Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

tersinim

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2010
Mesajlar
30
Aldığı Beğeniler
0
Takım
Galatasaray
HZ. ABBAS B. ABDÜLMUTTALİB (r.anh)


Hz. Abbas b. Abdülmuttalib peygamberimizin amcasıdır. Yaşça peygamberimizden üç yaş büyüktür.
Hz. Abbas’ın annesi Hazrecîlerden Nüteyle bint-i Ceneb b. Küleyb’tir.
Hz. Abbas, Hz. Abbas’ın hanımı Ümmül Fadl ve kölesi Ebu Rafi peygamberimizin Allah’ın (c.c) emri üzerine en yakınlarını islamiyete davet ettikten, İslamiyet ev halkı içinde konuşulmaya başladıktan sonra Müslüman olmuştur.
Hz. Abbas ticaretle uğraşan zengin bir kişi idi. Pek çok serveti vardı. Fakat servetinin büyük bir kısmı kavmi içinde veresiyede dağınık dururdu. Hz. Abbas bu durumunu göz önüne alarak Müs-lümanlığını açıklamak istemedi, gizli tuttu. Müşriklerden yana gö-ründü. Onun bu tutuma daha sonra İslamiyet açısında pek çok hayırlara vesile olmuştur.
Kendisi Haşim oğullarının yöneticisi idi. Akılda herkesten üs-tündü.
Nübüvvetten sonra onuncu yılda yapılan Akabe bey’âtinde
Peygamberimizin yanındaydı.
Peygamberimizin Müslüman olan Medineliler ile birlikte git-meye niyetlendiğini öğrenince Medinelilerin karşılarına çıkmış ve:
-Ey Hazrecîler topluluğu! Bilirsinizki Muhammed bizdendir. O dostu da düşmanı da çok olan ulu ve şerefli bir kişidir.
Biz kendisini düşmanlarının, muhaliflerinin tecavüzünden ko-ruduk ve koruyoruz. O kavmi arasında, memleketi içinde izzet ve şerefiyle emin bir surette yaşamaktadır.
Halbuki şimdi size katılmaya, sizinle birlikte gitmeye karar vermiş bulunuyor. O sizinle giderse bizim korumamız altından çı-kıp, sizin korumanız altına girmiş olacaktır. Sizlerse bu konuda aht ve misak vermiş, Ona biat etmiş bulunmaktasınız.
Ona verdiğiniz sözü yerine getirebilecek ve muhalafet edip düş-manlık gösterenlerden kendisini hakkıyle koruyabilecek misiniz? Bunu hakkıyle ifa edebilecek misiniz?
Bunu hakkıyle yerine getirebilecekseniz ne âlâ?
Yok eğer Mekke’den çıktıktan sonra kendisini bırakıp hüsranla karşılaşmasına sebep olacaksanız şimdiden bu işten vazgeçiniz. Onu bırakınız, kendisi yine kavmi arasında ve yurdunda aziz ve emin bir surttte yaşasın demiş, kavmi içinde olduğu gibi Medine’de de korunup kollansın diyerek kesin himaye ve yardım teminatı al-madan peygamberimizin onlarla gitmesine razı olmamıştı.
Hz. Abbas peygamberimizin emriyle Mekke’de Mekke’nin fet-hine kadar Müslümanlığnı gizli tutmuş, Mekke’de olan bitenleri peygaberimize bildirerek İslam davasına büyük hizmetlerde bu-lunmuş, ayrıca hicret edemeyip Mekke’de kalmak zorunda kalan Müslümanlara da destek olmuştur.
Peygamberimizi Hz. Abası çok sever ve saygı gösterir, onun hakkında:
-Abbas bendendir bende Abbastanım. O benim amcamdır. Ki-şinin amcası babasının bir eşidir derdi.
Yine Onun hakkında:
-Kim Abbas’a eza ederse Bana eza etmiş olur buyurmuştu.
Hz. Abbas ashab-i kiram arasında da saygın bir mevkiye sahip-ti. Onlar Onun faziletini ikrâr ve tasdik ederler, mühim işilerini Ona danışırlar, Onun görüşünü almadan bir karara varmazlardı.
Peygamberimizin irtihalinden sonra kıtlık ve kuraklık sırasında Hz. Abbas’a tevessül edilerek yağmur duasına çıkılır:
-Ey Allah’ım! Bizler peygamberimizle tevessül ederek Senden niyazda bulunurduk da bize yağmurlar ihsan ederdin. Şu kişi pey-gamberinin amcasıdır. Şimdi de peygamberimizin amcasıyla teves-sül ederek senden yağmur niyaz ediyoruz. Bize yine yağmur ihsan et diye dua eder ve yağmur ihsanında bulunurlardı.
Şanı yüce Allah (c.c) Hz. Abbas’ın yağmur duasını kabul buyu-rur, O’nun duasından sonra yapmurlar yapmaya başlayınca halk Ona ellerini sürer:
-Ey Harameynin suvarıcısı! Bu ihsan senin yüzü suyun hürme-tinedir derler Ona teşekkür ederlerdi.
Ashab-ı Kiram hayvan üzerinde bulundukları zamanlarda Hz. Abbas’a rastlasalar ona olan hürmetlerinden dolayı hemen hay-vanlarından inerlerdi.
Hz. Abbas Mekke’nin fethinde bulundu. Huneyn, Taif ve Tebük gazalarına katıldı. Hicretin otuz ikinci yılında Hz. Osman’ın halifeliği döneminde vefat etti.
Vefat edeceğini anlayınca yetmiş köleyi birden azat etmişti.
Hz. Ali ve üç oğlu Abdullah b. Abbas, Ubeydullah b. Abbas ve Kusem b. Abbas tarafından yıkandı.
Cenaze namazın Hz. Osman kıldırmış olup, Baki kabristanına, Haşim oğulları kabirlerinden birine defnedildi.
Hz. Abbas uzun boylu, ak ve nazik tenli, güzel yüzlü, iki bölüm örülmüş uzun saçlı, iri gövdeli, gösterişli ve heybetli, gür sesli bir zat-ı Muhterem idi.
Öyle gür sesli idi ki Medine otlaklarında yüksek bir yere çıkıp seslendiğinde sesini Medine’ye duyururdu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


======================


ÜMMÜLFADL LÜBÂBETÜLKÜBRÂ Bint-i HÂRİS (r.anha)


Ümmülfadl Lübâbetülkübrâ bint-i Haris peygamberimizin **-cası Hz. Abbas’ın zevcesidir.
Annesi Zi Huleyl’el’Cüreşî’lerden Hind Havle bint-i Avf olup peygamberimizin zevcelerinden ve müminlerin annelerinden Hz. Meymune’nin kız kardeşi yani peygamberimizin baldızı ve Halid b. Velid’in halasıdır.
Hz. Abbas’ın Abdullah, Ubeydullah, Mâbed, Kusem ve Abdurrahman isimli erkek çocuklarıyla Ümmü Habib ismindeki kız evladı bu hanımından doğmuştur.
Ümmülfadl Medine’ye, peygamberimizin yanına geldikten son-ra peygamberimiz ona sık sık ziyarete gider, bazen öğle uykusunu onun evinde uyuduğu olurdu.
Ümmülfadl hatun oğlu Kusem ile birlikte Hz. Hüseyin’i emzir-miştir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


================


EBÛ RÂFİ (r.anh)


Ebu Râfi Mısır Kıptîlerindendir. Kaynaklarda ismi Eslem, İb-rahim, Hürmüz veya Salih olarak bildirilmektedir. Bunların dışın-da başka isimlerinin de olduğu rivayet edilir. Kendisi isimlerinden çok Ebu Râfi künyesiyle anılırdı.
Ebu Rafi Hz. Abbas’ın kölesiydi. Hz. Abbas onu peygamberi-mize hediye edince peygamberimiz hemen azat etmiş ve azatlı köle-si Selma hatunla evlendirmişti.
Selma hatun peygamberimizin Hz. Mariye’den olan oğlu Hz. İbrahim’in doğum ebesidir.
Ebu Râfi Hz. Abbas ve Ümmülfadl ile birlikte müslüman oldu. Bedir savaşından sonra Medine’ye hicret ederek peygamberimizin yanında oturdu. Bedir’den sonraki bütün savaşlarda peygamberi-mizin yanında bulundu.
Ebu Rafi marangozdu. Mescid-i Nebevinin acı ılgın ağacından üç basamaklı minberini o yapmıştır.
Peygamberimiz onu Ehl-i Beytinden kabul ederdi. Bu nedenle bir pay karşılığı zekat tahsil işini yapmasını engel olmuş:
-Ey Ebu Rafi! Biz Ehl-i Beytiz. Zekat ve sadaka bize helal de-ğildir. Bir kavmin azatlısı o kavimden sayılır buyurmuştu.
Ebu Rafi Hz. Osman’ın veya Hz. Ali’nin halifeliği döneminde vefat etti.
Allah (c.c) ondan razı olsun.

=================

AMR B. ABESE (r.anh)

Amr b. Abese Halid b. Huzeyfe Süleymî olup annesi Remle bint-i Vakia’dır. Remle bint-i Vakia hatun Benî Gıfarlardandı.
Amr b. Abese Ebu Zerr’el’Gıfarî’nin aynı anneden olma karde-şidir.
Amr b. Abese peygamberimize peygamberlik verilmeden önce putlara tapmaktan yüz çevirmişti. Tapılan putların boş olduklarını görüyor, insanların putlara taparak nasıl bir dalâlet içine düştük-lerini daha iyi anlıyordu. Onlar bir takım taşlara tapıyorlardı ki taptıkları o taşlar kendilerine ne yarar, nede zarar verebilirdi. Put-lara tapmanın boşluğunu iyice anlayıp bilmişti. Fakat içinde yaşa-dığı evreninde bir yaratıcı tarafından yaratıldığını, tesadüfler so-nucunda oluşamayacak kadar girift ve dengeli olduğununda far-kındaydı.
Amr b. Abese işte o zaman Âlemleri Yaratan’ı aramaya başla-dı. Bu arayış sırasında Teyma halkından bir ehl-i kitaba rastladı. Ona:
-Ey kişi! Ben bir yere konduklarında yanlarında put bulunma-yınca içlerinden birisi giderek dört taş gitiren, sonrada üçü ile ten-ceresi için ocak çatan, en yakışıklısı olan dördüncüsüne Tanrı diye tapan, oradan gideceği zaman da onu orada bırakan, her konduğu yerde bulduğu daha yakışıklı taşlara tapan kabile halkından bir kimseyim.
İnsana ne yarar ne de zarar veremeyen bir şeyi put edinmenin bâtıl ve boş dolduğunu sanıyorum. Eğer sen elinden geliyorsa beni daha hayırlısına kıvaluzla dedi.
Ehl-i kitapta:
-Ey doğru yola kılavuzlanmak isteyen kişi! Sen aradığını başka yerlerde arama. O senin hemen yanındadır. Mekke’de bir zat zu-hur edecek, kavminin tapa geldikleri putlardan yüz çevirip halkı onlardan başkasına davet edecektir. Onun çıkışını gördüğün ya da duyduğun zaman sen Ona hemen tabi ol. Bu konuda kimse seni geçmesin. Çünkü o dinin üstününü getirecektir dedi.
O günden sonra Amr b. Abese Mekke yolunun üzerine oturur, deve üzerinde Mekke’den gelen kimselerin önlerini kesip:
-Mekke’de bildiklerimiz dışında her hangi bir haber var mı? Diye sorar, onlarda:
-Hayır yok derlerdi.
Yine bir gün Amr b. Abese Mekke yolunun üzerine oturmuş gelen gidenleri gözetlemekteydi. Deve üzerinde bir adam çıka geldi. Amr b. Abese hemen onu durdurarak:
-Ey kişi! Nereden geliyorsun? Diye sordu.
Deve üzerindeki adam:
-Ben Mekke’den gelmekteyim dedi.
Amr b. Abese her zamanki gibi:
-Mekke’de bildiklerimiz dışında bir haber var mıdır? Diye sor-du.
Adamda:
-Evet vardır. Bir Zat zuhur etti de kavminin putlarına yüz çevi-rip halkı onlardan başkasına, tek bir İlaha imana ve ibadete davet ediyor dedi.
Bu haber üzerine Amr b. Abese hemen ev halkının yanına dö-nerek:
-Ben ne zamandır beklediğim haberi duymuş bulunmaktayım deyip hemen devesinin üzerine atladı, Mekke’nin yoluna tuttu. Mekkeye gelince devesini ıhdırdı, önüne gelen ilk kişiye Resulallah’ı sordu.
-O şimdi ortada yoktur, gizlenmiştir dediler.
Amr b. Abese:
-O niçin gizlenmiştir? Diye sordu.
Sorduğu kişilerde:
-Çünkü getirdiği yeni dinden dolayı kavmi ona karşı çok cüretli ve şiddetli davranmaktadır. Geleceleyin Kâbe’yi tavaf ettiği zaman dışında sen Onu görmeye kadir olamazsın dediler.
Bunun üzerine Amr b. Abese Kâbe kapısının önüne yatıp uyu-du. Tehlil ve telbiye sesi duyunca hemen yerinden fırlayıp kalktı. Hem Ses Sahibi’nin yanına vardı, ona selam verdi. Sonrada:
-Ey tehlil ve telbiye getiren kişi! Sen kimsin ve nesin? Diye sor-du.
Resulallah’ta:
-Ben Allah’ın (c.c) şu kavme göndermiş olduğu peygamberiyim buyurdu.
Amr b. Abese onun ne demek istediğini anlayamadı. Bu kez:
-Ey kişi! Peygamber ne demektir? Diye sordu.
Peygamberimiz:
-Peygamber Allah’ın (c.c) kulu ve resulü olan Zattır buyurdu.
Amr b. Abese:
-Ey kişi! Seni peygamber olarak kim gönderdi? Diye sordu.
Peygamberimiz:
-Beni yüce Allah (c.c) göndermiştir. Emrettiklerinin haberini bana Ruhulkudüs ile bildirmektedir dedi.
Amr b. Abese iyice meraklanarak:
-Ey kişi! Söyle bana! Yüce Allah (c.c) seni neyi emretmen için göndermiştir? Diye sordu.
Peygamberimizde:
-Beni Allah (c.c); bir olan Allah’a (c.c) eş ve ortak koşmaksızın ibadet etmek, putları kırıp atmak, akrabalara yardım etmek, kan dökmemek, yol emniyetini sağlamak gibi nice vazifelerle gönder-miştir. Bu emirler yüce Rabbimin emirleridir buyurdu.
Amr b. Abese hemen:
-Ey Allah’ın (c.c) resulü! Sen ne güzel emirlerle gönderilmişsin. Ben sana ve getirdiklerini inandım ve iman ettim. Rabbimden ge-tirdiklerini eksiksiz tasdik ediyorum. Uzat elini de sana biat edeyim dedi.
Resulallah elini ona doğru uzatınca Amr b. Abese hemen İsla-miyet üzere biat edip, müslüman oldu.
Amr b. Abese bey’at ettikten sonra:
-Ey Resulallah! Gönderildiğin hususta yardımcıların var mı-dır? Sana kimler yardım etmektedir? Diye sordu.
Resulallah:
-Şu anda yanımda Bana yardımcı olan bir hür ile bir köle var-dır buyurdu.
Amr b. Abese biraz daha dikkatle bakınca Resulallah’ın geri-sinde, karanlıklar içinde bekleşmekte olan iki kişi gördü. Onlar Hz. Ebu Bekir ile Bilâl-i Habeşîydi.
Bunun üzerine Amr b. Abese:
-Ey Resulallah! Bende iman etmiş bulunuyorum. Artık bundan sonra bende yarin ve yardımcınım. Sen bana yeterki emret. Yanın-da mı kalayım? Yoksa ev halkımın yanına mı döneyim. Ne buyu-rursun? Ne istersen yaparım dedi.
Reulallah’ta:
-Ey Amr b. Abese! Sen şu günde yanımda kalamazsın. Benim durumumu, Allah’tan (c.c) getirip tebliğ ettiğim şeylere karşı in-sanların tutumunu, Bana karşı nasıl katı ve sevimsiz davrandıkla-rını görmüyor musun?
Sen şimdi hiç durma, hemen ev halkının yanına dön. Onların yanında selametle otur. Benim gideceğim yere çıkıp gittiğimi işitti-ğin zaman yanıma gel. O zaman bana tabi ol buyurdu.
Bunun üzerine Amr b. Abese yurduna döndü. Fakat Resulallah hakkında soruşturmaktan, haberlerini almaktan da geri durmadı. Resulallah’ın Mekke’den Medine’ye hicret ettiğini duyuncaya ka-dar ailesinin yanında oturdu. Nihayet bir gün Yesrip’lilerden (Me-dine’lilerden) bir grup yanına geldi.
Amr b. Abese:
-Ey Yesripli kadeşler! Mekke’den yurdunuza hicret eden o Zat ne yapıyor? Diye sordu.
Yesriplilerde:
-Kavmi onu öldürmek istemiş fakat muvaffak olamamışlardır. Kavmi ile aralarında birbirlerine karşı tedbirler alma var. Halk ona doğru akın, akın koşmaktadır dediler.
Bunu üzerine Amr b. Abese hemen devesine binip Medine’ye geldi. Resulallah’ın huzuruna çıkıp:
-Ey Resulallah! Sen beni tanıdın mı? Diye sordu.
Resulallah’ta:
-Evet tanıdım. Sen Mekke’de yanıma gelip iman etmiş olan Süleymî’sindir. Sen bana şunları sormuştun. Bende sana şöyle şöy-le cevaplar vermiştim buyurdu.
Amr b. Abese’de:
-Ey Resulallah! Her zaman olduğu gibi yine doğrulardansın de-di. Amr b. Abese Resulallahın yanından hiç ayrılmadı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


===================



EBÛ ZERR’EL’GIFARİ (r.anh)


Ebu Zerr’el’Gıfarî’nin asıl adı Cündüb b. Cünâde olup Gifar kabilesindendir. Annesi Remle bint-i Vakîa hatunda Benî Gıfarlardandı.
Ebu Zerr’el’Gıfarî ile Amr b. Abese aynı anneden doğma kar-deş idiler.
Ebu Zerr’el’Gıfarî’de cahiliye devrinde putlara tapmaktan hoş-lanmaz, Allah’a ibadet eder, Onu bir tanırdı.
Müslüman olduktan ve Medine’ye peygamberimizn yanına gel-dikten sonra yakın arkadaşlarına:
-Ben Resulallah Aleyhiiselama kavuşmadan üç yıl önce Rabbim beni ne yöne döndürürse o yöne dönerek namaz kılardım. Namaz kılışım Allah (c.c) için olurdu. Bu namazım yatsı namazı gibiydi. Gecenin sonu gelipte güneş üzerime vuruncaya kadar bir örtü gibi serilir kalırdım.
Yine Ebu Zerr’el’Gıfarî ashaptan arkadaşlarına:
-Ben kavmimin taptığı putlardan yüz çevirmiş bir kişiydim. Allah’tan (c.c) başkasını tapmıyordum demiştir.
Ebu Zerr Gıfarlara ait yurtta otururken Mekke halkından bir adam yanına gelip:
-Ey Ebu Zerr! Mekkede bir Zat zuhur etmiş olup senin dediğin gibi Lâ ilâhe illâllah diyor ve kendisinin peygamber olduğunu söy-lüyor diye haber vermişti.
Ebu Zerr yerinden fırlayarak:
-Şu söylediğin Zat kimlerdenmiş? Diye sordu.
Gelen kişi de:
-O Zat Kureyştendir diye cevap vermişti.
Ebu Zerrin kalbine Lâ ilâhe illâllah sözün duyunca İslam sevgi-si düşüverdi. Ne zamandır arayıp durduğunu bulduğunu anladı. Hemen kardeşi Üneys’in yanına giderek:
-Ey Üneys! Sen hemen hayvanına bin ve Mekke vadisine doğru git. Kendisine gökten haber geldiğini söyleyen adamla konuş. Söy-lediklerini iyi dinleyip ezberle. Kendisi hakkında benim için bilgi edin. Haberini bana tez getir dedi.
Üneys peygamberimizle buluştu söylediklerni dinledikten sonra Ebu Zerr’in yanına geldi.
Ebu Zerr kardeşine:
-Ey Üneys! Ne yaptın, bana ne haber getirdin? Diye sordu.
Üneys:
-Ben Mekke’de senin ne zamandır üzerinde bulunduğun dinde bir Adama rastladım ki kendisini Allah’ın (c.c) gönderdiğini, Al-lah’ın (c.c) resûlü olduğunu söylüyor dedi.
Ebu Zerr:
-Sen bana halkın onun hakkında ne söylediğinden haber ver dedi.
Üneys:
-Halk onun kâhin, şair ya da sihirbaz olduğunu söylüyor. Fakat ben şair bir kişiyim. Şiirin her çeşidini bilirim. Onun söyledikleri şiir değildir. Onun söylediklerini şiirin her çeşidine tatbik ettim. Vallahi benden sonra ona şiir demeye kimsenin dili varmaz.
Ben kahinlerin sözlerini de dinlemiş bir kişiyim. Onun söyledik-leri kahinlerin söylediklerinden değildir.
Vallahi O muhakkak Sadıktır. Kahinler ise muhakkak ki ya-lancıdır.
Ey kardeşim! Ben öyle bir Zat gördüm ki hayrı, iyiliği ahlakî faziletleri emrediyor, şerden kötülükten de sakındırıyor.
Onu ahlakî faziletleri emrederken ve öyle bir söz söylerken gördüm ki o söz şiir değildir dedi.
Ebu Zerr kardeşine:
-Ey Üneys! Ben senden daha üstün bir şair bilmiyorum. Gör-düm ki sen o zatın söylediklerinin etkisinde kalmışsın. Sen bana bu hususta arzu ettiğim gönlüme şifa verir, müşküllerimi giderir bir haber getirmedin. Ben kendim gidip onu göreceğim dedi.
Üneys:
-Ey kardeşim! Sen onu görmeye git. Fakat gidersen Mekke hal-kından sakınıcı ol. Çünkü onlar Ona karşı son derecede kin besli-yorlar. Ondan bahsedildiğinde suratlarını asıp duruyorlar. Taraf-tarlarına da işkencelere uğratıyorlar dedi.
Ebu Zerr hemen azık dağarcığını hazırladı, su tulumunu yük-ledi. Eline bir asa alıp yollara düştü, Mekke’ye ulaştı. Fakat Resulallah’ı şahsen tanımadığı gibi tanımadığı kimselere Onu sor-mayı da uygun bulmuyordu.
Mescidi Harama gelip zemzem kuyusunun başında oturdu. Orada ne yapacağını karar vermeye çalıştı.
Bu ara yanına birisi gelip ona:
-Şu adam her halde gariplerden bir gariptir dedi.
Ebu Zerr’de:
-Evet! Ben garip ve şu bulunduğum yere yabancı bir kişiyim dedi.
Yanına gelen kişi Hz. Ali b. Ebu Talip’ti. Fakat EbuZerr onun Hz. Ali b. Ebu Talip olduğunu bilmiyordu.
Hz. Ali Ebu Zerr’e:
-Madem ki garip ve yabancısın, hadi kalk, benimle birlikte bi-zim eve gel dedi.
Yol boyunca hiç bir şey konuşmadılar. Birbirlerinden haberleri olmadı. Ebu Zerr o gece Hz. Ali’nin evinde misafir oldu.
Sabah olunca Ebu Zerr evden çıkıp Resulallah’ı sormak üzere tekrar Mescid-i Harama geldi. Fakat kime sorduysa Resulallah hakkında bir bilgi vermedi. Akşam yaklaşınca Hz. Ali tekrar yanı-na gelip:
-Bu adam için daha yerini öğrenmek zamanı gelmedi mi? Diye sordu.
Ebu Zerr:
-Gideceğim yeri henüz öğrenemedim dedi.
Hz. Ali tekrar:
-O halde benimle bizim eve gel dedi.
Eve vardıklarında Hz. Ali Ebu Zerr’e:
-Ey kişi! Senin şuradaki işin nedir? Sen bu şehre ne için geldin? Diye sordu.
Ebu Zerr:
-Ben işim hususunda sana bilgi verebilirim. Yalnız işimi gizli tutacağına, işim hakkında bana kılavuzluk edeceğine söz vermen gerek dedi.
Hz. Ali:
-Ben senin istediğin sözü verir, istediğini yaparım dedi.
Bunun üzerine Ebu Zerr:
-Ben Gifarlardan bir adamım. Bize erişen haberlere göre bura-da bir Zat çıkmış kendisine gökten haberler geldiğini, peygamber olduğunu söylüyormuş. Onunla konuşmasını işittiklerini ezberleyip bana haberini getirmesi için kardeşimi göndermiştim. Fakat kar-deşim gönlüme şifa verecek haberlerle gelmedi. Kardeşimin getir-diği haber gönlüme şifa vermediği için onunla kendim konuşmak üzere buraya gelmiş bulunuyorum dedi.
Hz. Ali:
-Sen geldiğine isabet ve akıllılık etmişsin. Senin şu yaptığın uzak görüşlü olmaktır. Muhakkak ki doğru yol üzerindesin. O ha-berini aldığın Zat Allah’ın (c.c) resulü olup, hak peygamberdir.
Sabaha çıktığımızda Ona ulaşmak için sen beni takip et. Fakat çok dikkatli ol. Ben senin için korkulacak bir şey görürsem ya ayakkabımı düzeltiyormuş gibi duvara doğru yönelir dururum, ya da su döküyormuş gibi yaparım. O zaman sen beni beklemeden burnunun doğrultusunda git.
Ben bir şey yapmadan geçer gidersem arkam sıra gel ve girdi-ğim yere sende gir dedi.
Ebu Zerr Hz. Aliyi takip etti. Hz. Ali onu peygamberimizin ya-nına götürdü.
Ebu Zerr yanına girince peygamberimizi:
-Eselâmü aleyke yâ Resulallah diyere İslam selâmıyla selamla-dı.
Peygamberimiz ona:
-Ey kişi! Sen kimsin? Diye sordu.
Bu Zerr’de:
-Ben gifar oğullarından bir adamım deyip ilave etti:
-Ya Muhammed! Sen insanları nelere davet ediyorsun?
Resulallah onun bu sorusuna karşılık:
-Bir ve şeriki olmayan Allah’a (c.c) imana ve putları inkâr et-meye ve gidermeye, benimde Resulallah olduğuma şehadet etmeye davet ediyorum buyurdu.
Ebu Zerr:
-Ey Muıhammed (a.s)! Davet ettiklerin ne güzel şeylerdir. Sen bana nasıl Müslüman olacağımı bildir dedi.
Peygamberimiz bildirince Ebu Zerr:
-Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve resûluhü diyerek şehadet getirdi.
O Müslüman olunca Resulallahın yüznde sevindiğinin belirtisi olarak bazı işaretler göründü. Sonra Ebu Zerr’e dönerek:
-Ey Ebu Zerr! Sen artık bizim kardeşimizsin. Fakat sen bu işi şimdilik Mekke’lilerden gizli tut. Memleketine dönüp git ve orada selametle otur buyurdu.
Fakat Ebu Zerr inançlarını gizlemeye uygun görmeyecek kadar açık yürekli ve cesur bir kişi idi.
Peygamberimize:
-Ya Resulallah! Şu müşrik kişiler batıl üzere oldukları halde dinlerini açıkladıkları, açıkça yaşadıkları halde biz hak üzerinde olduğumuz halde gizlememiz doğru olmaz. Ben dinimi açıklamak istiyorum dedi.
Resulallah onun yüzne endişe ile bakarak:
-Ey Ebu Zerr! Ben senin hakkında Mekkelilerden korkmakta-yım. Onlar bizlere karşı son derece sert ve haşin davranan bir ka-vimdir. Seni öldürürler buyurdu.
Ebu Zerr kararlılıkla:
-Ey Resulallah ben öldürüleceğimi bilsem bile muhakkak bunu yapacağım dedi.
Onun bu isteğine karşılık Resulallah sustu ne yap, ne de yapma demedi. Yapmak itediği iş konusunda kararı Ebu Zerr’e bıraktı.
Bunun üzerine Ebu Zerr:
-Ey Resulallah! Seni hak dinle peygamber gönderen varlığım kudret elinde bulunan Allah’a (c.c) yemin ederim ki Mescid-i Ha-ram’da, onların arasında Müslüman olduğumu haykıracağım. İslamiyeti açıklamadan yurduma dönüp gitmeyeceğim dedi.
Peygamberimiz yine ses çıkarmayınca Ebu Zerr müşriklerin Mescid-i Haram’da halkalanarak oturdukları, konuştukları Mescid-i Haramın yüksek yerlerinden birine çıkarak yüksek sesle:
-Ey Kureyş cemmati! Biliniz ki ben Allah’tan (c.c) başka ilah olmadığına Muhammed’in (a.s) Onun kulu ve resulü olduğuna şehadet ederim diye bağırdı.
Müşrikler ona doğru şaşkınlıkla bakarak:
-Şu adam muhakkak ki sapıtmış, aklını kaçırmıştır dediler. Bir kaçı yerlerinden silkinip kalkarken:
-Ey ahali! Yürüyünüz şu sapıtmışın üzerine diye bağırıp Ebu Zerr’in üzerine çullandılar. Onu öldüresiye dövdüler.
Bu bağırışmalara Abbas b. Abdülmuttalib koşup gelmişti. Kavminin bir Gifarîyi öldüresiye dövdüklerini görünce hemen Ebu Zerr’in üzerine kapanıp:
-Yazıklar olsun size diye bağırdı. Siz Gıfar kabilesinden olan bir adamı döve, döve öldürüyorsunuz ha! Onun Gıfar kabilesinden olduğunu, tüccarlarınızın Şam’a giden yolunun bu kabilenin yur-dundan geçtiğini bilmiyor musunuz?
Ey Kureyş cemaati! Sizler tüccar insanlarsınız. Ticaret yolunuz şu öldürmek üzere olduğunuz adamın yurdundan geçmektedir. Eğer onu öldürürseniz Gıfarîler size yurtlarından geçirmezler. Ti-caret yollarınızı kapatırlar. Sizler ticaret yolunuzun kesilip ka-panmasını mı istiyorsunuz?
Müşrikler Abbas b. Abdülmuttalib’in bu haklı çıkışması üzeri-ne Ebu Zerr’i bıraktılar, başından dağıldılar.
Ebu Zerr yüzü gözü morarmış, başı yarılmış bir halde peygambeimizin yanına geldi ve onun yanında sabahladı.
Sabah olunca yine Mescid-i Haram’a vardı. Bir gün önce yaptı-ğı gibi yine yüksekçe bir yere çıkarak:
-Ey Kureyşiler! Bilinizki ben Muhammed’in (a.s) dinine girmiş bulunmaktayım. Eşhedü en lâ ilâhe illalllah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve resulü diye bağırdı.
Kureyşilerden kimileri yerinden silkinip kalktılar. Ebu Zerr’in üzerine çullandılar. Onu öldüresiye dövmeye başladılar. Döve, dö-ve yere serdiler. Abbas b. Abdülmuttalib yine koşup gelinceye ka-dar dövdüler. Onu öldü zannettiler. Abbas b. Abdlmuttalib kavmi-ni bir kez daha azarlayıp çıkıştı ve öldü zannettiği Ebu Zerr’i pey-gamberimizin yanına götürdü.
Peygamberimiz onun içler acısı halini görünce:
-Ey Ebu Zerr! Ben seni şu yaptığın iş konusunda men etmemiş mi idim? buyurdu.
Ebu Zerr’de:
-Ey Resulallah! Bu kalbimde Allah (c.c) için bir istek idi. Bende onu yerine getirdim dedi.
Ebu Zerr iyileşinceye kadar Resulallah’ın yanında bulundu. İyileşince:
-Ey Allah’ın Resulü! İstediğini bana emret dedi.
Peygamberimizde:
-Ey Ebu Zerr! Emrin sana gelinceye imanını kabilene haber ver. Onlara İslamı tebliğ et. Ortaya çıkışımız haberi sana eriştiği zaman hemen yanına gel buyurdu.
Bunun üzerine Ebu Zerr:
-Ya Resulallah! Ben şimdi ev halkımın yanına döneceğim. Senin ortaya çıktığın haberi gelinceye kadar bekleyecek, o zaman yanına gelip sana katılacağım dedi.
Ebu Zerr yurduna dönünce Gazal seniyesinin aşağısında bir yere yerleşti.
Gazal seriyesi Herşa yolu üzerinde Huzâalara ait bir dağ üstü olup, bol kuyuları bulunan bir yerdir.
Herşa ile Cuhfe arasında üç vadi vardır. Kureyşilerin Şam tica-ret yolu buradan geçmekteydi.
Ebu Zerr burada durur, Kureyş kafilelerin yolunu keser ve:
-Sizler Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve resulü diyerek şehadet getirmedikçe kervan mallarınız-dan hiç bir şeyi geri vermeyeceğim der, şehadet getirenlere malla-rını iade eder, getirmeyenlerin mallarını ise iade etmez, yanında alıkordu.
Peygamberimiz Medine’ye hicret edinceye kadar böyle dav-ranmakta devam etti.
Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarından sonra Medine’ye pey-gamberimizin yanına geldi.
Ebu Zerr’el’Gıfarî ilimde Abdullah b. Mes’ud ile denk sayılır; zühdte, dünyadan yüz çevirmede, doğru sözlülük ve doğru özlülük-te ise başta gelirdi.
Peygamberimiz onun hakkında:
-Ebu Zerr’den daha doğru sözlüsünü ne gök kubbesi gölgele-miş, ne de yer yüzü taşımıştır.
-İsa b. Meryemn zühdünü görmek isteyen Ebu Zerr’in zühdüne baksın
-Ebu Zerr’e Allah rahmet etsin. O yalnız başına yürür, yalnız başına ölür ve yalnız başınada haşr olur buyurmuşlardı.
Son hadiste belirtilenlerden birincisi Ebu Zerr’in Tebük sefe-rinde Tebük’e kadar yalnız başına yürüyerek gitmesiyle gerçek-leşmiştir.
İkincisi ise şöyle gerçekleşmiştir.
Ebu Zerr peygamberimizin vefatından sonra en çok hadis riva-yet eden sahabilerden birisiydi.
Ebu Zerr orta cemrede oturup başına biriken halkın sorularını yanıtlar peygamberimizden duyduğu hadisleri onlara anlatırdı.
Onun bu tutumundan bazı kişiler rahatsız oldular ve hadis ri-vayet etmesini yasakladılar.
Yine böyle hadis rivayet ederken başına dikilen bir adam:
-Ey Ebu Zerr! Müminlerin emiri fetva vererek seni hadis riva-yet etmekten men etmedi mi? Diye sordu.
Bunun üzerine Ebu Zerr:
-Sen benim üzerimde gözcü müsün? Diye sordu. Sonra boynu-nu işaret ederek:
-Keskin kılıcı şurama koysanız bende Resulallah Aleyhisselamdan işittiğim bir sözü siz kılıcı çalıncaya kadar rivayet edebileceğimi kanaat getirsem hiç tereddüt etmeden muhakkak o hadisi rivayet ederdim demişti.
Bir müddet sonra Ebu Zerr’el’Gıfarî Medine’nin dışında bulu-nan Rebeze denen mahalde ikamete mecbur bırakıldı. Oraya sür-gün edildi.
Ebu Zerr burada otururken ölüm deöşeğine düştü. Yanında bulunan hanımı ağlamaya başladı.
Ebu Zerr ona:
-Ey hanımım! Sen niye ağlıyorsun? Diye sordu.
Hanımı da:
-Ey Ebu Zerr! Sen şu ıssız yerde ölüm döşeğine düşmüş bulun-maktasın. Eğer ölürsen elimde avucumda hiç bir şey yoktur. Seni saracak bir kefene bile sahip değilim dedi.
Bunu üzerine Ebu Zerr:
-Ey hanımım! Sen hiç ağlama! Bu konuda hiç üzülme. Resulallah bir gün bize sizden birisi kırlık, ıssız bir yerde vefat edecek, onun cenazesinde müminlerden küçük bir topluluk hazır bulunacaktır buyurmuştu. O mecliste bulunan kimselerden benden başka sağ kalan olmadı. Gördüğün gibi kırlık ıssız ve bir yerde ölmek üzereyim. Sen yolu gözetmeye bak. Söylediğim sözlerin doğ-ru olduğunu göreceksin! Vallahi ben şimdiye kadar ne yalan söy-lemiş, nede söylediğim bir sözden ötürü yalanlanmış bir kimseyim dedi.
Kadıncağız umutsuzca başını sallayarak:
-Ey Ebu Zerr! Şu dediğin nasıl mümkün olabilir? Ben bunu nasıl umabilirim? Burası ıssız ve kırlık bir yerdir. Hac yolcularının ise ardı kesilmiş bulunmaktadır dedi.
Bunun üzerine Ebu Zerr:
-Ey hanımım! Sen benim dediğimi yap. Vefat edince cenazemi yolun ortasına koy. Muhakkak ki beni defnedecek bir grup müslüman gelecektir dedi.
Ebu Zerr vefat edince cenazesini çıkarıp yolun ortasına koydu-lar. Bu sırada umre yapmak için Irak’tan içlerinde Abdullah b. Mes’ud’un bulunduğu küçük bir kafile çıka geldi. Yol üzerinde gördükleri cenaze önce onları korkuttu. Develer ürkünce az kalsın cenazeyi çiğniyorlardı.
Ebu Zerr’in hanımı bulunduğu yerden çıkıp:
-Bu Resulallah’ın sabahilerinden Ebu Zerr’in cenazesidir. O sizin geleceğinizi bize sağlığında bildirmişti. Onun gömülmesi hu-susunda bize yardım ediniz dedi.
Bunu duyan Abdullah b. Mes’ud hüngür, hüngür ağlamaya başlayarak:
-Ey yanımda bulunan kişiler! Dinleyiniz. Resulallah Aleyhisselam onun hakkında; Ey Ebu Zerr! Sen tek başına yürüye-cek, tek başına ölecek, tek başına ba’s olunup diriltileceksin bu-yurmuştu. Muhakkak ki Resulallah her zaman doğru söylemiştir dedi.
Abdullah b. Mes’ud ve yanındakiler Ebu Zerr’in cenaze nama-zını kılıp defnettiler.
Cenazeden sonra Abdullah b. Mesud arkadaşların Tebük sefe-rinde olanları anlattı.
Ebu Zerr dünyadan ve dünya mallarından yüz çevirmiş bir in-sandı. Şam valisi ona:
-Ey Ebu Zerr! Ben sana üç yüz altın dinar gönderiyorum Sen geçim işinde bu altınlardan yararlan diye haber ve altın gönder-mişti. Ebu Zerr bu altınları kabul etmemiş ihtiyacı olmadığını bil-dirip; ben fazla olan şeylerden korkarım demişti.
Yine zengin zat kendisine geçimlik vermek isteyince:
-Ey cömert kişi! Yanımızda sütünü içeceğimiz keçilerimiz, bizi taşıyacak bir merkebimiz, üzerimizdeki elbiseden fazla olarak bir de abamız var. Ben şu fazla olan abadan dolayı hesap vermekten korkmaktayım demişti.
Ebu Zerr’in en zengin olduğu dönemlerde iki dişi ve bir erkek merkebi ile bir miktar keçi ve bir kaçta yük devesi bulunmaktaydı.
Ebu Zerr’el’Gıfarî uzun boylu, esmer tenli, sık ve ak saçlı, ak-sakallı, iri yapılı, kuru ve zayıf bir Zat-ı Muhterem idi.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

================
 

tersinim

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2010
Mesajlar
30
Aldığı Beğeniler
0
Takım
Galatasaray
ZİNNİRE HATUN (r.anha)


Zinnîre hatun Rum asıllı olup Mekke eşraflarından önde gelen bir müşrikin cariyesiydi.
Zinnîre hatun İslamiyet’in başlangıcında müslüman olmuş ilk Müslüman kadınlardandı. Kendisi Mekke’deki zayıf ve korumasız Müslümanlardandı.
Zinnîre hatun müşrikler tarafından tevhid dinini bırakıp kendi dinlerine döndürülmek istenen ve bunun içinde ağır işkencelere uğratılan kadın köleler arasında idi.
Ömer b. Hattab Müslüman olmadan önce üzerine yürüyüp bo-ğazına sarılır; elleri yanlarına düşüp, öldü sanılıncaya kadar sıkar, sıkardı. Daha sonra Zinnîre hatun kendi kendine dirilir, bu kezde Ebu Cehil’in hışmına uğrardı.
Bir gün Ebu Cehil ona öyle şiddetli işkenceler uygulamıştı ki Zinnîre hatunun gözler kör oldu.
Onun kör olduğunu gören Ebu Cehil:
-Ey Zinnîre! Gördün mü? Lat ve Uzza gözlerini elinden aldı da seni kör etti dedi.
Zinnîre hatun:
-Ey Ebu Cehil! Hayır, vallahi bu söylediğin gibi değildir. Benim gözlerimi kör eden Lat ve Uzza değildir. Çünkü onlar iyilik ya da kötülük yapmaktan aciz birer taş parçalarıdır. Yarar ya da zarar vermeyi kadir olamazlar, onlar hiç bir şeyi göremezler.
Onlar kendilerine ne tapanları, ne de tapmayanları bilir. Şu başıma gelen ise semavi bir iştir. Benim Rabbim gözlerimi kör etti-ği gibi geri vermeye, beni tekrar gördürmeye kadirdir dedi.
Zinnîre hatunun işkenceler sonucu kör olduğunu işiten diğer müşriklerden bazıları oraya gelmişler:
-Onun gözlerini kendilerini terk ettiği için Lat ve Uzza kör et-miştir demekteydiler.
Zinnîre hatun söylenenleri işitince:
-Allah’ın (c.c) Beyti üzerine yemin ederim ki şu kişiler yalan söylemektedirler. Lat Ve Uzza nihayet birer taş parçasıdırlar, ne yarar ne de zarar verebilirler dedi.
Ebu Cehil etraflarını toplanan müşriklere:
-Muhammed’in izi sıra giden şu akılsızlara şaşmaz mısınız? Eğer Muhammed’in getirdiği şey gerçekten hayırlı olsaydı biz Ona uymakta bunlardan önce davranır, muhakkak ki onları geçerdik. Şu aklı kıt Zinnîre’nin doğruyu bulmakta bizi geçeceğini mi zan-nediyorsunuz? Dedi.
O gece geçip sabaha çıkınca Yüce Allah (c.c) Zinnîre’nin gözle-rini geri verdi, onu gördürdü.
Kureyş müşrikleri ona gözlerinin geri verildiğini görmeye baş-ladığını işitince:
-Vallahi bu da Muhammed’in sihirlerinden bir sihirdir demek-ten kendilerini alamamışlardı.
Hz. Ebu Bekir Zinnîre hatunu satın alarak azat etti, müşrikle-rin işkencelerinden kurtardı.


Allah (c.c) ondan razı olsun.


==============



ÜMMÜ ÜBEYS HATUN (r.anha)


Ümmü Übeys hatun Zinnîre hatunun kızıdır. Abd. Şems oğul-larından Kureyz b. Rebianın evcesidir. Oğlu Übeysten dolayı Ümmü Übeys lakabıyla anılmaktadır.
Kendisi Zühre oğullarından ya da Teym b. Mürre oğullarından birisinin cariyesiydi.
Ümmü Übeys hatun annesiyle birlikte İslamın Mekke’de çıktığı ilk dönemlerde Müslüman olmuştu. Kendisi Mekke’deki koruma-sız ve zayıf Müslümanlardan olup Allah (c.c) yolunda işkencelere uğradı. Ona Müslümanlıktan döndürmek için İslamın azılı düş-manlarından Eved b. Abd. Yagus işkence yapardı.
Ümmü Übeys hatunu da annesi gbi Ebu Bekir satın alıp azat etti. Onu müşriklerin işkencelerinden kurtardı.


Allah (c.c) ondan razı olsun.
===============



NEHDİYE HATUN (r.anha) ve KIZI

Nehdiye hatun Nehd b. Zeyd oğulları içinde doğan bir cariye idi. Abduddar oğullrından müşrik bir kadının kölesi olmuştu.
Müşrik sahibesi onun Müslüman olduğunu öğrenince işkence yapmaya başladı.
İşkence yaptıkça ona:
-Vallahi seni azdıranlardan Muhammed’in ashabından birisi satın alıp azat etmedikçe elimden kurtulamayacaksın derdi.
Nehdiye hatunun kızı da bu müşrik kadının eline düşmüştü.
Bir gün yine işkence yapıp dururken onlara:
-Vallahi sizi azat etmeyeceğim. İşkence yapıp duracağım dedi. Onun bu sözlerini oradan geçmekte olan Hz. Ebu Bekir duydu.
Müşrik kadına:
-Ey kadın! Sen şu yemininden vaz geç dedi.
Müşrik kadında:
-Ben yeminimden ancak senin onları satın alıp azat etmen şar-tıyla vazgeçerim. Onların itikatlarını bozanda sen ve senin gibiler dedi.
Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir:
-Onların kurtulmalık akçelerini bana bildir dedi.
Müşrik kadın:
-Onların kurtulmalık akçeleri şu kadardır deyip bir miktar söyledi.
Hz. Ebu Bekir:
-Ben onları söyediğin miktara satın aldım ve azat ettim dedi.
Allah (c.c) onlardan razı olsun.

===============


LÜBEYNE HATUN (r.anh)


Lübeyne hatun Müemmel b. Habib b. Temim oğullarının cari-yesi idi.
Lübeyne hatun Hz. Ömer b. Hattab’tan önce Müslüman oldu.
Ömer b. Hattab Müslüman olmadan önce sert, katı ve acımasız bir insandı. Zinnîre hatun ile beraber Lübeyne hatuna da işkence-ler yapardı.
Zinnire hatun gibi Lübeyne hatununda boğazına sarılır, gözleri pörtleyinceye, yüzü morarıp kolları yanlarına düşünceye kadar sıkardı. Onu öldü sanıp bıraktıktan sonra Zinnire hatunun üzerine saldırırdı. Onunda boğazını iki kolları yanlarında düşünceye kadar sıkardı.
Ömer b. Hattab bir gün Lübeyne Hatuna o kadar çok işkence yaptı ki işkence yapmaktan yoruldu. Lübeyne hatunu dövmekten, boğazını sıkmaktan bıkıp, yorulunca:
-Ey Lübeyne! Ben seni dövmekten, boğazına sıkmaktan yorul-duğum için bırakıyorum. Yoksa seni acıdığımdan değil dedi.
Bunun üzerine Lübeyne hatun:
-Ey Ömer! Eğer Müslüman olmazsan Allah da (c.c) sana şu bana yaptığın gibi yapacaktır dedi.
Hz. Ebu Bekir Lübeyne hatunuda satın alıp azat etti.

Allah onlardan razı olsun.


============

TULEYP B. UMEYR (r.anh)

Tuleyb b. Umeyr’in annesi peygamberimizin halalarından Erva bnt-i Abdülmuttalip’tir.
Tuleyp b. Umeyr peygamberimiz Dar-ı Erkam’a girdikten son-ra müslüman oldu ve Allah (c.c) yolunda yapılan ikinci Habeş hic-retine katıldı. Sonra Mekke’ye döndü, oradan Medine’ye hicret ederek iki hicreti birleştirdi. Bedir savaşında bulundu.
Hicretin onüçüncü yılında Rumlarla yapılan Ecnadeyn sava-şında kahramanca savaşıp şehit oldu.
Tuley b. Umeyr şehit edildiğinde otuz beş yaşlarındaydı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.




=============



ÜMEYNE (HÜMEYNE) bint-i Halef (r.anha)


Halid b. Said’in zevcesidir. Kocasıyla birlikte ikinci habeş hicretine katıldı.



Allah (c.c) ondan razı olsun.



=================


ÜMMÜLMÜMİNİN
HZ. ÜMMÜ HABİBE REMLE bint-i EBİ SÜFYAN (r.anha)


Kureyş kabilesinin İleri gelenlerinden Ebu Süfyan b. Harb’in kızıdır.
İlk sıralarda müslüman oldu. Kocası Ubeydullah b. Cahş le bir-likte ikinci Habeş hicretine katıldı. Kocası Ubeydullah b. Cahş irtidat ederek Hıristiyan oldu ise de Ümmmü Habibe müslümanlığında sabit kaldı. Kocası ölünce peygamberimiz Onu zevceliğe almış olup, müminlerin annelerinden birisi olma şerefine ermiştir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=================


SÜVEYBİT B. SA’D (r.anh)




İkinci Habeş hicretine katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yok-tur.


Allah (c.c) ondan razı olsun


===============


AMR B. CEHM (r.anh)


İkinci Habeş ülekesine yapılan hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


===============


HÜZEYME B. CEHM (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===============








MUATTİB B. AVF (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=================


MUHAMMED B. HATIB (r.anh)



Habeş ülekesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla blgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


======================




HARİS B. HATIB (r.anh)


Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.



=================

CABİR B. SÜFYAN (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


================


CÜNADE B. SÜFYAN (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

================



OSMAN B. REBİA (r.anh)


Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

==================








ABDULLAH B. HARİS (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah ondan razı olsun.


======================


HARİS B. HARİS (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=======================


BİŞR B. HARİS (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===============


SAİD B. HARİS (r.anh)


Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


====================


SAİB B. HARİS (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c.) ondan razı olsun.


===================



ÜMEYR (İMRAN) B. RİAB (r.anh)


Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


===================




NUMAN B. ADİYY (r.anh)


Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


====================


ABDULLAH B. MAHREME (r.anh)


Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c.) ondan razı olsun.


=====================


ABDULLAH B. SÜHEYL (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


================



SA’D B. HAVLE (r.anh)


Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=================



AMR B. EBİ SERH (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


====================


İYAZ B. ZÜHEYR (r.anh)


Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

====================


HARİS B. ABD. KAYS (r.anh)




Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


==================


FATIMA BİNT-İ MÜCELLEL(MUHACCEL) (r.anha)



Fatıma bint-i Mücellel (muhaccel) hatun kocası Hatip b. Haris ile ikinci Habeş hicretine katıldı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


==================


AMİRE BİNT-İ SA’DİY (r.anha)


Amire bint-i Sa’diy hatun kocası Malik b. Zem’a ile birlikte ikinci Habeş hicretne katıldı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=================


ÜMMÜLHAYR SELMA BİNT-İ SAHR (r.anha)


Ümmülhayr Selma bint-i Sahr hatun Hz. Ebu Bekir’in annesi-dir.
Ümmülhayr Selma hatun Hz. Hamza’nın müslüman olduğu, Hz. Ebu Bekir’in Mescid-i Haram’da halkı Allah’a (c.c) ve Resulü-ne imana davet etmesi üzerine müşrikler tarafından dövüle, dövüle yere serildiği, öldü diye evine getirildiği günün gecesinde Dar-ı Erkamda bulunan peygamberimizin yanına gidilip, Hz. Ebu Be-kir’in:
-Ya Resulallah! Şu annem çocuklarına karşı çok şefkatli, sevgi dolu bir annedir. Sense çok mübarek bir insansın. Onun için Al-lah’a (c.c) dua ile kendisini islamiyete davet et. Belki Allah (c.c.) sayende onu cehennem ateşinden kurtarır demesi üzerine peygam-berimiz:
-Ya Rabbi! Ümmülhayr’ı hidayet nasip eyle. Onu cehennem ateşinden azat eyle dua ettikten sonra:
-Ey Ümmülhayr! Sen Allah (c.c) ve resulüne iman et ve cehen-nem ateşinden kurtul buyurdu.
Ümülhayrda kelime-i şahadet getirerek müslüman oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.



===============


HZ. HAMZA B. ABDÜLMUTTALİB (r.anh)


Nübüvvetin altıncı yılında peygamberimizi pek sevindiren, gül yüzünde güller açtıran diğer olay ise amcası Hz. Hamza’nın müslüman olmasıdır.
Hz. Hamza Ebu Bekir’in müşriklerce öldüresiye dövüldüğü, yüzünün dümdüz edildiği, kendisinden ümit kesilip öldü sanıldığı gün müslüman oldu.
Hz. Hamza peygamberimizden iki, bir başka rivayete göre de dört yaş büyüktü.
Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe hatun önce Hz. Hamza’yı son-rada peygamberimizi emzirdiğinden o peygamberimizin hem **-cası, hemde süt kardeşiydi.
Ebu Bekir’in öldüresiye dövülme olayından sonra peygambe-rimiz yanında bazı Müslümanlar olduğu halde Safa tepeciğinin yanına gelip oturmuştu.
Onun oraya gelip oturduğunu gören Ebu Cehil yanında Adiyy b. Hamra ve İbn.Asda’ olduğu halde gelip peygamberimize sövüp saymaya başladı.
Sövüp sayarken getirdiği hak dinini ayıplıyor, peygamberliğini küçümsüyor, peygamberimizin hiç hoşlanmadığı, en çok incindiği sözleri söyleyip duruyordu.
Peygamberimiz ise ona hiç bir cevap vermedi. İncinmiş ve üz-gün bir halde evine gitti.
Abdullah b. Cüd’anın azaldı bir kadın kölesi Ebu Cehil’in pey-gamberimize söylediklerini duymuştu.
Ebu Cehil ise peygamberimizin oradan ayrılmasından sonra Kabe’nin yanında Kureyşilerin toplu olarak oturup sohbet ettikleri yere gitti ve orada bir kenara oturdu.
Hz. Hamza ise bir müddet önce ava gitmişti. Kendisi mahir bir avcı idi. Sık, sık avlanmaya giderdi. Hz. Hmza aynı zamanda Kureyş yiğitleri arasından en şerefli, en güçlü olanı; taşkınlığa, haksızlığa hiç dayanamayanı idi.
Hz. Hamza’da avdan ya da yoldan döndüğünde Kabe’yi tavaf etmeden, Hıcr mevkiinde oturan Kureyş ileri gelenleriyle konuş-madan evine gitmezdi.
Ebu Cehil peygamberimiz hakkında ileri geri konuştuğu, O’nu incittiği sonrada Hıcr mevkiine gelip oturduğu sırada avdan dönen Hz. Hamza Kabe’yi tavaf etmek ve Kureyş ileri gelenleriyle ko-nuşmak üzere o tarafa doğru gelmekteydi.
Ebu Cehil’in peygamberimize söylediklerini duyan ve olup bi-tenlerin şahidi olan azatlı kadın köle onun geldiğini görünce karşı çıkıp:
-Ey Ümare’nin babası! Kardeşinin oğlu Muhammed’e (a.s) bi-raz önce Ebul hakem b. Hişam tarafından yapılan kötülüğü gör-müş, söylediği çirkin sözleri duymuş olsaydın hiç dayanamaz da hemen karşı gelirdin.
Ebul Hakem kardeşinin oğlunu orada otururken bulup, Kendi-sine sövüp saydı. Hoşuna gitmeyecek sözler söyleyip, fena halde incitti. Sonrada dönüp gitti. Şimdi ise şurada oturmaktadır dedi.
Hz. Hazma kadından duydukları nedeniyle Ebul Cehil’e son derece öfkelendi. Yüce Allah (c.c) onun bu öfkesini hayra tebdil etti.
Hz.Hamza hemen; hiddetle Mescid-i Harama doğru yürüdü. Onu görenler selam veriyor, onunla konuşmaya çalışıyordu ama onun gözleri kimseyi görmüyordu.
Hz. Hamza Ebu Cehil’i Kureyşilerden bir cemaatin arasında oturur, onlarla sohbet ederken buldu. Hemen başucuna dikilip ya-yını Ebu Cehil’in kafasına şiddetle vurması bir oldu. Darbenin şid-detiyle Ebu Cehil’in kafası fena halde yarıldı. Hiddetini engel ola-mayan Hamza:
-Ey Ebul Hakem! Sen misin kardeşimin oğlunu sövüp sayan? İşte bende onun dinindeyim ve onun söylediklerini söylüyorum. Gücün yetiyorsa Ona yaptıklarını bana yapta göreyim diye bağırdı.
Ebu Cehil’in başının fena halde yarıldığını, kanlar aktığını gö-ren Mahzum oğullarıdan bazı kişiler Hz. Hamza’ya karşı hemen silkinip kalktılar.
-Ey Ebu Ümare! Biz seni dininden dönmüş görüyoruz diye ba-ğırdılar.
Hz. Hamza kükreyerek:
-Onun dininin gerçek olduğu bence belli olmuştur. Beni Ona tabi olmaktan kim men edebilir? Sizlerde şahit olunuz. Ben Mu-hammed’in (a.s) Resulallah olduğunu şehadet ediyorum. Onun söy-ledikleri hak ve gerçektir. Vallahi ben artık ondan ayrılmam. Eğer sözünüzde sadıklarsanız haydi bana engel olunuz da göreyim dedi.
Ebu Cehil’e Hamza’nın başına vurduğu yaydan çok söylediği sözler yaralamıştı. Onun gerçekten Muhammed’e (a.s) tabi olma-sından korktu. Bütün bu söylediklerine kabile gayretinin neden olduğunu var saydı.
Bu nedenle alttan alarak:
-Ey Mahzum oğulları! Ebu Ümare’yi rahat bırakınız. Vallahi ben onun kardeşinin oğlunu çok kötü bir şekilde sövüp saymıştım. Ben onun bana yaptığı hareketi çoktan hak ettim. Bir amcanın kardeşinin oğlunu korumasından daha doğal ne olabilir? Onun size söylediği sözleri ancak bana çok kızgın olduğu için kabile gayretiy-le söylemiştir dedi.
Hz.Hamza evine gelince Ona şeytan musallat oldu. Vesvese vermeye:
-Sen Kureyşin seyidi ulu kişisi idin. Şu atalarının dinini yeren, akıllarını akılsızlık sayan kişiye tabi olarak atalarının dinini bırak-tın ha! Böyle yaparak hem kendini, hemde atalarını küçük düşür-dün. Ölmek şu yaptığın şeylerden çok daha hayırlıdır diyerek kal-bini, zihnini karıştırmaya, bulandırmaya başladı. Bütün bu yaptık-larından, söylediği sözlerden pişman olur gibi oldu. Bütün geceyi gözünü kırpmadan şüpheler, çalkantılar içinde geçirdi.
Sabah olmaya yakın bir zaman da yerinden doğrularak:
-Allah’ım (c.c)! Şu yaptığım şey doğru ise doğruluğunu kalbime tasdik ettir. İçimdeki şüpheleri çıkar at. Doğru değil ise bana doğru yolu göster. Bu yolu kalbime doğdur diye dua etti. Daha fazla da-yanamayarak Kabe’ye gitti. Örtüsünün altına girip göğsünü Hak-ka açtı. Aynı duayı orada da yineledi. Daha sonrada peygamberi-mizin yanına geldi. Ona:
-Ya Muhammed (a.s)! Ey kardeşimin oğlu! Ben hâlâ şüpheler içinde bocalayıp durmaktayım. Bütün gece gözümü kırpmadan gerçeği arayıp durdum ama bulamadım. Ben öyle bir iş içine düştümki çıkış yolunu da bulamıyorum.
Ey kardeşimin oğlu! Senin bana bu konuda bir kaç söz söyle-meni arzu ediyorum dedi.
Bunun üzerine peygamberimiz ona vaaz ve nasihatlerde bulun-du. Kendisinin peygamber olduğunun delillerini, ahret azap ve ni-metlerini anlattı. Onu azapla korkutup cennetle sevindirdi. Yüce Allah (c.c) kalbine imanı Resulallahın sözleriyle yerleştirip pekiş-tirdi. Kalbindeki şek ve şüpheleri silip yakîn ile doldurdu.
Hz. Hamza daha sonra bu konuda söylediği bir şiirinde şunları söylemiştir.
Kalbimi hanif dine, İslamiyete yönelttiği zaman Allah’a (c.c) hamdettim.
O Din ki her şeyi ilmiyle sarıp kuşatan, içlerdeki iyiliği de kötü-lüğü de bilen, yarattıklarını nimetleriyle besleyen Allah’ın (c.c) katından gelmiştir.
Onun emirleri okunduğu zaman kalp ve akıl gözleri açık olan-ların gözlerinden yaşlar boşanır.
O emirler ki Kuran ayetleri olarak Muhammed’e (a.s) indiril-miştir.
O Muhammed (a.s), O Ahmed-i Mustafa’dır. O Allah’ın (c.c) şek ve şüphesiz resuludür ki sözü dinlenir, Kendisine boyun eğilir.
Sakın ha Onu bâtıl ve sert sözlerle bürümeye, örtmeye kalkış-mayınız.
Hayır! Hayır! Vallahi biz o kavimle aramızdakini kılıçla hal-letmedikçe kendisini hiç kimseye vermez, Ona olan yardımlarımızı kesmeyiz.
Hz. Hamza’nın iman etmesi müslümanlara büyük bir güç ver-di. Müşrikler peygamberimize ne zamandır yapageldikleri işkence-lerin bir kısmından vaz geçmek zorunda kaldılar.
Hz. Hazma Allah (c.c) yolunda Medine’ye hicret etmiş; Bedir ve Uhud savaşlarında bulunmuş, bu savaşlarda büyük yararlıklar ve kahramanlıklar göstermişti.
Uhud’ta iki elinde iki kılıç olduğu halde:
-Ben Allah’ın (c.c) aslanıyım diyere döne, döne çarpışmış Vah-şi’nin sindiği yerden attığı bir harbe darbesi ile şehit olmuştur.
Hz. Hamza ashabın en yiğitlerindendi.
Resulallah onun için:
-Cebrail (a.s) bana gelerek; Hamza b. Abdülmuttalib’in gökteki-ler katında; Allah’ın (c.c) ve resulünün aslanıdır diye yazıldığını haber verdi buyurmuştur.
Yine peygamberimiz onun hakkında:
-O Seyyidüşşühâ’dır. O şehitlerin seyidi, ulusudur. O melekler tarafından yıkanmıştır buyurmuştur.
Hz. Hamza orta boylu çok heybetli bir zat-ı muhterem idi.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=================

HZ. ERVA BİNT-İ ABDÜLBUTTALİB (r.anha)

Erva bint-i Abdülmuttalib peygamberimizin halasıdır. Annesi Fatıma bint-i Amr b. İmran’dır.
Tuleyb b. Umeyr Müslüman olduktan sonra annesinin yanına varıp:
-Ey anne! Bak ben Muhammed’e uydum. Allah’a (c.c) boyun eğerek Müslüman oldum dedi.
Erva hatun:
-Ey oğlum! Hiç şüphesizki Dayının Oğlunun senin yardım ve desteğine herkesten daha layıktır. Vallahi Onu korumaya gücümüz yetseydi biz kadınlar olarak her tecavüzden kendisini korurduk dedi. Oğlunun Müslüman olmasına benimseyip, destekledi.
Annesin bu yumuşak ve mülayim sözleri üzerine Tuleyp b. Umeyr:
-Ey anne! Ben senin sözlerinde imanın ışıltılarını görüyorum. Seni Müslüman olmaktan ve Muhammed’e (a.s) uymaktan alıko-yan nedir? Halbuki kardeşin Hamza’da müslüman olup, kurtuluşa ermiştir dedi.
Erva hatun:
-Şu senin bahsedip, annene tavsiye ettiğin çok mühim bir konu-dur. Ben bu konuda acele etmem. Bakarım; kız kardeşlerim ne yapıyorsa bende öyle yapar, onlardan birisi olurum dedi.
Bunun üzerine Tuleyb b. Umeyr:
-Ey anne! Ben seni iyiliğe ve hayra tavsiye etmekteyim. Ma-demki sen kararsız kalıp beklemek üzeresin o halde ben; sen Ona giderek Müslüman oluncaya, peygamberliğini tasdik edip Al-lah’tan (c.c) başka İlah yoktur, Muhammed’te (a.s) Onun resulü-dür deyinceye kadar Allah’a (c.c) yalvarır dururum dedi.
Oğlunun bu candan temennisi Erva bint-i Abdülmuttalib’i çok etkiledi. Yüce Allah (c.c) doğru yola girmesini istediği bu kuluna hidayet nasip etti, içindeki şüpheleri temizledi.
Erva hatun hiç tereddüt etmeden:
-Ey oğlum! Sende şu ikrarımda şahidim ol. Ben şahadet ederim ki Allah’tan (c.c) başka ilah yoktur, Muhammed’te (a.s) onun resu-lüdür dedi.
Erva hatun iman ettikten sonra peygamberimize dili ile yar-dımcı olmaktan, oğlunu da bu yolda teşvik etmekten geri durmadı.
Tuleyb b. Umeyr Ebu Cehil’in yanında müşriklerden bir kaç kişi olduğu halde peygamberimize eza ve cefa yaptıklarını görünce dayanamamış, eline geçirdiği bir deve çene kemiğiyle vurup Ebu Cehil’in kafasını yarmıştı.
Ebu Cehil’in yanındaki müşrikler Tuleyb b. Umeyr’i tutup sı-kıca bağladılar.
Ebu Leheb kız kardeşinin oğlunun müşriklerce tutulup bağlan-dığını işitince hemen oraya koşup geldi ve Tuleyb’i müşriklerin elinden çekip aldı ve bağlarını çözdü. Sonra da Tuleyb’i annesi Erva hatuna sağ salim teslim ederken:
-Ey kardeşim! Oğlun Tuleyb’in Muhammed için kendisini teh-likeye attığını görmüyor musun? Eğer yetişmeseydim hâli nice olurdu deyip oradan ayrılıp gitti.
Oradaki diğer müşrikler:
-Ey Abdülmuttalibin kızı! Şu oğlun putlarımızı ve atalarımızı yeren, akıllarımızı akılsızlık sayan bir mühemmem için mi kendini tehlikeye attı? Bu ne kadar şaşılacak bir iştir dediler.
Onların bu sözleri üzerine Erva hatun:
-Oğlumun hayatındaki en hayırlı gün Dayısının Oğluna koru-yup kolladığı, Ona yardım ettiği gündür. O muhakkak ki Allah (c.c) katından hayrı getirmiştir dedi.
Erva hatunun bu sözleri açıkça müslüman olduğunu gösteri-yordu.
Müşrikler şaşırarak:
-Ey Abdülmuttalib’in kızı! Sende mi Müslüman oldun diye ba-ğırdılar.
Erva hatunda:
-Evet! Bende Müslümanlardanım dedi. Müşrikler onun bu söz-lerini hemen Ebu Leheb’e yetiştirdiler. Ebu Leheb Erva hatunun yanına gelerek:
-Ey Erva! Senin baban Abdülmuttalib’in dinini bırakıp da Mu-hammed’in dinine tabi olmana şaşılır dedi.
Erva hatun da:
-Ey kardeşim! Bu konuda yanlış yolda olan sensin. Kalk! Hiç bekleme! Kardeşinin Oğlunun yanında dur. Ona yardımcı ve savu-nucu ol.
Eğer Onun dini üstün gelirse sen onun dinine girip kendisiyle birlikte bulunmayı veya kendi dininde kalmayı seçmekte serbest olursun. Aksi halde ona yardımda mazur sayılırsın Çünkü o karde-şinin oğludur. Kardeşinin oğlunu koruyup kollaman nedeniyle kimse seni ayıplamaz dedi.
Ebu Leheb:
-Onun sonradan ortaya koyup çıkardığı; putlarımızı ve atala-rımızı yeren, akıllarımızı akılsızlık sayan şu dinin sahiplerine; bü-tün Araplar tek yaydan oka tuttukları zaman onu korumaya bizim gücümüz yeter mi? Bütün Arapları karşımıza almak akıllı işi mi-dir? dedi. Sonrada çekip gitti.
Erva hatun ardından:
-Oğlum ve ben Muhammed’e (a.s) yardım edecek, ondan malı-mızı ve canımızı esirgemeyeceğiz dedi.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

==============
 

tersinim

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2010
Mesajlar
30
Aldığı Beğeniler
0
Takım
Galatasaray
HZ. ÖMER B. HATTAB (r.anh)


Nübüvvetin altıcı yılında peygamberimizi sevinçlere boğan bir başka olay ise Ömer b. Hattab’ın iman ederek Hz. Ömer b. Hattab olmasıdır.
Hz. Ömer’in iman etme hikayesi gerçek bir ibret vesikasıdır. İslam nurunun insan ruhunda oluşturduğu o büyük değişimin en büyük kanıtıdır. Öyleki; bu büyük nur, insanlara işkence etmekten zevk alan katı kalpli, sert tabiatlı Ömer b. Hattab’tan Dicle kena-rında kaybolan bir keçi yavrusunun sorumluluğunu ruhunun de-rinliklerinde duyarak Allah (c.c) korkusuyla ağlayan Hz. Ömer b. Hattab’ı meydana getirmiştir.
Ömer b. Hattab’ın müslüman olarak Hz. Ömer b. Hattab olma-sı aynı zamanda peygamberimizin bir duasının sonucudur.
Peygamberimiz bir pazartesi günü Dar-ı Erkamda bulunduğu sırada ellerini semaya açarak:
-Ey yüce Rabbim! Ebu Cehil b. Hişam veya Ömer b. Hattab’tan Sana sevgili olanıyle İslamı güçlendir. Onlardan biriyle aziz kıl diye dua etmiş, bu duayı yanında bulunan müslümanlar duymuştu.
Bu duadan dört gün sonra gelen ilk Cuma günü Müslümanlar-dan nefret edip, durmadan onlara sataşan, onları işkencelerden işkencelere uğratan; katı kalpli, sert tabiatli Ömer b. Hattab müslüman olarak Hz. Ömer b. Hattab olacaktır.
Hz.Ömer’in müslüman olması Hz. Hamza’nın müslüman olma-sından üç gün sonradır.
İbret alanlar için bu olay tam bir mucizedir.
Ömer b. Hattab Adiyy oğullarından olup annesi Hanteme bint-i Hişam’dır. Hanteme hatun Ebu Cehil’in amcakızı olduğundan Ebu Cehil, Amr b. Hattab’ın dayısı mevkiinde idi.
Ömer b. Hattab Kureyş kavminin ileri gelenlerindendi. Kendisi okuryazardı. Cahiliye devrinde daha başka ek görevlerle birlikte elçilik işi Ona verilmişti.
Kureyşiler gerek kendileri gerekse diğer kabileler arasında çı-kan anlaşmazlıklarda elçi ya da arabulucu olarak onu gönderirler-di.
Herhangi bir hususta hakem veya kabileler arasında övünme yarışmacısı seçileceği zaman muhakkak o seçilirdi.
Kendisi aynı zamanda Kureyşilerin güçlü pehlivanları arasın-daydı. Ûkaz panayırında tertiplenen güreşlere çıkar; kâh yıkar, kâh yıkılırdı.
Şam ve Irak’a pek çok seferler yapmış, bu seferler sırasında Acem kralları ile görüşmüştü.
Ömer b. Hattab peygamberimize ve müslümanlara karşı en sert, en katı davrananların başında gelmekteydi.
Ömer b. Hattab İslamiyetten nefret etmekteydi. Fırsat bulduk-ça peygamberimize ve Müslümanlara sataşır, elinden gelen her kötülüğü yapardı.
Onun hışmına uğrayan zayıf ve korumasız müslümanların ba-şında Zinnire hatun, kızı Ümmü Übeys hatun, Nehdiye ve Lübeyne hatunlar gelmekteydi.
Ömer b. Hatttab canı sıkıldıkça bu dört kadının başlarına diki-lip boğazlarına sarılır; elleri iki yanlarına düşünceye, gözleri pört-leyip yuvalarından fırlayıncaya, artık öldü denilinceye kadar sı-kardı. Artık o ölmüştür denilmeden bırakmazdı.
Ömer b. Hattab içki içmeyi çok severdi. İçki onu neşelendirirdi. Bu nedenle sık sık içki meclislerine katılırdı.
Ömer b. Hattab İslamiyetten, peygamberimizden, tüm Müslü-manlardan nefret etmekteydi ama Kur’anın o eşsiz fesahat ve bela-gatinin de etkisinde kalmakta, gizli gizli Kur’an dinlemekten ken-dini alamamaktaydı.
Bir gün evinden çıktığında Resulallah aleyhissselamı Mescid-i Harama doğru giderken gördü.
Yetişip sataşmak için arkasından aceleyle yürüdü fakat pey-gamberimiz ondan önce Mescid-i Harama gelmiş ve âdeti olduğu üzere namaza durmuştu. Peygamberimiz burada namaza durdu-ğunda Şam’a doğru yönelir; Kâbe, Şam ile kendi arasında kalırdı.
Ömer b. Hattab gelip tam peygamberimizin arkasında durdu. Okuduklarını rahatlıkla duyabiliyordu. Niyeti peygamberimizi sataşmak, Onu üzmek, rencide etmekti ama okudukarına kulak kabartmaktan da kendini alamadı.
Peygamberimiz namazının birinci rekâtında Hakka suresini okumaya başlamıştı. Yüce Allah (c.c) bu Sure-i Celilesinde şöyle buyurmaktaydı.
“-Gerçekleşecek olan Hak nedir? Nedir o gerçekleşecek olan Gün?
Gerçekleşecek olanın ne olduğunu Sana kim ve nasıl öğretti?
Semud ve Âd kavimleri tepelerine inip yüreklerinde patlayacak bu gerçeği yalanladılar. Bu nedenle Semud kavmi zorlu bir sesin getirdiği sarsıntı ile yok edildi.
Âd kavmi de bu nedenle önünde durulmaz, dondurucu ve uğul-tulu bir rüzgarla helak edildi.
Allah köklerini tamamen kurutmak üzere o soğuk ve uğultulu rüzgârı yedi gece, sekiz gün üzerlerinde estirip durdu.
Sen o gün onların hallerini bilebilseydin kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yıkıldıklarını görürdün.
Onlardan arda kalmış bir şey görebiliyor musun?
Firavun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturan-larda hep bu suçu işlemişler, Rabbin peygamberine baş kaldırmış-lardı. Bunun üzerine Allah onları perçemlerinden şiddeti artıkça artan bir dehşetle yakaladı.
Ey insanlar! Su dağları aşıp taştığı vakit bir ibret olmak üzere anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemi de sizi Biz taşıdık.
Sûra bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman; işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
Gök baştanbaşa yarılır ve düzeni bozulur. Meleklerse onun çevresindedirler. O gün Rabbinin arşını onlardan sekiz saf yükle-nir.
Ey insanlar! O gün geldiğinde sizler huzura arz olunacaksınız. Hiç bir sırrınız gizli kalmayacaktır.
Kitapları sağından verilenler; alın, amellerimin kitabını oku-yun. Doğrusu ben bir hesaplaşma ile karşılaşağımı umuyor ve bili-yordum der.
Artık onlar meyveleri sarkmış yüksek bir cennet içinde hoş bir yaşayış içine gireceklerdir.
Onlara şöyle denilecektir. Şu nimetler geçmiş günlerde peşinen işlediklerinize karşılıktır. Sizler afiyetle yeyiniz, içiniz.
Kitapları sol ellerine verilen kimselerde; ahh! Keşke şu kitap bana verilmeseydi de hesabımın ne olduğunu bilmeseydim. Keşke bu iş ölünce son bulmuş olsaydı da diriltilmeseydim. Mallarımda, saltanatımda bana bir fayda vermedi. Gücümde kalmadı derler.
Onlarla görevli olan zebanilere tarafımızdan şöyle buyrulur.
Onları tutup ellerini boynuna sıkıca bağlayın, sonrada Cehen-neme götürüp oraya yaslayın. Orada onları boyu yetmiş arşına varan bir zincirde vurun. Çünkü onlar yüce Allah’ı inanmayıp in-kâr edenlerdendi.
Açları doyurmaz, yoksulları acımazlardı.
Bu nedenlerle burada onların acıyanı da yoktur.
Onların tek rızıkları gıslîn denilen kanlı irinlerdir.”
(El Hakka 1-37)
Ömer b. Hattab dinlediği kelamın belagatına, fasahâtine, düz-günlüğüne hayran oldu. Gerçi azap ayetleri birer şamar gibi ruhu-na inmişti ama bu hayranlığa engel olmuyordu. Fakat ruhunun gözlerinde henüz açılmamış kalın bir perde vardı. Bu nedenle ken-di kendine:
-Vallahi şu Kişi Kureyşilerin dedikleri gibi bir şairdir. Ben böy-lesine güzel bir şiir ne gördüm, ne de dinledim demekten kendini alamadı.
O böyle düşünürken Resulallah surenin devamını okumaya başladı.
“-Görebildikleriniz ve göremedikleriniz adına yemin ederim ki Kur’an, şerefli bir elçinin Allah katından vahy yoluyla alıp getirdi-ği Sözdür. Dikkat edin! O şair sözü bir şiir değildir. Mucizelerimiz gözleriniz önünde olduğu halde sizler ne kadar az inanıyorsunuz.” (El Hakka 38-41)
Ömer b. Hattab bu ayetleri işitince irkildi. Sanki Resulallah onun içinden geçenleri biliyordu. Bunun üzerine Ömer b. Hattab:
-Galiba şu adam aynı zamanda bir kahindir. Sanki içimi okudu demekten kendini alamadı.
Resulallah surenin devamını okumaya devam ediyordu. Ömer b. Hattab elinde olmadan dinlemeye başladı.
“-O kahin sözü de değildir. Sizler ne kadar kıt düşünüyor sunuz?
Şüphesizki Kur’an alemlerin Rabbinden indirilmedir.
Eğer Muhammed bize karşı Ona, kendinden bazı sözler katmış, uydurmuş olsaydı Biz Onu kuvvetle yakalar, gücünü kuvvetini elinden alır, şah damarını koparıverirdik. Hiç birinizde Onu koru-yamazdınız.
Kur’an Allah’a karşı gelmekten sakınanlara güzel ve kesin bir öğüttür.
İçinizde yalanlayanların olduğunu şüphesizki bilmekteyiz. Doğ-rusu Kur’an inkârcılar için sadece bir üzüntü kaynağıdır.
O şüphesiz kesin bir gerçektir.
Öyleyse ey insan! Rahman ve rahim olan, ilmiyle her şeyi ku-şatmış Rabbinin adını tesbihe devam et. (El Hakka 42-52)
Sure bitince Ömer b. Hattab’ın iki eli böğründe kaldı. Duyduk-larının şaşkınlığıyla hemen oradan uzaklaştı. Giderken ruhunda minik bir şüphenin sızısı vardı.
Ömer b. Hattab ilk defa kendine:
-Muhammed gerçekten Allah’ın resulü mü? Diye sormaktan kendini alamadı.

Aradan bir müddet geçtikten sonra Ömer b. Hattab bazı arka-daşlarıyla toplanıp eğlendikleri yere gitti. Niyeti arkadaşlarıyla buluşup içki içmek, sarhoş olmaktı. Fakat gittiği yerde kimseyi bu-lamadı. Oralarda dolanırken aklına bir başka içkici arkadaşının yanına gitmek geldi. Kendi kendine:
-Ben filancanın yanına gideyim. Muhakkak ki onun yanında içki vardır. Ondan içki alır içerim dedi.
Gideceği arkadaşı Mekke’nin içki satıcısı idi. Fakat Ömer b. Hattab bu arkadaşını da bulumadı. İyice sıkılıp bunalınca kendi kendine:
-Bari Kâbe’yi yedi yada yetmiş defa tavaf edeyim. Böylece can sıkıntım biraz giderilmiş olur dedi.
Kabe’yi tavaf için Mescid-i Harama gelince orada peygambe-rimizi namaz kılarken gördü. Daha önce duyduklarıyle içinde oluşmuş o minik şüphe yeniden depreşti. Kuran dinlemek için için-de engel olamadığı bir istek oluştu. Yine kendi kendine:
-Vallahi ne olursa olsun bu gece Muhammed’in söylediklerini işitmek için durup dinlemek istiyorum deyip peygamberimize doğ-ru yaklaşmak istedi. Fakat o Müslümanlar arasında çok kötü bir üne sahipti. Hangi Müslüman onu görse muhakkak korkar, ondan uzaklaşır, yönünü değiştirir, uzak durmaya çalışırdı. Peygamberimizinde onu görünce tedirgin olacağı kesin gibiydi.
Ömer b. Hattab peygamberimize yaklaşarak Onu rahatsız et-mek istemedi. Kendi kendine:
-Dinlemek için yaklaşırsam belki Onu korkutup tedirgin edebi-lirim. O da Kur’an okumaktan vaz geçer. En iyisi Onu fark ettir-meden yaklaşmak dedi.
Ömer b. Hattab biraz geri giderek Hacer köşesine kadar geldi. Orada Kâbe’nin örtüsü altına gizlenip yavaş yavaş peygamberimi-ze doğru yürüdü. Tam peygamberimizin karşısına gelip durdu. Peygamberimz onun orada olduğunu fark etmedi. Kuran okuyup namaz kıldı. Ömer b. Hattab peygamberimiz namazını bitirip ora-dan ayrılıncaya kadar ortaya çıkmadı. Duyduklarından bir kez daha son derece etkilenmişti. Daha önce ruhuna düşmüş olan şüp-he kurdu biraz daha büyümüş, sızısı biraz daha artmıştı.
Muhammed (a.s) gerçekten Allah’ın (c.c) resulü olamaz mıydı?
Ömer b. Hattab evine giderken aklı yanıtını bulamadığı pek çok sorularla doluydu.
Muhammed (a.s) kırk yaşına kadar aralarında normal bir Kureyşli gibi yaşamıştı. Son derece güvenilir, doğru sözlü, yalan nedir bilmeyen bir kişiydi. Gerçi son derece beliğ ve fasih konuşur-du ama kırk yaşından Allah’ın (c.c) rasulü olarak ortaya çıkıp ge-tirdiği Kitabın belagat ve fesahati hiç kimsenin erişemeyeceği ka-dar yüksekti. Kendisi ümmi olup okuryazar olmadığından getirdiği Kitapta yazılanları bir başkasından öğrenmesi ya da eski kitaplar-dan aşırması da mümkün değildi.
Kendisi Allah’ın (c.c) rasulü olarak ortaya çıktıktan bir müddet sonra müşrikerin ileri gelenleri koruyucusu ve hamisi durumunda olan Ebu Talib’in yanına varmışlar, Ona mal, mülk, şan, şeref tek-lif etmişlerdi ama o:
-Güneşi sağ elime ayı da sol elime verseler yine de davamdan vazgeçmem demişti.
Aynısını Utbe b. Rebia da daha yakın bir zamanda Ona teklif etmiş, istersen senin için aramızda mal toplayarak en zenginimiz yapalım, istersen başımıza kral ol demişti ama O ona sadece Rab-binden vahiy yoluyla geldiğini söylediği muhteşem ayetlerle cevap vermişti.
Muhammed (a.s) ne yapmak, nereye varmak, neyi elde etmek istiyordu?
Kureşy kabilesiyle beraber bütün Arapların yıldırımlarını, tek yaydan oka tutulma tehlikesini hangi gaye için üzerine çekiyordu?
Onun ailesine ve kızlarına son derece düşkün bir baba olduğu-nu biliyordu. Muhammed (a.s) bu hareketiyle hem kendisinin hemde ailesinin hayatlarını tehlikeye attığının elbetteki farkınday-dı. Hem ailesinden, hemde evlatlarından daha kıymetli ne olabilir-di?
Ömer b. Hattab bütün bu sorulara yanıt aramaktaydı ama ne yaparsa yapsın bu yanıtı bulamıyordu. Bu yanıtı bulamama onu derin bir şüphenin içine itmekteydi.
Bu şüphe Muhammed’in getirdiği yeni dine olduğu kadar için-de bulunduğu babalarından, atalarından kalan dine de yönelikti.
Ömer b. Hattab bunu fark edince ağır bir suçluluk duygusu içine girdi. Bu duygu ise onu Müslümanlara karşı daha sert ve da-ha haşin davranmaya itti. Bir bakıma her şeyi alt üst eden bu yeni dine karşı sert ve katı davranarak bu şüphelerden kurtulup temiz-leneceğini, eski haline döneceğini zannediyordu.
Ebu Cehil ise Ömer b. Hattab’ın ruhunda gezinip duran bu yanıtsız sorulardan habersiz ruhunun ve aklının gözlerini sıkı sıkı-ya kapatmış bir halde bu yeni dine nasıl engel olabilirim telaşı için-deydi. Ömer b. Hattabın aklında ve ruhunda gezinen bu sorular onunda aklında ve ruhunda gezinse o da onun gibi bir şüphenin içine düşecek:
-Muhammed (a.s) gerçekten Allah’ın (c.c) resulü olamaz mı? Sorusunu kendisine soracaktı.
Bu soru aynı zamanda körü körüne bağlandığı eski dinine olan bir şüpheyi de içerecekti. Belki de bu şüphe onu doğru yolu kıla-vuzlayacaktı. Fakat o aklından çok taassuba varan kara duygula-rın etkisindeydi. Gerçeği aramadığından gerçeği bulamıyordu.
Ebu Cehil sık, sık yaptığı gibi müşrik ileri gelenlerini başına toplayıp:
-Ey Kureyş cemaati! Muhammed ilahlarımıza dil uzatmaya, akıllarımızı akılsızlık saymaya devam ediyor. Sizden önce gelip geçmiş atalarınızın Cehennemde ateşe yaslanmış bir halde azap çektiklerini söylemektedir. Ne yaparsak yapalım Onu bundan vaz geçiremedik. Artık çaresiz kaldık.
Haberiniz olsun ki Muhammed’i öldürecek kimseye benden yüz kızıl veya siyah deve, bin ukiye gümüş, bin ukiye altın şu kadar misk göbeği, şu kadarda elbise var. Bilesiniz ki bunun dahası da var dedi.
Muhammed’i (a.s) öldüren kimse Ebu Talib’in ve haşim oğulla-rının hışmını ve düşmanlığını üzerine çekecek demekti ki muhte-melen kendisi de öldürülecekti.
Bu nedenle orada bulunanlardan hiç kimse Ebu Cehil’in bu teklifini evet diyemedi. Yalnız Ömer b. Hattab:
-Ey Ebul Hakem! Ben bu işe talibim. Ben bu işi yaparım dedi.
Ömr b. Hattab’ın bu işe talib olması diğer müşrikleri sevindi-rip, rahatlattı.
Ona:
-Ey Hattab’ın oğlu! İçimizde bu işi yapacak en uygun kişi sen-sin dediler.
Ömer b. Hattab Ebu Cehil’e dönerek:
-Ey Ebul Hakem! Vaat ettiklerin için sağlam kefilin var mı? diye sordu.
Ebu Cehilde:
-Evet! Vaat ettiklerim için sağlam kefilim vardır dedi.
Ömer b. Hattab’la Ebu Cehil Amr b. Hişam bu hususta bir an-laşma yaptılar. Ömer kılıcını kuşandı, peygambermizi öldürmek üzere yola çıktı.
Ömer b. Hattab’ın kız kardeşi Fatıma bint-i Hattab, eniştesi Said b. Zeyd Müslüman olmuşlar fakat Müslümanlıklarını gizli tutmaktaydılar.
Ömer b. Hattab’ın kabilesi olan Adiyy oğullarından Nuaym b. Abdullah Nahham’da müslüman olmuştu. Kavminden korktuğu için Müslümanlığını gizli tutuyordu.
Habbab b. Eret okuryazar olan az sayıda Müslümanlardandı. Sık sık Fatıma bint-i Hattab ile Said b. Zeyd’in yanına gelir, onlara Kuran okur ve okuturdu.
Ömer b. Hattab ise peygamberimizin nerede olduğunu sorup soruşturmuş; Safa tepeciğinin yanındaki Erkam’ın evinde olduğu-nu öğrenince öldürmek üzere o tarafa yönelmişti. Gerçekten de peygamberimiz yanında kadınlı erkekli kırk kadar sahabi olduğu halde Erkam’ın evinde oturmakta, yanında yeni müslüman olmuş olan amcası Hz. Hamza bulunmaktaydı.
Ömer kılıcını kuşanmış, pür hiddet Erkam’ın evine doğru gi-derken Nuaym b. Abdullah Nahham ile karşılaştı.
Nuaym onu bu halde görünce:
-Ey Ömer! Böyle kılıcını kuşanmış bir halde nereye gidiyorsun? Diye sordu.
Ömer b. Hattab’ta:
-Kureyşilerin işlerini darmadağın eden, akıllarını akılsızlık sa-yan, dinlerini ayıplayan, ilahlarını dil uzatan, ata dinini bırakıp yeni din tutan Muhammed’e gitmek istiyorum. Onu öldürüp kav-mimin başını, sardığı beladan kurtaracağım dedi.
Nuaym b. Abdullah Nahham önüne gerilerek:
-Vallahi ey Ömer seni nefsin aldatmıştır. Sen Muhammed’i öl-dürünce Abd. Menaf oğullarının seni yeryüzünde gezer bir halde bırakacağını mı sanıyorsun?
Ömer b. Hattab kararlılıkla:
-Vallahi sonuç ne olursa olsun onu öldüreceğim dedi.
Nuaym:
-Ey Ömer! Sen istesen bile bunu yapamazsın. Çünkü Onu Allah (c.c) korumaktadır dedi.
Ömer b. Hattab Nuaym b. Abdullah Nahham’ın yakasını yapı-şarak:
-Demek Onu Allah korumaktadır ha! Demek sende onlardansın ha! Önce seni öldüreyim de gör diye bağırdı.
Nuaym can havliyle:
-Ey ömer! Sen beni bırakta ev halkının yanına dön. Önce onla-rın işini bak. Onların işi üzerinde durmak sana, yapmak istediğin şu işten daha gereklidir dedi.
Onun bu sözleri üzerine Ömer B. Hattab irkilerek:
-Ey Nuaym! Sen benim ev halkımdan hangisini kastediyorsun? Bunu bana söyle de seni bırakayım dedi.
Nuaym b. Abdullah Nahham çaresiz bir halde:
-Onlar enişten ve amcanın oğlu Said b. Zeyd ile kız kardeşin Fatıma bint-i Hattab’tır. Onların ikisi de Muhammed’e (a.s) uyup Müslüman olmuşlardır. Sen beni bırakta önce onlarla ilgilen dedi.
Ömr b. Hattab Nuaym b. Abdullah Nahham’ın yakasını bırak-tı. Hiddeti bir kat daha artmış bir halde burnundan soluyarak kız kardeşinin evine doğru yürüdü.
O sırada Habbab b. Erett onların yanında olup, yeni nazil ol-muş olan Taha suresini okumakta, okutmaktaydı.
Ömer b. Hattab kız kardeşinin evine yaklaşınca onun sesini duydu, Kuran okunduğunu anladı, bu onu daha da hiddetlendirdi. Kız kardeşinin kapısını yumrukladı.
Fatıma hatun Ömer’i pür hiddet, kılıcını kuşanmış bir halde görünce çok korktu. Önce Habbab b. Erett’i evin bir köşesine giz-lediler. Ardından Fatıma hatun üzerine Taha suresi yazılı sahifeyi alıp uyluğuna sakladı. Her şey hazır olunca Ömer’e kapıyı açtılar.
Ömer içeri girince:
-Az önce işitmiş olduğum şey ne idi? Diye sordu.
Kız kardeşi ve eniştesi:
-Ey Ömer! Sen bir şey işitmiş değilsin dediler. Dinlerinden döndürülme korkusuyla yalan söylemeyi mübah gördüler.
Onların bu itirazları Ömer b. Hattab’ı daha da kızdırdı.
Hışımla eniştesi Said b. Zeyd’in üzerine yürürken:
-Bana yalan söylemeyin. Evet! Vallahi ikinizinde Muhammed’e uyduğunuzu ve Onun dinine girdiğinizi haber aldım. Az önce Mu-hammed’in şiirlerinden birini okuyordunuz. Kulaklarım onu duy-du diye bağırdı.
Ömer b. Hattab eniştesi Said b. Zeyd’i tartaklayıp dövmeye başlayınca Fatıma hatun onu kocasından ayırmak, uzaklaştırmak istedi. Bu ara Ömer b. Hattab onun yüzüne de şiddetli bir şamar yapıştırdı. Fatıma hatunun ağzından, burnunda kan boşandı, şid-detle yere düşünce başı yarıldı.
Fatıma Hatun kana bulanmış yüzünü Ömer b. Hattab’a çevire-rek:
-Ey Hattab’ın oğlu! Evet ben ve kocam Müslüman olduk. Al-lah’a (c.c) ve resulüne iman ettik. Sen istediğini yap. İstersen bizi öldür. Yine de biz dinimizden vazgeçmeyiz diye bağırdı.
Ftıma hatunun söylediklerini Said b. Zeyd’de söyledi, hanımını tasdik etti.
Her ikisi de bunları söylerken gözlerinde içinde şek ve şüphe bulunmayan kesin bir imanın keskin ışıkları vardı.
Ömer b. Hattab kız kardeşinin ve eniştesin gözlerinde parılda-yan keskin ışıklarla ifade bulan imanlarını fark edince bir an du-rakladı. Ne yaparsa yapsın; isterse öldürsün imanlarından asla vazgeçmeyeceklerini hemen anladı. Bu anlayış ne zamandır aklın-da dolanıp duran, zihnini bulandıran soruları canlandırdı.
Evet! Kızkardeşi ve eniştesi ne yaparsa yapsın hatta öldürse bile dinlerinden vaz geçmeyeceklerdi. Hayatlarından bile daha de-ğerli tuttukları bu inanç gücünü nereden alıyordu? Muhammed’de (a.s) dünyaları önüne serdikleri halde; bir elime Dünyayı diğer elime Ayı verseniz bile ben davamdan vazgeçmem dememiş miydi? Bu uğurda bütün baskılara, işlencelere katlanmış, malını mülkünü feda etmekten, canını ve hatta ailesini, çocuklarını tehlikeye atmak-tan bile çekinmemişti.
Ömer b. Hattab az önce aklında şekillenen bu soruya; onlarda inançlarının bu karşı konulamaz, engelenemez gücünü Muham-med’in (a.s) aldığı yerden alıyorlar diye yanıtlamaktan kendini alamadı.
Ne zamandır yanıtını bulamadığı bir kurt gibi içini kemiren soru bir kere daha zihninde şekillendi.
Gerçekten Muhammed Allah’ın (c.c) rasulü müydü?
Birden ruhunda bazı değişiklikler oldu. Ne zamandır yanıtını aradığı fakat yanıtını bulmaktan çekinip, kaçındığı sorunun ceva-bını buldu. İçinde ne zamandır duran o koyu şüphe kayboldu. Ru-hunun ve aklının gözlerindeki perdeler aralandı. O anda Ömer b. Hattab’ın önünde sadece imanla imansızlık arasında incecik bir çizgi vardı.
Hâlâ ağzından, burnundan kan gelen kız kardeşini o halde gö-rünce yaptılarından bin pişman oldu. Yüreği cız etti.
Fatıma Hatunun ağzından, burnundan kan gelilyordu ama o bunu umursamıyor, yıkılmaz bir abide gibi karşısında durmaktay-dı.
Ömer b. Hattab onun imanının gücünü ve derinliğini bir kez daha anladı. Bu anlayış az önce duyduğu pişmanlığı artırdı, Ömer’in içinde bir yerlerini kanatıp acı verdi.
Ömer b. Hattab bir anlık bir tereddütten sonra:
-Demin okuduğunuzu sizden duyduklarımın yazılı bulunduğu sahifeyi bana verinde Muhammed’in getirip size okuttuğunu bende göreyim ve bileyim dedi.
Fakat kız kardeşi:
-Ey Ömer! Ben o sahifeyi sana veremem. Orada yazılanlar Rabbimden gelmedir. Ona bir zarar vermenden korkarım deyip vermek istemedi.
Ömer b. Hattab:
-Ey kız kardeşim! Korkma! Ona bir zarar verecek değilim. Bu-nun için ilahlarım adına sana söz veririm dedi.
Onun bu sözleri Fatıma hatunu rahatlattı ama yinede sahifeyi getirmek istemedi. Ömer’e:
-Ey kardeşim! Sen putlara tapan pis bir kişisin. Ona pak ve temiz olanlardan başkası dokunamaz. Bu nedenle Onu sana vere-mem dedi.
Ömer daha da yumuşayarak:
-Peki! Ben şimdi kalkıp yıkansam, pak ve temiz olsam Onu ba-na verir misin? Diye sordu.
Fatıma Hatunda:
-Ey Ömer! Sen şu söylediğin işi yap, bende sana sahifeyi vere-yim deyince Ömer b. Hattab yıkanıp temizlendi. Kendisine verilen sahifeyi okumaya başladı. Sahifede Tâ-Hâ suresi yazılıydı. Bu Su-re-i Celilerinde Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktaydı.
“-Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla,
Tâ, Hâ.
Ey Muhammed! Biz Kur’anı sana sıkıntıya düşüp zahmet çeke-sin diye değil ancak Allah’tan korkanlara bir öğüt ile yeri ve yüce yüce gökleri Yaratanın katından azar, azar verilen bir kitap olarak indirdik.
Rahman ve Rahim olan yüce Allah bütün arşı hükmetmektedir. Göklerde ve yerde, her ikisi arasında ve toprağın altında bulunan-lar Onundur.
Sen istersen sesini yükseltip sözü açığa vur. Şüphesiz O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir. Allah’tan başka Tanrı yoktur. En gü-zel isimler Onundur.” (Tâ Hâ 1-8)
Ömer b. Hattab buraya gelince biraz soluklandı. Okuduğu ayelerde fesahat ve belagatı, mânâ derinliğini hayran kalmıştı. Da-ha büyük bir şevk ve istekle devam etti.
Yüce Allah surenin devamında şöyle buyuruyordu.
“-Musa’nın başından geçen olayları Sen biliyor musun? O bir ateş görmüştü de ailesine; durun, ben bir ateş gördüm. Belki ondan size bir kor getiririm ya da ateşin yanında bir yol gösterici bulu-rum demişti.
Musa ateşin yanına gelince Ona; Ey Musa diye seslenildi. Ben şüphesiz Senin Rabbinim. Ayağındakileri çıkar, çünkü Sen kutsal bir vadi olan Tuvâ’dasın.
Ey Musa! Peygamber olarak Ben Seni seçtim. Artık tarafımdan vahyolunanı dinle. Şüphesiz Ben Allah’ım. Benden başka Tanrı yoktur. Yalnız Bana kulluk et. Beni anmak için namaz kıl. Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye zamanını gizli tuttuğumuz kıya-met mutlaka gelecektir.
(Tâ Hâ 9-16)
Ömer b. Hattab buraya gelince bir an başını kaldırıp:
-Şu okuduğum sözler ne kadar güzel, ne kadar değerli demek-ten kendini alamadı.
Habbab b. Erett gizlendiği yerden onları gözlemekte ve dinle-mekteydi.
Gizlendiği yerden çıkarak:
-Ey Ömer! Vallahi Allah’ın (c.c) peygamberinin duasının sana nasip olacağını umuyorum.
Ben daha dün peygamber aleyhissselamdan işittim ki; O, mü-barek ellerini semaya doğru kaldırarak:
-Ey yüce Allah’ım! İslamı Amr b. Hişam ya da Ömer b. Hattab ile güçlendir. Onlardan birini hidayet nasip eyle diye dua etmişti. Sen Amr b. Hişam’ın önüne geçmesine izin verme. Sen onun önüne geç.
Ey Ömer’ Artık Allah’tan (c.c) korkma zamanın gelmedi mi? Diye sordu.
Ömer b. Hattab bir an duyduklarının şaşkınlığıyla irkildi. Bir bakıma duyduklarına inanamadı.
Ömer b. Hattab ile Ebu Cehil b. Hişam müşriklerin içinde pey-gamberimize ve müslümanlara karşı en sert, en katı, en acımasız davrananların başında gelmekteydiler. Ömer b. Hattab peygambe-rimize ve müslümaları baskı altında tutmuş işkencelerden işkence-lere uğratmıştı. Onu böylesine bir utanca sürükleyen neden ise bü-tün bu yaptıklarına rağmen Muhammed’in (a.s) onlar için Rab-binden hidayet istemesi, bunun için dua etmesiydi.
Ömer b. Hattab’ın bütün bunlar hatırına gelince yüzü kızardı ve utançla başını yere doğru eğerken önünde duran o incecik çizgi-yi aştığının farkına varamadan:
-Muhammed (a.s) muhakkak ki Allah (c.c) resulüdür diye dü-şünmekten kendini alamadı. Bu düşünceyle Ömer b. Hattab’ın ruhuda tıpkı tırtıl kozasından çıkan bir kelebek gibi değişime uğ-ramıştı ama o henüz bunun farkında değildi. O henüz frkında değldi ama Habbab. b. Erett bunun az da olsa farkına varmıştı.
Yüzü güçlü bir ümitle aydınlanarak Ömer b. Hattabın yüzüne baktı.
Ömer:
-Ey Habbab! Sen bana Muhammed’in (a.s) bulunduğu yeri gös-ter ya da haber verde yanına gidip Müslüman olayım dedi.
-Ey Ömer! O şimdi Safa tepeciğinin yanındaki Erkam’ın evin-de, sahabilerinin yanındadır dedi.
Ömer kalkıp kılıcını kuşandı. Yanında Habbab b. Erett ve Said b. Zeyd bulunduğu halde peygamberimizin bulunduğu yere doğru yola çıktı.
Peygamberimiz Erkam’ın evine geldiğinde etrafı kollasın; gele-ni, gideni haber versin diye sahabilerinden birisini kapıya nöbetçi bırakırdı. O günkü nöbetçi ise Bilal-i Habeşî idi.
Bilal-i Habeşi Ömer b. Hattab’ın kılıcını kuşanmış, yanında Habbab b. Erett ve Said b. Zeyd olduğu halde oraya doğru geldiği-ni fark edince korku ve telaş ile peygamberimizin yanına gelerek:
-Ya Resulallah! Ömer b. Hattab kılıcı kuşanmış Habbab b. Erett ile Said b.Zeydi de yakalamış olduğu halde buraya gelmekte-dir dedir.
Ömer b. Hattab’ın kılıcını kuşanmış bir halde oraya doğru gelmesi müslümanlar arasında bir dalgalanmaya neden oldu. Hiç kimsemin aklına onun müslüman olacağı gelmiyordu. Çünkü onla-ra göre Amir b. Rebia’nın ifadesiyle Hattab’ın eşeği Müslüman olurdu ama Ömer b Hattab yinede Müslüman olmazdı. Bir bakıma Müslümanlar Ömer b. Hattab’ın Müslüman olmasından tamamen ümitlerini kesmiş gibiydiler.
Bu nedenle ashab-ı Kiramın en yiğitlerinden biri olan Hz. Hamza kılıcını çekerek:
-Ey Allah’ın resulü! İstersen Ona izin ver. Eğer iyilik için geldi ise kendisine bol bol iyilik ederiz. Eğer kötülük için geldiyse onu kendi kılıcıyla öldürürüz dedi.
Bu arada Cebrail (a.s) peygamberimizin yanına gelerek Ömer b. Hattab’ın müslüman olmak üzere yanına geldiği haberini getir-mişti. Bu nedenle peygamberimizin yüzünde güller açarak:
-Siz ona izin veriniz ve ona dokunmayınız buyurdu.
Ömer yanında iki sahabi olduğu halde Erkam’ın evinin kapısını çalınca kapıcı görevinde bulunan Bilal-i Habeşi onlara kapıyı açıp buyur etti. Peygambermizde yerinden kalkmış ona doğru yürü-müştü. İkisi evin avlusunun ortasına yakın bir yerinde karşılaştı-lar.
Peygamberimiz Ömer b. Hattab’ın kuşağından tutup kendine doğru çektikten sonra:
-Ey Hattab’ın oğlu? Bize ne getirdin? Buraya ne ile geldin? Vallahi Allah’ın (c.c) sana bir musibetiyle vurup indirinceye kadar şu halinde duracağını sanmıyorum buyurdu.
Ömer b. Hattab gözlerni yere indirirken:
-Ey Allah’ın resulü! Ben Allah’a (c.c), Allah’ın resulüne ve Ona allah’tan gelen şeylere iman edeyim diye yanına gelmiş bulunuyo-rum dedi.
Onun bu sözleri üzerine peygamberimiz:
-Allah-ü Ekber diyerek tekbir getirdi. Ashabından yanında bu-lunanlarda Ömer b. Hattab’ın Müslüman olduğunu anladılar, on-larda tekbir getirdiler. Tekbir sesleri bütün Mekke’de duyuldu. Müşriklerin irkilerek yerlerinden silkinip kalkmalarına neden ol-du.
Ömer b. Hattab o ince çizgiyi geçmiş, artık müşrik Ömer b. Hattab müslüman Hz.Ömer b. Hattab olmuştu ve bu değişimi bir heyecan halinde yeni yeni farkına varıyordu.
Müslüman oluşu Müslümanları çok sevindirmişti ve Onu bütün içtenlikleriyle kendilerinden kabul etmişler, bağırlarına basmışlar-dı. Fakat Hz. Ömer b. Hattab derin bir eksiklik duygusu içindeydi. İçinde bulunduğu Müslüman kardeşleri inançları için nice yıllar-dan biri türlü baskılar altındaydılar. Pek çoğuda işkencelerden işkencelere uğratılmışlar, bu işkencelerin izleri bir madalya gibi vücutlarında kalmıştı. Şüphesizkı bu baskı ve işkencelere sabrede-rek her ne olursa olsun inançlarını bırakmayarak manevi yoldan çok büyük mesafeler almışlar çok ama çok yükseklere çıkmışlardı.
Hz. Ömer b. Hattab kendin ulu bir dağın eteğinde minik bir fare gibi hissediyor, onlar gibi olmak için derin, güçlü ve engel olu-namaz bir arzu hissediyor, yerinde duramıyordu.
Dini için diğer kardeşleri gibi baskılar altında tutulmak, işken-celerden işkencelere uğratılmak ve sonuçta onlar gibi Allah (c.c) katında makbul bir yere yükselebilmek en büyük ereği olmuştu. Din kardeşlerinin uğradığı baskı ve işkencelerinden kendinede bir pay istiyordu. Bu payı alıp sabredebilirse ancak onlarla eşit bir duruma gelebileceğinin farkındaydı.
Bu nedenle kendi kendine:
-Ey Ömer! Şu kardeşlerin dinleri için işkencelerden işkencelere, musibetlerden musibetlere uğratılırken bunlardan bir pay alma-man senin için çok büyük bir eksiklik ve ayıptır.
Ben şimdi Mekke halkından Resulallah’a ve Müslümanlara düşmanlıkta en azılı olan kim ise onun yanına varayım da Müslü-man olduğumu haber vereyim. O da elinden geliyor, gücü yetiyorsa bana diğer kardeşlerim gibi işkencelerden işkencelere, musibetler-den musbetlere uğratsın dedi.
Hz. Ömer b Hattab Ebu Cehil b. Hişamdan daha sert, daha katı, düşmanlığını inatla sürdüren bir başka kişi daha tanımıyor-du. Bu nedenle müşriklerin en azılısı olarak kabul ettiği Ebu Cehil Amr b. Hişam’ı aramaya başladı.
Amr b. Hişam evindeydi. Hz. Ömer varıp Ebu Cehil’in kapısını çaldı. Ebu Cehil kapısını açınca onu gördü. Hemen:
-Ey kızkardeşimin oğlu! Hoş geldin, sefalar getirdin. Sende be-nim için o anlaştığmız konuda bir haber var mı? Diye sordu.
Hz. Ömer Ebu Cehil’e biraz daha yaklaşarak:
-Ey Allah’ın (c.c) ve Resulü’nün düşmanı! Evet vardır. Ben ya-nına Allah’a (c.c) ve onun resulü olan Muhammed’e (a.s) iman ve kendisinin getirip bildirdiği şeyleri tasdik ettiğimi sana haber vere-yim diye geldim. Artık sen benim için elinden gelen bir şey varsa onu yapmaktan kendini alı koyma dedi.
Ebu Cehil onun bu sözleri karşısında kapıyı çarparcasına yü-züne kaparken:
-Ey Ömer! Ey Hattab’ın oğlu! Allah (c.c) seni de, getirdiğin haberi de çirkin ve iyiliklerden uzak etsin. Allah (c.c) senin de be-lanı versin. Getirdiğin haberinde belasını versin diye bağırdı.
Hz. Ömer b. Hattab Ebu Cehil’in yanından bir bakıma eli boş dönünce Müslümanların bir diğer azılı düşmanı olan dayısı Velid b. Mugire’nin yanına gitti. Kapısını çalınca içerden:
-Kim o? Denildi.
O da:
-Ey Ebu Halid! Ben Hattab’ın oğluyum. Senin için bir haberle gelmiş bulunmaktayım deyince Velid b. Mugire kapıya, Hz. Ömer’in çıktı.
Ömer onu görünce:
-Ey dayı! Sen benim müşriklikten çıkıp yeni dine girdiğimi, Muhammed’e (a.s) tabi olduğumu duydun mu? Diye sordu.
Velid b. Mugire ondan böylebr söz beklemiyordu. Bu nedenle söylediklerine inanmadı. Bu nedenle:
-Ey Ömer! Ey kız kareşimin oğlu! Sen gerçekten şu söylediğini yaptın mı? Diye sordu.
Ömer:
-Evet, yaptım dedi.
Velid b. Mugire irkilerek:
-Ey Ömer! Sen şu dediğin işi sakın yapma, Sen o işten sakın dedi.
Ömer:
-Ey Dayı! Ben sakınmamı tavsiye ettiğin işi çoktan yapmış bu-lunuyorum. Ben Allah (c.c) ve Resulüne iman ettim. Allah’tan (c.c) başka ilah bulunmadığına, Muhammed’in (a.s) kulu ve resulü ol-duğunu şahadet ederim. Sen şu yaptığım işi git kavmine haber ver dedi.
Velid b. Mugire onu döndürebileceğini sanarak:
-Ey kız kardeşimin oğlu! Sen eski işin üzerinde sebat et. Halk seni eski halin üzerinde bilsin. Er kişi kendi halinde sabahlar, ken-di halinde akşamlar dedi.
Hz. Ömer b. Hattab:
-Vallahi ey dayı! Benim için iş açıkça belli olmuştur. Ben artık dönülmeyen bir yola girmişimdir. Sen benim Müslüman olduğumu kavmine haber ver dedi.
Velid b. Mugire geriye doğru çekilerek:
-Ey kız kardeşimin oğlu! Vallahi senin şu işini kavmine haber veren ilk kişi ben olmayacağım deyip Ömer’in yüzüne kapıyı ka-pattı.
Hz. Ömer dayısından böyle bir tepki beklemiyordu. Müslüman olduğunu işitince bağırıp çağıracağını, hatta üzerine yürüyeceğini zannediyordu. Bir bakıma Velid b. Mugire’nin bu kaçar gibi dav-ranışı onu hayal kırıklığına uğratmıştı.
Kendi kendine:
-Vallahi şu dayımın bana yaptığı hiç bir şey değildir. Ben ondan bana karşı daha sert davranmasını beklerdim diye söylendikten sonra bir başka müşrikin kapısını çaldı.
Müşrik kapıya çıkınca:
-Ey kişi! Benim Müslüman olduğumu biliyor musun? Diye sor-du.
Adam Ömer’in söylediklerini inanmayarak:
-Gerçekten sen babanın dinini bırakıp da Muhammed’e mi tabi oldun? Diye sordu.
Ömer’de:
-Evet! Ben şu söylediğini yapmış bulunuyorum dedi.
Adam:
-Ey Ömer! Sen şu söylediğini sakın yapma diye bağırdı.
Ömer:
-Ben söylediğimi pişman olup geri dönmemek üzere yapmış bulunuyorum dedi.
Adam bunu sözleri duyunca kapıyı Ömer’in yüzıne hışımla ka-padı.
Ömer müşrikin kendisine karşı sert davranmasını bekliyordu. Bu nedenle bir kez daha hayal kırıklığına uğradı.
Kendi kendine:
-Şu adamın bana yaptığı iş bir şey değildir. Onlar Müslüman halkı dövüyorlar ama bana hiç kimse dövmüyor dedi.
Ömer’in içi müslüman olduğunu kavmine bir an önce duyur-mak, onlardan gelecek olası tepkileri karşılamak için yanıp tutuş-maktaydı. Önüne gelen müşriklere müslüman olduğunu söylüyor; adam hayretle yüzüne bakıyor, sonrada hemen yanından kaçarca-sına uzaklaşıyordu.
Karşılaştığı bir müslüman Ömer’e:
-Ey Ömer! Sen Müslüman olduğunu bütün kavmine bildirmek mi istiyorsun? Diye sordu.
Ömer’de:
-Evet! Öyle yapmak istiyorum dedi.
Müslüman:
-Ey Ömer! O halde sen boşuna buralarda dolanıp durma. Sen Cumah oğulllarında Cemil b. Mamer’in yanına git. O şimdi Ka-be’de Hıcr mevkiinde yalnız olarak oturmaktadır. O sır saklamayı bilmeyen, dedikoduyu pek seven bir kişidir. Sen ona Müslüman olduğunu söyle. O senin yerine Müslüman olduğunu bütün Kureyş kavmine yayıp bildirir dedi.
Ömer Müslüman’ın dediğini yaptı. Cemil b. Mamer’in yanına gidip:
-Ey Cemil! Biliyor musun? Ben Müslüman olmuş bulunuyo-rum. Atalarımın dinini bırakıp Muhammed’e (a.s) tabi oldum. Onun dinine girdim. Sen bu sırrımı yanında tutta kimseye söyleme dedi.
Cemil b. Mamer Ömer’in bu sözlerini duyunca hemen ayağa fırladı. Ridasını toplayarak müşriklerin topluca oturdukları yere doğru seğirtti. Kabenin kapısı yanına dikilerek avazı çıktığı kadar:
-Ey Kureyş cemaati! Haberiniz olsun ki Ömer b. Hattab dinin-den çıkmış başka bir dine, Muhammed’in dinine girmiştir diye bağırdı.
Ömer’de Cemil’in yanına dikilerek:
-Şu adam doğru söylemektedir. Ben Müslüman olmuş, Mu-hammed’in (a.s) dinine girmiş bulunmaktayım. Allah’tan (c.c) baş-ka ilah olmadığına Muhammed’in (a.s) de Onun kulu ve resulü olduğuna şahadet ederim dedi.
Onun bu sözlerini duyan müşrikler silkinip yerlerinden fırladı-lar, Ömer’in üzerine saldırdılar, güneş başlarının üzerinde yükse-linceye kadar çarpışıp, dövüştüler.
Sonunda Ömer yorulup bir kenara oturarak:
-Ey müşrikler! Ben şimdi elinizdeyken istediğinizi yapınız. Al-lah’a (c.c) yemin ederim ki biz üç yüz kişi olsaydık ya biz yenilir burayı sizlere bırakırdık, ya da siz yenilir burayı bizlere bırakırdı-nız diye bağırdı.
Ömerle müşrikerin çarpışmaları, döğüşmeleri sırasında çıkan gürültüyü, şamatayı duyan müşriklerin ileri gelenlerinden üzerinde yemen işi çizgili bir gömlek bulunan yaşlı bir kişi gelerek onlara:
-Sizler burada ne yapmaktasınız? Nedir bu haliniz? Diye sordu.
Müşrikler:
-Hattab’ın oğlu atalarının dininden çıkmış, bir başka dine gir-miş dediler.
Adam da:
-Onu kendi haline bırakınız. O kendisi için yeni bir din seçmiş ise bundan size ne? Ne istiyorsunuz ondan? Sizler ne kadar aptal, ne kadar cahil insanlarsınız. Adiyy b. Kab oğullarının onu size böy-lece teslim edeceklerini mi sanırsınız? Şu yaptığınızla sizler kavmi-niz araında kin ve nifak tohumları saçmaktasınız. Şunu iyi biliniz ki ben onun koruyucusuyum. Onun başından dağılınız, Onu rahat bırakınız diye bağırdı.
Müşrikler Ömer’in başından bir elbisenin insan bedeninden sıyrılılıp ayrılışı gibi sıyrılıp ayrıldılar.
Gelen adam Kureyş kavminin ileri gelenlerinden Sehm oğulla-rının ulusu ve seyyidi Âs b.Vail’di.
Ömer müşrik olmasına rağmen Âs b. Vail’in bu hareketini öm-rü boyunca unutmamış, onu hep hayırla anmıştır.
Ömer Kureyş kavminin ileri gelenlerindendi. Kendisi cesur, güçlü kuvvetli, gözü özü pek bir kişi idi.
Peygamberimizin duasının hürmeti nedeniyle Ömer’in iman edişi müslümanlar için bir fetih, hicreti yardım, halifeliği ise bir rahmettir.
O Müslüman oluncaya kadar Müslümanlar Kabe yanında açık-tan namaz kılmaktan çekinirlerdi,, buna kadir olamazlardı.
O müslüman olunca müşriklerle dövüştü, kendisi Kâbe yanında namaz kılınca diğer müslümanlarda onun gölgesinde namaz kıldı-lar.
Hz. Ömer doğru özlü, açık sözlü bir kişi idi. Müslüman olduk-tan sonra peygamberimize:
-Ya Resulallah! Bizler ister ölü, ister diri olalım hak üzerinde değilmiyiz? Diye sordu.
Peygamberimiz onun bu sorusuna:
-Ey Ömer! Evet! Varlığım kudret elinde bulunan Allah’a (c.c) yemin ederim ki siz ister ölü, ister diri olunuz; hiç şüphesizki hak üzeresindesiniz buyurdu.
Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Ya Resulallah! Biz hak şu müşriklerde bâtıl üzerinde oldukları halde ne diye dinimizi gizliyoruz? Vallahi biz İslamiyet’i küfre kar-şı açıklamaya daha haklı, onlardan daha layık olanlarız. Allah’ın (c.c) dini muhakkak ki müşriklerin dinine üstün gelecektir.
Ey Allah’ın Resulü! Müşrik olan kavmimiz dinimiz nedeniyle bizimle çarpışmak isterlerse bizde onlarla çarpışırız. Bize karşı insaflı olurlarsa bizde bunu kabul edip onlara karşı insaflı oluruz dedi.
Peygamberimiz:
-Ey Ömer! Şu söylediğin için henüz yeterince güçlü değiliz bu-yurdu.
Ömer silkinip kalkarak:
-Ey Allah’ın Resulü! Seni hak din ve kitap ile peygamber gön-deren Allah’a (c.c) yemin ederim ki hiç çekinmeden, korkmadan oturup İslam inanç esaslarını açıklamadığım hiç bir küfür meclisi kalmayacaktır.
Seni hak din ve kitapla gönderen Allah’a (c.c) yemin ederim ki biz muhakkak ortaya çıkıp dinimizi serbestçe yaşayacağız dedi.
Ömer’in bu isteği öylesine içten idi ki peygamberimizde kabul edince Müslümanlar iki saf hâlinde ortaya çıktılar.
Saflardan birinin başında Hz. Hamza diğerinin ise Hz. Ömer vardı.
Sert ve kararlı adımlarla, yerin toprağını tozuta, tozuta Mescid-i Haram’a geldiler.
Müşrikler hıcr mevkiinde her zaman olduğu gibi oturmaktay-dılar.
Müslümanların iki saf halinde geldiklerini görünce bir Ham-za’ya bir Ömer’e baktılar. Müslümanlar gelip Mescid-i Haram’ın yanına oturdular. Müşriklerin hiç birisi yerinden kalıp onlara mü-dahale etmeye cesaret edemedi. Elleri yanlarına düştü. O gün müş-rikler için zelilliğe uğrayıp, hüzne ve kedere boğuldukları bir gün oldu.
O gün Resulallah Ömer’e:
-Ey Ömer! Sen hak ile batılı ayıran kişisin, sen Faruk’sun bu-yurdu. Ona Faruk ismini verdi.
Ömer Faruk bir Mecusi olan Ebu Lü Lü tarafından hançerle-nip şehit edilinceye kadar bütün gücüyle İslam’a hizmet etti. Aşere-i mübeşşereden (Sağlıklarında cennetle müjdelenen on mutlu sahabiden) birisi oldu.
Büyük İslam alimlerinden Abdullah b. Mes’ud’a göre Hz. Ömer’in ilmi bütün arap kabilelerinin ilminden daha fazlaydı.
Hz. Ömer gece yarısından sonra namaz kılmayı sever, bu na-mazlarında:
-Ey Allah’ım! Beni iyilerle öldür. Beni kötülere halef kılma. Beni Cehennem azabından koru. Beni hayırlı kişilerin arasına kat.
Allah’ım! Ben Senden Senin yolunda şehit olmak, rasulünün yurdunda ölmek dilerim diyerek dua ederdi.
Yüzüğünün kaşında:
-Ey Ömer! Sana vaiz olarak ölüm yeter tümcesi yazılıydı.
Hz. Ömer bir gece rüyasında kendisini kırmızı bir horozun iki kere gagaladığını gördüğünde:
-Beni acemlerden bir adam öldürecek demiş, gerçekten de Me-cusi bir kişi olan Mugire b. Şube’nin kölesi Ebu Lülü tarafından zehir sürülmüş iki başlı bir hançerle hançerlenmiş, şehiden vefat etmiştir.
Kendisini Mecusi bir köle tarfından vurulduğunu öğrenince:
-Hamdolsun o Allah’a (c.c) ki ölümümü İslam’a mensubiyet iddia eden ve La ilahe illallah ile karşıma çıkacak olan bir adamın eli ile mukadder kılmadı diyerek Allah’a (c.c) hamd etmiştir.
O adaletin simgesiydi. Halifeliği döneminde yeryüzünü adale-tiyle doldurmuştu.
Vefat ettiğinde peygamberimiz ile Hz. Ebu Bekir gibi altmış üç yaşındaydı.
Hz. Ömer b. Hattab esmer tenli, iri gövdeli ve uzun boylu gös-terişli bir Zat-ı Muhterem idi. İnsanların arasında yaya yürürken binitliymiş gibi üzerlerinde görünürdü.
Kaba ve seyrek sakallı, kızılımtrak ve çok saçlı idi. Başının en tepesi açılmıştı. Bu kısım tamamen saçsızdı. Gözlerinin akında çokça kırmızılık vardı. Yürürken hızlı yürür, kimse onu yetişip geçemezdi.
Kendisi Kuran hafızıydı.

Allah (c.c) Ondan razı olsun.


===============
 

tersinim

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2010
Mesajlar
30
Aldığı Beğeniler
0
Takım
Galatasaray
FATIMA BİNT-İ ESED B. HAŞİM (r.anha)


Fatma bint-i Esed hatun Haşim oğullarındandır. Annesi Fatıma bint-i Kays’tır.
Fatıma bint-i Esed hatun Ebu Talib’in zevcesi; Talib, Âkil Hz. Cafer ve Hz. Ali b. Ebu Talib’in annesi olup gerek Ebu Talib’le gerekse peygamberimizle soyu Haşim b. Abd. Menaf’ta birleşir.
Kendisi Haşim oğulları kadınları içinde Haşimî erkek sülbünden ilk erkek çocuğu dünyaya getiren kadın olduğu gibi Ha-şim oğulları içinde halife anası olan ilk kadındır.
Fatıma bint-i Esed hatun Mekke’de nübüvvetin yedinci yılında Haşim ve Muttaliboğullarının Beni Haşim mahallesinde muhasara altına alındıkları zamanlarda Müslüman olmuş olup, Allah (c.c) yolunda Medine’ye hicret etmiştir.
Fatıma Hatun çok iyi halli, ahlaklı, faziletli bir İslam kadını idi. Peygamberimiz dedesinin vefatından sonra amcası Ebu Talib’in himayesine girdiği zaman onun elinde büyümüştür.
Peygamberimiz onu annesinden sonra annesi olarak bilirdi. Bu nedenle peygamberimizin yanında çok büyük itibarı ve mevkii vardı.
Peygamberimiz onun için:
-O benim annemdi. Kendi çocukları aç dururken önce benim karnımı doyururdu. Kendi çocuklarının üstleri başları tozlu top-raklı dururken o önce benim saçımı başımı tarar, gül yağlarıyla yağlardı. O benim annemden sonra annemdi buyurmuştur.
Fatıma hatun hicretin dördüncü yılında Medine’de vefat etti. Peygamberimiz vefat ettiği gün onun için:
-Bu gün benim annem vefat etti buyurdu. Sırtındaki gömleği çıkararak ona kefen olarak sardırdı. Cenaze namazı kıldırdıktan sonra cenazesi üzerinde yetmiş tekbir aldırdı. Kabrinin dört bir yanını genişletmek ister gibi işaret buyurduktan sonra içine girip uzandı. Kabirden çıkarken ağlamaya başladı. Gözyaşları kabrin içine damladı.
Hz. Ömer peygamberimizi o halde görünce:
-Ya Resulallah! Şu kadın için yaptığın şeyleri başkaları için yapmamıştın dedi.
Peygamberimizin yanındaki Müslümanlarda:
-Ya Resulallah! Biz senin şu kadına yapmış olduklarını başka-sına yaparken görmedik dediler.
Bunun üzerine peygamberimiz:
-Amcam Ebu Talib’ten sonra bana bu kadıncağız kadar iyiliği dokunan bir başka kimse olmamıştır. Ona Cennet elbiselerinden bir elbise giydirilsin diye gömleğimi kefen olarak giydirdim. Kabir hayatı kendisine daha yumuşak ve kolay gelsin diye de kabirde yanına uzandım. Cebrail (a.s) yanıma gelerek yüce Rabbim tara-fından bu kadın cennetliklerdendir diye haber verdi. Yine bana Cebrail (a.s) haber verdi ki yüce Allah (c.c) meleklerinden yetmiş bine emretmiş ve onun cenaze namazını kılmışlardır buyurmuştur.
Defin işlemi yapıldıktan sonra peygamberimiz kabre dönerek:
-Allah (c.c) seni yarlıgasın ve hayırla mükafatlandırsın ey an-nem.
Allah (c.c) sana rahmet etsin ey annem.
Sen benim annemden sonra annem idin.
Kendin aç durur, beni doyururdun.
Kendin çıplak durur, beni giydirirdin.
En iyi nimetlerden kendi nefsini alıkoyar, bana tattırırdın. Bu-nu da ancak Allah (c.c) rızasını ve Ahiret yurdunu umarak yapar-dın.
Muhakkak ki Allah (c.c) hem diriltir, hem öldürür.
Hiç ölmeyen diri olarak kalan yalnız O’dur.
Ey Allah’ım! (c.c)
Annemden sonra annem olan Fatıma bint-i Esed’i af ve mağfi-ret et. Ona hüccet ve delilini göster ve anlat.
Girdiği şu kabrin genişlet.
Ben peygamberinin ve benden önceki peygamberlerinin hakkı için duamı kabul buyur ey merhametlilerin en merhametlisi bulu-nan yüce Allah (c.c) diyerek dua etti.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


==================


DIMAD B. SALEBET’EL’EZDİ (r.anh)


Ezd-i Şenue kabilesinden olan Dımad b. Sâlebe nübüvvetin ye-dinci yılında umre yapmak için Mekke’ye gelmişti. Kendisi sık sık Mekke’ye gelirdi. Bu nedenle peygamberimizin yakın dostlarından birisi idi.
Dımad doktorluğa özenen, delilere okuyup iyi etmeye çalışan, ilim elde etmeye çabalayan iyi huylu bir zat idi.
Dımad umre için Mekke’ye gelince içlerinde Ebu Cehil Utbe b. Rebia ve Ümeyye b. Halef’inde bulunduğu müşrik ulularının otur-dukları bir meclisin yakınlarına indi. Ebu Cehil müşrik meclisinin ortasında ayağa kalkmış şöyle demekteydi.
-Şu adam topluluğumuzu dağıttı. Akıllarımızı akılsızlık ölüp gitmiş çoktan toprak olmuş atarlımızı dalalete düşmüş saydı, ilah-larımızı dil uzattı.
Dımad onun bu sözlerini şöyle bir kulak kabarttı.
İçlerinde bulunan Ümeyye b. Halef’te:
-O şüphesiz deli bir adamdır diye bağırdı.
Dımad müşriklerin peygamberimiz için Muhammed delidir dediklerini işitince kendi kendine:
-Ben şu Zatı gidip görseydim, Onu tedavi etseydim belki Allah (c.c) ona benim ellerimle bir şifa ihsan ederdi diyerek oradan ay-rıldı. O gün peygamberimizi aradı ise de bulamadı.
Ertesi gün olunca onu aramaya çıktı ve buldu. Hemen yanına yaklaşarak:
-Ey Muhammed! Ben deliliği tedavi ederim. Ben sana bir cinin musallat olup, aklını yitirdiğini duymuş bulunuyorum. İstersen Seni de tedavi edeyim. Belki Allah (c.c) sana bu konuda bir fayda ihsan buyurur.
Okumamı istersen gel sana da okuyayım. Sen üzerindekini gö-zünde fazla büyütme. Ben sende bulunandan daha ağırını tedavi etmiş bir kişiyim de o da derdinden kurtulmuştur dedi.
Peygamberimizde:
-Ey Dımad! Ben aklımı yitirmedim. Deli değilim dedi.
Bunun üzerine Dımad:
-Ey Muhammed! Kavmin Senin hakkında; akıllarını akılsızlık saymak, topluluklarını dağıtmak, onlardan; ölüp, çoktan toprak olup gittikleri halde dalalet içinde bulunduklarını ileri sürmek, ne zamandır ibadet edip durdukları ilahlarını ayıplamak gibi bir ta-kım kötü huylardan bahsettiklerini işitmiş bulunuyorum. Bütün bunlar kendisinde delilik bulunan adamdan başkası yapmaz dedi.
Peygamberimiz Dımad’a şöyle bir bakıp:
-Ey Dımad! O halde dinle ve kendin karar ver buyurup devam etti.
Hamd Allah’a (c.c) mahsustur. Biz yalnız ona hamd eder yar-dımı ve yargılanmayı Ondan dileriz. Nefislerimizin şerlerinden Allah’a (c.c) sığınırız. Allah’ın (c.c) doğru yola eriştirdiğini saptıra-cak yoktur. Saptırdığını da doğru yola eriştirecek yoktur.
Şüphesiz bilir ve bildiririm ki Allah’tan (c.c) başka ilah yoktur. O Bir ve Tekdir. Onun eşi ve ortağı da yoktur. Yine şüphesiz bilir ve bildiririm ki Muhammed (a.s) Onun kulu ve resulüdür.
Dımad peygamberimizin söylediklerini can kulağıyla dinliyor-du. Söyledikleri pek hoşuna gitti. Peygamberimize:
-Ey Muhammed! Ben şimdiye kadar bundan daha güzel bir kelam dinlememiştim. Şu söylerini bana yinele dedi.
Peygamberimiz söylediklerini tekrarladı. Her tekrarlayışından sonra Dımad:
-Ey Muhammed sözlerini tekrarla diyor peygamberimizde tek-rarlıyordu.
Peyramberimiz sözlerini üç kere tekrarladıktan sonra Dımad:
-Vallahi senin şu sözlerin kadar güzel hiçbir söz işitmedim. Şu sözlerin güzelliği, fesahat ve belagati, anlam yüceliği denizlerin en dibine kadar varıp dayanmıştır dedikten sonra ilave etti.
-Ey Muhammed! Söyle bana! Sen nelere davet etmektesin? Di-ye sordu.
Peygamberimizde:
-Boynuna asılı duran putları oradan çıkırıp atmana, eşi ve or-tağı olmayan bir ve tek olan Allah’a (c.c) iman etmeye ve benimde Allah’ın (c.c) rasulu olduğuma şahadet getirmeye davet ediyorum buyurdu.
Dımad bu kez:
-Ey Muhammed! Şu dediklerini yaparsam bana ne var? Diye sordu.
Peygamberimizde:
-İçinde bitmek tükenmek bilmez nimetlerin olduğu Cennetler vardır buyurunca Dımad:
-Ey Muhammed! Ey Allah’ın (c.c) resulü! Ben boynumdan put-ları atıp onlardan uzaklaşarak şehadet ederimki Allah’tan (c.c) başka ilah yoktur.
O birdir, ortağı ve eşide yoktur.
Yine şehadet ederimki Sen Allah’ın (c.c) kulu ve resulüsün.
Getir ver elini, Sana İslamiyet üzerine beyat edeyim dedi.
Peygamberimiz elini uzattı Dımad’ta beyat etti.
Beyattan sonra peygamberimiz:
-Ey Dımad! Ey beyatın kavmin adına da mı? Diye sordu.
Dımad’ta:
-Ey Allah’ın resulü! Biatım hem kendim, hem de kavmim adı-nadır dedi.
Böylece Dımad hem kendi hemde kavmi adına biat edip Müs-lüman oldu.


Allah (c.c) ondan razı olsun.


================

TÜFEYL B. AMR EL EZDİ (r.anh)
Ve
AMR B. TÜFEYL EL EZDİ (r.anh)



Tufeyl b.Amr. b. Tarif Devs kabilesindendi. Kendisi şerefli ve akıllı, itibarlı, konukları çok, hanedan sahibi bir kişi idi. Kendisi aynı zamanda bir şairdi. Devs kabilesinden olmasına rağmen Kureyşilerden pek çok müttefiki vardı.
Peygamberimiz ise bütün baskılara, işkencelere, her türlü kötü-lüğün kendisine yapılıp durduğunu görmesine rağmen yılmıyor, kavminin içinde bulunduğu dalaletten kurtuluşa davet etmekten geri kalmıyordu.
Müşrikler hac ve umre yapmak ya da başka bir maksatla Mekke’ye gelenlere, peygamberimiz için; O bir delidir, O sihirbaz-dır ya da kehanet sahibi bir kâhindir derler, bir takım asılsız isnat-larda bulunurlar, olabildiğince kötülerler, sonrada:
-Sakın siz şu adamın yanına gitmeyin. Bir şey söylerse dinleme-yin. İçimizdeki bazı beyinsizlere yaptığı gibi sizleri de büyülemesin derler, onları peygamberimizden uzak tutmaya çalışırlardı.
Tufeyl b.Amr Mekke’ye geldiğinde müşriklerden bir kısmı he-men yanına varıp:
-Ey Tufeyl! Sen şair, kavmi içinde seyit ve sözü dinlenir bir adamsın. Sen bizim şu memleketimize geldin ama aramızdan çıkan şu Adamın işi bizi hayli sıkıntıya soktu. Topluluğumuzu ve işimizi darmadağın etti.
Şu adamın sözü insanlara bir sihir gibi tesir etmekte, onu dinle-yenler büyülenmiş gibi olmaktadırlar.
O insanın babası ile arasını açıyor.
O insanın kardeşiyle arasını açıyor.
O insanın karısıyla da arasını açıyor.
Ey Tufeyl! Bizim başımıza gelen şu halin senin ve kavminde başına gelmesinden korkmaktayız.
Biz sana deriz ki sen sakın Onunla konuşma. O sana bir şey söylerse sen onu hiç dinleme. Sen onun etkisinden ancak bu şekilde kurtulabilirsin dediler. Onu peygamberimizin yanına yaklaşmak-tan, söylediklerini dinlemekten sakındırdılar.
Tufeyl önceleri peygamberimizin yanına yaklaşmama, söyledik-lerini dinlememe kararındaydı.
Peygamberimiz genelde Mescid-i Haramda bulunduğundan Mescid-i Harama gittiğinde Onun söylediklerinden bir şey ilişme-sin diye kulaklarını pamukla tıkıyor, mümkün olduğunca peygam-berimizden uzak durmaya çalışıyordu.
Fakat müşrikler peygamberimizi kötüleyen sözlerinde öylesine ileri götürdüler ki onların bu ısrarcı sözleri Tufeyl’in merakını depreştirdi.
Bir sabah tavaf için Mescid-i Harama gittiğinde peygamberimi-zi namaz kılar bir halde gördü. Yavaşça gelip arkasında durdu ve okuduklarını dinlemeye başladı. Okunanlar çok hoşuna gitti. Bu-nun üzerine kendi kendine:
-Anan ağlasın ey Tufeyl!
Vallahi ben şair ve akıllı bir adamım. Bana sözün güzeli de, çirkini de gizli değildir. Doğru ile eğriyi ayırabilecek bir akla da sahibim. Benim şu adamın söylediklerini dinlememde ne gibi bir sakınca olabilir? Onu dinlememem için önümde nasıl bir engel var? Vallahi Onun söyledikleri, getirdikleri dinler, güzel ise kabul eder, çirkin ise ret edip bırakırım dedi.
Tufeyl b.Amr peygamberimiz namazını bitirinceye kadar ar-dında sessizce bekledi. Peygamberimiz namaz bitince oyalanmadan evine gitti. Tufeyl b. Amr’da Onu takip etti. Peygamberimiz evine girince ardından o da girdi. Peygamberimiz onu fark edince durdu.
Tufeyl b. Amr peygamberimize:
-Ya Muhammed! Kavmin bana senin hakkında şöyle söyle söy-lediler. Vallahi senin şu işinden beni öyle korkuttular ki sözünü işitmeyeyim diye kulakarıma pamukla tıkar oldum. Sonra Allah (c.c) kulaklarımı senin sözlerini işitmeye elverişli kılmış olmalı ki onu çok güzel bir kelam olarak işittim. Sen şu işini bana kendi di-linle anlat. Eğer ben onu güzel bulursam kabul, çirkin bulursam ret ve iade ederim dedi.
Peygamberimiz hemen kapı dibinde ona Kuran okudu. İslami-yet’i arz ve teklif etti.
Tufeyl b.Amr (r.anh):
-Ey Muhammed! Ben sözün iyisini kötüsünü, güzelini çirkinin iyi bilen şair bir kimseyim. Vallahi ben şu okuduğundan daha güzel bir söz, anlattığın dinden daha adil, daha güzel bir din işitmedim.
Ben şahadet ederim ki Allah’tan (c.c) başka ilah yoktur. Mu-hammed’de (a.s.) Onun kulu ve resulüdür deyip iman etti.
Daha sonra peygamberimize:
-Ey Allah’ın Resulü! Ben kavmi içinde sözü dinlenir, itibar sa-hibi bir kimseyim.
Ben hemen kavmimin yanına dönecek ve kendilerini İslamiyet’e davet etmekten geri durmayacağım.
Ey Allah’ın Resulü! Sen benim için Allah’a (c.c) dua et de dave-timde bana yardımcı olacak bir ayet, bir keramet ihsan buyursun dedi.
Bunun üzerine peygamberimiz:
-Ey Yüce Allah’ım! Yeni iman etmiş şu kulun için davetinde yardımcı olacak bir keramet, bir ayet ihsan buyur diye dua etti.
Sonra Tufeyl b.Amr’a (r.anh) dönüp:
-Ey Tufeyl! Sen Allah’ın (c.c) izni ile kavminin yanına git. İnşal-lah Rabbim senin için kerametlerinden bir keramet, ayetlerinden bir ayet nasip edecektir buyurdu.
Tufeyl b. Amr (r.anh) kavminin yanına vardığında vakit gecey-di. Kavminin oturduğu subaşına bakan yokuşa geldiğinde iki gözü-nün ortasında gecenin karanlığında kandil gibi ışılayan bir nur peyda oldu. Fakat bu nur Tufeyl b. Amr’ı (r.anh) korkuttu. Şöyle dua etti.
-Ey yüce Rabbim! İhsan buyurduğun şu nuru yüzümden başka bir yere kaydır, başka bir yerle değiştir. Kabilem henüz müşriktir. Ben şu sapık dinlerinden ayrıldığım için halkım şu bahşetmiş oldu-ğun nuru ilahi bir adaletin cezasıymış gibi sanmalarından kork-maktayım.
Bunun üzerine nur yüzünden ayrılıp yolda yürümesine yardım-cı olan değneğinin üst ucuna gelip yerleşti.
Tufeyl b.Amr (r.anh) yokuştan inip gelirken kavmi ucunda bir nur ışılayan değneğine bakışmakta, birbirlerine bu nuru göster-mekteydiler.
Tufeyl b. Amr (r.anh) ailesinin yanına varıp, orada sabahladı.
Sabah olunca ihtiyar babası yanına geldi. Uzun zamandır ayrı kalıp özlediği oğluna sarılmak istedi. Tufeyl b. Amr (r.anh) babası-na engel olarak:
-Ey babacığım! Artık sen benden uzak dur. Artık ben senden değilim. Sende benden değilsin dedi.
İhtiyar baba şaşırarak:
-Ey oğulcuğum! Ben ne diye senden uzak durayım? Diye sordu.
Tufeyl b.Amr (r.anh):
-Ey baba! Ben Müslüman olmuş, Muhammed’in (r.anh) dinine girmiş bulunmaktayım. Sen ise putlara tapan bir müşriksin. Dinle-rimiz seni benden ayırmaktadır dedi.
Bunun üzerine babası:
-Ey oğul! Senin dinin benimde dinimdir dedi.
Bunun üzerine Tufeyl b. Amr (r.anh):
-Ey baba! Sen önce Kelime-i Şahadet getir, sonrada guslet. Te-miz elbiseler giyin de öyle gel. Ben sana bana öğretilenleri öğrete-yim dedi.
Babası Tufeyl b. Amr’ın (r.anh) söylediklerini yaptı. Kelime-i Şahadet getirdi; gusletti, elbiselerini temizledi ve İslam şeraitini öğrendi.
Tufeyl b. Amr’ın (r.anh) yanına babasından sonra hanımı geldi.
Tufeyl b. Amr (r.anh) ona:
-Ey zevcem! Sen benden uzak dur. Artık ben senden değilim, sende benden değilsin dedi.
Tufeyl b.Amr hanımı bu sözlere şaşırarak:
-Ey Tufeyl! Babam, anam sana feda olsun. Ben ne için sendenuzak durayım? Diye sordu.
Tufeyl b.Amr (r.anh):
-Ey hanımım! Ben senin içinde bulunduğun dinden ayrılmış, Muhammed’in (a.s.) dinine girmiş bulunmaktayım. Ben artık Müs-lümanlardanım dedi.
Bunun üzerine hanımı:
-Ey Tüfeyl! Babam anam sana feda olsun. Senin dinin benim de dinimdir dedi.
Bunun üzerine Tüfeyl b. Amr (r.anh):
-Ey hanımım! O halde sen bir taştan baka bir şey olmayan Züşşera putundan temizlen. Onu ret ve inkâr et. Eşi ve şeriki ol-mayan Allah’a ve Muhammed’in (a.s.) Onun kulu ve resulü oldu-ğunu ikrar ve tasdik et dedi.
Tüfeyl b. Amr’ın (r.anh) bu sözleri hanımında bir tereddüt meydana getirdi. Tüfeyl b.Amr’a (r.anh) dönerek:
-Ey Tüfeyl! Anam babam sana ve dinine feda olsun. Ben şu Züşşera putunun çocuklarıma bir zarar vermesinden korkuyorum dedi.
Bunun üzerine Tüfeyl b.Amr (r.anh):
-Ey hanımım! Sen hiç korkma. Züşşera putu fayda ya da zarar vermekten aciz taş parçasından başka bir şey değildir. Onun ço-cuklarına bir zarar vermeyeceğine ben kefilim. Sen şimdi güzelce gusledip temizl sonrada yanıma gel. Resulallah’ın bana öğrettikle-rini bende sana öğreteyim dedi.
Bunun üzerine hanımı gusledip temizlenmiş, temiz elbiseler giyinmiş bir halde yanına geldi. Tüfeyl b. Amr (r.anh) ona da İsla-miyet’i anlattı. Müslüman olmasını teklif etti. Hanımı da Müslü-man oldu.
Tüfeyl b. Amr (r.anh) kavmini Müslüman olmaya davet etti ama onlar Müslüman olmakta ağır davrandılar. Kavminin iman etmede ağır davranmalar, bunun için isteksiz olmaları Tüfeyl b.Amr’a (r.anh) ağır geldi. Mekke’ye peygamberimizin yanına ge-lerek:
-Ey Allah’ın Resulü! Devs kabilesi Müslüman olma konusunda bana galebe çalmıştır. Onlar İslamiyet’ten kaçındılar, Allah’a (c.c) asi oldular. Sen onlar aleyhinde dua et de Allah’ın gazabı üzerleri-ne insin dedi.
Fakat Muhammed (a.s.) gazap değil, rahmet peygamberiydi. Onun bu sözleri üzerine peygamberimiz ellerini açıp:
-Ey yüce Allah’ım! Sen Devsîlere hidayet nasip eyle diye dua etti. Sonra Tüfeyl b.Amr’a (r.anh) dönüp:
-Ey Tüfeyl! Sen şimdi kavminin yanına dön. Onları İslamiyet’e davet ederken yumuşak ve mülayim ol. Sakın sert ve kırıcı dav-ranma buyurdu.
Tüfeyl b. Amr (r.anh) kavminin yanına dönüp irşat işini devam etti. Ancak hicretten sonra; Bedir ve Hendek savaşları geçtikten, Hayber gazası sırasında yetmiş ya da seksen kişilik bir gurup ol-dukları halde peygamberimizin yanına gidebildiler. Peygamberi-mizin yanında savaşa katıldılar. Peygamberimiz onlara Mebrûr parolasını verdi. Bundan sonra Ezdîlerin parolası Ya Mebrur oldu. Svaş bitince Resulallah onlara Hayber ganimetinden bir pay verdi.
Tüfeyl b. Amr (r.anh) bundan sonra peygamberimizin yanın-dan hiç ayrılmadı.
Mekke’nin fethinden sonra peygamberimiz Onu Zulkeffeyn putunu yakıp, yıkmakla görevlendirdi. O da bu görevini hakkıyla yerne getirdi. Zulkeffeyn putu tutuşmuş yanarken Tüfeyl b.Amr (r.anh) şöyle diyordu.
-Ey Zulkeffeyn! Ben sana tapanlardan değilim.
Çünkü sen bir ateş parçasıyla tutuşup yanan, sonrada yok olan bir ağaç parçasından başka bir şey değilsin.
Sen kuru bir ağaç parçasından başka nesin ki?
Şunu iyi bil!
Bizim doğum tarihimiz, senin doğum tarihinden daha eskidir.
Ben senin içini ateşle doldurdum da, o cansız bedenini ateşe verdim. Şimdi küllerin rüzgârda uçuşmakta, seni put sanarak ta-panların gözlerini dolmaktadır.
Tüfeyl b.Amr (r.anh) Zulkeffeyn putunu yaktığı, kül olup rüz-gârda savrulup gittiği, yok olduğu zaman onu tapanlardan kalan kimseler hiçbir şey üzerinde bulunmadıklarını anlayarak hepsi birden Müslüman oldular.
Tüfeyl b. Amr (r.anh) Medine’ye peygamberimizin yana döndü. Peygamberimizin vefatına kadar yanından ayrılmadı. Hz. Ebu Be-kir döneminde Müseylimetülkezzab üzerine gönderilen orduya oğlu Amr b. Tüfeyl (r.anh) ile katıldı. Yolda bir rüya gördü. Rüya-sında başının traş edildiğini, ağzından bir kuşun çıkarak uçup git-tiğini, sonra bir koca karının gelerek onu karnın içine sokup göz-lerden kaybettiğini, oğlu Amr b.Tüfeyl’in ise Onu her yerde arayıp durduğunu nice aramadan sonra bulduğunu görmüştü.
Tüfeyl b. Amr bu rüyasını kendi kendine yordu. Arkadaşları-na:
-Ey arkadaşlarım! Ben bir rüya gördüm ve bu rüyamı kendi kendime yordum.
Ben rüyamda başımın traş edildiğini gördüm ki bu başımın kesilip şehit edileceğimi müjdelemektedir.
Ben rüyamda ağzımdan bir kuşun çıkıp uçup gittiğini gördüm ki bu kuş benim ruhumdur. Ben muhakkak ki bu savaşta öldürüle-ceğim.
Ben rüyamda bir koca karının beni karnının için soktuğunu, gözlerden kaybettiğini gördüm ki bu koca karı arzdır, yeryüzüdür. Ben şehit olarak vefat ettikten sonra kazılan bir mezara konulup gözden kaybedileceğimi ummaktayım. Şehit olarak öldürüleceğim içime doğuyor.
Ben rüyamda oğlumun ben arayıp durduğunu nice sonra bul-duğunu gördüm ki o da benimle beraber savaşa katılacak, bu sa-vaşta yaralanacak fakat daha sonraki bir başka savaşta şehit ola-caktır dedi.
Tüfeyl b.Amr (r.anh) rüyaında gördüğü gibi Yemame svaşında şehit oldu. Oğlu Amr b.Tüfeyl (r.anh) ise bu savaşta ağır bir şekil-de yaralandı. Eli kesildi. İyileşince Hz. Ömer (r.anh) döneminde yapılan Yermük savaşına katıldı, bu savaşta şehit oldu.
Allah (c.c) onlardan arazı olsun.


===========

MEYSERE B. MESRUK EL ABSİ

Ebu Talib’in vefatı himaye bakımından peygamberimizi açıkta bırakmıştır denilebilir. Müşrikler peygamberimizi daha kolay ula-şıyorlar, çekinmeden istedikleri gibi taciz ve hatta işkence ediyor-lardı. Peygamberimizde kendisini koruyup kollayacak müttefikler ramakta fakat himayet talepleri ret edilmekteydi. Her şeye, bütün zorluklara, bütün karşı koymalara rağmen peygamberimiz ısrar ve inatla kendisine yardımcı olacak bir kabile aramaya devam ediyor fakat kimi zaman yumuşaklıkla kimi zamanda sertlikle ret edili-yordu.
Günlerden bir gün himaye edip yardım edecek bir kabile bulu-rum ümidiyle evinden çıktı. Dolana dolan Cemre-i Ulaya kadar geldi. Burada Benî Abs kabilesi konaklamıştı. Peygamberimiz on-ların yanlarına vardı.
Peygamberimiz devesinde, terkisinde de Zeyd b. Harise (r.a) bulunuyordu.
Peygamberimiz Benî Abs kabilesine İslamiyet’i anlattı onları imana ve kendisine koruyup kollayan yardımcılar olmaya davet etti ise de bu teklifi Absîler içinde de kabul görmedi.
İçlerinde bulunan Meysere b. Mesruk peygamberimizi arka çıkarak:
-Ey kavmim! Siz şu Zatın teklifini kabul ediniz. Vallah şu gelen zat bizim nasibimizdendir. Biz onu tasdik etmiş kendisini devele-rimizden birine bindirip yurdumuzun ortasına götürmüş olsaydık bu görüş yerinde bir görüş olurdu. Şan şeref ve bereket yönünden hiç bir Arap kabilesi bizi geçemezdi.
Vallahi onun işi muvaffak olacak ve hatta her yere ulaşacaktır. Sizlerde isteyerek yada istemeyerek O’na tabi olacaksınız dedi.
Fakat diğerleri:
-Ey Mesruk’un oğlu! Vallahi şu görüşün iyi bir görüş değildir. Bırak onu! Önlemekte güç yetiştiremeyeceğimiz bir şeyle bizi kar-şılaştırma dediler.
Meysere b. Mesruk’un olumlu tavrı ve konuşması peygambe-rimizi ümitlendirdi. Yanına yaklaşarak:
-Ey Meysere! Ben muhakkak ki Allah’ın (c.c) kulu ve resulü-yüm dedikten sonra Ona İslamiyet’i anlattı.
Meysere onu dinledikten sonra:
-Ey kutlu Zat! Vallahi senin şu sözlerinden daha güzeli daha nurlusu yoktur. Fakat ne yapayım ki kavmim bana muhalefet edi-yor, onları sözlerimin doğrultusuna getirmeye güç yetiremiyorum. Kişi ise kavmi ile birlikte hareket etmek zorundadır.
Kavmi ona yakın ve yardımcı olursa düşmanları uzak durur, yanaşamazlar.
Bunun üzerine Resulallah yanlarından ayrıldı.
Resulallah yanlarından ayrıldıktan sonra Abs kavmi de yurtla-rına gitmek üzere konak yerlerinden ayrıldılar.
Yolda giderlerken Meysere onlara:
-Ey kavmim! Vallahi ayağınıza kadar gelen nasibinizi kendi ellerinizle, dillerinizle geri çevirmiş, ret etmiş bulunmaktasınız. Eğer onu develerimize bindirip yurdumuza götürse idik nasibimizi de götürmüş olurduk.
Sizler yolunuzu Fedek’e doğru çeviriniz. Fedek’te ehl-i kitap olan Yahudiler oturmaktadır. Şu zatın işini birde onlara soralım dedi.
Abs kabilesi yollarını Fedek’e çevirdiler. Yahudilerin oturduk-ları yere vardılar. Onlara peygamberimizi tarif ve tavsif ettiler.
Yahudiler onları güzelce dinledikten, bazı sorular sorduktan sonra önlerine bir Kitap çıkarıp koydular. Resulallahın anıldığı yerlere bakıp okudular. Bu kitapta şunları yazıyordu:
O peygamber ümmi bir Arap’tır. Deveye, merkebe biner. Ek-mek kırıntılarını yemekle yetinir, fazlasını aramaz. Ne uzun nede kısa boyludur. Ne kıvırcık nede düz saçlıdır. Gözlerinin akında hafif bir kırmızılık vardır. Pembe karıştırılmış ak tenlidir.
Yahudiler kitaptakileri okuduktan sonra kendilerine peygam-berimize soran Absilere dönerek:
-Şu size okuduklarımız kitaplarımızda onun hakkında bulduk-larımızdır. Muhakkak ki o beklenen ahir zaman peygamberidir.
O size dinine davet ettiği zaman siz Ona itaat ediniz. Onun da-vetini kabul edip dinine giriniz.
Bizler ise Onu kıskanır bu nedenle Ona tabi olmayız. Onun eliyle bize büyük belalar gelecektir. Araplardan da ona tabi olma-yan ya da Onunla çarpışmayan hiç kimse kalmayacaktır. Sizler bir an önce ona tabi olanlardan olunuz işte doğru ve isabetli görüş bu-dur dediler.
Meysere Yahudilerin sözlerini dinledikten sora ortaya çıkıp:
-Ey kavmim! Artık iş apaçık ortadadır. Sizler o Zata tabi olma-da acele ediniz dedi.
Bunun üzerine Absiler:
-Önümüzdeki hac mevsiminde yanına gider, Onunla buluşur, ona tabi oluruz dediler ve yurtlarına döndüler. Fakat Abs kabilesi-nin ileri gelenleri arasında görüş ayrılıkları çıktı. Çoğunluğu Resulallah aleyhisselama tabi olmaya karşı çıktı. Bu nedenle Abs kabilesinden hiç kimse Resulallah’a tabi olmadı. Aradan yıllar geç-ti. Mekke’nin fethinden sonra veda haccı sırasında Meysere pey-gamberimizle karşılaştı ve hemen onu tanıdı.
Peygamberimize:
-Ya Resulallah! Sen yıllar önce bir nasip olarak bize gelmiştin de biz davetini ret etmiştik. Vallahi o günden beri sana tabi olmayı özlemekten geri durmadım. Fakat ne yapayım ki şanı yüce Allah (c.c) Müslümanlığımı geciktirmemden başkasına razı olmadı. O gün yanımda bulunan ve davetini ret eden kişilerden sağ kalan bu-lunmuyor. Ey Allah’ın peygamberi! Onların girdikleri yer neresi-dir? Diye sordu.
Peygamberimiz:
-Ey soru soran kişi! Neden bahsettiğini ve neyi sorduğunu anla-dım. Her kim İslamiyet’ten başka din üzerinde ölmüşse o ateş için-dedir buyurdu.
Bunun üzerine Meysere:
-Hamd olsun o Allah’a (c.c) ki beni sayende ateşten kurtardı deyip Müslüman oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


====================


SÜVEYD B. SAMIT


Evs kabilesinin Amr b. Avf oğullarından Süveyd b. Sâmıd hac ve umre için Mekke’ye gelmişti.
Süveyd’e kabilesi içinde cesareti, şiirleri, yaşlılığı soyu ve şere-fiyle Kamil ismi verilmişti.
Süveyd b. Samid’ın Mekke’ye geldiğni işiten peygamberimiz hemen yanına geldi ve ona İslamiyet’i anlattı ve ona imana davet etti.
Süveyd peygamberimizi dinledikten sonra:
-Ey Muhammed! Benim yanımda bulunanın bir benzeri her-halde Senin yanında da var dedi.
Bunun üzerine peygamberimiz:
-Ey Süveyd! Benim yanımda bulunduğu halde senin yanında da bulunan o şey nedir? Diye sordu.
Süveyd:
-Ey Muhammed! Benim yanımda içinde Lokman’ın hikmetli sözlerinin bulunduğu bir mecmua, küçük bir kitap bulunmaktadır dedi.
Peygamberimiz:
-Sen onu bana okuyup bildir buyurdu.
Süveyd yanında bulunanları peygamberimize okudu. Peygam-berimiz sonun a kadar dinledikten sonra:
-Ey Süveyd! Şüphesiz ki şu getirdiklerin çok güzel sözlerdir. Benim yanımda bulunan ise Allah’ın (c.c) kalbime indirdiği kelamı olan Kurandır ki O şu söylediklerinden daha güzel, ondan daha üstündür. Çünkü o bir hidayet bir nurdur buyurdu.
Peygamberimiz ona Kuran-ı Kerim okudu ve imana davet etti.
Kuranın okunması bitince Süveyd peygamberimizin yüzüne bakarak:
-Ey Muhammed! Şu dinlediklerim şüphesiz ki çok güzel sözler-dir dedi. Ne İslamiyet’i kabul etti, nede ondan uzaklaştı. Bir şey söylemeden peygamberimizden ayrılıp kavminin yanına Yesrib’e (Medine’ye) döndü. Fakat çok geçmeden Buas savaşları sırasında Hazreciler tarafından öldürüldü.
Hicretten sonra yakınında bulunanlar:
-Ya Resulallah! Biz onun Müslüman olduğu halde öldürüldü-ğünü görmüş bulunmaktayız dediler. Onun iman ettiğini şahadet ettiler.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

================


İYAS B. MUAZ (r.anha)

Evs kabilesinin Amr b. Avf oğullarından Süveyd b. Sâmıd hac ve umre için Mekke’ye gelmişti.
Süveyd’e kabilesi içinde cesareti, şiirleri, yaşlılığı soyu ve şere-fiyle Kamil ismi verilmişti.
Süveyd b.Samid’ın Mekke’ye geldiğni işiten peygamberimiz hemen yanına geldi ve ona İslamiyet’i anlattı ve ona imana davet etti.
Süveyd peygamberimizi dinledikten sonra:
-Ey Muhammed! Benim yanımda bulunanın bir benzeri her-halde Senin yanında da var dedi.
Bunun üzerine peygamberimiz:
-Ey Süveyd! Benim yanımda bulunduğu halde senin yanında da bulunan o şey nedir? Diye sordu.
Süveyd:
-Ey Muhammed! Benim yanımda içinde Lokman’ın hikmetli sözlerinin bulunduğu bir mecmua, küçük bir kitap bulunmaktadır dedi.
Peygamberimiz:
-Sen onu bana okuyup bildir buyurdu.
Süveyd yanında bulunanları peygamberimize okudu. Peygam-berimiz sonun a kadar dinledikten sonra:
-Ey Süveyd! Şüphesiz ki şu getirdiklerin çok güzel sözlerdir. Benim yanımda bulunan ise Allah’ın (c.c) kalbime indirdiği kelamı olan Kurandır ki O şu söylediklerinden daha güzel, ondan daha üstündür. Çünkü o bir hidayet bir nurdur buyurdu.
Peygamberimiz ona Kuran-ı Kerim okudu ve imana davet etti.
Kuranın okunması bitince Süveyd peygamberimizin yüzüne bakarak:
-Ey Muhammed! Şu dinlediklerim şüphesiz ki çok güzel sözler-dir dedi. Ne İslamiyet’i kabul etti, nede ondan uzaklaştı. Bir şey söylemeden peygamberimizden ayrılıp kavminin yanına Yesrib’e (Medine’ye) döndü. Fakat çok geçmeden Buas savaşları sırasında Hazreciler tarafından öldürüldü.
Hicretten sonra yakınında bulunanlar:
-Ya Resulallah! Biz onun Müslüman olduğu halde öldürüldü-ğünü görmüş bulunmaktayız dediler. Onun iman ettiğini şahadet ettiler.
Allah (c.c) ondan razı olsun.


==================


IYAS B. MUAZ (r.anh)


Peygamberimiz Mekke’de İslamiyet’i yaymak için çabalarken Yesrib’te (Medine’de) iki kardeş kabile arasında amansız bir savaş hüküm sürmekteydi. Evs ve Hazreç kabileleri aynı soydan geldik-leri halde birbirleriyle amansızca çarpışmakta idiler.
Evsilerin Abdüleşhel oğullarından içlerinde Ebu Hayser Enes b. Rafi ve İyas b. Muaz’ın da bulunduğu bir grup genç Mekke’ye gelmişlerdi. Niyetleri düşmanları olan Hazrecîlere karşı Kureyşîlerle bir ittifak anlaşması yapmak, bunun çarelerini ara-maktı.
Peygamberimiz geldiklerini işitince hemen yanlarına gidip oturdu.
Onlara:
-Ey Abdüleşhel oğulları! Ben sizlerin Mekke’ye müttefikler bul-mak, onlarla anlaşmalar yapmak üzere geldiğinizi işitmiş bulun-maktayım. Sağlamak üzere geldiğiniz şeyden sizin için daha hayır-lısı yok mudur? Siz arayıp durduğunuz şeyden daha hayırlısına davet olunsanız o davete icabet etmez misiniz? Diye sordu.
Onun bu sözleri Abdüleşhel oğullarının hemen dikkatini çekti. Hemen peygamberimizin etrafında toplanarak:
-Ya Muhammed! Şu söylediğin şey nedir? Diye sordular.
Peygamberimizde:
-Ey Abdüleşhel oğulları! Ben Allah’ın üzerinize gönderdiği re-sulüyüm. Allah (c.c) beni hiç bir şeyi eş ve şerik koşmadan ibadet etmeye davet edeyim diye kulları üzerine gönderdi ve bana birde Kitap indirdi buyurduktan sonra onlara İslamiyet’i anlattı, Kuran okudu. Gençler anlatılanlara ve Kuran’a hayran kaldılar.
Henüz pek genç bir yaşta bulunan İyas b. Muaz ortaya atıla-rak:
-Ey kavmim! Vallahi bize teklif edilen şu iş sağlamaya geldiği-mizden çok daha hayırlıdır demekten kendini alamadı. Fakat içle-rinde sözü dinlenen kişilerinden olan Ebul Hayser Enes b. Rafi yerden bir avuç toprak alıp İyas b. Muaz’ın üzerine attıktan sonra:
-Ey İyas! Sen sus. Bu konuda bizi kendi halimize bırak. Haya-tım üzerine yemin ederim ki biz buraya bundan başkası için gelmiş bulunuyoruz. Şu kişinin yaptığı teklif bize gerekmez deyip İyas’ı azarladı. İyas’ta susmak zorunda kaldı.
Abdüleşhel oğulları Mekke’de umduklarını bulamadan Yesrib’e (Medine’ye) dönmek zorunda kaldılar. Döndüklerinde iki kardeş kabile arasındaki savaşı daha da kızışmış bir halde buldu-lar. Bu savaşlar sırasında İyas b. Muaz vefat etti. Yanında bulu-nanlar vefat edinceye, ruhunu teslim edinceye kadar yüce Allah’a tevhit, tekbir, tespih ve hamt edip durduğunu işittiler. Müslüman olarak vefat ettiğini şahadet ettiler bu konuda hiç bir şüpheye düşmediler.
Allah (c.c) ondan razı olsun.

==================



ES’AD B. ZÜRARE (R.A)

Ebu Ümame Es’ad b. Zürare b. Udes Neccar oğullarındandır.
Cahiliye döneminde bile gönlü aydınlanmış kşilerinden birisiy-di. O putlara tapmaz, Allah’ın bir olduğunu söylerdi. Medine’de iken Hanif din üzerinde olan Ebulheysem Malik b. Teyyihan ile tevhit inancını konuşurlardı.
Es’ad b. Zürare Akabe’de peygamberimizle buluşup İslami-yet’ten kendilerine teklif edilenleri hemen kabul ve tasdik edip Müslüman olan beş kişinin içinde idi. Diğer arkadaşları gibi oda Yesrib’e (Medine’ye) dönüp kavminin yanına vardığı zaman pey-gamberimizi anlatmaya, kavmini İslamiyete davet etmeye koyuldu. Onun ve arkadaşlarınıngayretleri sayesinde Yesrib’teki (Medi-ne’deki) bütün ensar evlerinden içinde peyamberimizin anılmadığı, İslamiyetin açıklanmadığı tek bir ev dahi kalmadı.
Es’ad b. Zürare Medinede yakın arkadaşı Ebulheysem Malik b. Teyyihan ile buluştuğunda ona Müslüman olduğunu açıkladı ve İslamiyet hakkındaki sözlerini anlatıp kendisini İslamiyete davet etmiş Ebulheysem de:
-Ben de seninle birlikte şahadet ederim ki o Resulallahtır diye-rek müslüman olmuştu.
Esad b. Zürare birinci ve ikinci Akabe beyatlarında kabilesinin temsilcisi olrak bulunmuş, ilk defa Medine’de Benî Beyaza’ların Nakiulhadamat’da bulunan hurma kurutma yerinde Müslümanla-rı bir araya toplayıp namaz kıldıran ve Cuma için toplayan olmuş-tur.
Hicretten sonra hıçkırık hastalığına tutularak vefat etti.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


===================

AVF B. HARİS (R.A)

Avf b. Haris b. Rifaa Malik b. Neccar oğullarındadır. Annesi Benî Mazn b. Neccar oğullarından Fatıma bint-i Amr b. Atıyye’dir.
Avf b.Haris Akabe’de peygamberimiz ile buluşup Onu ve getir-diklerine tasdik ve iman eden beş kişinin içinde idi. Diğer arkadaş-ları gibi o da kavminin yanına döndüğünde peygamberimizi an-latmaya onlara İslamiyet’e davet etmeye koyuldu.
Onun ve arkadaşlarının sayesinde ensar evlerinden içinde pey-gamberimizin anılmadığı, İslamiyet’in açıklanmadığı ev kalmamış-tır.
Avf b.Haris Akabe beyatlarında bulunmuş kardeşleriyle birlik-te Bedir savaşına da katılmış Ebu Cehil tarafından şehit edilmiştir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=================


RAFİ B. MALİK (R.A.)


Rafi b. Malik b. Aclan Hazrec oğullarındandır. Annesi de Hazrec oğullarından Maviye bint-i Aclan’dır.
Rafi b. Malik cahiliye döneminde Araplar arasında okuma yazma bilenler çok az olduğu halde o okuryazardı. Kendisi iyi yüzme bilir, iyi ok atardı. O kavminin kamillerindendi.
Rafi b. Malik Akabe’de peygamberimiz ile buluşup Onu ve getirdiklerine tasdik ve iman eden beş kişinin içinde idi. Diğer ar-kadaşları gibi o da kavminin yanına döndüğünde peygamberimizi anlatmaya onlara İslamiyet’e davet etmeye koyuldu.
Onun ve arkadaşlarının sayesinde ensar evlerinden içinde pey-gamberimizin anılmadığı, İslamiyet’in açıklanmadığı ev kalmamış-tır.
Rafi b. Malik Akabe beyatlarında bulunmuş Uhud savaşında şehit olmuştur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


================


KUTBE B. AMİR (R.A)


Kutbe b. Amir b. Hadide Selime oğullarındandır. Annesi Zeyneb bint-i Amr b. Sinan’dır.
Kutbe b. Amir Akabe’de peygamberimiz ile buluşup Onu ve getirdiklerine tasdik ve iman eden beş kişinin içinde idi. Diğer ar-kadaşları gibi o da kavminin yanına döndüğünde peygamberimizi anlatmaya onlara İslamiyet’e davet etmeye koyuldu.
Onun ve arkadaşlarının sayesinde ensar evlerinden içinde pey-gamberimizin anılmadığı, İslamiyet’in açıklanmadığı ev kalmamış-tır.
Kutbe b.Amir Akabe beyatlarında bulundu. Bedir, Uhud, Hen-dek ve diğer bütün savaşlarda peygamberimizin yanında bulundu ve kahramanca savaştı.
Bedir savaşında yüreklerin ağızlara geldiği sıralarda iki saf arasına bir taş atıp; vallahi şu taş kaçmadıkça bende kaçmayaca-ğım demiş ve verdiği sözü tutmuştur. Uhud savaşında dokuz yerin-den yaralanmış, Mekke’nin fethinde Selime oğullarının sancağını taşımıştır.
Kendisi ashabın sayılı okçularındandı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


===================

UKBE B. AMİR (R.A)

Ukbe b. Amir b. Nabi Hazrec oğullarındandır. Annesi Selime oğullarından Fükeyhe bint-i Seken b. Zeyd’tir.
Ukbe b. Amir Akabe’de peygamberimiz ile buluşup Onu ve getirdiklerine tasdik ve iman eden beş kişinin içinde idi. Diğer ar-kadaşları gibi o da kavminin yanına döndüğünde peygamberimizi anlatmaya onlara İslamiyet’e davet etmeye koyuldu.
Onun ve arkadaşlarının sayesinde ensar evlerinden içinde pey-gamberimizin anılmadığı, İslamiyet’in açıklanmadığı ev kalmamış-tır.
Ukbe b.Amir birinci Akabe beyatında bulunmuş Bedir, Uhud, Hendek ve diğer savaşlara peygamberimizle birlikte katılmış, Be-dir ve Uhud savaşlarında miğferine yeşil bezden bir alamet bağla-***** dikkati çekmişti.
Ukbe b. Amir Yemame savaşında şehit oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=================
 

tersinim

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2010
Mesajlar
30
Aldığı Beğeniler
0
Takım
Galatasaray
CABİR B. ABDULLAH (R.A)


Cabir b. Abdullah b. Riab b. Numan Selime oğullarındandır. Annesi yine Selime oğullarından Ümmü Cabir bint-i Züheyr’dir.
Cabir b. Abdullah Akabe’de peygamberimiz ile buluşup Onu ve getirdiklerine tasdik ve iman eden beş kişinin içinde idi. Diğer arkadaşları gibi o da kavminin yanına döndüğünde peygam-berimizi anlatmaya onlara İslamiyet’e davet etmeye koyuldu.
Onun ve arkadaşlarının sayesinde ensar evlerinden içinde pey-gamberimizin anılmadığı, İslamiyet’in açıklanmadığı ev kalmamış-tır.
Cabir b. Abdullah Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaş-lara peygamberimizle birlikte katılmıştır.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


================


ZEKVAN B. ABD. KAYS (R.A)


Zekvan b. Abd. Kays Hazrec oğullarındandır. Ensarın öncüle-rinden olan beş sahabi Medine’ye gelip İslam’ı ve peygamberimizi anlatmaya başlamışlardı. Zekvan b. Abd Kays bundan çok etkilen-di. Hemen Mekke’ye doğru yola çıktı. Mekke’de peygamberimizle buluştu. Peygamberimiz ona İslamiyet’i arz ve teklif etti, Kuran okudu. O da hemen Müslüman oldu.
Zekvan b.Abd. Kays Akabe beyatlarının hepsinde bulundu. Bedir, Uhud savaşlarına katıldı. Uhud savaşında Ebul Hakem b. Ahnes b. Şerik tarafından şehit edildi.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


==================


MUAZ B. HARİS EL ENSARÎ (r.a)


Muaz b. Haris el Ensarî Malik b. Neccar oğullarındandır. An-nesi yine Malik b.Neccar oğullarından Afra bint-i Ubeyd b. Sale-be’dir. Peygamberimizle Mekkede buluşup iman eden altı ensardan birisi olan Avf b. Harisin anne ayrı, baba bir kardeşidir.
Muaz b. Haris annesi Afra’ya nisbet edilir Muaz b. Afra diye anılırdı.
Muaz b.Haris birinci ve ikinci Akabe bey’atlarında bulundu. Hicretten sonra peygambermiz onu Mamer b. Haris ile kardeş yap-tı. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlara katıldı. Bedir’de Ebu Cehil’i öldüren iki müslümandan birisi olmuştur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


===============


UBÂDE B. SÂMİT EL ENSARÎ (r.a)


Ubâde b. Sâmit b. Kays Avf b. Hazrec oğullarındandır. Annesi yine Avf b. Hazrec oğullarından Kurretülayn Bint-i Ubâde b. Nadle’dir.
Ubâde b. Sâmit birinci ve ikinci Akabe bey’atlarında bulundu. İkinci bey’atta on iki kabile temsilcisinden birisi idi. Bedir Uhud Hendek ve diğer bütün savaşlarda peygamberimizle birlikte katıl-mıştır.
Peygamberimiz zamanında Kuran-ı Kerim’i tamamiyle ezber-leyen beş sahabiden birisi idi. Ashab-ı suffa öğrencilerne Kuran öğretirdi.
Kendisi uzun boylu, iri yapılı, güzel ve heybetli bir Zat idi.
Hicretin otuz dördüncü yılında Remle’de vefat etti.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=============

YEZİD B. SÂ’LEBE EL ENSARÎ (R.A)


Yezid b. Sâ’lebe b. Hazma birnci ve iknci Akabe beyatlarında bulundu ve Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


===================

ABBAS B. UBÂDE EL ENSARÎ (R.A)


Abbas b. Ubade b. Nadle Avf b. Hazrec oğullarındandır.
Birinc ve ikinciAkabe beyatlarında bulunmuştur. Hicretten sonra peygamberimiz onu Osman b. Maz’un ile kardeş yaptı. Ka-tıldığı Uhud savaşında şehit oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=================



EBULHEYSEM MALİK B. TEYYİHAN EL ENSARİ (R.A)


Ebulheysem Malik b. Teyyihan Malik b. Evs oğullarındandır. Annesi yine Malik b. Evs oğullarından Leyla bint-i Atik’tir.
Ebulheysem Malik b. Teyyihan cahiliye döneminde bile putlara tapmaz, putlardan nefret ederdi. Putlar ona çok büyük bir sıkıntı vermekteydi. Bu nedenle mümkün olduğunca putlardan uzak du-rurdu.
Ebulheysem Malik b. Teyyihan ve Es’ad b. Zürare Allah’ın (c.c) bir olduğunu putların hiç bir zaman ilah olamayacağını söy-lerlerdi.
Mekke’de peygamberimizle buluşup iman eden ilk altı ensardan birisi olan Es’ad b. Zürare Medine’ye döndüğünde ona peygamberimizden bahsetmiş, Müslüman olduğunu bildirmiş, kendisini imana davet etmişti.
Ebulheysem Malik b. Teyyihan hiç düşünmeden ve tereddüt etmeden:
-Ben de seninle birlikte şahadet ederim ki O resulallahtır deyip Müslüman oldu.
Ebulheysem Malik b. Teyyihan birinci ve ikinci Akabe bey’atlarında bulundu. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaş-lara peygamberimizle birlikte katıldı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=================

UVEYM B. SÂİDE EL ENSARİ (R.A)

Uveym b. Sâide b. Âiş Malik b. Evs oğullarındandır. Annesi Amr b. Avf oğullarından Amire bint-i Salim’dir.
Uveym b. Sâide birinci ve ikinci Akabe bey’atlarında bulundu. Bedir Uhud Hendek ve bütn diğer savaşlara katıldı.
Peygambermiz onun hakkında:
-Uveym b. Sâide Allah’ın kullrından ve cennet halkının er kişi-lerinden ne güzel bir kuldur buyurmuştur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=================



ÜSEYD B. HUDAYR EL ENSARİ (R.A)

Üseyd b. Hudayr b. Simâk Malik b. Evs oğullarındandır. Anne-si Abdüleşhel oğullarından Ümmü Üseyd bint-i Seken’dir.
Üseyd b. Hudayr cahiliye ve İslamiyet devrinde babasından sonra kavminin seyidi, en akıllı ve en iyi görüş sahiplerinden biri-siydi.
Araplar içinde yazı yazmayı pek az kişi bilirken o yazı yazabi-lirdi. Aynı zamanda iyi yüzme bilir, iyi ok atardı.
Cahiliye döneminde kendilerinde bu hasletler bulunan kişilere kamil denilirdi. Bütün bu hasletlerin hepside Üseyd b. Hudayr’da toplanmıştı.
Es’ad b. Zürare bir gün Mus’ab b. Umeyr’i yanına alarak Abdüleşhel ve Zafer oğullarının evlerine doğru götürdü.
Es’ad b. Zürare Abdüleşhel oğullarının ileri gelenlerinden biri olan Sad b. Muaz’ın halasının oğlu idi.
Es’ad b. Zürare yanında Mus’ab b. Umeyr olduğu halde Zafer b Kâ’b oğullarının bostanlarından birine girdiler. Burada Merak diye anılan bir kuyunun başına oturdular. Onların oraya gelip oturduğunu gören Müslümanlardan bazıları da yanlarına geldiler.
Sa’d b. Muaz ile Üseyd b. Hudayr Abdüleşhel oğullarının seyidi ve ulu kişileri oldukları halde kavimlerinin dininde, müşrik idiler.
Bunlar Müslümanların Merak kuyusunun başında toplandıkla-rını işitince Sa’d b. Muaz, Üseyd b. Hudayr’a:
-Ey Üseyd! Sen işini iyi bilen kimsenin yardımına muhtaç ol-mayan bir adamsın. Zayıflarımızın inançlarını bozmak için mahal-lemize gelmiş olan şu adamların yanına git de kendilerini azarla ve mahallemize gelmekten men et.
Bilirsin ki Es’ad b. Zürare benim akrabam olmasaydı bu işi kendim yapmaya yeterdim. O halamın oğlu olduğu için üzerine varmaya yol bulamadım dedi.
Üseyd b. Hudayr:
-Olur! Ben şu dediğin işi yapayım deyip kısa mızrağını aldıktan sonra Müslümanların bulunduğu yere doğru ilerledi.
Es’ad b. Zürare onun geldiğini görünce Mus’ab b. Umeyr’e:
-Şu yanımıza gelen Abdüleşhel oğullarının seyidi ve ulu kişisidir dedi.
Musab b. Umeyr:
-Eğer yanımıza gelip oturursa onunla konuşurum dedi.
Üseyd b. Hudayr sövüp sayarak kızgınlıkla gelip tepelerine di-kildikten sonra:
-Ey kişiler! Sizi bize doğru getiren şey nedir? Sizler atalarımı-zın dinini terk etmiş, bir başka dine girmiş kişilersiniz. Sizler zayıf-larımızın inançlarına mı değiştireceksiniz? Diye bağırdı.
Sonra Es’ad b. Zürare’ye dönerek:
-Ey Es’ad! Sen şu yabacı kovulmuş adamı zayıflarımızın inanç-larını batıl ile bozmak ve onları batıla davet için mi getirdin?
Senin ve arkadaşının bundan sonra çevremizde bir şey yaptığnı görmeyeceğim. Eğer hayatınız size gerekli ise hemen yanımızdan ayrılınız ve bir daha da gelmeyiniz dedi
Mus’ab b. Umeyr söze karışarak:
-Ey kavminin seyidi ve ulu kişisi! Yanıma biraz oturup söyleye-cekleri dinlesen, beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen, hoşuna git-mezse dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı? Diye sordu.
Üseyd b. Hudayr:
-Vallahi sen yerinde bir söz söyledin. Nihayet ben iyiyle kötüyü, güzelle çirkini yerinde ayırabilen bir kişiyim. Şu dediklerinden sonra seni dinlememek zulüm ve akılsızlık olur dedi ve mızrağını yere saplayıp, onlarla oturdu.
Mus’ab b. Ümeyr İslamiyet üzerine bir konuşma yaptı ve ona Kuran-ı Kerim okudu. Dinledikçe Üseyd b. Hudayr’ın yüzünde bazı değişmeler oldu. Alnında imanın nuru parlamaya başladı.
Musab b. Ümeyr okumasını bitirince Üseyd b. Hudayr:
-Vallahi ben bunun kadar güzel bir söz işitmedim. Bu ne kadar güzel, ne kadar yüce bir söz. Sanki gökleri aşmış semalara ulaşmış gibi. Bu söz muhakkak ki insan sözü değildir. Bu söz Allah sözü-dür. Bu söz Tanrı katından gelmektedir. Siz şu dininize girmek için ne yaparsınız? Diye sordu.
Esad b. Zürare ile Musab b. Ümeyr:
-Biz şu dinimize girmek için önce gusl ederiz. Sonrada alt ve üst elbiselerimizi değiştiririz. İyice temizlendikten sonra hak şahadetle şahadet getiririz. Sonra da namaz kılarız. Eğer dinimize girmek istiyorsan şu dediklerimizi yap dediler.
Üseyd b. Hudayr kalkıp gusletti. Elbiselerini temizledi. Hak şahadetle şahadet getirip Müslüman oldu. Sonrada iki rekât namaz kıldı. Sonra:
-Ey mümin kardeşlerim! Gerimde öyle bir adam varki o size tabi olursa kavmniden hiç kimse Ona muhalefet etmez ondan geri kalmaz. O Müslüman olursa hepside Müslüman olur. O Sa’d b. Muaz’dır. Ben şimdi onu size gönderirim dedi. Yere saplı mızrağını alıp kavminin ve Sa’d b. Muaz’ın yanına vardı. Onları bir araya toplanmış, kendisini beklerlerken buldu.
Üseyd b. Hudayr Sa’d b. Muaz’ın da müslüman olmasına vesile olmuştur.
Üseyd b. Hudayr ikinci Akabe bey’atında kabilesinin temsilcisi idi.
Üseyd b. Hudayr Uhud, Hendek ve diğer savalara peygambe-rimizle birlikte katılmıştır. Uhud savaşında Müslümanlar bozguna uğradığı zaman o yerinde sebat etmiş, yedi yerinden yaralanmıştır.
Kendisi Kuran’ı en güzel okuyanlardan birisi idi.
Karanlık ve ürküntülü bir gecede yanında Abbad b. Bişr oldu-ğu halde peygamberimizin yanından evlerine dönerken onlardan birisinin asasının ucu ışıklanmış, bu ışığın aydınlığında yürümüş-ler, evlerine sağ selamet kavuşmuşlardı.
Üseyd b. Hudayr hicretn yirminci yılında Medinede vefat etti. Cenaze namazını Hz. Ömer kıldırdı. Cenazesini bizzat taşıdı.
Ensardan üç zat vardı ki fazilet yönünden ensar içinde hiç kmse onlardan üstün sayılmazdı. Bunların üçü de Abdüşeşhel oğulların-dan olup:
Sad b. Muaz
Üseyd b. Hudayr
Abbad b. Bişr’dir denilirdi.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===============


SA’D B. MUAZ EL ENSARİ (R.A)


Sa’d b. Muaz b. Numan Evsîlerin Abdüleşhel oğullarındandır.
Annesi Kebşe bint-i Rafi b. Muaviye’dir.
Es’ad b. Zürare bir gün Mus’ab b. Umeyr’i yanına alarak Abdüleşhel ve Zafer oğullarının evlerine doğru götürdü.
Es’ad b. Zürare Abdüleşhel oğullarının ileri gelenlerinden biri olan Sad b. Muaz’ın halasının oğlu idi.
Es’ad b. Zürare yanında Mus’ab b. Umeyr olduğu halde Zafer b Kâ’b oğullarının bostanlarından birine girdiler. Burada Merak diye anılan bir kuyunun başına oturdular. Onların oraya gelip oturduğunu gören Müslümanlardan bazıları da yanlarına geldiler.
Sa’d b. Muaz ile Üseyd b. Hudayr Abdüleşhel oğullarının seyidi ve ulu kişileri oldukları halde kavimlerinin dininde, müşrik idiler.
Bunlar Müslümanların Merak kuyusunun başında toplandıkla-rını işitince Sa’d b. Muaz, Üseyd b. Hudayr’a:
-Ey Üseyd! Sen işini iyi bilen kimsenin yardımına muhtaç ol-mayan bir adamsın. Zayıflarımızın inançlarını bozmak için mahal-lemize gelmiş olan şu adamların yanına git de kendilerini azarla ve mahallemize gelmekten men et.
Bilirsin ki Es’ad b. Zürare benim akrabam olmasaydı bu işi kendim yapmaya yeterdim. O halamın oğlu olduğu için üzerine varmaya yol bulamadım dedi.
Üseyd b. Hudayr:
-Olur! Ben şu dediğin işi yapayım deyip kısa mızrağını aldıktan sonra Müslümanların bulunduğu yere doğru ilerledi.
Es’ad b. Zürare onun geldiğini görünce Mus’ab b. Umeyr’e:
-Şu yanımıza gelen Abdüleşhel oğullarının seyidi ve ulu kişisidir dedi.
Musab b. Umeyr:
-Eğer yanımıza gelip oturursa onunla konuşurum dedi.
Üseyd b. Hudayr sövüp sayarak kızgınlıkla gelip tepelerine di-kildikten sonra:
-Ey kişiler! Sizi bize doğru getiren şey nedir? Sizler atalarımı-zın dinini terk etmiş, bir başka dine girmiş kişilersiniz. Sizler zayıf-larımızın inançlarına mı değiştireceksiniz? Diye bağırdı.
Sonra Es’ad b. Zürare’ye dönerek:
-Ey Es’ad! Sen şu yabacı kovulmuş adamı zayıflarımızın inanç-larını batıl ile bozmak ve onları batıla davet için mi getirdin?
Senin ve arkadaşının bundan sonra çevremizde bir şey yaptığnı görmeyeceğim. Eğer hayatınız size gerekli ise hemen yanımızdan ayrılınız ve bir daha da gelmeyiniz dedi
Mus’ab b. Umeyr söze karışarak:
-Ey kavminin seyidi ve ulu kişisi! Yanıma biraz oturup söyleye-cekleri dinlesen, beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen, hoşuna git-mezse dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı? Diye sordu.
Üseyd b. Hudayr:
-Vallahi sen yerinde bir söz söyledin. Nihayet ben iyiyle kötüyü, güzelle çirkini yerinde ayırabilen bir kişiyim. Şu dediklerinden sonra seni dinlememek zulüm ve akılsızlık olur dedi ve mızrağını yere saplayıp, onlarla oturdu.
Mus’ab b. Ümeyr İslamiyet üzerine bir konuşma yaptı ve ona Kuran-ı Kerim okudu. Dinledikçe Üseyd b. Hudayr’ın yüzünde bazı değişmeler oldu. Alnında imanın nuru parlamaya başladı.
Musab b. Ümeyr okumasını bitirince Üseyd b. Hudayr:
-Vallahi ben bunun kadar güzel bir söz işitmedim. Bu ne kadar güzel, ne kadar yüce bir söz. Sanki gökleri aşmış semalara ulaşmış gibi. Bu söz muhakkak ki insan sözü değildir. Bu söz Allah sözü-dür. Bu söz Tanrı katından gelmektedir. Siz şu dininize girmek için ne yaparsınız? Diye sordu.
Esad b. Zürare ile Musab b. Ümeyr:
-Biz şu dinimize girmek için önce gusl ederiz. Sonrada alt ve üst elbiselerimizi değiştiririz. İyice temizlendikten sonra hak şahadetle şahadet getiririz. Sonra da namaz kılarız. Eğer dinimize girmek istiyorsan şu dediklerimizi yap dediler.
Üseyd b. Hudayr kalkıp gusletti. Elbiselerini temizledi. Hak şahadetle şahadet getirip Müslüman oldu. Sonrada iki rekât namaz kıldı. Sonra:
-Ey mümin kardeşlerim! Gerimde öyle bir adam varki o size tabi olursa kavmniden hiç kimse Ona muhalefet etmez ondan geri kalmaz. O Müslüman olursa hepside Müslüman olur. O Sa’d b. Muaz’dır. Ben şimdi onu size gönderirim dedi. Yere saplı mızrağını alıp kavminin ve Sa’d b. Muaz’ın yanına vardı. Onları bir araya toplanmış, kendisini beklerlerken buldu.
Üseyd b. Hudayr karşıdan görününce Ona dikkatle bakan Sa’d b. Muaz:
-Ey kavmim Allah’a yemin ederim ki Üseyd yanınızdan gidi-şinden başka bir yüzle yanınıza gelmektedir demekten kendini alamadı.
Üseyd b. Hudayr toplantı yerine gelince Ona:
-Ey Üseyd! Ne yaptın? Diye sordular.
Üseyd b. Hudayr:
-Ben o iki adamla konuştum. Vallahi ben onlarda da, söyledik-lerinde de bir sakınca görmedim. Bununla bereaber kendilerini orada oturmaktan, zayıflarımızın inançlarını bozmaktan nehy ve men ettim. Onlar da, biz senin istediğini yaparız, buradan kalkar gideriz dediler.
Bana haber verildiğine göre Harise oğulları Es’ad b. Zürare’yi halanın oğlu olduğunu bildikeri halde sana verdikleri sözü bozup, hakaret için öldüreceklermiş dedi. Sa’d b.Muaz’ın kabile gayretini tahrik edip harekete geçirdi.
Sad b.Muaz Harise oğullarının halasının oğlunu öldürecekleri haberini duyunca silkinip yerinden fırladı. Kızgın ve endişeli bir halde:
-Ey Üseyd! Vallah sende ben tatmin edecek bir şey görmedim. Sen bana gam, keder ve kızgınlıktan başka bir şey getirmemişsin dedi. Sonra elinde mızrağı olduğu halde Esad b. Zürare ve Musab b. Ümeyr’in bulunduğu yere doğru ilerledi.
O gelirken Esad b. Zürare:
-Vallahi şu gelen Sa’d b. Muaz’dır. O kavminin seyidi ve ulu kişisidir. Kendisi sana tabi olursa onlardan iki kişi bile şu din işin-de sana muhalefet etmez.
Vallahi Sa’d b. Muaz’ın alnı kızgınlık, gam ve kederle kırışıp, kararmıştır ama imanın nuru yüzünde parlamaktadır dedi.
Sa’d b. Muaz onları kendisine bakıp gülümser, gayet sakin bir halde beklediklerini görünce:
-Vallahi Üseyd beni şu kişilerin kendisine söylediklerini dinle-mem için buraya göndermiştir. Başka şey için değil diye düşün-mekten kendini alamadı. Bu düşünce kızgınlığını daha da artırdı. Sövüp sayarak karşılarına dikildi.
Es’ad b. Zürare’ye:
-Ey Ebu Ümame! Ey halamın oğlu! Vallahi seninle aramızda akrabalık bağları olmasyadı şu yanında oturan adamı elimden kimse kurtaramazdı. Hoşlanmadığımız, istemediğimiz bir şey evle-rimizin içine mi sokacaksınız? Sen şu yabancı, kovulmuş adamı evlermize zayıflarımızın inançlrını batıl şeylerle bozması ve onları ona davet etmesi için mi getirdin? Bundan sonra bir daha sizi çev-remizde bir şey yaparken görmeyeyim diyerek çıkıştı.
Mus’ab b. Ümeyr gayet sakin:
-Ey kavminin ulusu ve sözü dinlenen kişisi! Sen iyiyle kötüyü, güzelle çirkin ayıracak bir durumdasın. Sen bizi buradan çıkrmadan önce biraz oturup söyleyeceklerimi dinlesen, beğenirsen kabul etsen; beğenmezsen, hoşuna gitmezse dinlemekten yüz çevir-sen olmaz mı? Dedi.
Sa’d b.Muaz:
-Ey yabancı! Vallahi yerinde bir söz söyledin. Nihayet ben iyiyle kötüyü, güzelle çirkini yerinde ayırabilen bir kişiyim. Şu dedikle-rinden sonra seni dinlememek zulüm ve akılsızlık olur dedi ve mız-rağını yere saplayıp, yanlarına oturdu.
Musasb b.Ümeyr ona İslamiyeti anlattı Kuran-ı Kerim okudu. Zuhruf suresi okunurken Sa’d b. Muaz’ın yüzü değişmeye başladı. Şanı yüce Allah bu surenin ayetlerinde şöyle buyuruyordu.
“-Ha Mim! Hidayet yolunu apaçık gösteren şu Kitaba yemin ederim ki gerçekten biz Onu anlamını anlayasınız diye Arapça bir Kuran yaptık.
Şğphesiz ki Kuran nezdimizdeki Ana Kitabda yazılı ve sabit çok yüce, çok hikmetli bir kitaptır.
Siz haddi aşan bir kavimsiniz diye Kuran’ı indirmeden sizden uzaklaştıralım mı? Sizi o Nurdan mahrum mu edelim?
Halbuki biz sizden önceki ümmetler içinde nice peygamberler göndermiştik.
O ümmetlerde kendilerine gönderilen peygamberlerle alay et-mişlerdi.
Biz kuvvetçe çok daha çetin olan ümmetleri yok ettik.
Öncekilerin misalleri nice ayetlerimizde geçmektedir.
Artık akıllanmaz mısınız?” (Zuhruf 1-8)
Mus’ab b. Ümeyr Kuran okudukça Sa’d b. Muaz’ın yüzündeki ifade değişti, imanın nuru yüzüne gelip oturdu.
Kuran’ın okunması bitince Sa’d b. Muaz:
-Vallahi ben şimdiye kadar hiç bilmediğim, hiç duymadığım bir şeyi dinlemiş bulunuyorum. Vallahi bu sözler insan gırtlağından çıkmış değildir. Göklerin üzerinden semaların en yücelerinden gelmiş gibidir dedikten sonra:
-Siz Müslüman olduğunuz, bu dine girdiğiniz zaman ne yapar-sınız? Diye sordu.
Es’ad b. Zürare ile Mus’ab b. Ümeyr!
-Ey Sa’d! Bu dine grmek istediğin zaman önce gusl eder, temiz-lenirsin. Alt üstlü elbiseni temizlersin. Hak şahadetle şahadet getir-dikten sonra şki rekât namaz kılarsın dediler.
Sad b.Muaz kalkıp gusl etti. Altlı üstlü elbiselerini temizledi Hak şahadetle şahadet getirdikten sonra iki rekat namaz kıldı. Sonra mızrağını eline aldı. Yanında Üzeyd b. Hudayr’da olduğu halde kavmine doğru gitti.
Kavmi onu gelirken görünce:
-Allah’a (c.c) yemin ederiz ki Sa’d yanınızdan ayrıldığı geri dönmemektedir. Onun gelişi gidişinden başka bir yüz iledir dedi-ler.
Sa’d b. Muaz yanlarına varıp durdu. Sonra da:
-Ey Abdüleşhel oğulları! Benim aranızdaki işimi, gidişimi nasıl bilirsiniz? Diye sordu.
Abdüleşhel oğullarıda:
-Ey Sa’d! Sen bizim seyidimiz, ulu kişimiz, görüşçe en üstünü-müz, yönetici olarakta en uğurlu olanızmızsın. Biz senden şimdiye kadar hep hayır gördük, hiç şer görmedik dediler.
Bunun üzerine Sa’d b. Muaz:
-Ey Abdüleşhel oğulları! Bilinizki sizler Allah ve Resulüne iman edinceye kadar sizin erkek ve kadınlarınızla konuşmak bana ha-ramdır. Sizler iman edinceye kadar ben sizden değilim dedi.
O gün akama kadar Abdüleşhel oğullarından iman etmeyen tek kişi dahi kalmadı. Abdüleşhel oğullarının evi erkekleri ve kadınla-rının topluca Müslüman oldukları ilk ensar evi oldu.
Sa’d b. Muaz Mus’ab b. Ümeyr ile Es’ad b. Zürare’yi kendi evine götürdü. İslamı yaymaya devam ettirdi. Bunun için elinden geleni yaptı.
Bedir savaşının öncesinde peygambermiz müşriklerle savaşma konusunda ensarın görüşlerini öğrenmek istediği zaman Sad b. Muaz:
-Ya Resulallah! Zannederim ki bizi murat etmektesiniz diye sormuş;
Peygamberimizde:
-Evet buyurunca Sa’d b Muaz:
Ya Resulallah! Biz Sana inandık. Allah’a iman ile Seni ve getirdiklerni tasdik ettik. Bu tasdikimiz Allah’tan bize getirdiği şeylerin hak ve gerçek olduğuna şahadet iledir. Dinlemek ve itaat etmek üzere Sana ve Allaha kesin sözler verdik.
Ya Resulallah! Sen nasıl istiyorsan öyle yap. Her ne olursa ol-sun biz seninle brlikteyiz. Seni hak dinle peygamber gönderen Al-lah’a ant olsun ki sen bize şu denizi gösterir, ona dalarsan bizde muhakkak senininle birlikte dalarız. Bizden tek kişi dahi geri kal-maz. Biz senin yarın bizi düşmanımızla karşılaştırmandan da hoş-nutsuzluk göstermeyiz.
Savaşta direnmek güçlüklere göğüs germek karşılaşmalarda sadakat gösterme bizim şiarımızdır.
Umulur ki Allah senin gözünü bizimle aydın eder, seni sevindi-rir. Sen bizi Allah’ın (c.c) bereketiyle hareket ettir demiş, bu sözle-riyle peygamberimizi sevindirmişti.
Ensardan üç zat vardı ki fazilet yönünden ensar içinde hiç kmse onlardan üstün sayılmazdı. Bunların üçü de Abdüşeşhel oğulların-dan olup:
Sad b. Muaz
Üseyd b. Hudayr
Abbadb. Bişr’dir denilirdi.
Sa’d b. Muaz Bedir savaşında Evsîlerin bayrağını taşıdı. Uhud savaşına katıldı. Müslümanlar bozguna uğradıkları zaman yerinde sebat edip savaş meydanından ayrılmadı.
Katıldığı Hendek savaşında kolundan ağır bir şekilde okla ya-ralandı. Hakem sıfatıyla Benî Kurayza Yahudileri hakkında karar verdi.
Mescid-i Nebevî’de kurulan çadırda tedavi olurken yarası de-şildi. Bu nedenle şehiden vefat ettiğinde henüz otuz yedi yaşınday-dı.
Sad b.Muaz’ın cesedi peygamberimizin huzurunda önce su ile, sonra su ve sidr ile, daha sonra da su ve kâfur ile yıkandı. Üç par-ça kefene sarıldı. Peygamberimiz cenazesinin önünde yürüdü. Ce-naze namazını kıldırdı. Defnedilmek üzre Baki mezarlığına götü-rüldü.
Kabre konulunca peygaberimiz üç kere tesbih etti. Peygambe-rimizin ardından hazır olan Müslümanlar da üç kere tesbih ettiler. Tesbih sesinden baki kabristanı sarsıldı.
Peygamberimiz üç kere tekbir getirdi. Hazır olan Müslüman-larda üç kere tekbir getirdiler. Baki kabristanı tekbir sesiyle tekrar sarsıldı.
Kabir kazılırken içinden misk kokuları gelmeye başladı. Çıkan toprakta misk kokuyordu.
Sad b. Muaz uzun boylu ak tenli güzel yüzlü büyük gözlü güzel sakallı bir zat-ı muhterem idi.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


============
SELEME B. SELÂME EL ENSARİ (R.A)

Seleme b. Selâme b. Vakş Abdüleşhel oğullarındandır. Annesi Selma bint-i Seleme’dir.
Selemeb. Selâme ikinci Akabe bey’atında bulundu. Uhud, Hen-dek ve diğer bütün savaşlarda peygamberimizle birlikte katıldı.
Hicretin kırk beşinci yılında yetmiş yaşında olduğu halde Me-dine’de vefat etti.


Allah (c.c) ondan razı olsun


=====================


ZÜHEYR B. RAFİ’ EL ENSARİ (R.A)



Züheyr b. Rafi’ Adiyy b. Zeyd Malik b. Evs oğullarındandır.
Züheyr b. Rafi’ ikinci Akabe bey’atında bulundu. Uhud ve on-dan sonraki bütün savaşlara peygamberimizle birlikte katıldı.


Allah (c.c) ondan razı olsun.


=================



EBU BÜRDE HANİ B. NİYAR EL ENSARİ (R.A)


Ebu Bürde Hani b. Niyar soy olarak Kudâalardandır. Ensardan Berâ b. Azib’in dayısıdır.
Ebu Bürde b.Niyar ikinci Akabe beyatnda bulundu. Bedir Uhud ve diğer savaşlarda peygamberimizle birlikte katıldı. Mek-ke’nin fethinde Benî Harise’lerin bayraktarlığını yaptı. Ashabın sayılı okçularından birisiydi.
Muaviye b. Ebi Süfyan’ın halifeliği döneminde vefat etmiştir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===================



NÜHEYR B. HEYSEM EL ENSARİ (R.A)

Nüheyr b. Heysem Malik b. Evs oğullarındandır.
İkinci Akabe bey’atında bulunmuştur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===================


EBU ABDULLAH SA’D B. HAYSEME EL ENSARİ (R.A)

Ebu Abdullah Sa’d b. Hayseme Malik b. Evs oğullarındandır. Annesi yine Malik b. Evs oğullarından Hind bint-i Evs b. Adiyy’dir.
Künyesi Ebu Abdullah olup Sa’dül’hayr diye anılırdı.
Sad b. Hayseme ikinci Akabe bey’atında bulundu. Seçilen on iki kabile temsilcisinden birisiydi. Hicretten sonra peygamberimiz onu halasının oğlu Ebu Seleme b. Abdülesed ile kardeş yaptı.
Bedir savaşına hem kendisi hem de babası birlikte gitmek istedi ise de peygamberimiz birisinin gitmesini tavsiye buyurmuştu.
Bunun üzerine Hayseme oğlu Sa’d’e:
-Resulllah ikimizden birisinin gitmesini tavsiye ve emir buyur-muştur. Bu durumda sen beni kendine tercih et de gazaya ben çı-kayım. Sen geri kal da kadınların yanında bulun dedi.
Fakat Sa’d kabul etmedi.
-Ey baba! Başka bir şey olsaydı sen kendime tercih ederdim. Fakat sonuçta cennet olunca ben kendimi kimseye tercih etmem. Ben bu seferimde şehitlik umuyorum deyip kadınların yanında kalmayı yanaşmadı. Bunun üzerine kura çektiler. Kura Sa’de çıktı. Oda peygamberimizle birlikte Bedir savaşına katıldı ve orada şehit oldu.
Allah (c.c) ondan razı olsun.


=================

RİFÂA B. ABDÜLMÜNZİR EL ENSARİ (R.A)

Rifâa b. Abdülmünzir b. Zenber Malik b. Evs oğullarındandır. Annesi Nesibe bint-i Zeyd’tir.
Rifâa bin Abdülmünzir ikinci Akabe bey’atında on iki kabile temsilcisinden birisi olarak hazır bulunmuş Behir, Uhud savaşları-na katılmış, Uhud savaşında şehit olmuştur.
İçlerinde Hz. Ömer’inde bulunduğu pek çok muhacire ev sahip-liği yapmıştı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=====================


ABDULLAH B. CÜBEYR EL ENSARİ (R.A)

Abdullah b. Cübeyr b Numan Malik b Evs oğullarındandır. Annesi Abdullah b Gatafan oğullarından bir kadındır.
Abdullah b. Cübeyr ikinci Akabe bey’atında hazır bulunmuş, Bedir ve Uhud savaşlarına katılmıştır. Uhud savaşında peygambe-rimiz onu Kanat dağında elli okçunun başına kumandan olarak tayin buyurmuştu.
Abdullah b. Cübeyr emrindeki okçuların bozguna uğrayan düşmandan ganimet toplamak için dağılmalarına bütün çabalarına rağmen engel olamamış, kalan on kişinin başında düşman süvari birliğine karşı koymuş; okla, mızrakla çarpışa, çarpışa şehit düş-müş cesedi düşman tarafından kesilip biçilerek kendisinden hınç alınmak istenmiştir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.



===============


MA’N B. ADİYY (R.A)


Ma’n b. Adiyy b. Cedd Kudâalardandır. İkinci Akabe bey’atında hazır bulundu. Hicretten sonra peygamberimiz onu Zeyd b. Hattab ile kardeş yaptı.
Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savalarda peygamberimiz-le birlikte katıldı. Hz. Ebu Bekir’in halifeliği döneminde yapılan Yemâme savaşında şehit oldu.
Can verirken:
-Vallahi ben Resulallahtan önce ölmeyi, kendisini sağ iken tas-dik ettiğim gibi ölürken de tasdik etmeyi ne kadar arzu ederdim demiştir.
İslamiyet’ten önce Araplar arasında okuma yazma bilenler çok az olduğu halde Ma’n b. Adiyy okuma yazma bilirdi.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

================


EBU EYYÜP EL ENSARİ HALİD B. ZEYD EL ENSARİ (R.A)


Ebu Eyüp el Ensari Halid b. Zeyd b. Küleyb, Malik b. Neccar oğullarındandır. Annesi Belharis b. Hazrec oğullarından Zehra bint-i Sa’d b. Kays’tır.
Ebu Eyüp Halid b. Zeyd ikinci Akabe bey’atında bulundu. Be-dir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlara peygamberimizin ya-nında katıldı.
Hicretten sonra peygamberimiz yedi ay boyunca onun evinde oturdu. Peygamberimiz onu Mus’ab b. Ümeyr ile kardeş yaptı.
Ebu Eyüp el Ensari Yezid b. Muaviye’nin kumandası altında İslam ordusu ile İstanbul’a kadar gitti. Orada hastalandı ve gün güne hastalığı ağırlaştı.
Yezid b. Muaviye ziyaretine gelip kendisine:
-Ey Ebu Eyüp! Bir dileğin var mı? Bana bir vasiyette bulun dedi.
Ebu Eyüp:
-Ey Muaviye’nin oğlu! Evet senden bir isteğim, bir dileğim, sa-na bir vasiyetim vardır. Fakat bu dileğim bu dünya ile ilgili değil-dir. Artık bu dünya mallarından malların bana gereği yoktur.
Öldüğüm zaman beni yıkayıp kefenleyiniz. Asker halkada ben-den selam söyleyiniz. Allah şerik koşmaksızın ölen kişiyi Allah mu-hakkak cennetlerinden bir cennete koyar buyurduğunu Resulallahtan işittiğimi onlara haber ver.
İşte senden dileğim:
Cesedimi Rum toprakları içinde elden geldiği kadar uzaklara götürsünler. Cenazemi düşman toprağı içinde gücün yettiği giriş yapabildiği yere kadar taşı ve daha ilerisine götürmek mümkün olmadığı anda da beni bulunduğun yere göm ve dön. Çünkü Al-lah’a hiç bir şeyi şerik koşmaksızın ölen kişi cennete girer, Kostantiniyye şehri surlarının dibine Salih bir kişi gömülecektir buyurduğunu Resullahtan işittim. O kişinin ben olacağımı umarım dedi.
Ebu Eyüp El Ensarî hicretin ellinci yılında vefat etti. Müslü-manlar Yezid b. Muaviye’nin emriyle yıkayıp kefenlediler, cenaze namazını kıldılar. Askerler onu vasiyeti uyarınca yapılmasını iste-diği şeyleri yaptılar. Tabutu ortalarına alıp çarpışa, çarpışa ileriye doğru götürmeye çalıştılar.
Rum kayseri İslam askerleri tarafından bir tabutun taşındığını onun etrafında çarpışıldığını görünce bunun nedenni Yezid’e sor-du.
Yezid’te:
-Tabutunu taşıdığımız kişi peygamberimizin ashabındandır. Cenazesini ülken içinde mümkün olduğu kadar uzaklara götürülüp gömülmesini vasiyet etmiştir. Bizde onun bu vasiyetini yerine ge-tirmek için savaşmaktayız. Ya onun vasiyetini yerine getireceğiz ya da Allah (c.c) yolunda canlarımızı feda edeceğiz dedi.
Kayser gelen bu yanıta şaşırarak:
-Ey Yezid! Vallahi bu çok acayip bir şeydir. Halk sana ve senin babana nasıl dâhilik yakıştırmış bilemem. O seni tutup buralara kadar gönderiyor. Sende peygamberimizin bir sahabisini toprakla-rımıza gömmeye kalkıyorsun. Halbuki sen dönüp gidince biz onu mezarından çıkaracak köpeklere yem edeceğiz diye haber gönder-di.
Gelen bu haber Yezid’i çok kızdırdı.
-Vallahi ben size söyleyeceğim bir sözü kulaklarınıza küpe ola-cak derecede ulaştırmadıkça Onu ülkenize tevdi etme niyetinde bulunmadım. Size söyleyeceğim söz şudur. Ey Kayser ve yanında bulunanlar! Eğer onun kabrini açtığınızı veya cesedine bir şey yap-tığınızı işitecek olursam bende Arap ülkesinde öldürülmedik Hıris-tiyan, yıkmadık kilise bırakırsam bu ölüye ikramıma sebep olan Zatı (peygamberimi) inkâr etmiş olayım dedi.
Bunun üzerine kayser:
-Ey Yezid! Vallahi baban seni benden daha iyi tanıyormuş. Ül-keme tevdi edeceğin şu Zata gereken hürmet gösterilecektir. Bende onun kabrine elimden geldiği kadar koruyacağıma Mesih hakkı için söz veriyorum diye haber gönderdi.
Kayserle Yezid arasındaki bu haberleşmelerden haberdar ol-mayan bazı Rumlar Yezid için:
-Vallahi şu Yezid ne ahmak bir adammış. Peygamberinin sahabilerinden birinin cesedini memleketimize gömmek istiyor. O memleketimizden çıkıp gittikten sonra biz onun kabrini açar, ke-miklerini yakarız. O bundan nasıl emin olabilir k dediler ve arala-rında gülüştüler.
Yezid onların bu sözlerini haber alınca Rumlara:
-Eğer siz şu dedikleriniz yapacak olursanız bizde Arap ülkesin-deki bütün kiliseleri yıkar Hıristiyanların kabirlerini açar, kemik-lerini yakarız diye yemin etti.
Yezidin bu yemini Rumları fena halde korkuttu. Hemen haber göndererek:
-Biz peygamberimizin sahabisini ülkemize gelmiş bir konuk gibi ağırlayacağız. Ona gereken saygıyı göstermekte kusur etmeye-ceğiz. Onu elimizden geldiği kadar koruyup kollayacağımıza İsa Mesih adına söz ve ant veririz dediler, dinleri üzerine yemin ettiler.
Yezid b. Muaviye Ebu Eyüp el Ensarinin cenazesini İstanbul surunun dibine gömdürdü.
Gömüldüğü gecenin sabahında İstanbul halkı olan Rumlar:
-Ey Arap cemaati! Sizde bu gece her halde önemli bir şey oldu dediler.
Müslümanlarda:
-Peygamberimizin ashabından olan büyük bir zatın cenazesini sizinde gördüğünüz gibi şu surun dibine gömmüştük. Vallahi onun kabri biz gittikten sonra açılacak olursa Arap ülkesinde artık hiç-bir zaman çan çalınmaz, bizde hiçbir Hıristiyan memleketi kalmaz dediler.
Araplardan gelen bu tehdit Rumları çok fena korkuttu. Hemen haber göndererek:
-Vallahi bizlerde şu peygamberinizin sahabisini azizlerimizden bir aziz bilir, onu elimizden geldiği kadar korur ve gözetiriz dedi-ler.
Müslğmanlar çekildikten sonra Ebu Eyüp El Ensari’nin kabri üzerine bir kubbe yaptılar. Bu kabir sık sık ziyaret edilir içinde kandiller yakılırdı.
Rumlar bu mübarek kabri sık sık, ziyaret ettikleri gibi bozulan yıkılan yerlerini düzeltir tamir ederlerdi. Büyğk bir saygı göstgerirler Onun vasitasıyla Allahtan sağlık ve şifa dilerlerdi.
Onun kabrinin civarında yapılan yağmur duaları muhakkak kabul olunurdu. Rumlar bu dualardan sonra bol ve bereketli yağ-murlara kavuşurlardı.
Haçlı seferleri sırasında İstanbul gelen haçlı sürüleri tarafından talan edildi. Bu ara Ebu Eyüp el Ensari’nin kabri de yıkılıp, yok oldu.
İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet İstanbul’da gömülü olduğunu bildiği Ebu Eyüp el Ensari’nin mezarının bulu-nup gün yüzüne çıkarılmasını arzu etti. Büyük velilerden Ak Şem-settin Muhammed b. Hamza tarafından yeri keşfedilip ortaya çıka-rıldı.
Ebu Eyüp el Ensari Hayber savaşı dönüşünde kendisine bir şey söylenmediği halde uyumayıp peygamberimizin çadırının çevresin-de sabaha kadar nöbet tutmuştu.
Bunu öğrenen peygamberimiz:
-Ey Allah’ım Ben koruyarak gecelediği gibi Sende Ebu Eyüb’ü koru diye dua etmişti.

Allah (c.c) ondan razı osun.

==============

MUAVVİZ B. HARİS EL ENSARİ (R.A)

Muavviz b. Haris b. Rifaa b. Haris Malik b. Neccar oğulların-dandır.
Muavviz b. Haris ikinci Akabe bey’atında bulundu. Bedir sava-şında Ebu Cehil tarafından önce yaralandı sonrada vurulup şehit edilmiştir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


==============


MUHRİZ B. NADLE (R.A)


Hicretten sonra peygamberimiz onu Umare b. Hazm el Ensari ile kardeş yapmıştı. Allah (c.c) yolunda hicret eden Müslümanlar-dandı.

Allah (c.c) ondan razı olsun

===============

UMÂRE B. HAZM EL ENSARİ (R.A)

Umâre b. Hazm b. Zeyd Malik b. Neccar oğullarındandır. An-nesi Hâlide bint-i Ebi Enes b. Sinan’dır.
Umare b. Hazm iknci Akabe bey’atında hazır bulunmuş hicret-ten sonra peygamberimiz onu Muhriz b. Nadle ile kardeş yapmıştı.
Umare b. Hazm Bedir, Uhud, Hendek ve diğer savaşlarda pey-gamberimizin yanında yer aldı. Mekke’nin fethinde Mâlik b. Neccar oğullarının bayrağını taşıma şerefine ulaştı. Hz. Ebu Bekir zamanında yapılan Yemâme savaşında şehit oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===============


SEHL B. ATİK EL ENSARİ (R.A)


Sehl b Atik b. Numan, Malik b Neccar oğullarındandır.
Sehl b. Atik ikinci Akabe bey’atında bulundu ve Bedir savaşına peygamberimizin yanında katılmış Hz. Osman’ın halifeliği döne-minde vefat etmiştir.


Allah (c.c) ondan razı olsun.

=================

EVS B. SABİT EL ENSARİ (R.A)


Evs b. Sabit b. Münzir Malik b. Neccar oğullarındandır. Annesi Suhta bint-i Harise’dir.
Evs b. Sabit peygamberimizin şairlerinden Hassan b. Sabit’in kardeşidir.
Evs b. Sabit ikinci Akabe bey’atında hazır bulundu. Hicretten sonra peygamberimizi onu Hz. Osman b. Affan ile kardeş yaptı.
Evs b. Sabit Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı. Uhud savaşında şehit oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

====================


EBU TALHA ZEYD B. SEHL EL ENSARİ (R.A)


Ebu Talha Zeyd b. Sehl Malik b Neccar oğullarındandır. Anne-si yine Necar oğullarından Ubâde bint-i Malik’tir.
Enes b. Malik’in üvey babasıdır.
Ebu Talha ikinci Akabe bey’atında bulundu. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savalara peygamberimizin yanında katıldı.
Kendisi ashabın sayılı okçularındandı.
Ebu Talha Uhud savaşında ok çantasını peygamberimizin önü-ne sermiş, kâh ok, kâh nara atmaktaydı. Onu bu halde gören pey-gamberimizde:
-Ebu Talha’nın sesi orduda kırk kişiden, yüz kişiden daha ha-yırlı ve daha yararlıdır buyurmaktaydı.
Ebu Talha Uhud günü ok çantasında bulunan elli oku birer, birer atarak sonunda tüketti. O ok attıkça peygamberimiz onun başı ile omuzları arasından okların düştükleri yere bakmaktaydı.
Bunu gören Ebu Talha:
-Ya Resulallah! Anam babam sana feda olsun. Sakın böyle yük-selme! Belki sana müşriklerin oklarından biri değer. Benim göğ-süm senin göğsüne siper ve fedadır derdi.
Ebu Talha ok yayını çok sert çeken bir kişi idi. Uhud günü ok ata, ata üç yay kırmıştı. Peygamberimiz yanlarından ok çantası geçen kimi görse hemen:
-Ok çantanı Ebu Talha’ya boşalt buyuruyordu.
Ebu Talha çantasından ve diğerlerinden kalan son oku da at-tıktan sonra:
-Ya Resulallah! Gördüğün gibi okum bitmiştir. Sen bizleri geri durdurma ya Resulllah! Allah beni sana feda etsin dedi.
Peygamberimiz yerden bir ağaç dalı alıp:
-Ya Ebu Talha! Sen şu dal parçasını iyi bir ok alarak at buyur-du.
Ebu Talha uzatılan dal parçasını iyi bir ok niyetiyle attı. O dal parçası bir mucize olarak iyi bir oka dönüştü ve bir müşriği vurup öldürdü.
Oklar bitince:
-Ya Resulallah! Şu vücudum vücuduna bir siperdir dedi.
Ebu Talha yıl orucu tutar ve bu orucunu devam eder dururdu.
Veda haccında peygamberimizin saçlarından bir tutam kapıp alan ve saklayanların ilki idi.
Ebu Talha hicretin otuz dördüncü yılında Medine’de vefat etti. Cenaze namazını Hz. Osman kıldırdı. Vefat ettiğinde yetmiş yaşın-da idi.
Ebu Talha orta boylu, esmer tenli, gür sesli, güçlü kuvvetli bir Zat idi. Ağaran saçlarını boyayıp değiştirmezdi.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


====================


KAYS B. EBİ SA’SAA (AMR) EL ENSARİ (R.A)

Kays b. Ebi Sa’saa (Amr) b. Zeyd Mazin b. Neccar oğulların-dandır. Annesi yine Mazinb. Neccar oğullarından Şeybe bint-i Asım’dır.
Kays b. Ebi Sa’saa (Amr) b. Zeyd kinci Akabe beytında hazır bulunmuş Bedir ve Uhud savaşlarına katılmıştır.
Peygamberimiz onu Bedir savaşına giderken yaya askerlere çavuş yapmıştı.
Kays b. Ebi Sa’saa (Amr) b. Zeyd Kuran okumayı çok severdi. Bir gün peygamberimize:
-Ya Resulallah! Kuran’ı kaç günde bir okuyup hatmedeyim diye sordu.
Peygamberimizde:
-On beş gecede buyurdu.
Kays b. Ebi Sa’saa (Amr) b. Zeyd’e bu süre çok uzun geldi. Yi-ne peygamberimize:
-Ya Resulallah! Ben Kuran’ı söylediğin zamandan daha kısa sürede hatmedebilirim. Ben kendimde bu gücü buluyorum dedi.
Peygamberimiz ses çıkarmayınca bildiği gibi okumaya, hat-metmeye başladı. Fakat zamanla gözleri zayıfladı. Kuran’ı ancak on beş günde bir hatmetmeye baladı. O zaman peygamberimizin buyurduğuna uymadığı için pişman olarak:
-Keşke Resulallahın o gün verdiği ruhsatı kabul edeydim de-mekten kendini alamadı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===============


AMR B. GAZİYYE EL ENSARİ (R.A)

Amr b. Gaziye b. Amr, Mazin b. Neccar oğullarındandır.
Amr b. Gaziye ikinci Akabe bey’atında hazır bulundu. Bedir savaşına katıldı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

==================


SAD B. REBİ’ B. AMR EL ENSARİ (R.A)

Sad b. Rebi’ b.Amr, Haris b. Hazrec oğullarındandır. Annesi yine Haris b. Hazrec oğullarından Hüzeyle bint-i İnebe’dir.
Cahiliye döneminde Araplar arasında okuma yazma bilenler pek az bulunurken Sad b. Rebi’ okur yazardı.
İkinci Akabe bey’atında hazır bulunmuş ve kabile temsilcisi seçilmiştir.
Peygambermiz onu hicretten sonra Abdurrahman b. Avf ile kardeş yapmıştı.
Sa’d b. Rebi’ Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı ve Uhud sava-şında şehit oldu.
Uhud’ta yaralanıp yere serildiği zaman yanında bulunan Übey b. Ka’b’a:
-Ey Übey! Benden Resulallaha selam söyle ve haber ver ki ben artık on iki yerimden yaralanmış ve ölmek üzere bulunuyorum. Ölüm halindeyken Sa’d b. Rebi’ Sana; Ümmetlerini doğru yola kılavuzlayan peygamberlerin alacakları mükâfatların en hayırlısı ve en üstünü ile Allah seni bizden dolayı mükâfatlandırsın diyor de.
Kavmin ensara da şunu haber ver. Sa’d b.Rebi’ size; Allah Aliah! Sizler Akabe gecesinde Resulalahı koruma taahhüdünde bulunmamış mı idiniz? Eğer kendilerinden bir tek kişi sağ kalırda Resulallah aleyhisselam şehit olursa Allah katında kendileri için ileri sürülebilecek hiç bir özür bulunmayacaktır diyor de dedi.
Çok geçmeden de şehit olarak vefat etti. Amca oğlusu Harice b. Zeyd ile aynı kabre gömüldü.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=====================


HARİCE B. ZEYD EL ENSARİ (R.A)

Harice b. Zeyd B. Ebi Züheyr Hazrec b. Haris oğullarındandır. Annesi Seyyide bint-i Amir’dir.
Harice b. Zeyd. Sa’d b.Rebi’nin amca oğlusudur.
Harice b. Zeyd ikinci Akabe bey’atında bulundu. Hicretten sonra peygamberimiz onu Hz. Ebu Bekir ile kardeş yaptı. Hz. Ebu Bekir aynı zamanda Harice b. Zeyd’in kızı Habibe ile evlenerek ona damat olmuştur.
Hacre b. Zeyd Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı. Uhud sava-şında şehit oldu. Sa’d b Rebi’ ile aynı kabre gömüldü.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=====================


ABDULLAH B. REVÂHA EL ENSARİ (R.A)

Abdullah b. Revâha b. Sa’lebe Haris b Hazrec oğullarındandır.
Annesi Kebşe bint-i Vakit b. Amr’dır.
Abdullah b. Revâha iyi bir şairdi. Cahiliye devrinde Arplar arasından yazı yazan pek az bulunurken o yazı yazardı.
Abdullah b. Revâha ikinci Akabe bey’atında hazır bulunmuş ve kabile temsilcisi seçilmişti.
Kendisi Fetih ve ondan sonrakiler hariç bütün savaşlarda pey-gamberimizin yanında katıldı.
Peygamberimizin emri ile Mu’te savaşında Hz. Cafer’den sonra kumandayı ele aldı ve şehit oldu.
Abdullah b. Revâha Hz. Cafer’in şahadetiyle sancak kendisine verilince atın üzerinde düşmana doğru ilerlemiş atından inip çar-pışmak isteyince bir an tereddüt geçirmiş, bu tereddütleriyle kendi kendini kınamış ve şöyle söylemiştir.
-Ey Nefsim! Yemin ederim ki sen bu gün bulunduğun mutlaka ineceksin.
Ya kendiliğinden inersin ya da zorla indiririm.
Müslümanlar toplanmış da bağrışıyorlar duymuyor musun? Kimiler istircâ getirip bizler Allah’ın kullarıyız ve Ona dönücüleriz diyorlar.
Sen hâlâ bir tereddüdün ardında duruyorsun.
Ey nefsim! Sana ne oluyor ki ben seni vaat edilmiş cennetten hoşlanmaz görüyorum.
Şu dünyadaki sükunetli yıllarında uzamışta uzamıştır.
Eskimiş bir su tulumunun içinde bir damla sudan başka nesin ki?
Ey nefis şunu iyi bil ki!
Şimdi öldürülmezsen er geç öldürüleceksin.
Zilletle yaşamaktansa şerefiyle ölmek daha güzel değil mi?
Ölümün ateşi gelip sana çatmış bulunuyor,
Arzu etmediğin şey sana şimdi verilmiştir.
Senden önceki iki kişi (Zeyd. Harise ile Hz. Cafer b. Ebu Talib) sana güzel örmek değil mi?
Onların gittiği yoldan gider isen doğru bir iş yapmış olursun.
Gecikirsen bedbahtlardan birisindir.
Ey nefis söyle bana! Şehit olmaktan sen sakındıran hangi şey-lerdir?
Eğer çekintin güzel karımdan ayrı kalıp, ondan mahrum ol-maktansa bil ki ben onu üç talakla boşadım.
Çekinti neden kölelerinden ayrı kalmaktansa onlar zaten azat edilmiş hür insanlardır.
Eğer çekintin savaştan savaşa koşmak nedeniyle bakımsız bir hale gelmiş bağımdan bostanımdan ayrılmak nedeniyle ise bilki onlar da Resulallaha bağışlanmış, Ona bırakımlı bulunuyor.
Artık seni bu dünya da tutan tek bir bağ dahi kalmadı.
Artık ne duruyorsun? Dedi.
Abdullah b. Revâha üç günden beri ağzına bir lokma bir şey koymamıştı.
Düşmanla çarpıp döndükten sonra amcasının oğlu ona üzerinde bir parça et bulunan bir kemik uzatarak:
-Al bunu ye de biraz olsun güçlen dedi.
Abdullah b. Revâha etin ucundan birazcık ısırmıştı ki Müslü-manların bulunduğu köşede bir kargaşa koptu ve bozulma oldu.
Abdullah b. Revâha yine kendi kendine kınayarak:
-Ey Revaha’nın oğlu! Yazıklar olsun sana. Sen hâlâ bu dünyada yiyip içmekle uğraşmaktasın dedi. Elindeki etli kemiği atarak düş-man üzerine saldırdı. Önce bir düşman mızrağıyla yaralandı. Son-rada iki saf arasında yıkıldı kaldı. Arkadaşlarına:
-Ey Müslümanlar! Kardeşinizin cesedini koruyunuz diye ba-ğırdı. Sonra şehit olarak can verdi.
Abdullah b. Revaha oruç tutmayı, namaz kılmayı çok severdi.
En sıcak günlerde yapılan seferlerde hararetin şiddetinden eller başlara konulduğu sıralarda peygamberimizle Abdulah b. Revâha’dan başka oruçlu bulunmazdı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


==================
 

tersinim

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2010
Mesajlar
30
Aldığı Beğeniler
0
Takım
Galatasaray
BEŞİR B. SA’D EL ENSÂRİ (R.A)

Beşir b. Sa’d b. Salebe haris b. Hazrec oğullarındandır. Annesi Enise bint-i Halife b. Adiyy’dir.
Cahiliye döneminde yazı yazan pek az bulunurken Beşir b. Sa’d yazı yazardı.
Beir b. Sad ikinci Akabe bey’atında bulunmuş; Bedir Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlara katılmıştır.
Peygamberimizin vefatından sonra çıkan karmaşa içinde Hz Ebu Bekir’e ilk bey’at eden Beşir b. Sa’d idi.
Beşir b. Sad Hz. Ebu Bekir döneminde yapılan Aynet’temr sa-vaşında şehit olmuştur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.




=================

ZİYAD B. LEBİD EL ENSÂRİ (R.A)


Ziyad b. Lebid b. Salebe, Ümeyye b. Beyâza oğullarındandır. Annesi Amre bint-i Ubeyd b. Matruf’tur.
Ziyad b. Lebid ikinci Akabe bey’atında hazır bulundu. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlara katıldı. Muaviye b. Ebu Süfyan döneminde vefat etti.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


===================


FERVE B. AMR EL ENSARİ (R.A)

Ferve b. Amr b. Vedka Beyâza oğullarındandır. Annesi Rahime bint-i Nasi’ b. Zeyd’tir.
Ferve b. Amr ikinci Akabe bey’atında hazır bulundu. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlara katıldı.
Kendisi son derece güvenilir bir kişi olduğundan peygamberi-miz onu Hayber ganimet malları üzerine memur etmiştir.
Peygamberimiz Medine ürünlerinin takdir ve tahmin işlerinde onu görevlendirirdi.
Ferve b. Amr yaptığı tahminlerde hiç şaşırmaz, daima isabet ederdi.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=================



HALİD B. KAYS EL ENSARİ (R.A)

Halid b. Kays b. Malik Beyâza oğullarındandır. Annesi Selma bint- Harise’dir.
Halid b.Kays ikinci Akabe bey’atında bulunan ensardandır.
Bedir ve Uhud savaşlarına katılmıştır.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=====================


ABBÂD B. KAYS EL ENSARİ (R.A)


Abbad b. Kays b. Amr, Zurayk oğullarındandır. Annesi Havle bint-i Bişr’dir.

Abbad b. Kays ikinci Akabe bey’atında hazır bulunan ensardan olup Bedir ve Uhud savaşlarına katılmıştır.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


===============

EBU HALİD HARİS B KAYS EL ENSARİ (R.A)

Haris b. Kays b. Halid, Zurayk oğullarındandır. Annesi Kebşe bint-i Fake b. Zeyd’tir.
Haris b. Kays’ın künyesi Ebu Halid’tir.
Haris b Kays ikinci Akabe bey’atında hazır bulundu. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlarda hazır bulundu.
Yemame savaşında aldı yaradan kurtulamayarak Hz. Ömer devrinde vefat etti. Bu nedenle Yemâme şehitlerinden sayılmıştır.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=============



BERÂ B. MA’RUR EL ENSARİ (R.A)

Berâ b. Ma’rur b. Sahr, Selime oğullarındandır. Annesi Rebâb bint-i Numan’dır.
Berâ b. Ma’rur Selime oğullarının ulusu ve seyidi idi.
Berâ b. Ma’rur ikinci Akabe bey’atında on iki kabile temsilci-sinden birisi olarak hazır bulunmuş, bey’at kapanış konuşmasında:
-Hamd olsun Allah’a ki bize Muhammed aleyhisselam ile ve Onun Allah’tan getirdikleri ile ikramda bulundu.
Bizler İslamiyet’e davet olunanların ahiri ve bu daveti kabulle-nenlerin ise ilki olup yüce Allah’ın davetine icap et ettik. Dinledik ve itaat ettik.
Ey Evs ve Hazrec cemaati! Allah sizleri dini ile şereflendirmiş bulunuyor. Onun müjdesi olarak dinlemek boyun eğmek ve yar-dımlaşmak yolunu tutunuz. Allah’a ve Allah’ın resulüne boyun eğiniz demişti.
Peygamberimizle buluşmak üzere Mekke’ye giderken yolda herkes Kudüs’e doğru yönelerek namaz kılarken Berâ b. Ma’rur namazını Kâbe’ye yönelip kılmıştı.
Berâ b. Ma’rur bey’attan sonra hac mevsimi girince yanına ge-leceğine peygamberimizde vaat etmişti. Fakat bu nasip olmadı.
Berâ b. Ma’rur hicretten bir ay önce Safer ayında vefat etti. Ölüm döşeğine düşünce:
-Malımın üçte birini dilediği gibi sarf etmesi için Resulallah’a veriniz. Ben ona hac mevsiminde yanına geleceğim vaadinde bu-lunmuştum. Görüyorsunuz ki o vaadimi yerine getiremeyeceğim. Kabrimde ben Kâbe’ye doğru yönlendiriniz ki Ona doğru gider gibi olayım diye vasiyet etti. Ailesi tarafından vasiyeti yerine geti-rildi. Diri ve ölü olarak Kâbe’ye yönelenlerin ilk oldu.
Peygamberimiz Medine’ye teşrif edince yanında ashabı olduğu halde Berâ b. Ma’rur’un kabrine gitti. Kabri önüne alarak cenaze namazı kıldı ve kıldırdı. Daha sonra da:
-Allah’ım! Onu yarlığa. Ona rahmet et ve ondan hoşnut ol diye dua etti.
Berâ b. Ma’rur ölü ve diri olarak Kâbe’ye doğru yönelenlerin ilki olduğu gibi peygamberimiz tarafından kabri üzerinde namaz kılınanların da ilki oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.



=================



BİŞR B. BERÂ B. MA’RUR EL ENSARİ (R.A)


Bişr b. Berâ b. Ma’rur Selime oğullarındandır. Annesi Huleyde bint-i Kays’tır.
Bişr b. Berâ b. Ma’rur, Berâ b. Ma’rur’un oğludur. Peygambe-rimiz tarafından babasının yerine Selime oğullarının ulusu ve seyi-di konumuna getirilmiştir.
Bişr b. Berâ b. Ma’rur iknci Akabe bey’atında hazır bulundu. Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber savaşlarına katıldı. Hayber’de peygamberimizle birlikte yediği zehirli davar etinden zehirlenerek şehit oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


====================



SİNAN B. SAYFİ EL ENSARİ (R.A)

Sinan b. Sayfi Selime oğullarından olup Berâ b. Ma’rur’un **-ca oğludur.
Sinan b. Sayfi’nin annesi Naile bint-i Kays’tır.
Sinan b. Sayfi ikinci Akabe bey’atında hazır bulundu. Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı. Uhud savaşında şehit oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===================





TUFEYL B. NUMAN EL ENSARİ (R.A)

Tufeyl b. Numan b. Hansa’ Selime oğullarındandır. Annesi Hansa’ bint-i Riab’tır. Sinan b. Sayfi’nin amcaoğludur.

Tufeyl b. Numan ikinci Akabe bey’atında hazır bulunmuştur. Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarına katıldı. Hendek savaşında şehit oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

==================



MA’KIL B. MÜNZİR EL ENSARİ (R.A)

Ma’kıl b. Münzir b. Serh Selime oğullarındandır. İkinci Akabe bey’atına katılmış ensardan olup Bedir ve Uhud savalarına katıldı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


====================



YEZİD B. MÜNZİR EL ENSARİ (R.A)


Yezid b. Münzir b. Serh, Selime oğullarından olup Makıl b. Münzir’in kardeşidir.
Yezid b. Münzir ikinci Akabe bey’atında hazır bulunmuş olup Bedir ve Uhud savaşlarına katılmıştır.
Peygamberimiz onu Amir b. Rebia ile kardeş yapmıştı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

==================



MES’UD B. YEZİD EL ENSARİ (R.A)

Mes’ud b. Yezid b. Sübey Selime oğullarındandır.
Mes’ud b. Yezid ikinci Akabe bey’atında hazır bulundan ensardan olup bazı kaynaklara göre Bedir savaşına katılmış Hen-dek savaşında da şehit olmuştur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=====================


DAHHÂK B. HARİSE EL ENSARİ (R.A)

Dahhâk b. Harise b. Zeyd Selime oğullarındandır. Annesi Hind bint-i Malik’tir.
Dahhâk b. Harise ikinci Akabe bey’atında hazır bulundu ve Bedir savaşına katıldı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

====================

YEZİD B. HARAM EL ENSARİ (R.A)

Yezid b. Haram b. Sübey, Selime oğullarındandır. Mes’ud b. Yezid’in amcaoğlusudur.
Yezid b.Haram ikinci Akabe bey’atında bulunmuş bazı kaynak-lara göre Bedir savaşına katılmıştır.


Allah (c.c) ondan razı olsun.


=================

EBU ABDULLAH CEBBAR B. SAHR EL ENSARİ (R.A)

Cebbar b. Sahr b. Ümeyye Selime oğullarındandır. Annesi Ati-ke bint-i Hareşe hatundur.
Cebbar b. Sahr’ın künyesi Ebu Abdullah idi.
Cebbar b. Sahr ikinci Akabe bey’atında hazır bulundu. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlara katıldı.
Kendisi çok güvenilir bir zat olduğundan peygamberimiz onu Hayber ve diğer yerlere ürün takdir ve tahmini için gönderirdi.
Cebbar B. Sahr Hz. Osman devrinde hicretin otuzuncu yılında Medine’de vefat etti.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===================


TUFEYL B. MALİK EL ENSARİ (R.A)

Tufeyl b. Malik b. Hansa’ Selime oğullarından olup annesi Es-ma bint-i Kayn’dır.
Tufeyl b. Malik ikinci Akabe bey’atında bulunmuş ensardan olup Bedir ve Uhud savaşlarına katılmıştır.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

======================


EBU ABDULLAH KÂ’B B. MALİK EL ENSARİ (R.A)

Kâ’b b. Malik b. Ebi Kâ’b Selime oğullarındandır. Annesi Ley-la bint-i Zeyd künyesi Ebu Abdullah’tır.
Kâ’b b. Malik ikinci Akabe bey’atında bulunmuş olan ensardan olup İslamiyete şiirleriyle hizmet eden Medineli üç İslam şairlerin-den birisi idi.
Bu şairler:
1-Hassan b. Sabit
2-Abdullah b. Revâha
3- Kâ’b b. Malik’tir.
Kâ’b b. Malik Bedir ve Tebük dışındaki bütün savaşlara katıldı. Uhud savaşında on bir yerinden yaralandı. Hicretin ellinci yılında yetmiş yedi yaşında olduğu halde vefat etti.

Allah (c.c) ondan razı olsun.
====================

SÜLEYM B. AMR (AMİR) EL ENSARİ (R.A)

Süleym b. Amr (Amir) b. Hadide, Selime oğullarındandır. An-nesi Ümmü Süleym bint-i Amr’dır.
Süleym b. Amr (Amir) ikinci Akabe bey’atında bulunan ensardan olup Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı ve Uhud savaşın-da şehit oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

====================

EBULMÜNZİR YEZİD B. AMR (AMİR) EL ENSARİ (R.A)

Yezid b. Amr (Amir) b Hadide, Selime oğullarındandır. Annesi Ümmü Süleym Zeynep bint-i Amr olup Süleym b. Amr (Amir)’ın anne baba bir kardeşidir. Künyesi Ebulmünzir idi.
Yezid b. Amr ikinci Akabe bey’atında bulundu. Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===================


EBULYESER KÂ’B B. AMR EL ENSARİ (R.A)

Ebulyeser Kâ’b b. Amr b. Abbâd Selime oğullarındandır. An-nesi Nüseybe bint-i Kays’tır.
Ebulyeser Kâ’b b. Amr ikinci Akabe bey’atında bulundu. Be-dir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlarda bulundu.
Hicretin elli beşinci yılında Medine’de vefat etti.
Şişman, kısa boylu, büyük karınlı bir Zat idi.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=======================



SAYFÎ B. SEVAD EL ENSÂRİ (R.A)

Sayfî b. Sevad b. Abbad Selime oğullarındandır.
Sayf b Sevad ikinci Akabe bey’atında hazır bulunmuş ve Bedir savaşına katılmıştır.


Allah (c.c) ondan razı olsun.

=================

SA’LEBE B. GANEME (ANEME) EL ENSARİ (R.A)

Salebe b. Ganeme (Aneme) b. Adiyy Selime oğullarındandır. Annesi Cüheyre bint-i Kayn’dır
Salebe b. Ganeme (Aneme) ikinci Akabe bey’atında hazır bulu-nuş olan ensardan olup Bedir, Uhud, Hendek savaşlarına katılmış, Hendek savaşında şehit olmuştur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=====================


AMR B. GANEME(ANEME) EL ENSARİ (R.A)

Amr b. Ganeme (Aneme) b Adiyy, Selime oğullarındandır. Sa-lebe b. Ganeme (Aneme)nin kardeşidir.
Amr b. Ganeme ikinci Akabe bey’atında hazır bulunmuş ensardan olup Bedir savaşına katılmıştır.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

================


ABS B. ÂMİR EL ENSARİ (R.A)

Abs b.Amir b. Adiyy Selime oğullarından olup Salebe b. Ganeme (Aneme) ve Amr b. Ganeme (Aneme) le amca çocukları-dır. Annesi Ümmülbenin bint-i Züheyr’dir.
Abs b. Amir ikinci Akabe bey’atında hazır bulunmuş olup Be-dir ve Uhud savaşlarına katılmıştır.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

==================

EBU YAHYA ABDULLAH B. ÜNEYS EL ENSARİ (R.A)

Abdullah b. Üneys b. Es’ad Selime oğullarındandır. Künyesi Ebu Yahya’dır.
Abdullah b. Üneys ikinci Akabe bey’atında hazır bulunmuş olan ensardan olup Uhud ve ondan sonraki savaşlara katılmıştır.
Abdullah b. Üneys çok becerikli, hareketli bir kişi idi.
Peygamberimiz dayandığı asasını ona verip:
-Ey Yahya’nın babası! Bu kıyamet günü aramızda bir alamettir buyurmuş, o da öldüğü zaman bu asayı kefeninin içine konulmasını emir ve tavsiye etmiştir.
Abdullah b. Üneys hicretin elli dördüncü yılında Medine’de vefat etti.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

==================


HALİD B. AMR EL ENSARİ (R.A)

Halid b. Amr b. Adiyy Selime oğullarındandır. İkinci akabe bey’atında hazır bulunmuş ensardan olup bazı kaynaklarda Bedir savaşına katıldığı rivayet edilmektedir.


Allah (c.c) ondan razı olsun.

==================





EBU CABİR ABDULLAH B. AMR B. HARAM (R.A)


Abdullah b. Amr b. Haram Selime oğullarındandır. Annesi yine Selime oğullarından Rebab bint-i Kays’tır.
Abdullah b. Amr b. Haram’ın künyesi Ebu Cabir’dir.
Abdullah b. Amr b. Haram ikinci Akabe bey’atında hazır bu-lundu. On iki kabile temsilcisinden birisi olarak seçildi. Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı. Uhud savaşında şehit oldu.
Uhud savaşında şehit olduğu zaman yakın dostu olan Amr b. Cemuh ile aynı kabre gömüldüler.
Abdullah b. Amr b.Haram yüzündeki yar nedeniyle şehit ol-muştu. Gömüleceği zaman yaralı yüzü üzerinde bulunan eli çekil-diğinde yarasından kan akmaya başladığı, eli yüzüne konulunca kanamanın durduğu görülmüştür.
Kırk altı yıl sonra kabri açıldığında cesedinde en küçük bir de-ğişikliğin olmadığı görülmüştür.
Bu konuda peygamberimiz:
-Abdullah b. Amr şehit olduğu zaman anı yüce Allah Onu biz-zat karşısına alarak onunla konuştu. Ne dilerse kendisine verilece-ğini söyledi. Abdullah b Amr’da tekrar şehit olmak üzere dünyaya geri çevrilmesini diledi. Fakat Cenab-ı Hakkın daha önceden şehit-lerin geri gönderilmeyeceği hakkında hükmü vardı. Bunun üzerine Abdullah b. Amr:
-Öyle ise Ya Rab! Şu durumumu gerimde bulunanlara tebliğ buyur dileğinde bulundu.
Bunun üzerine Cenab-ı Hak:
-Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma!
Onlar Rableri katında diridirler ve rızıklanırlar mealindeki 169uncu ayeti inzal buyurdu.
Abdullah b. Amr b.Haram kızıl benizli, başının en tepesi tüy-süz, orta boylu bir Zat idi.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=====================

EBU ABDULLAH CABİR B. ABDULLAH EL ENSARÎ (R.A)

Cabir b. Abdullah b. Amr b. Haram Selime oğullarındandır. Annesi Nüseybe bint-i Ukbe’dir. Künyesi Ebu Abdullah’tır.
Cabir b.Abdullah ikinci Akabe bey’atında babası Abdullah b. Amr b. Haram ile birlikte hazır bulundu. Bedir ve Uhud savaşları dışında on dokuz savaşa katılmıştır.
Cabir b. Abdullah doksan dört yaşında bulunduğu sıralarda Medine’de vefat etti. Cenaze namazını Medine valisi olan Eban b. Osman kıldırdı.
Cabir b. Abdullah peygamberimize çok yakındı. Bu nedenle kendisi bin beş yüz kırk hadis rivayet etmiştir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===============


MUAZ B. AMR B. CEMUH EL ENSARİ (R.A)

Muaz b. Amr b. Cemuh Selime oğullarındandır. Annesi Cabir b. Abdullah’ın halası Hind bint-i Amr b. Haram’dır.
Muaz b. Amr ikinci Akabe bey’atında hazır bulunan ensardan olup Bedir savaşına katılmış, bu savaşta Ebu Cehil bacağından vurup yere düşürmüştür.
Muaz b. Amr Hz. Osman döneminde Medine’de vefat etti.


Allah (c.c) ondan razı olsun.


==============

SABİT B. CIZ’ (SALEBE) EL ENSARİ (R.A)

Sabit b. Cız’ (Salebe) Selime oğullarındandır. Annesi beni Uzrelerden Ünas bint-i Sa’d’tır.
Sabit b. Cız’ (Salebe) ikinci Akabe beyatında hazır bulundu. Bedir, Uhud Hendek ve diğer bütün savalarda katıldı. Taif muha-sarasında şehit oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=================

UMEYR B. HARİS EL ENSARİ (R.A)

Umeyr b Haris b. Lebde, Selime oğullarındandır. Annesi Kebşe bint-i Nabi’dir.
Umeyr b.Haris ikinci Akabe beyatında hazır bulundu. Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===================


EBU ŞUBAS HADîC B. SELÂME EL ENSARİ (R.A)

Hadîc b. Selâme b. Evs, Amr b. Furafir oğullarındandır. Kün-yesi Ebu Şubas’tır.
Hadîc b. Selâme ikinci Akabe bey’atında hazır bulunmuş ensardandır. Uhud savaşından sonraki bütün savaşlara katılmıştır.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===============


EBU ABDURRAHMAN MUAZ B. CEBEL EL ENSARİ (R.A)


Muaz b. Cebel b. Amr Hazrecîlerdendir. Annesi Hind bint-i Sehl b. Cüheyne’dir. Künyesi Ebu Abdurrahman’dır.
Muaz b. Cebel ikinci Akabe bey’atında hazır bulunmuş ensardandır. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer savaşlara katılmıştır.
Ashabın tanınmış alimlerinden birisi idi.
Peygamberimiz onu Yemenin Cened sancağına kadı olarak gönderdi. Oda ora halkının davarlını hallettiği gibi onlara Kuran-ı Kerim ve İslam şeriatını öğretti.
Muaz b. Cebel ashabın helal ve haramlarını en iyi bilenlerinden peygamberimiz devrinde fetva verenlerinden birisi idi.
Onun hakkında Hz. Ömer:
-Kadınlar Muaz b. Cebelin bir benzerini doğurmaktan acizdir-ler. Eğer Muaz olmasaydı yol gösteren bulunmazdı da Ömer helak olurdu buyurmuştu.
Muaz b. Cebel Hz. Ömer’in halifeliği döneminde hicretin on sekizinci yılında Amevas veba salgınında otuz dört yaşlarındayken vefat etti.
Muaz b. Cebel peygamberimize yakın olma şerefine erişmiş sahabilerden birisidir. Kendisi yüz elli yedi hadis rivayet etmiştir.
Muaz b. Cebel uzun boylu, ak tenli, büyük gözlü, çatık kaşlı, kıvırcık güzel saçlı, parlak ve güzel dişli idi.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

====================

AMR B. HARİS EL ENSARİ (R.A)


Amr b. Haris b. Lebde b. Amr Selime oğullarından olup Umeyr b. Haris’in kardeşidir.
Amr b. Haris ikinci Akabe beyatında hazır bulunmuş olan ensardandır.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=================

EBUL VELİD RİFÂA B. AMR EL ENSARİ (R.A)

Rifâa b. Amr b. Zeyd, Malik b. Salim oğullarındandır. Künyesi Ebulvelid’tir.
Rifâa b. Amr ikinci Akabe bey’atında hazır bulunmuş olup Be-dir ve Uhud savaşlarına katılmış ve Uhud savaşında şehit olmuştur.


Allah (c.c) ondan razı olsun.

================


UKBE B. VEHB EL ENSARİ (R.A)


Ukbe b. Vehb b. Kelede Mudar’lardandır. İkinci Akabe bey’atında hazır bulundu.
Bazı kaynaklar Onun birinci Akabe bey’atında da hazır bulun-duğunu kaydederler.
Ukbe b. Vehb Bedir ve Uhud savaşlarına katılmıştır.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===================

EBU SABİT SA’D B. UBÂDE EL ENSARİ (R.A)


Sa’d b. Ubâde b. Düleym Hazrec oğullarındandır. Annesi Amret’el’Salise bint-i Mes’ud’tur. KÜnyesi Ebu Sabit’tir.
Araplar arasnda yazı yazan pek az bulunurken Sa’d b Ubâde yazı yazardı. İyi yüzme bilir, iyi ok atardı. Bu nedenle kamiller-dendi.
Sa’d b Ubâde çok cömert bir aileye mensuptu. Kendisi de çok cömert bir insandı.
Sa’d b Ubâde’nin dedesi Düleym köşklerinden bir köşkün üze-rinden:
-Ey Ahali! Et, yağ isteyen Düleym b. Harise’nin köşküne gelsin diye nida ettirir; isteyene et, isteyene yağ dağıtırdı.
Düleym her sene Menat putuna on deve kurban ederdi.
Düleym ölünce oğlu Ubade halka aynı şekilde nida ettirdi, iste-yene et, isteyene yağ dağıttırdı. Müslman oluncaya kadar Menat putu adına her sene on deve kurban etmeye devam etti.
Bu dededen oğula, oğuldan toruna devam edip gitti. Ubâde’nin oğlu Sa’d da dedesi ve babası gibi çok cömert bir kişi idi.
Sa’d b. Ubâde hicretten sonra peygamberimize her gece bir çanak içinde etle veya sütle veya sirkeli zeytın yağı ile yapılmış tirit yemeği gönderirdi. Bazı geceler ashab-ı suffadan seksen yoksulu evine götürüp doyurduğu da olurdu.
Sa’d b. Ubâde ikinci Akabe beyatında on iki kabile temsilcisin-den birisi olarak hazır bulunmuş olan ensardan olup başta Uhud ve Hendek olmak üzere bütün savaşlara katılmıştır.
Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ebu Bekir’e rakip ola-rak beyat etmeyip Şama hicret etmiş, Hz. Ömer’in halifeliği sıra-sında Havran’da vefat etmiştir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=================

MÜNZİR B. AMR EL ENSARİ (R.A)

Münzir b.Amr b. Huneys Hazrec oğullarındandır. Annesi Seli-me oğullarından Hind bint-i Münzir’dir.
İslamiyet’ten önce Araplar arasında yazı yazan pek az bulu-nurken Münzir b. Amr yazı yazardı.
Münzir b.Amr ikinci Akabe beyatında on ik kalbe temsicisinden birisi olrak bulunmuş olan ensardandır. Bedir, Uhud savaşlarına katıldı. Bir-i Maune’de müşrikler tarafından kuşatıla-rak arkadaşları ile birlikte şehit edilmiştir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

==================

ÜMMÜ ÜMÂRE NESİBE EL ENSARİ (R.ANHA)

Ümmü Ümâre Nesibe bint-i Kâ’b b. Amr Mazin b. Neccar oğul-ları kadınlarındandır. Annesi Rebab bint-i Abdullah b. Habib’tir.
Ümmü Ümâre Nesibe hatun ikinci Akabe beyatında hazır olan iki ensar kadınlarından biri olup Uhud, Hayber, Huneyn savaşla-rına katılmış; Uhud savaşında önce yaralıları sulamak istemiş, Müslümanların bozguna uğradığını görünce kocası ve oğulları ile peygamberimizn önünde savaşmış ağır yaralar almıştır.
Bu konuda peygamberimiz:
-Uhud günü sağıma soluma döndükçe ancak Ümmü Umare’nin savaştığını görürdüm buyurmuştur.
Ümmü Ümâre Nesibe hatun peygamberimizn vefatından sonra Müseylemetülkezzab’ın üzerine gönderilen İslam ordusunda da bulunup savaşmış, bu savaşta on iki yerinden kılıç ve mızrak yarası almıştır.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

================


ÜMMÜ MENİ’ ESMA EL ENSÂRİ (R.ANHA)

Ümmü Meni’ Esma bint-i Amr b. Adiyy Selime oğulları kadın-larındandır.
Ümmü Meni’ Esma hatun iknci Akabe beyatında hazır bulunan ensar kadınlarından birisidir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=================



ÜMMÜ MABED ATİKE BİNT-İ HALİD EL HUZAİYYE (R.ANHA)

Ümmü mabet peygamber efendimizin hicreti sırasında yanında-kilerle birlikte çadırına uğradığı ve misafiri olduğu kadın sahabidir.
Peygamber efendimiz hicret sırasında Kudeyd’in içlerinde bu-lunan Müşellel’e geldiklerinde Ümmü Mabed’in çadırını gördü ve ona misafir olmak istedi.
Ümmü Mabed akıllı iffetli ve güçlü bir kadındı. Çadırını yuka-rıda andığımız Kudeyd’te Müşellel denilen bir dağın eteğine kur-muştu. Kıtlık ve kuraklık yıllarında bu çadırının önünde oturur, gelip geçen yolcuların su ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılamaya çalı-şırdı.
Kılavuzu Abdullah b.Uraykıt kafileyi et, süt ve hurma satın almak üzere onun çadırına doğru götürdü. Fakat Ümmü Mabed’in yanında istediklerinden hiçbir şey kalmamıştı.
Kuraklık ve kıtlık zamanlarından halk yanına sıkça uğrar neyi var neyi yoksa alıp, tüketirlerdi.
Ümmü Mabed çaresizlikle:
-Vallahi elimde bir şey bulunsaydı ihtiyaçlarınızı gidermek için ikram ederdim. Fakat elimde hiç bir şey yoktur dedi.
Bunun üzerine peygamberimiz:
-Ey Ümmü Mabed! Yanında süt bulunur mu? Diye sordu.
Ümmü Mabed olumsuz manada başını sallayarak:
-Vallahi sütümde yoktur. Davarlarımın hepside kısırdır dedi.
Peygamberimiz çadırın yanında arık bir koyun gördü. O koyu-nu göstererek:
-Ey Ümmü Mabed! Şu koyun nedir? Diye sordu.
Ümmü Mabed:
-Vallahi o sürümdeki arık bir koyundur. Dermansız ve güçsüz olduğundan sürüden ayrı kalmıştır dedi.
Bunun üzerine peygamberimiz:
-Bu koyun sütlü bir koyun mudur? Diye sordu.
Ümmü Mabed yine olumsuz yönde başını sallayıp:
-Vallahi o bir damla süt vermekten mahrum bir koyundur dedi.
Peygamberimiz:
-Ey Ümmü Mabed! Sen onu sağmama izin ver belki Allah (c.c) bizlere süt nasip eder buyurdu.
Ümmü Mabed:
-Anam babam sana feda olsun. Sen onda süt bulabileceğini sa-nıyorsan sağ dedi.
Peygamberimiz koyunu getirtti. Arkasına çömelip bacaklarını ayırdı. Besmele çektikten sonra memelerini eliyle birkaç kere sığa-dı. Daha sonra:
-Ey Allah’ım! Şu kadının koyununu bereketli kıl diye dua etti. Dua bitince koyunun memeleri sütle dolup taştı. Peygamberimiz büyükçe bir kap getirterek sütü içine sağdı. Kabı iyice doldurdu. Kaptaki süt beş on kişiye yetecek kadar çoktu.
Sütten önce Ümmü Mabed kanıncaya kadar içti. Ümmü Mabed’ten sonra peygamberimizin yol arkadaşları kanıncaya ka-dar içtiler. En son peygamberimiz içtikten sonra:
-Kavmin suvarıcısı en son içer buyurdu.
Hava son derece sıcaktı. Susadıkça peygamberimizin sağdığı sütten kanasıya kadar içtiler. Bu ara Ümmü Mabed bir koyun geti-rerek kesti, etini pişirdi. Pişen eti peygamberimiz ve yoldaşlarına ikram etti. Onlar etten doyuncaya kadar yediler. Ümmü Mabed pişirdiği etten yol azığı olarak koydu. Etin çoğu kendilerine kaldı.
Peygamberimiz gitmeden önce:
-Ey Ümmü Mabed! Rabbim senin için şu koyunu mübarek ve bereketli kılmıştır. Sen onu sakın kesme. Rabbimin izin verdiği zamana kadar sen onun sütünden faydalanıp dur buyurdu.
Gerçektende bu koyun hicretin on sekizinci yılındaki kuraklığa kadar kalmış, yeryüzünde az veya çok bir şey kalmamışken Ümmü Mbed ailesi bu koyundan süt sağıp durmuşlardır.
Peygamberimiz ve yanındakiler ayrılıp gittikten sonra Ebu Mabed geldi. Kaptaki sütü görünce şaşırdı. Ümmü Mabed’e:
-Vallahi ben burada şaşılacak bir şey görüyorum. Koyunlar kısır ve uzaktalar. Yakınlarda ise sütü sağılır bir hayvan yok. Ey Ümmü Mabed! Bu süt nereden geldi? Diye sordu.
Ümmü Mabed sevinçle:
-Vallahi çadırımıza mübrek bir zat uğrayıp şöyle, şöyle yapmış-tır. Bu süt ondan kalmadır deyip peygamberimizi ve yaptıklarını anlattı.
Bunun üzerine Ebu Mabed:
-Vallahi o kutlu zat Kureyşîler dört bir yerde arayıp durdukları zat olsa gerektir. Sen gördüğün ve konukladığın o Zatı bana tarif et dedi.
Ümmü Mabed:
-Çadırıma konuk olan Zat öyle bir Zattı ki güzelliği ve ululuğu besbelli idi. Güzel huylu idi. Kendisinde ne karın büyüklüğü, ne de baş küçüklüğü vardı.
O çok biçimli ve güzel çehreli idi. Gözlerinde siyahlık, kirpikle-rinde çokluk, sesinde nezaket vardı.
Gözlerinin akı pek ak, karası pek kara idi ve kudretten sürme-liydi.
Boynunda uzunluk ve yükseklik, sakalında sıklık vardı.
Sustuğu zaman kendisinde bir vakar ve ağırbaşlılık, konuştuğu zamanda güler yüzlülük görülmekte, sözleri dizilmiş inciler gibi ağzından tatlı, tatlı dökülmekte idi.
Sözleri açık ve hak ile batılı ayırıcıydı. Ne acizlik sayılacak de-recede az, ne de boş ve gereksiz sayılacak kadar çoktu.
Uzaktan bakılınca kendisi insanların en heybetlisi idi. Yakınına gelinince herkesten daha tatlı ve çekici idi.
Kendisi orta boylu olup, boyu ne hoşa gitmeyecek de- recede uzun, ne de göz hâkir görerek başkasına bakacak derecede kısa idi. Sanki o bir fidandı. İki fidan arasında bitmiş, parlaklığı ve yeşilli-ğiyle diğerine üstün gelmişti.
Onun yanında bazı yoldaşları vardı. Bir şey söylediğinde onlar dinlerler, verdiği emri yerine getirmeye koşuşurlardı.
Kendisi ekşi ve asık yüzlü değil, güleçti.
O kimseyi azarlamaz ve kınamazdı dedi.
Ebu Mabed heyecanla atılarak:
-Vallahi bu zat Mekke’deki işi bize anlatılmış olan Kureyşîlerin sahibi olan zattır.
Ey Ümmü Mabed!
Eğer ben kendisine rastlamış olsaydım arkadaşlığına kabul edilmemi dilerdim. Yinede bir yolunu bulursam muhakkak bu de-diğimi yapacağım dedi.
Ümmü Mabed hicretten sonra Allah’ın dilediği kadar bir za-man Kudeyd’te kaldı. Daha sonra küçük oğlunu yanına alarak Medine’ye geldi. Peygamberimiz o sıralarda Müslümanlara hitap etmekteydi. Ümmü Mabed Resulallahın yanına gelerek Müslüman oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.
 

tersinim

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2010
Mesajlar
30
Aldığı Beğeniler
0
Takım
Galatasaray
EBU MABED EKSEM B. CEVN(ABDÜLUZZA) (R.A)


Ebu Mabed Eksem b. Cevn(Abduluzza) Huzaalardandır. Ken-disi Ümmü Mabedin kocası idi.
Peygamberimizin sütsüz koyunda süt çıkarma mucizesini gö-rünce peşlerinden gitti ve kafileye Rim vadisinde yetişti. Beyat etti. Müslüman olarak geri döndü.
Ebu Mabed sık, sık Medine’ye gider gelirdi. Peygamberimiz bir gün ona:
-Ey Eksem! Araplara tapmaları için putları ilk getiren Amr b. Luhay’ı cehennemde bağırsaklarını sürürken gördüm de onun ka-dar sana benzeyen, senin kadarda onu benzeyen bir kimse görme-dim buyurmuştu.
Bunun üzerine Ebu Mabed:
-Ya Resulallah! Bu benzeyişin bana zarar vermesinden korku-yorum dedi.
Bunun üzerine peygamberimiz:
-Ey Eksem! Amr b. Luhay’a benzediğin için sakın korkma Sen müminsin, o ise kafirdir. O İsmail b. İbrahim’in (a.s.) dinini ilk değiştiren, putlar diken; bahîre, saîbe, vasîle hâmî bid’atlerini ih-das eden, bu nedenle cehenneme atılan bir kimsedir buyurdu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

==================


SÜRAKA B. MALİK B. CUŞ’UM EL MÜDLİCİ (R.A)


Süraka b. Malik b. Cuş’um Müdlıc oğullarındandır. Künyesi Ebu Süfyan’dır. Kendisi Müdlic oğullarının ileri gelenlerindendi.
Peygamberimiz ve yanındakiler hicret sırasında Müdlic oğulla-rının yurduna gelmişlerdi. Müşriklerse onları dört bir yanda ara-maktaydılar. Dört bir yana haberciler göndermişlerdi. Bu nedenle Mudlic oğulları peygamberimizin ve yanındakilerin arandıkların-dan haberdardılar.
Peygamberimiz ve yanındakilerin arandıkları haberini getiren elçi Müdlic oğullarına peygamberimizle Ebu Bekir’den her birini öldüren veya esir eden kimseye mükâfat olarak yüzer deve vereceği haberini de getirmişti. Süraka b. Malik ise bu sırada Müdlic oğul-ları meclislerinden bir mecliste bulunmaktaydı. Bu sırada içeri gi-ren bir Müdlicî Süraka’nın yanına gelip:
-Ey Süraka! Ben biraz önce sahile doğru giden birkaç yolcu gördüm. Sanırım onlar Muhammed ile ashabıdır dedi.
Süraka b.Malik adamın gördüklerinin peygamberimiz ve arka-daşları olduğunu hemen anlamıştı. Fakat kaçakları yakalayanların çok olması elde edilecek mükafatın bölünmesi, daha az pay almala-rı demekti. Bu nedenle bu haberi getiren adama başıyla sus işareti yaptıktan sonra meclistekilere:
-Senin gördüğün kişiler Kureyşilerin aradıkları değildir. Sen filan kişileri görmüş olmalısın. Onlar az önce yitik develerini ara-mak üzere söylediğin yöne doğru geçip gittiler dedi.
İşareti alan adamda onu tasdikledi.
-Evet zannederim az görmüş olduğum kişiler o söylediklerindi dedi.
Süraka diğerleri anlamasın diye biraz oyalandıktan sonra mec-listen ayrılıp evine gitti. Cariyesine:
-Hemen atımı hazırla ve şu yüksek tepenin ardında beni bekle diye emretti.
Cariyesi atını hazırlarken zırhını giyindi silahlarını kuşandı.
Öteden beri şüpheli işlere kalkışmadan önce fal oku çekmek Arapların adetlerinden birisiydi. Süraka’da fal oklarını çıkardı. Yapacağı işten zarar görüp görmeyeceğini anlamak için fal oku çekti. Fakat fal oku olumsuz çıktı. Fakat ümidini yitirmedi. Kaçak-ları yakalayıp Kureyşilere teslim edince mükâfat olarak elde ede-ceği develeri düşündü. Ayrıca bu işi başarması kendisine Araplar arasında çok büyük bir itibarda sağlayacak, adı yer yerde övgüyle anılıp duracaktı.
Bütün bu düşünceler Süraka’yı gayrete getirdi. Hemen kargısı-nı kapıp alarak başkaları görmesin diye evinin arka kapısından çıktı. Kargısının demir ucunu parıldayıp dikkat çekmesin diye yer-de sürüyerek ilerledi.
Cariyesi emrettiği gibi atını hazırlayıp yüksek tepenin ardına getirmişti. Hemen üzerine atlayıp dörtnala kaldırdı. Yüksek tepe-nin zirvesine ulaştığında kafileyi gördü. Seslerini işitecek kadar kendilerine yaklaştı.
Ebu Bekir her zaman yaptığı gibi sık, sık ardına dönüp bak-makta etrafı kontrol etmekteydi ki atını dörtnala kaldırmış Süraka’yı gördü.
Korku ve telaşla peygamberimize dönerek:
-Ya Resulallah! Şu bizi arayan süvarilerden bir süvaridir. O bize yetişmiş bulunuyor dedi.
Peygamberimiz:
-Ya Ebu Bekir! Telaş edip mahzun olma! Muhakkak ki Allah (c.c) bizimledir buyurdu.
Fakat Ebu Bekir kendi nefsinden çok peygamberimizi düşünü-yor onun için korkup telaşlanıyordu. Bu nedenle ağlayarak:
-Ya Resulallah! Şu süvari bizi aramaktadır ve neredeyse yetiş-mek üzeredir dedi.
Onun ağladığını gören peygamberimiz:
-Ey Ebu Bekir! Sen niye ağlıyorsun? Diye sordu.
Ebu Bekir:
-Ya Resulallah! Vallahi ben kendim hakkında ağlamıyorum. Ben sana bir zarar gelecek diye ağlamaktayım dedi.
Bunun üzerine peygamberimiz arkasına döndü. Dörtnala üzer-lerine gelen Süraka’ya bakıp:
-Allah’ım! Şu üzerimize gelen süvariye karşı dilediğin şeyle bize kafi ol. Onun şerrini üzerimizden def et diye dua etti.
Peygamberimiz duasını henüz bitirmişti ki Süraka’nın atı tö-kezleyip kapandı. Süraka’da yere yuvarlandı. Atı cins bir attı. Süraka böyle bir şey beklemiyordu. Bu nedenle hemen fal oklarını çıkarıp tekrar çekti. Fakat çektiği ok yine olumsuzdu. Fakat o çı-kan fala uymadı.
Bu ara kapaklanana at doğrulmuştu. Süraka tekrar atına atla-yıp dörtnala kaldırdı. Birkaç adım sonra at yine kapaklandı. Süraka yine yere yuvarlandı. Süraka yine fal okarını çıkarıp fal çekti fal yine olumsuz çıktı. Fakat o fala yine uymadı. Kapaklanan atı tekrar doğrulmuştu. Süraka üzerine atlayıp tekrar dörtnala kaldırdı. Kafileye iki üç mızrak boyu yaklaştı. Peygamberimiz ar-dına dönüp bakmıyordu fakat Ebu Bekir telaş ve korku ile sık, sık ardına bakıp duruyordu. Ebu Bekir’in yüreği ağzına gelmişti ki peygamberimizin sesini tekrar duydu. Peygamberimiz Allah’a (c.c) kendilerin koruması için dua ediyordu. Birden Süraka’nın dörtna-la kalkmış atının ön ayakları kumlara batıverdi. At deprendikçe daha çok kumlara battı sonunda bu batış dizlerine erişti. Süraka’da attan yere yuvarlandı. Süraka fırlayıp kalktıktan sonra atının dizginlerinden tutup battığı kumdan çıkarmaya çıkardı. Fa-kat ne atın, ne de Süraka’nın çabaları bir fayda vermedi, at battığı yerden çıkamadı. Ve bu anlarda zarar vermeye çalıştığı zatın Allah (c.c) tarafından korunduğuna kanat getirdi. Ona bir zarar verme-sinin mümkün olmadığını bu aralarda anladı. Hemen iki kolunu da yukarı kaldırarak:
-El aman! Ben Süraka b. Cuşum’um. Bana bakıp aman veriniz. Ben sizinle konuşmak istiyorum. Vallahi ben size ne eziyet edece-ğim ne de benden size hoşlanmadınız bir şey gelecektir.
Ya Muhammed! Anladım ki şu başıma gelenler senin işindir. Dua et de Allah (c.c) şu içinde bulunduğum durumdan beni kurtar-sın. Üzerime borç olsun ki vallahi ben arkamdan gelenlere halinizi gizleyeceğim. İşte ok torbam. Bu oklardan bir ok al. Sen filan yerde bulunan develerimin ve davarlarımın yanına uğra. Onlardan neye ihtiyacın varsa al diye bağırdı.
Peygamberimiz:
-Ey Süraka! Benim develere ve davarlara ihtiyacım yok. Deve ve davar sürülerin senin olsun buyurduktan sonra dua etti. Duanın bitiminde, bütün çabalarına rağmen bir türlü kurtulamayan at yerinde silkindi. Kurtulup düze çıktı. Atın kuma gömülen dayağı-nın izinden bir duman çıkıp ağır, ağır göğe doğru yükseldi.
Süraka peygamberimize:
-Ya Muhammed! Kavmin seni öldürülmen veya esir edilmen için diyet miktarı kadar deve vaat etti. Onlar seni dört bir yanda aramakta ve aratmaktadırlar dedi. Kureyşilerin kendisine ve ar-kadaşlarına neler yapmak istediklerini haber verdi.
Süraka onlara yol azığı vermek istedi ise de peygamberimiz kabul etmedi.
Peygamberimiz Ebu Bekir’e:
-Ey Ebu Bekir! Şu kişiye söyle. Bizim onun malına ihtiyacımız yoktur. Onun bizden bir isteği var mıdır? Varsa bildirsin buyurdu.
Ebu Bekir peygamberimizin sözlerini Süraka’ya aktardı.
Süraka doğrudan peygamberimize:
-Ey Muhammed! Vallahi senin üzerinde bulunduğum şu iş çok büyük bir iştir. Muhakkak ki şanın çok yüce olacaktır. Sen bana aramızda bir alamet, bir işaret olmak üzer bir yazı bir amanname yazıp ver dedi.
Peygamberimiz Ebu Bekir’e:
-Ya Ebu Bekir! Sen istediği amannameyi yaz buyurdu.
Amir b. Füheyre okuma yazma bilen ashaptandı. Ebu Bekir’de ona:
-Ya Amir! Sen şu kişiye Resulallahın emrettiği amannameyi yaz ve ona ver dedi.
Amir b. Füheyre’de amannameyi bir deri parçasına yazıp Ebu Bekir’e verdi. Ebu Bekir de onu Süraka’ya doğru attı.
Süraka amannameyi alınca:
-Ya Resulallah! Ey Allah’ın peygamberi! Sen ne dilersen bana emret dedi.
Resulallahta:
-Ey Süraka! Sen şu bulunduğun yerde dur. Arkamızdan gele-cek hiçbir kimseyi bırakma diye emretti.
Günün başında peygamberimiz bir numaralı düşmanlarından olan Süraka b. Cuşum günün sonunda silahlı koruyucusu olup çıkmıştı.
Süraka b. Cuşum yurduna doğru dönüp giderken peygambe-rimiz ona:
-Ey Süraka! Sen kisranın bileziklerini koluna takacağın, keme-rini kuşanacağın ve tacını başına koyacağın zaman nasıl olacaksın? Diye sordu.
Süraka b. Cuşum şaşırarak:
-Ya Resulallah! Şu andığın kişi kıralar kralı Kisra b. Hürmüz müdür? Diye sordu.
Peygamberimizde:
-Ey Süraka! Evet! Bir gün gelecek Fars beldeleri fethedilecek serveti de iğtinam edilecektir. Bunu bana şanı yüce Allah müjdele-di buyurdu.
Nitekim İran fethedilip Kisranın bilezikleri, kemeri ve tacı Me-dine’ye getirildiğinde Halife olan Hz. Ömer onları Süraka’ya taktı. Sonrada:
-Ey Süraka! Ellerini kaldırıp Allah-ü Ekber; hamt olsun O Al-lah’a ki bunları; ben insanların rabbiyim diyen Kisra b. Hür-müz’den soyup Müdlic oğullarından Süraka b. Malik B. Cuş’um bedevisine takındırdı de buyurdu.
Süraka’da Hz. Ömer’in dediğini yaptı. Kisranın bileziklerini taktı, kemerini kuşandı, tacını başına koydu. Yıllar önce peygam-berimizin müjdelediği bir müjde böylece gerçekleşmiş oldu.
Peygamberimizin içinde bulunduğu kafile Medine’ye doğru ilerlerken Süraka rastladığı herkese:
-Ben sizin adınıza burada olanlara kafi geldim. Aradıklarınız buralarda değildir. Siz onları başka yerlerde arayın diyor onları geri çeviriyordu.
Süraka b. Malk b.Cuşum’un eli boş gelmesi üstelik peygambe-rimizi ve yanındakileri arayanlara engel olmaya çalışması Ebu Ce-hil’i kuşkulandırmıştı. Bir ara onun Müslüman olmuş olmasından korktu. Söylediği beyitlerle onu kötülemeye, halkın gözünden dü-şürmeye çalıştı. Bunun üzerine Süraka Ebu Cehil’e manzum bir cevap verdi. Bu cevabında şöyle diyordu:
-Ey Hakem’in babası! Sen benim atımın ayakları yer battığı zaman ki halini bir görmüş olsaydın ne durumda olduğumu anlar-dın.
Şüphesiz ki gördüklerim apaçık bir delil ve burhandı.
Muhammed şüphesiz ki Allah’ın (c.c) peygamberidir.
Artık ona kim dayanabilir?
Ey Ebul Hakem! O senin amcanın oğludur.
Sana yakışan kavmini ona karşı kışkırtmak değildir. Ona karşı çıkanlara engel olmaktır. Ben şunu iyice anladım ki onun duyur-mak ve yaymak istediği şey muhakkak bir gün yerleşecek ve gelişe-cektir. Onun yerleşip gelişmemesine hiç kimse engel olamayacaktır. Öyle ki bütün halk ona karşı koymayı değil uymayı ve kendisiyle barışıklık içinde bulunmayı isteyecektir dedi.
Süraka b. Malik b. Cuşum yıllar sonra peygamberimiz Taif’ten Cirane’ye inerken yanına varmak istedi. Ashabı peygamberimizi çepeçevre kuşatmışlardı. Süraka peygamberimize yaklaşmaya kal-kışınca mızraklarıyla dürtüklemeye ve :
-Sen ne istiyorsun? Demeye başladılar. Sürka sesini duyuracak kadar peygamberimize yaklaşınca Ebu Bekir’in Amir b. Füheyre’ye peygamberimiz adına yazdırdığı yazı bulunan deri parçasını havaya kaldırıp:
-Ya Resulallah! Bu benim için yazdırdığın yazıdır. Ben Süraka b. Malik b. Cuş’um el Müdlic’iyim diye bağırdı.
Peygamberimiz onu görünce hemen tanıdı. Eliyle işaret ederek:
-Bu gün verilen sözde durma ve sözü yerine getirme günüdür. Yanıma yaklaş buyurdu.
Süraka peygamberimize soracağı soruyu heyecandan unutu-verdi. Fakat yinede:
-Ya resulallah! Kendi develerim için suyla doldurduğum havuz-ların başına yitik develer sararlar havuzumdan onları suvarırsam bana ecir ve sevap var mıdır? Diyebildi.
Peygamberimizde:
-Ey Müdlicî! Evet! Her susamışı suvarmakta ecir ve sevap var-dır buyurdu.
Süraka b. Malik b. Cuş’um hicretin yirmi dördüncü yılında vefat edinceye kadar iyi bir Müslüman olmaya çalıştı.

Allah ondan razı olsun.


==================


BÜREYDE B. HUSAYB B. ABDULLAH B. HARİS (R.A)

Büreyde b. Husayb Mazin b.Haris oğullarındandır. Künyesi Ebu Abdullahtır.
Peygamberimiz hicret sırasında Gamim mevkiinde bir cemmat ile karşılaşmış onlara Kuran okumuş ve İslamiyeti arz ve teklif etmişti. Orada bulunan seksen kişilik cemaat Müslüman olmuştu. İçlerinde Büreyde b.Husayb’ta vardı. Peygamberimiz namaz kıl-dırdı ve geceyi yanlarında geçirdi. O gece Büreyde b. Husayb ile buluştu. Peygamberimiz ona Meryem suresinin baş taraflarını öğ-retti.
Büreyde b. Husayb Bedir ve Uhud savaşlarından sonra Medi-ne’ye peygamberimizin yanına geldi ve Meryem suresinin kalan kısmını orada öğrendi. Bir daha peygamberimizin yanından ayrıl-madı. Bütün savaşlara katıldı. Peygamberimizle birlikte on altı gazada bulundu. Peygamberimizin vefatından sonra cihada çıktı. İran tarafları fethedilince Merv şehrine yerleşti ve burada vefat etti.
Peygamberimiz ashabımdan hiçbir kimse yoktur ki bir yerde vefat etsin de kendisi kıyamet günü ora halkının yedicisi ve nuru olarak bas edilmiş olmasın buyurmuştu.
Bu nedenle Büreyde b. Husayb şarklıların kılavuzu ve nuru olarak bas edilecektir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.
=================


MES’UD B. HÜNEYDE (R.A)


Mes’ud b. Hüneyde Eslemlerden Evs b. Hucr’un kölesi idi. Hic-rette peygamberimiz ve ashabı Arc vadisine geldiklerinde devele-rinden birisi yorulmuş ve iyice yavaşlamıştı. Bu arada rastladıkları Evs b. Hucr Eburrida isimli devesini peygamberimize vermiş, Mesud b. Hüneyde isimli uşağını da hizmet etsin diye yanlarına katmıştı.
Rekube’ye gelince namaz vakti girdi ve peygamberimiz orada namaz kıldı, kıldırdı. Ebu Bekir peygamberimizin sağında durdu. Kılınan namazı gören Mesud b. Hüneyde’nin kalbine İslam sevgisi düştü orada Müslüman oldu. Onlarla birlikte namaz kıldı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


===================



AŞERE-İ MUBEŞŞERE

Ashab-ı Kiramdan on kişi sağlıklarında Cennetle müjdelen-miştir. Bu ashaba Aşere-i Mübeşşere denilir. Aşere-i Mübeşşere ashabı şunlardır.

1-Hz. Ebu Bekir Abdullah Atik b. Ebi Kuhafe (r.a)
2-Hz. Ali b. Ebu Talib (k.v)
3-Hz. Osman b. Affan (r.a)
4-Hz. Ömer b. Hattab (r.a
5-Ebu Ubeyde b. Cerrah (r.a)
6-Abdurrahman b. Avf (r.a)
7-Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a)
8-Talha b. Ubeydullah (r.a)
9-Zübeyr b. Avam (r.a)
10- Said b. Zeyd (r.a)

Her ne kadar kaynaklar aşere-i Mübeşşereyi on ashab olarak belirtmişlerse de onlara; Bilal-i Habeşi, Nuaym (Nahham) b.Abdullah gibi ashabı da ilave etmek gerekir.

=============

Peygamberimizin kendilerinden razı olarak ayrıldığı sahabiler şunlardır.

1-Abdurrahman b. Avf (r.a)
2-Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a)
3-Talha b. Ubeydullah (r.a)
4-Hz. Osman b. Affan (r.a)
5-Zübeyr b.Avvam (r.a)

==============

Müslüman olduklarını açıklamaktan çekinmeyen yedi mücahit şunlardır.

1-Resulallah Aleyhisselam,
2-Hz. Ebu Bekir (r.a)
3-Bilâl-i Habeşî (r.a)
4-Habbab b. Erett (r.a)
5-Suheyb. b. Sinan (Suheyb-i Rumi) (r.a)
6-Ammar b. Yâsir (r.a) ve
7-Ammar’ın annesi Sümeyye hatun (r.anha)
=============

Hz. Ömer’in halifelik işini konuşmak için tavsiye ettiği şura ashabı şunlardır.

1-Hz. Ali b. Ebu Talib (k.v)
2-Abdurrahman b. Avf (r.a)
3-Talha b. Ubeydullah (r.a)
4-Hz. Osman b. Affan (r.a)
5-Zübeyr b. Avam (r.a)
 

tersinim

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2010
Mesajlar
30
Aldığı Beğeniler
0
Takım
Galatasaray
FAYDALANDIĞIMIZ ESERLER

Abdullah Aydemir=İslami kaynaklara göre peygamberler
Ahmet b.Hanbel=Müsned
Ahmet Cevdet Paşa= Kısas-ı Enbiya
Belâzuri=Ensabu’l Eşraf
Beyhaki=Delailin Nübüvve
Beyhaki=Sünen
Bünyamin Ateş= Peygamberler tarihi
Buhari=Sahih
Büyük İslam Tarihi (Kurul)
Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
Ebul Ferec ibn.Cevzi=El Vefa
Ebul Fida=Elbidaye vennihaye
Ebu Nuaym=Delailün Nübüvve
Diyarbekri=Hamis
Halebi=İnsanüluyun
İbn.Abdulberr=İstiab
İbn. Esir=Kâmil
İbn. Haldun=Tarih
İbn.İshak-İbn. Hişam= Sîre
İbn.Kayyım=Zadülmead
İbn. Kesir= Kuran tefsiri
İbn. Sa’d=Tabakat
İbn. Seyyid=Uyûnul Eser
İmam-ı Gazali= İhya
Kastalani=Mevahibülledüniyye
Maurice Bucaille=Müsbet ilim yönünden Tevrat, İnciller ve Ku-ran
Muhammet Hamdi Yazır=Hak dini, Kuran dili
M.Asım Köksal=İslam Tarihi
M.Asım Köksal=Peygamberler tarihi
Müslim=Sahih
Taberi=Tarih
Yakubi=Tarih
Zehebi=Tarih-ül İslam

Sorular ve irtibat: tersinim@hotmail.com
 
Üst Alt