlarını… Hancı tanıdık bildiktir ezelden… Sûr üflenene kadar sükun yegane sığınak olmalı bu dem… Gül güzde açmaya ahdetmiş madem… Titre ve aşkı tesbih eyle Üftâdem…
Yâ Hây!
G.Kafa...