ZEYD B. HARİSE (r.anh)
Zeyd b. Harise (r.anh) Avf b. Kinâne oğullarındandır. Annesi Benî Ma’n kadınlarından Sûda Bint-i Salebe b. Abd-i Âmir’dir.
Zeyd b. Harise’nin (r.anh) annesi Sûda yanında oğlu Zeyd ol-duğu halde kavmine ziyarete gitmişti. O sırada Benî Kayn b. Cisr kabilesine ait bazı süvariler Benî Ma’n yurduna bir baskın verdiler ve Zeyd b. Harise’yi (r.anh) yakalayıp götürdüler. Zeyd b. Harise (r.anh) Ûkaz panayırında köle olarak satışa çıkarıldı.
Henüz küçük yaşlarda Zeyd b. Harise’nin (r.anh) başına gelen bu felaketlerden hayırları murat eden yüce Allah (c.c.) karşısına Hz. Hatice’nin (r.anha) amcasının oğlu Hakim b. Hizam’ı çıkardı. Hakim b. Hizam Zeyd b. Harise’yi (r.anh) halası Hz. Hatice (r.anha) için dört yüz dirheme satın aldı. Peygamberimiz Zeyd’i görünce:
-Eğer şu köle benim olsaydı muhakkak onu azat ederdim dedi.
Hz. Hatice (r.anha) Peygamberimizin Zeyd’i çok beğendiğini ve Onu almak için isteklendiğini görünce:
-Ey Muhammed! Haydi O senin olsun. Ben Onu Sana bağışla-dım diyerek Zeyd’i peygamberimize verdi, hediye etti.
Peygamberimiz Zeyd’i hemen azat ettikten sonra yanında kalıp kalmama konusundaki tercihi kendisine bıraktı fakat Zeyd ondan ayrılmadı.
Zeyd b. Harise (r.anh) o zaman henüz sekiz yaşında idi. Kısa boylu, kara yağız, yassı ve yayvan burunlu idi.
Zeyd’in babası Harise oğlunun Benî Kayn b. Cisr süvarileri tarafından kaçırıldığını duyunca son derece telaşlandı, tasalandı, ağlayıp sızlamaya, oğlunun ardından şiirler söylemeye başlamıştı. Onu aramaya çıktı fakat bulamadı.
Zeyd’in kabilesinden bazı kişiler hac için Mekke’ye geldikle-rinde Zeyd’i gördüler ve bulunduğu yeri babasına haber verdiler.
Babası Harise ve amcası Kâb, Zeyd’in peygamberimizin yanın-da bulunduğunu haber alınca yanlarına kurtulmalık akçesi alarak Mekke’ye geldiler ki bu, peygamberimize vahiy ve peygamberlik gelmeden önce idi.
Peygamberimizin yanına gelerek:
-Ey Muhammed! Biz yanında bulunan oğlumuz için gelmiş bu-lunuyoruz. Sen bize lütfet. Oğlumuzun kurtulmalık akçesi hakkın-da ihsanlı ve insaflı bulun. Sana onun kurtulmalık akçesini sunalım da kölelikten kurtaralım dediler.
Peygamberimiz onları tanıyamadı, kimi kastettiklerini anlaya-madı. Bu nedenle onlara:
-Sözünü ettiğiniz kimdir? Diye sordu.
Onlarda:
-Ey Muhammed! O Zeyd b. Harise’dir ki şu anda o senin kölen durumundadır dediler.
Peygamberimiz bir an durakladıktan sonra:
-Ey kişiler! Şu söylediğiniz dışında başka bir çözüm yolu ola-maz mı? Ben size şu söylediğinizden daha hayırlısını teklif etsem olmaz mı? Diye sordu.
Zeyd’in babası ve amcası bir ümitle sordular.
-Ey Muhammed! Şu söylediğimiz dışındaki çözüm yolu nedir? Sen bunu bize bildir dediler.
Peygamberimiz:
-Ben derim ki Zeyd’i yanımıza çağırıp dilediğini tercihte Onu serbest bırakalım. Eğer O sizi tercih ederse kurtulmalık akçesiz olarak sizindir. Eğer O Beni tercih ederse Vallahi Ben Beni tercih edene hiç kimseye tercih etmem buyurdu.
Zeyd’in babası ve amcası peygamberimizin bu teklifini çok se-vindiler. Zeyd’in kendilerini tercih edeceğinden hiç şüphe etmiyor-lardı.
Peygamberimiz hemen Zeyd’i yanına çağırdı. Geldiğinde Ona yanındaki kişileri göstererek:
-Ey Zeyd! Sen şu kişileri tanır mısın? Diye sordu.
Zeyd’te:
-Evet tanırım. Şu babam, şu da amcamdır dedi.
Peygamberimiz:
-Ey Zeyd! Sen Benim kim olduğumu öğrendin. Seni nasıl koru-duğumu, üzerine nasıl titrediğimi gördün. Şu kişiler ise Seni almak için gelmişlerdir. Ben Seni iki taraftan birini tercih etmede serbest bıraktım. İstersen Beni tercih et, yanımda kal. İstersen onları ter-cih et baban ve amcanla beraber git buyurdu.
Zeyd hiç tereddüt etmeden:
-Ey Muhammed! Yemin ederim ki ben Sana hiç kimseye tercih etmem. Sen bana anne ve baba makamındasın. Ben ancak senin yanında kalacağım dedi ve ailesini reddetti.
Zeyd’in babası ve amcası onun bu sözleriyle şaşkına döndüler. Şaşkınlıkları geçince kızgınlıkla:
-Ey Zeyd! Yazıklar olsun sana. Demek sen köleliği hürriyete; baban, amcan ve ev halkın yerine bir yabancıyı tercih ediyorsun ha! Diye bağırdılar.
Zeyd:
-Evet! Ben bu Zat’tan öyle şeyler gördüm ki Ona hiç bir zaman hiç kimseyi tercih etmem. Ben ondan hiçbir zaman ayrılmayacağım dedi.
Peygamberimiz Zeyd’in bu bağlılığını görünce elinden tutup Kâbe mescidindeki Hıcr mevkiine götürdü.
Hıcr mevkii Mekke ileri gelenlerinin oturdukları; konuşup, eğleştikleri bir yerdi.
Peygamberimiz Zeyd’in elinden tutarak yüksekçe bir yere çık-tıktan sonra:
-Ey hazır olan kişiler! Şahit olunuz ki Zeyd bundan sonra be-nim oğlumdur. Ben ona varisim oda bana varis olacaktır dedi ve Zeyd’i evlatlık aldı.
Zeyd’in babası ve amcası bunu görünce gönülleri rahatlaştı, dönüp yurtlarına gittiler.
Cahiliye çağında bir kimse birini oğul edindi mi halk o oğulluğu oğul edinene nispet eder, onun adı ile çağırır, oğulluk onun mirası-na ortak olurdu.
O günden sonra Zeyd b. Harise (r.anh) Zeyd b. Muhammed olarak anılmaya başladı. Ahzap suresinin 5 ve 40 sureleri nazil olup yüce Allah (c.c.):
“-Oğullukları babalarının ismi ile çağırınız. Bunu yapmak Al-lah katında hakkaniyete daha uygundur.”…
“-Muhammed adamlarınızdan hiç birinin babası değildir. Fa-kat O Allah’ın resulü ve peygamberlerinin sonuncusudur” buyu-runcaya kadar devam etti. Bu ayetler nazil olduktan sonra Zeyd yine eskisi gibi Zeyd b. Harise (r.anh) olarak anılmaya başlandı.
Peygamberimize peygamberlik verildiği zaman Hz. Ali b. Ebu talib (k.v.) ile Zeyd b. Harise (r.anh) Onun bakım ve koruması al-tındaydılar.
Peygamberimiz Hz. Ali (k.v.) Müslüman olduktan sonra Zeyd’i yanına çağırarak:
-Ey Zeyd! Ben seni oğulluk olarak almış, adımı adın olarak vermiş bulunmaktayım. Ben sana varisim, sende bana varissin. Rabbim bana peygamberi yaptı ve yakınlarımı uyarmamı emretti. Bana emredileni bende sana emretmekteyim. Sen iman et dedi.
Zeyd hemen Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman oldu ve namaz kıldı ve peygamberimizden hiç ayrılmadı. Zeyd Müslüman olduğunda on yaşındaydı.
Peygamberimiz onun hakkında:
-Ey Zeyd! Sen bizim kardeşimiz ve azatlımızsın. Sen bana kav-minin en sevimli gelenisin buyurarak iltifat ederdi.
Zeyd b. Harise (r.anh) hayatı boyunca peygamberimizin yanın-dan hiç ayrılmadı. Bütün savaşlarda onun yanındaydı.
Peygamberimiz onu önce halasının kızı olan Zeyneb bint-i Cahş ile evlendirdi. Ahzab suresinin 5 ve 40 ayetleri nazil olduktan sonra Zeyd b. Harise (r.a) hanımı olan Zeyneb bint-i Cahş’ı (r.anha) bo-şadı. Zeyd o zaman kadar peygamberimizin oğlu olarak tanınmak-ta onun ismiyle anılmaktaydı. Bu yanlış imajı düzeltmek için Cenab-ı Hak boşadığı eşi Zeyneb bint-i Cahş’ı peygamberimize nikâhladı. Böylece Zeyneb bint-i Cahş (r.anha) müminlerin annele-rinden birisi oldu.
Bu nikâhta Allah-ı Tealanın (c.c.) gizli bir hikmeti gizlidir. Ge-çerli olan Arap gelenek ve göreneklerine göre bir baba boşamış olsa da oğlunun hanımıyla evlenemezdi. Cenab-ı Hak (c.c.) bu ni-kâhla Zeyd b. Harise’nin (r.anh) peygamberimizin gerçek oğlu ol-madığını göstermeyi murat etti. Aksi halde peygamberimizin vefa-tından sonra pek çok karışıklıklara, fitnelere neden olabilirdi.
Zeyd b. Harise (r.a) hayatı boyunca İslam’a hizmet için canla başla çalışan gerçek bir İslam kahramanıdır. Bütün savaşlarda peygamberimizin yanında savaştı. Bütün güçlükleri, zorlukları seve, seve göğüs gerdi.
Peygamberimiz onu Mute savaşında İslam ordusunun komuta-nı yapmıştı. Zeyd b. Harise burada kahramanca savaştı ve şehit oldu.
Allah (c.c.) ondan razı olsun.
===========
Hz. EBU BEKİR ABDULLAH ATİK B. EBİ KUHAFE (r.anh)
Müslüman olanların beşincisi Hz. Ebu Bekir Abdullah (Atik) b. Ebi Kuhafe Osman’dır.
Ebu Bekir’in ata soyu peygamberimizin ata soyuyla Mürre b. Kâb’ta birleşir.
Hz. Ebu Bekir’in annesi Ümmül Hayr Selma bint-i Sahr’dan doğan oğlan çocukları yaşamıyordu. Bu yüzden ilk doğacak oğlan çocuğuna Abdülkabe ismini vermeyi ve Kâbe hizmetine vakfetmeyi adamıştı.
Hz. Ebu Bekir doğunca ellerini kaldırıp:
-Ya Rabbi! Şu ölümden azatladığın oğlumdur. Onu bana bağış-la diyerek dua etti.
Ebu Bekir büyüyüp gelişince Atik ismi de verildi. Müslüman olunca Abdülkâbe ismi Abdullah’a çevrildi.
Ebu Bekir peygamberimizden iki yaş küçüktü ve peygamberi-mizin en yakın, en candan dostlarından birisiydi. Bu yüzden pey-gamberimizi çok yakından ve çok iyi tanımaktaydı. Kendisi ticaret-le uğraşırdı.
Peygamberimiz Hira dağındaki mağarada gaipten bazı sesler duymaya başladığı ve bu seslerin mahiyetini öğrenmek için Hz. Hatice’nin amcasının oğlu Varaka’nın yanına götürüldüğünde Hz. Ebu Bekir’de yanındaydı. Varaka’nın söylediklerini duymuştu ve sevgili arkadaşında olan ruhsal değişiklikleri çok iyi bilmekteydi.
Hz. Ebu Bekir peygamberimize peygamberlik verilmeden sene-ler önce ticaret için Şam’a gitmişti. Bu seyahat sırasında bir gece rüyasında bir ayın Mekke’ye indiğini sonra Mekke’nin bütün evle-rine dağıldığını ve her eve ondan bir parça girdiğini sonrada kendi evinde toplu bir hale gelmiş gibi olduğunu görüp bu rüyasını ehl-i kitap bilginlerinden bazılarına ve Rahip Bahira’ya anlatmıştı.
Rahip Bahira onun rüyasını dinledikten sora:
-Ey kişi! Sen buraya nereden geldin? Diye sordu.
Ebu Bekir’de:
-Ben Kâbe’nin bulunduğu kutsal Mekke halkındanım dedi.
Onun Mekke halkından oluşu Bahira’nın ilgisini daha da çekti. Bu kez:
-Ey kişi! Sen Mekke halkından kimlerdensin diye sordu.
Ebu Bekirde:
-Ben Kureyşîyimdir dedi.
Bahira:
-Sen geçimini ne ile sağlamaktasın dedi.
Ebu Bekir:
-Ben ticaret yapar, geçimimi ticaretten sağlarım dedi.
Bahira biraz düşündükten sonra:
-Ey kişi! Sen çok hayırlı bir rüya görmüş bulunmaktasın. Eğer Allah rüyanı doğru çıkarırsa kavminden bir peygamber göndere-cek sende sağlığında onun veziri vefatından sonra da halifesi ola-caksın. Fakat sen bunu içinde gizli tut, kimseye söyleme dedi. Ebu Bekir’de onun bu sözlerini kalbinde gizli tutup kimseye söyleme-mişti.
Hz. Ebu Bekir Mekke’ye döndükten sonra Allah’ın istediği ka-dar orada kaldı. Daha sonra ticaret için Yemene gitti ve Ezd kabi-lesinden ihtiyar bir bilginin evine misafir oldu. İhtiyar bilgin onu görünce:
-Ey kişi! Ben senin hâl ve tavrından harem halkından bir kişi olduğunu tahmin ediyorum dedi.
Hz. Ebu Bekir de:
-Evet ben harem halkından bir kişiyimdir deyip onun sözlerin onayladı.
İhtiyar bilgin ona daha dikkatli bakarak:
-Zannederim Sen aynı zamanda Kureyşîsin de dedi.
Hz. Ebu Bekir:
-Ey bilgin kişi! Yanılmadın. Ben harem halkından olup Kureyşî bir kişiyim dedi.
İhtiyar bilgin bu kez:
-Ben senin Teym oğullarından olduğunu da tahmin ediyorum dedi.
Hz. Ebu Bekir:
-Evet ben Teym b. Mürre oğullarındanım dedi.
İhtiyar bilgin ona doğru biraz daha yaklaşarak:
-Senin hakkında öğrenmek istediğim bir şey daha kaldı dedi.
Ebu Bekir:
-Öğrenmek istediğini bana sor dedi.
İhtiyar bilgin:
-Ben sadece karnını açıp bana göstermeni istiyorum dedi.
Onun bu isteği Ebu Bekir’in garibine gitti. Bilgin kişiye:
-Bunu benden niye istediğini haber vermedikçe bu dediğini yapmam dedi.
İhtiyar bilgin:
-Ben okudum kitaplarda Harem halkından bir peygamber gön-derileceğini ve ona bir genç ile olgun yaşta birinin yardımcı olaca-ğını sağlam ve doğru bilgiler içinde buldum. Gen yardımcı atılgan, gözünü daldan budaktan sakınmaz, korku nedir bilmez, güçlüklere karşı koyan kısa boylu, kara yağız bir kişidir. Olgun yaşta olanı ise beyaz tenli ve zayıf bedenlidir. Kendisinin karnında bir ben ve sol uyluğunda da bir işaret vardır. İşte ben niye karnını görmek iste-diğimi bildirmiş bulunuyorum. Artık sana düşen senden istediğimi bana göstermektir. Sen karnını açıp göstermekle nihayet bana gizli kalmış bulunan sıfatını benim için tamamlamış olacaksın dedi.
Ebu Bekir ihtiyar bilginin bu sözleri üzerine karnını açıp ona gösterdi. İhtiyar bilgin göbeğinin üstündeki siyah beni görünce:
-Kâbe’nin Rabbine ant olsun ki sen O’sun. Fakat sen sana arz ettiğim işte sakınıcı ol dedi.
Ebu Bekir:
-Ey bilgin kişi sen şu sözlerini daha açıklık getir. Bana söylemek istediğin nedir? Diye sordu.
İhtiyar bilgin:
-Ey kişi! Doğru yoldan eğrilmekten sakın. Daima orta yolu tut. Allah’ın sana verdiği köle ve cariyeler hakkında Allah’tan kork dedi.
Ebu Bekir işini bitirdikten sonra vedalaşmak için ihtiyar bilgi-nin yanına varınca o:
-Ey Harem halkından olan şerefli kişi! Sen o beklenen peygam-bere ulaştığında şu beyitleri Ona bildir deyip bir beyit söyledi. Ebu Bekir de onun söylediği beyti ezberledi.
Ebu Bekir Mekke’ye geldiğinde Muhammed’e (a.s.v) peygam-berlik gelmiş olarak buldu. Kureyşin ulularından Ukbe b.Ebi Muayt, Şeybe ve Rebia b. Utbe kardeşlerle Ebu Cehil Amr b Hişam yanına geldiler. Ebu Bekir onlara:
-Bildiğiniz gibi ben uzun bir yolculuktan gelmiş bulunuyorum. Uzun zamandır aranızda değilim. Ben yanınızda değilken başınıza gelip çatan veya aranızda olan biten önemli bir iş var mıdır? Diye sordu.
Onlarda:
-Ey Ebu Bekir! Başımızda büyük bir iş var. Ebu Talibin yetimi peygamber olduğunu, gökten kendisine haberlere geldiğini söylü-yor, halkı da tek bir ilaha davet ediyor. Biz onun senin en yakın arkadaşlarından biri olduğunu iyi bilmekteyiz. Eğer arada sen ol-masaydın beklemez hemen hakkından gelirdik. Artık sen onunla aramızdaki şu işi halledersin dediler.
Ebu Bekir de:
-Ey Kureyşin ulu kişileri! Ben sizi başınızdaki şu iş nedeniyle hayli bunalmış buldum. Ben onunla konuşurum. Siz bana onun şu anda nerede olduğunu bildirin dedi.
Onlarda:
-O şu anda zevcesi Hatice’nin evindedir dediler.
Ebu Bekir oyalanmadan doğruca Hatice’nin evine gelip kapısı-nı çaldı. Kapıyı peygamberimiz açtı. Ebu Bekir onu görünce:
-Ya Muhammed! Sen kavminin menzil ve meclislerini gayb, baba ve atalarının dinini terk etmişsin öyle mi? Senin hakkında bana erişen şu haberlerde nedir? Diye sordu.
Peygamberimiz ona:
-Ey Ebu Bekir! Seni böyle telaşa sokan hakkımda sana ulaşan haberlerde ne imiş? diye sordu.
Ebu Bekir:
-Sen insanlara Allah’ın birliğine inanmaya davet ediyor, ben Allah’ın resulüyüm diyormuşsun dedi
-Evet ey Ebu Bekir! Aziz ve celîl olan Rabbim beni Beşir, Nezîr ve İbrahim’in duası kıldı. Bütün insanlara peygamber olarak gön-derdi. Ben sana ve bütün insanlara Allah’ın gönderdiği peygambe-riyim. Allah’a iman et buyurdu.
Ebu Bekir de Ona:
-Ey Muhammed! Sen bu konuda bana hüccet ve delil göster dedi.
Peygamberimizde:
-Ey Ebu Bekir! Bu konudaki hüccet ve delilim Yemende buluş-tuğun bilgin kişidir dedi.
Ebu Bekir’de ona:
-Ey Muhammed bu yeterli bir delil değildir. Çünkü ben Ye-mende pek çok bilginle görüşmüş bir kişiyim. Sen hangisini kast ediyorsun? Bana açıkça bildir dedi.
Peygamberimizde:
-O bilgin kişi ki ihtiyardır ve sana benim için emanet bir beyit bırakmıştı da sen onu ezberlemiştin dedi.
Ebu Bekir hayretler içinde kalarak:
-Ey Muhammed! Ey sevgili dostum! Muhakkak ki doğrular-dansın. Bunu sana kim haber verdi? Diye sordu.
Peygamberimiz:
-Benden önceki peygamberler gelmiş olan Namus’ul Ekber ba-na da gelmiştir. Bu haberi de o getirmiştir dedi.
Bunun üzerine Ebu Bekir:
-Uzat elini ey Muhammed! Sen doğrusun, eminsin. Güzel ahlak sahibisin. Vallahi ben sende bu zamana kadar hiç bir yalana rast-lamadım. Sen emanete riayet eder, akrabanı gözetir, her zaman hayırlı ve güzel işler yaparsın.
Halka yalan söylemeyen bir insan Allah’a karşı hiç yalan söy-lemez. Sen peygamber olarak gönderilmeye layık bir kişisin. Ben şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur, sen de Allah’ın re-sulüsün. Uzat elini de sana biat edeyim deyip iman etti.
Ebu Bekir’in iman etmesi peygamberimizi çok sevindirdi. Onun imanı saf ve katışıksızdı. O bu konuda en küçük bir tered-düde düşmedi.
Ebu Bekir saf ve katıksız olan sarsılmaz imanı ve kişiliğiyle peygamberimizin en büyük yardımcılarından birisi oldu. Bu uğur-da nesi var nesi yoksa harcamaktan geri kalmadı.
Ebu Bekir’in Kureyş kavmi üzerinde mümtaz bir yeri vardı. Kendisi kavmi içinde düşülür kalkılır, görüşülüp konuşulur yumu-şak huylu, uslu bir zat idi.
Cahiliye döneminde Kureyşîlerin ulu ve hatırı sayılan kişilerin-dendi. Kan ve diyet işlerini üzerine almıştı. Tanınmış, kumaş ve elbise alıp satan dürüst bir tüccardı. Kendisi nesep ilminin uzman-larından birisiydi. Müslüman olunca Müslümanlığını gizlemedi. Hiç çekinmeden, hiç kimseden korkmadan açıkladı. Bu konuda üzerine gelen her türlü musibetleri seve seve göğüs gerdi.
Kureyşin yenilmez pehlivanlarından Hz. Hatice’nin amca oğlu Esed (Aslan) lakaplı Nevfel b. Hüveylid Ebu Bekir ile Talha b. Ubeydullah’ı Müslüman olduklarını işitince ikisin bir ipe sıkı sıkı-ya bağlamış, buna her zaman koyu bir kabile gayreti içinde bulu-nan Teym oğulları ses çıkarmamışlardı.
Hz. Ebu Bekir peygamberimizin yanında insanların en sevimli olanıydı. Peygamberimiz bu konuda:
-İnsanlardan canında, malında, arkadaşlığında bana karşı Ebu Bekir b. Ebi Kuhafe’den daha fedakâr ve cömert davranan bir kimse yoktur. Eğer Rabbimden başka insanlardan dost tutmuş olsaydım muhakkak ki Ebu Bekir’i dost tutardım. Fakat İslam kardeşliği daha üstündür.
Haberiniz olsun ki sahibiniz yüce Allah’ın dostudur. Şu mescide açılan bütün kapıları kapatınız. Yalnız Ebu Bekir’in kapısı açık kalsın buyurmuştur.
Ebu Bekir Müslüman olduğunda kırk bin dirhem serveti vardı. O bu servetini Mekkeli müşriklerin ağır işkenceleri altında kıvran-dırdıkları kadın, erkek birçok Müslüman köleleri satın alıp kur-tarmak ve Müslümanları güçlendirmek için harcamaktan geri durmadı. Medine’ye hicret ettiğinde yanında sadece beş bin dirhe-mi kalmıştı. Kalen bu servetini de Medine de Müslümanlar için cömertçe harcadı.
Tebük seferi sırasında kalan servetinin hepsini getirip peygam-berimizin önüne koymuştu. Bunu fark eden peygamberimiz:
-Ey Ebu Bekir! Ev halkına ne bıraktın? Diye sordu.
Ebu Bekir başını eğerek, yavaşça:
-Allah’ı ve Allah’ın resulünü bıraktım dedi.
Peygamberimiz Ebu Bekir’in cennetin Salat, Cihat, Sadaka ve Reyyan gibi sekiz kapısından aynı anda içeriye davet edileceğini bildirmiş onun ismini de sağlıklarında cennetle müjdelenen Aşere-i Mübeşşere’den on mutlu kişinin arasında saymıştır.
Peygamberimiz Mekke’den Medine’ye hicret edeceği zaman onu kendine yoldaş ve mağarada gizlendiğinde arkadaş edinmişti.
Ebu Bekir bedir Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlarda pey-gamberimizin yanında bulundu.
Peygamberimiz vefatıyla neticelenen hastalığı sırasında mihra-ba yalnız onun geçirilmesini emir buyurmuş, Hz. Ömer’in imamlı-ğına razı olmamıştı. Bu nedenle ilk halife Hz. Ebu Bekir oldu.
Hz. Ebu Bekir’in İslam’a yaptığı en büyük hizmetlerden birisi-de Kuran-ı Kerim’i bir kapak altında toplatmasıdır.
Peygamberimiz Kuranı-ı Kerimin sure ve ayetleri vahiy edil-dikçe onları ezberler ve ezberletir; aynı zamanda vahiy katiplerin-den birini çağırır; ona “yaz” diyerek okuyup, yazdırır yazılacak ayetin hangi sureye ve hangi ayetten sonra yazılacağını da bildirir-di.
Kendisi Kuran hafızıydı.
Peygamberimizin irtihalinden sonra Hz. Ebu Bekir vahiy katip-lerinden Zeyd b. Sabit’i Kuran-ı Kerimin yazılı bulunduğu yaprak-sız, kabuğu soyulmuş hurma dallarından; yassı, ince beyaz taşlar-dan ve hafızların ezberlerinden araştırmalar yaptırarak bir araya toplattırmış, Mushaf haline getirtmiştir. Kuran-ı Kerimden olup da Mushaf haline getirilerek iki kapak arasına girmeyen bir şey kal-mamıştır.
Bu konuda Hz.Ali (k.v):
-Allah Ebu Bekir’i rahmet etsin. O Kuran-ı Kerimin sure ve ayetlerini eksiksiz toplamak hususunda insanların en büyük ecirlisi idi. Kuran-ı Kerimi iki kapak arasında toplayan ilk kimse o idi demiştir.
Hz. Ebu Bekir ömrü boyunca neyi var, neyi yoksa her şeyini İslam için harcadı. Vefatında kızı Hz. Ayşe validemize:
Bir sağmal deve,
Müslümanların kılıçlarını bileyip temizleme işlerini yapan ve Ebu Bekir ailesini hizmet eden bir uşak,
İçine süt sağılan tek bir çanaktan başka bir şey bırakmamıştı. Hz. Ayşe validemizde vefatı sırasında bütün bunları halife olan Ömer’e götürülüp verilmesini vasiyet etti. Bütün bunlar kendisine teslim edilince Hz. Ömer ağlayarak:
-Allah Ebu Bekir’e rahmet etsin. O kendisinden sonrakine çok güç bir örnek bıraktı. Sen Ey Ebu Bekir! Sen senden sonrakine çok güç bir örnek bırakıp onu çok güç bir duruma düşürdün demekten kendini alamadı.
Yine Onun hakkında Hz. Ali:
-Peygamber aleyhisselamdan sonra bu ümmetin hayırlısı Ebu Bekir’dir. Ondan sonrada Ömer’dir buyurmuştur.
Ebu Bekir hicretin on üçüncü yılında Medine’de peygamberi-mizin irtihal ettiği yaşta (Altmış üç yaşında) vefat etti ve peygam-berimizin ayakucuna defnedildi.
Ebu Bekir uzun boylu, biraz kamburca, ak tenli, zayıf bedenli, arık yüzlü, seyrek ve aksakallı, çukur gözlü, çıkık alınlı, gür ve çok saçlı, yumuşak huylu, merhametli, gözü yaşlı bir Zat-ı muhterem idi.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
===============
BİLÂL-İ HABEŞİ (r anh.)
Ve
Annesi HÂMÂME Hatun (r.anha)
Hz. Ebu Bekir’den sonra Müslüman olanlar kayıtlara göre Bi-lâl-i Habeşî ile annesi Hamâme hanımdır.
Bilal’in babası habeşi bir köle olan Rebah’tır. Bilal de annesi de Rebah gibi köle idi.
Hamame Mekke’de Cumah oğullarının kölesi idi ve kendi gibi köle olan Rebah ile evlendirilmişti. Bilal-i Habeşi Mekke’de Cümah oğulları ailesi içinde doğmuş, Cümah oğullarından Ümeyye b. Ha-lef’in kölesi olmuştu.
Bilal-i Habeşî ve annesi Hamâme peygamberimizin insanları gizlice İslam’a davet ettiği dönemlerin hemen başlarında Müslü-man oldu. Gerek Bilâl gerekse annesi Hamâme Müslümanlığa gö-nülden bağlı temiz kalpli kişilerdi.
Bilal-i Habeşi köle olmasına rağmen Müslüman olduğunu ilk açıklayan yedi müminden birisi olma şerefine ermiştir. Kendisi müminlerin zayıf ve fakir tabakasındandı.
Bilal’in Müslüman olması ve bunu açıklamaktan çekinmemesi onun pek çok ve ağır işkencelere uğramasına neden olmuştur.
Dininden döndürülmek, Lât ve Uzza adlarını andırılmak için yapılan en ağır işkencelere katlanır:
-Haydi sende bizim gibi söyle diye zorlandıkça:
-Dilim onu söylemeye dönmüyor onu söyleyemiyor. Ehad Ehad ( Birdir, Birdir) demekten geri durmaz, ne yaparlarsa yapsınlar Lat ve Uzza benimde tanrımdır dedirtemezlerdi.
Bilal-i Habeşi türlü işkenceler altında inim, inim inlerken Hz. Ebu Bekir tarafından satın alınıp bu işkencelerden kurtarıldı. Ebu Bekir onu satın alınca hemen azat etti.
Ebu Bekir Bilal’in annesi Hamame’yi de satın alıp azat etti, onu da işkencelerden kurtardı.
Peygamberimiz ilk ezanı Bilal-i Habeşi’yi okutmuş, peygambe-rimizin birinci müezzini olma şerefine kavuşmuştur.
Bilal-i Habeşi hicretten sonra Medine’de peygamberimizin mescidinde sabah ezanını okuduktan sonra ezanın okunduğunu bildirmek üzere peygamberimizin o gece yanında bulunduğu ha-nımının kapısının önünde durarak:
-Hayya alessalah! Hayya alelfelah! Esselâtü ya Resülallah der, peygamberimizin çıktığını görünce de kamet getirmeye başlardı.
Bilal-i Habeşi peygamberimiz bayram namazına ve yağmur duasına çıkarken yanında bulunur, Anezesini namazgaha kadar taşır, varınca sütre olarak peygamberimizin önüne dikerdi.
Peygamberimiz ona aynı zamanda hazinedarlık görevini de vermişti.
Bir gün peygamberimiz ona:
-Ey Bilal! Ben cennette gezinirken önümde senin ayakkabıları-nın tıkırtısını işittim buyurmuş cennetlik olduğunu haber vermiş-tir. Bu nedenle Bilal-i Habeşî Aşere-i Mübeşerre’nin on birincisi-dir.
Bilal-i Habeşi Allah (c.c) yolunda Mekke’den Medine’ye hicret etti. Bütün savaşlarda peygamberimizin yanında bulundu.
Peygamberimizin irtihalinden sonra Medine’de kalmaya daya-namadı. Şama gitmek için halife olan Ebu Bekir’den izin istedi. Onun yanına gelerek:
-Ey Resulallahın halifesi! Ben gözümün nuru Resulallah aleyhisselamdan müminlerin en üstün ameli Allah yolunda cihattır buyurduğunu işitmiş bulunuyorum dedi.
Ebu Bekir’de ona:
-Ey Bilal! Söyle bana, dileğin nedir? Diye sordu.
Bilal-i Habeşi de:
-Allah yolunda ölünceye kadar serhatlardan serhatlara koşarak cihat etmek istiyorum dedi.
Onun bu isteğine karşı Ebu Bekir:
-Ey Bilal! Sen bizi şu gördüğün hal üzere bırakıp gitmeyi uygun görür müsün? Sen burada yanımda kalsan da bana yardım etsen olmaz mı? Diye sordu.
Bilal-i Habeşi onun bu isteğini kabul etmek istemedi. Bu neden-le:
-Ey Ebu Bekir! Eğer sen beni kendin için satın aldın, seninle birlikte bulunayım diye azat ettinse yanında alıkoy. Eğer Allah için satın alıp azat ettinse beni bırak da yüce Allah’ın hizmetine gide-yim dedi.
Onun bu sözleri üzerine Ebu Bekir ağlamaya başlayarak:
-Ben seni muhakkak ki Allah için satın alıp azat etmişimdir. Fakat Allah aşkına! Üzerinde bulunan hakkımı ve hürmetimi göz önünde tut da yanımdan ayrılma. Çünkü ben yaşlandım, zayıfla-dım. Kemiklerim inceldi. Ecelimde yaklaşmıştır. Şu anda kavi dost-ların yardım ve desteğine muhtaç durumdayım dedi.
Bilal-i Habeşi Ebu Bekir’i kırmadı. Onun vefatına kadar ya-nında kaldı. Vefatından sonrada cihat için Şama gitti.
Hz. Ebu Bekir onu gördükçe:
-Keşki bende Bilâl gibi Bilâl’in annesi ve babasından dünyaya gelmiş olsaydım der, onun gibi olmak ister, ona imrenirdi.
Bilal-i Habeşi yetmiş yaşlarında Şam Dımaşkta vefat etti. Kü-çük Kapı yanında Dımaşk kabristanına defnedildi.
Bilal-i Habeşi uzun boylu, kurum gibi simsiyah tenli, kambur, çok ve kır saçlı idi. Saçının aklığını boyayıp değiştirmezdi.
Allah (c.c) onlardan razı olsun.
==================
EBU FÜKEYHE (r.anh)
Ebu Fükeyhe Ezd kabilesinden olup asıl isminin Eflah veya Yesar olduğu söylenir. Bazı kayıtlarda Ebu Fükeyhe’nin Abduddar oğullarının bazı kayıtlarda ise Cumah oğullarından Safvan b. Ümeyye’nin kölesi olduğu kayıtlıdır.
Ebu Fükeyhe Bilal-i Habeşî’nin Müslüman olduğu sıralarda Müslüman olmuştur.
Bilal-i Habeşi gibi oda müşrikler tarafından en ağır işkencelere uğratılırdı. Ebu Bekir onu da satın alıp azat etti.
Ebu Fükeyhe Allah yolunda yapılan ikinci Habeş hicretine ka-tıldı. Bedir savaşından önce vefat etti.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
==============
HÂLİD B. SAİD (r.anh)
Halid b. Said peygamberimizin en büyük düşmanlarından biri olan müşriklerden Ebu Uhayha Said b. Âsî’nin oğlu olup annesi Ümmü Halid Lübeyne bint-i Habbab’tır.
Halid b. Said bir gece rüyasında Allah’ın bildiği kadar geniş bir ateşin kıyısında durduğunu ve kendisini babasının o ateşin içine iterek düşürmek ister gibi davrandığını, ateşe düşmek üzereyken Resulallah’ın hemen belinden tutarak düşmekten kurtardığını gördü. Gördüğü bu rüyadan çok korktu.
Bir gece sonra yine rüyasında Zemzem kuyusunun bulunduğu yerden bir ateşin çıkarak ufukları doldurduğunu bu ateşin pek çok kişileri helak ettiğini, ateşin dışından Birinin:
-Lat ve Uzza yok oldu diye seslendiğini gördü. Üst üste gördüğü bu rüyalar onu çok etkiledi.
Kendi kendine:
-Vallahi her halde bu hak ve gerçek rüyalar olmalı dedi.
Hz. Ebu Bekir çok iyi rüya yorardı. Yola çıktığında Ona rastla-yınca hemen yanına koştu ve rüyasını anlattı, yormasını istedi.
Ebu Bekir:
-Ey Said’in oğlu! Şu gördüğün rüyaların hakkında hayırlı ol-masını dilerim. Şu gördüklerin gerçekten apaçık bir rüyadır. İşte Resulallah Aleyhisselam şuradadır. Sen hiç durma. Hemen ona tabi ol. Eğer ona tabi olur İslamiyet’e girer, onun yanında bulu-nursan muhakkak ki o seni ateşe düşmekten korur. Gördüğün rü-yalara göre baban tam bir cehennemliktir. Ona tabi olanlarda ya-nındadır. Sen babandan uzak dur dedi.
Resullallah o sıralarda Mekke’nin Ciyad mevkiinde bulunu-yordu. Halid b. Said Ebu Bekir’in bu sözleri üzerine hemen yanına koştu ve:
-Ey Muhammed! Sen nelere davet ediyorsun? Diye sordu.
Peygamberimiz:
-Ben insanlara bir olan ve şeriki bulunmayan Allah’a iman ve ibadete, Muhammed’in Onun kulu ve resulü olduğuna inanmaya; işitmez, görmez; hiç bir zarar veya yarar vermez, kendisine tapı-nanları da tapınmayanları da bilmez bir takım taş parçalarına tapmaktan vazgeçmeyi, şu putlara inkâra davet ediyorum.
Ey İbn-i Said! Ben seni hâlâ bir taş parçasından başka bir şey olmayan putlara tapamaya devam ederken görüyorum dedi.
Bunun üzerine Halid b. Said:
-Ben şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. Yine ben şahadet ederim ki Muhammed onun kulu ve resulüdür diyerek iman etti.
Peygamberimiz onun Müslüman olduğuna çok sevindi.
Ebu Uhayha Said b. Asi oğlu Halid’in Müslüman olduğunu öğ-renince diğer oğullarını onun arkasından saldı. Tutup getirmelerini istedi.
Halidi tutup getirdikleri zaman Ebu Uhayha önce itip kakarak ona hakaretler etti. Sonra elindeki değnek kırılıncaya kadar dayak attı.
Bir yandan da:
-Sen Muhammed’in kendi kavmine aykırı hareket ettiğini ve onların ilahlarını yerdiğini ve geçmiş atalarını ayıpladığını görüp duruyorsun da sonrada Ona tabi oluyorsun ha diye bağırıp durdu.
Her şeye rağmen Halid:
-Ey Baba! Vallah o doğru söylüyor doğru yapıyor, ben onun için kendisine tabi oldum dedi. Onun bu sözleri Ebu Uhayhayı da-ha da kızdırdı.
Sövüp saydıktan sonra:
-Ey zelil, yaramaz kişi! Artık istediğin yere git. Vallahi senin bende olan rızkını keseceğim dedi.
Halid tevekkülle başını yere eğerek:
-Ey baba sen rızkımı kesersen kes. Sen rızkımı kesersen Allah elbette bana geçineceğim şeyi ihsan eder dedi.
Onun bu sözleri Ebu Uhayayı daha da kızdırdı. Etrafını çevirip bekleşen oğullarına:
-Şunu dışarı atıp benden uzaklaştırınız diye emretti. Halid Ebu Uhayha’nın oğulları tarafından dışarı çıkarıldı. Halid’i bir yere hapsettiler.
Uhayha diğer oğullarını etrafına toplayarak:
-Eğer sizlerden biriniz onunla konuşacak, ona en küçük bir yardımda bulunacak olursa inan olsun ona yaptığımı kendisine yaparım diye tehdit etti.
Halid Mekke’nin sıcağında hapis olduğu yerde aç ve susuz bı-rakıldı. Dininden dönmesi için çok uğraştılar fakat o dininden dönmedi.
Nihayet bir gün bir fırsatını bulup hapsedildiği yerden kurtul-du. Doğruca peygamberimizin yanına geldi. Onunla birlikte yedi içti. Allah yolunda yapılan Habeş hicretine katılıncaya kadar baba-sına görünmedi.
Halid b. Said Habeş hicreti için hazırlanırken babasının hasta olduğunu ve:
-Eğer Allah şu hastalığımı benden kaldıracak olursa artık Mekke vadisinde İbn-i Ebi Kebşe’nin (Peygamberimizin) tanrısına ibadet olunmayacaktır demişti.
Halid b. Said bunu duyunca ellerini açıp:
-Allah’ım! Onu kaldırma diye dua etti.
Ebu Uhayha bu hastalığından kurtulamayarak öldü.
Halid b. Said Allah yolunda yapılan ikinci Habeş hicretine zev-cesi ilk Müslümanlardan Talha b. Ubeydullah’ın annesi Ümeyne bint-i Halef ile birlikte katıldı. Hicretin yedinci yılında Medine’ye de hicret ederek iki hicreti birleştirdi. Çok güvenilir bir kişi oldu-ğundan peygamberimiz onu zekat tahsil memuru olarak görevlen-dirirdi. Hicretin on dördüncü yılında Mercüssuffer savaşında şehit oldu.
Allah ondan ve eşinden razı olsun.
==================
AMR B. SAİD (r.anh)
Ve
FATIMA BİNT-İ SAFVAN (r.anha)
Amr b. Said peygamberimizin baş düşmanlarından olan Ebu Uhayha’nın oğludur. Halid b. Said’in baba bir, anne ayrı kardeşi-dir. Amr b. Said’in annesi Halid b. Velid’in halası Safiyye bint-i Mugire’dir.
Amr b. Said kardeşi Halid b. Said’in ardından Müslüman oldu. Kardeşi ile birlikte Allah yolunda yapılan ikinci Habeş hicretine katılmış, hicretin yedinci yılında Medine’ye hicret ederek iki hicreti birleştirmiştir. Yanında yine ilk Müslümanlardan olan zevcesi Fatıma bint-i Safvan bulunmaktaydı.
Amr b. Said üzerinde Muhammederrasulallah yazısı kakılıp oyulmuş bulunan bir yüzüğü peygamberimize hediye etti. Peygam-berimiz bu yüzüğü mühür yüzüğü olarak kullanır, hükümdarlara gönderdiği mektuplara bu yüzükle mühürlerdi.
Amr b. Said Fetih, Huneyn ve Tebük seferlerine katıldı. Hicre-tin on üçüncü yılında yapılan Ecnadeyn savaşında şehit oldu.
Allah ondan ve eşinden razı olsun.
================
ZÜBEYR B. AVVAM (r.anh)
Zübeyr b. Avam Hz. Hatice’nin kardeşi Avam b. Hüveylid’in oğlu idi. Bu nedenle Hz. Hatice Zübeyr b. Avvam’ın halası konu-mundaydı.
Zübeyr b. Avvam’ın annesi peygamberimizin halası Safiye bint-i Abdülmuttalib’tir. Bu nedenle Zübeyr b. Avvam hem anne, hem baba yönünden peygamberimizin akrabasıydı.
Babası Avvam oğlu Zübeyr’e:
-Ey oğulcum! Senin annen benim zevcemdir. Esma bint-i Ebu Bekir ise senin zevcendir. Halan Hatice ile baldızın Aişe Resulallahın zevceleridir. Annen ise Resulallahın halasıdır. Baba-mın halası Ümmü Habibe bint-i Esed’tir ki o da Resulallahın anne-si Amine bint-i Vehb’in halasıdır. Resulllah ile aramızda iki yön-den hısım ve akrabalık bulunmaktadır demişti.
Zübeyr b. Avvam Hz. Ali’nin akranı olup aynı yılda doğmuş-lardı ki peygamberimiz o zaman otuz yaşındaydı.
Zübeyr b. Avvam deve kasabıydı.
Hz. Ebu Bekir Müslüman olduktan sonra yolda müstakbel da-madı Zübeyr b. Avvam’a rastladı. Ona İslam’ı anlattı, Müslüman olmasını tavsiye ve bu konuda onu teşvik etti. Zübeyr b. Avvam kabul edince birlikte Resulallah’ın yanına geldiler. Peygamberimiz ona İslamiyet’e arz ve teklif etti, Kuran-ı Kerim okudu. İslam şera-itin anlattı. Yüce Allah’ın mümin kullarına vaat ettiği izzet ve şe-refleri haber verdi. Zübeyr b. Avvam’da hemen iman etti, Müslü-man oldu.
Zübeyr b. Avam amcası tarafından dininden dönmesi için bir iple sıkıca bağlanır, yanına yakılan ateşin dumanı üzerine doğru üfürülerek işkence edilirdi.
Zübeyr b.Avvam Allah yolunda ilk kılıç sıyıran ve peygambe-rimizin hayır dualarını alan kişi idi.
Bir gün durup dururken şeytan kalbine:
-Resulallah yakalanıp öldürüldü diye fısıldadı. Oda hemen kılı-cını sıyırıp peygamberimizi aramaya başladı. Onu Mekke’nin yu-karı taraflarında buldu. Peygamberiz onu kılıcını sıyırmış bir hal-de görünce:
-Ey Zübeyr neyin var? Şu halin nedir? Diye sordu.
Zübeyr peygamberimizi sağ salim görünce sevinçle yanına ko-şup:
-Ya Resulallah! Seni yakaladılar diye haber aldım. Seni koru-mak için kılıcımı sıyırıp yanına geldim dedi.
Peygamberimiz ona ve onun kılına dua etti.
Bu olay olduğunda Zübeyr b.Avvam henüz on yaşındaydı. Hz. Ali Hz. Hamza ve Zübeyr b. Avvam ashabın en yüreklisi idiler.
Peygamberimiz onun için:
-Her peygamberin bir havarisi yardımcısı vardır. Benim hava-rimde Zübeyr’dir buyurmuştu.
Peygamberimiz Hz. Ali ile Zübeyr’i çok severdi.
Zübeyr b. Avam Mekke’den Medine’ye hicret etti. Bütün savaş-lara katıldı. Uhud savaşında savaş meydanından ayrılmamış, pey-gamberimizin önünde dövüşerek ölmek üzere biat yapmış olan İs-lam mücahitlerindendi.
Zübeyr b. Avvam peygamberimizin kendilerini cennetle müjde-lediği on mutlu sahabiden olduğu gibi kendilerinden razı olarak ayrıldığı altı sahabiden de birisi olup Hz. Ömer suikasttan sonra öleceğini anlayınca halifelik işini onunla konuşulmasını tavsiye et-mişti.
Zübeyr b. Avam orta boylu olup ne zayıf ne de şişmandı. Gür saçlı seyrek sakallı esmer tenli, sıkı etli, güçlü kuvvetli bir zat-ı muhterem idi. Ağaran saçlarının rengini boyayıp değiştirmezdi.
Zübeyr b. Avvam hicretin otuz altıncı yılında Cemel vakasında İbn Cürmüz tarafından şehit edilmiştir.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
============
ZİNNUREYN Hz. OSMAN B. AFFAN (r.anh)
Hz. Osman b. Affan Ümeyye oğullarındandır. Ata soyu pey-gamberimizin ata soyu ile Abd-i Menaf b. Kusayy da birleşir.
Hz. Osman’ın annesi Ervâ bint-i Küreyz’dir. Ervâ bint-i Küreyz peygamberimizin halalarından Ümmü Hakim Beyza bint-i Abdülmuttalib’in kızıdır. Osman b. Affan peygamberimizin halası Ümmü Hakim Beyza’nın torunudur.
Osman b. Affan fil vakasından sonra altıncı yılda doğdu. pey-gamberimizden altı yaş küçüktür.
Kendisi ticaretle meşguldü. Kumaş ve elbise alır satardı. Zarar ve ziyan sermayeye ait olmak ve kazancın yarısını almak üzere bazı güvenilir kişilere sermaye verir, ticaret yaptırırdı. Oldukça varlıklı bir zat-ı Muhterem idi.
Kayıtlara göre Osman b. Affan’ın Müslüman olmasına üç şey neden olmuştur.
1-Ticaret için gittiği Şamdan dönerken deve üzerinde uyur gibi bir haldeyken bazı uyarıcı sesler duydu. Bu sesler ona:
-Ey uykucular! Uyanınız, çünkü Ahmet Mekke’de zuhur etmiş bulunuyor. Kendisine tabi olmada başkaları sizi geçmesin diyordu
2-Büyük teyzesi Ervâ bint-i Abdülmuttalib’in yanındayken tev-hit kelimesine duyunca derinliklerinde bir ürperti duydu. Bu keli-me onu çok etkiledi, kalbini yumuşattı, İslam’a doğru meyillendirdi.
3- Peygamberimiz gibi Hz. Ebu Bekir onunda yakın dostuydu. Hz. Ebu Bekir Müslüman olunca yakın dostu Osman b. Affan’ında Müslüman olmasını arzu etti. Ona İslam’ı anlattı Müslüman olma-sını öğütledi ve bu konuda teşvik etti.
Hz. Osman bir gün hasta olduğunu duyduğu büyük teyzesi Ervâ bint-i Abdülmuttalib’i ziyarete gitti. Onun ardından halasını ziyarete gelen peygamberimiz Ervâ bint-i Abdülmut- talib’in oda-sına girdi. O girince sanki oda bir nurla aydınlandı.
Peygamberimiz Hz. Osman’a dönerek:
-Ey Osman! Ne haldesin? Diye sordu.
Hz. Osman’da peygamberimize:
-Ey Muhammed! Ben sana şaşıp durmaktayım. Senin içimizde çok üstün bir mevkiin vardır ama hakkında bir takım olumsuz şeyler söyleniyor dedi.
Bunun üzerine Resulallah ona doğru yaklaştı. Bir elini onun omzuna koyarak:
-Lâ İlâhe İllallah = Allahtan başka ilâh yoktur deyince tüyleri diken, diken oldu. Bu tümcenin taşıdığı büyük ve derin manayı içinde duydu, fakat bir şey söylemedi. Peygamberimiz yanından ayrılınca yakın dostu Ebu Bekir’in söylediklerini anımsadı. Ebu Bekir’de Resulallah aleyhisselam gibi gizliden gizliye İslam’ı yay-mak için didinmekte, yakın dostlarını İslam’a girmeleri için davet edip durmaktaydı. Bunların arasında da Osman b. Affan da vardı. Hz. Osman Müslüman olmak için peygamberimizin ardından se-ğirtti, yolda Talha b. Ubeydulah’a rastladı. Talha b. Ubeydullah’ta Müslüman olmak için peygamberimizin yanına gitmekteydi. Bera-berce Resulallahın huzuruna girdiler. Peygamberimiz onlara İsla-miyet’e arz ve teklif etti. Kendilerine Kuran-ı Kerim okudu. İslam hukukuna dair bilgiler verdi. Eğer Müslüman olurlarsa şanı yüce Allah’ın onlar için vaat ettiği izzet ve şerefleri haber verince ikisi de iman ettiler ve öğrendiklerini ikrar ederek sabahladılar.
Hz. Osman İslamiyet’ten önce cahiliye devrinde Araplar ara-sında okuma yazma bilenler pek az bulunduğu sırada okur yazar Mekkeliler arasında idi.
İçki, kumar gibi hiç bir kötü huyu yoktu. Son derece utangaçtı. Uslu yumuşak huylu bol ihsanlı cömert bir kişiydi.
Peygamberimiz ortanca kızı Rukayye’yi onunla evlendirdi. Rukayye vefat edince diğer kızı Ümmü Külsüm’le evlendirdi. Böy-lece H.Osman Resulallah Aleyhisselama iki kere damat oldu. Böy-lece ona Zinnureyn=İki nur sahibi lakabı verilmiştir.
Hz. Ümmü Külsüm’de vefat edince peygamberimiz:
-Üçüncü bir kızım daha olsaydı onu da Osman’la evlendirdim buyurmuştur.
-Hz. Osman Allah için yapılan birinci ve ikinci Habeş hicretine yanında zevcesi Rukayye bint-i Resulallah olduğu halde katıldı. Ardından Medine’ye hicret edip iki hicreti üzerinde birleştirdi.
Servetini Allah yolunda harcamaktan geri durmadı. Müslü-manlar bol, bol su içsin diye kuyular satın aldı, kuyular kazdırdı.
Peygamberimiz Mescid-i Nebevi’nin genişletilmesini arzu edin-ce alınmasını tavsiye buyurdu arsayı yirmi beş bin dirheme satın alıp bağışladı. Mescid-i Nebevinin genişletilmesini sağladı. Bu ne-denle peygamberimiz mescide girdikçe üç kere:
-Allah’ım! Ben Osman’dan razı oldum. Sende razı ol diye dua ederdi.
Hz. Osman malzeme yönünden çok güç durumda olan Tebük’e sefere hazırlanan İslam ordusunun yarısını yalnız başına donattı. Takımları, diz bağları yular ve diğer gereçleriyle beraber dokuz yüz elli deve, yüz at bağışladı. Bunun dışında nakit olarak yirmi sekiz bin dirhem bağışta bulundu. Bütün bunların dışında sefer katılan askerlerden bazılarının erzaklarını sağladı. Su içtikleri kapların ağız bağlarına, askı iplerine varıncaya kadar sağlamadık bir ihtiyaçlarını bırakmadı.
Hz. Osman yıl orucu tutar, her Cuma namaza gitmeden önce bir köle azat ederdi.
Hz. Osman peygamberimizin sağlıklarında cennetle müjdele-nen on sahabiden biri olduğu gibi kendilerinden razı olarak ayrıl-dığı altı sahabiden de biridir. Hz. Ömer uğradığı suikast sonucu öleceğini anlayınca kendisinden sonra halifelik işini onunla konu-şulmasını tavsiye etmiştir.
Hz. Osman hicretin yirmi dördüncü yılında Hz. Ömer’den son-ra halife oldu. Hicretin otuz beşinci ya da otuz altıncı yılında oruç-lu olduğu ve Kuran-ı Kerim okuduğu bir sırada isyancılar tarafın-dan şehit edildi.
Hz. Osman gördüğü rüyayı şehit edildiği günün sabahında ar-kadaşlarına anlatmış, şöyle demişti.
-Ben bu gece rüyamda Resulallah aleyhiselamı rüyamda gör-düm. Bana ey Osman orucunu yanımızda aç buyurdu. Ben bu gün şehit olacağımı umuyorum.
H.Osman yalnız sağlığında değil Resulallah aleyhisselamın ve-fatından sonrada varını yoğunu İslam için harcamaya devam et-miştir. Hz. Ebu Bekir zamanında halk müthiş bir kıtlığa uğramıştı. Hz. Osman Şam’dan bin deve yükü yiyecek getirtti. Yiyeceklerin geldiğini gören Medine tüccarları hemen kapısına dayandılar. Ona:
-Ey Osman! Sana bin deve yükü yiyecek geldiğini haber aldık. Onları bize sata Medine muhtaçlarını bolluğa kavuşturalım dedi-ler.
Hz. Osman onlara:
-İçeriye geliniz diyerek evine davet etti.
Girdiler.
Hz. Osman onlara:
-Ey kişiler! Şamdan satın aldıklarıma karşılık siz bana kaçta kaç kazanç vereceksiniz? Diye sordu.
Tüccarlarda:
-Ey Osman! Biz sana ona karşı on iki kazanç verelim dediler.
Hz. Osman biraz düşündükten sonra:
-Bana vereceğiniz karşılığı biraz daha artırınız dedi.
Tüccarlarda:
-O halde ona karşı on dört verelim. Bu senin için iyi br kazanç-tır dediler.
Hz. Osman yine malını satmaya yanaşmadı. Onlara:
-Bu kazanç azdır. Siz bana kazancımı biraz daha artırınız dedi.
Tüccarlarda:
-O halde ona karşı on beş verelim dedilerse de Hz. Osman bu kazancı da az gördü. Yine onlara:
-Siz kazancımı biraz daha artırınız deyince tüccarlar:
-Ey Osman! Biraz insaflı ol. Şu verdiğimiz kazançtan daha faz-la kazanç verecek kim var? Diye sordular.
Osman onlara:
-İçinizde her dirheme on dirhem kâr verecek güçte olanınız var mı? Diye sordu.
Onlarda:
-Hayır! Sana bu kazancı verecek güçte olanımız yoktur dediler.
Bunun üzerine Hz. Osman:
-Ey tüccarlar topluluğu! Ben sizleri şahit tutarım ki şu Şam’dan getirttiğim bin deve yükü ekmek ve yiyecek Medine muhtaçlarına sadakadır. Çünkü Rabbim:
“-Kim Allah’a bir iyilikle, güzellikle gelirse işte ona on katı var” buyuruyor. (En’** -160)
Sizler bana en az bire on veremeyeceğinize göre ben mallarımı Daha Çok Kâr Verecek Olan’a yani Allaha satacağım. Onun hesa-bına Medine muhtaçlarına dağıtacağım buyurdu.
Hz. Osman Resulallahın zevcesi Hz. Hafsa’da bulunan Mushafı mütehassıs bir heyete dört nüsha çoğalttırdı, birini Kûfe’ye, birini Basra’ya, birini Şam’a gönderdi. Son dördüncü nüshayı da yanın-da alıkoydu.
Bazı kaynaklarda çoğaltılan nüshaların yedi olduğu Yemen ve Bahreyn’e de birer nüsha gönderildiği kaydı vardır.
Hz. Osman orta boylu, esmer tenliydi. İki omuz arası geniş, omuz kemikleri yüksekti. Derisi ince, yüzü güzeldi. Büyük ve uzun sakalları, gür saçları iyice aklaşmıştı. Başının en tepesi saçsızdı. Saçları iki yandan sarkar, kulak yumuşaklarını aşar, iki yana dö-külürdü. Yanaklarının bir kısmında çiçek hastalığından kalma izler vardı. Burnu ince, ucu büyük ve yüksekti. Dişlerini altınla kaplatıp sağlamlaştırmıştı. Genelde aşı boyası ile boyanmış iki par-ça elbise giyerdi. Kendisinin Yemen işi yüz dirhem değerinde elbise giydiği de görülmüştür.
Kendisi Kuran hafızıydı.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
================