Son günlerde özellikle batıda Hz. Peygambere ve İslama hakaretler yoğunlaştı. İslam hakkında menfi propagandalar gün geçtikçe artmakta. İslama ait olmayan bir çok menfilikler, bu temiz ve nezih dine mâl edilmek istenmekte. Müslümanlar, kaba, sert, merhametsiz, şiddet yanlısı, terörist ve medeniyetsizmiş gibi takdim edilmekte, bununla da İslâmın inkişafı engellenmeye çalışılmaktadır. İslamdan haberi olmayan, hayatında güzel ve kâmil Müslümanlarla tanışma fırsatı bulamayan Gayr-ı Müslimler, çoğu kere ortaya atılan menfi propagandaların tesiriyle İslâm hakkında önyargılı davranıyorlar. Onlar gazetelerden, kitaplardan ve televizyondan duyduklarına inanıyorlar. Maalesef bu realite karşısında Müslümanların son derece akıllı ve uyanık olmaları, İslamın güzelliklerini hem özde ve sözde hem de fiilde, bütün iletişim vasıtalarını da kullanarak yansıtmaları gerekmektedir. Bu durumda eli kalem tutan, dili doğruları söyleyen ve güzel davranışlarıyla bulunduğu yere hayat veren her Müslüman, vazifesini yerine getirmiş olacaktır. Dolayısıyla Müslüman, nerede ve ne zaman olursa olsun söylediği her söze ve yaptığı işe büyük bir misyon yükleyip sorumluluklarının bilincinde hareket etmelidir. Ondan sâdır olan her güzelliğin, bir çok kimsenin yanlış yargılarını düzelteceği, belki de onların hidayetlerine vesile olacağı şuurunu taşımalıdır. Zira İslam Tarihi iyice tetkik edildiğinde, Müslümanların gönülden söylediği söz ve şuurla yaptığı davranışların, birçok yanlış kanaati değiştirdiğini gösteren sayısız örnekler mevcuttur. Geçenlerde Kırıma yapmış olduğum seyahatte dinlediğim yaşanmış bazı olaylar da bunlar arasında zikredilebilir. Bunlardan birini sizlerle paylaşmak istiyorum. İsa, Kırımda yaşayan milli ve manevî değerlerine bağlı, terbiyeli ve kültürlü bir Tatar genci. Ailesi, 1993ten önce Özbekistana sürülen Kırım Tatarlarından. Sovyetler Birliği dağılınca 1993 yılında ailesiyle birlikte anavatanı olan Kırıma yerleşmiş. Kırım, hâlen Ukrayna Devletine bağlı, iç işlerinde serbest bir ülke ve halkının ekserisi Rus vatandaşı. Nüfusun % 10unu oluşturan Tatar Müslümanlar azınlık konumunda. İsa, İlk ve orta tahsilini Kırımın eski adıyla Kalay şehrinde bitirmiş. Yüksek öğrenimini ise, Türkiyede Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde tamamlayıp memleketine dönmüş. Şu anda Kırım Müftü yardımcısı olarak hizmet etmekte. Yaşadığı bir hadiseyi şöyle anlatıyor: Çocukluğumdan beri motosiklet sürmeyi çok arzulamış ama hiç fırsat bulamamıştım. Akrabalarımızdan birinin kasalı bir motosikleti vardı. Kendisinden rica ettim ve aldım. Sürmeyi öğrenmeye kararlıydım. Daha önceden, kasalı motosiklet sürmenin normal motosiklet sürmekten daha zor olduğunu duymuştum. Çünkü kasalı olduğu için hep bir tarafa doğru çekiyormuş. Nihayet motosiklete bindim ve çalıştırdım. Bir an önce merakımı gidermek istiyordum. Ama yanlış bir kalkışla gidip komşunun bahçesini çevreleyen tel örgüye çarptım. Ufak tefek sıyrıklar olsa da hadiseyi ucuz atlatmıştım. Motosiklet de biraz hasar görmüştü. Ama gel gör ki komşunun tel örgülerine epeyce zarar vermiştim. Tel örgüyü tutan üç beton direğin iki tanesi, yere gömülü yerinden kırılmıştı. Çok heyecanlandım. Eyvah, ben ne yaptım! diye kara kara düşünmeye başladım. Tel örgüsüne zarar verdiğim komşumuz, kimseyle konuşmayan, kendinden başkasını beğenmeyen, kibirli, kaba, sert, bencil ve başkalarına eliyle diliyle eziyet eden dul bir Rus kadınıydı. Hatta diğer komşular ona faşist gibi lakaplar takmışlardı. Benim kaza yaptığımı gören diğer bir Rus komşumuz ise, kadının problemli biri olduğunu bildiği için bana: Ben seni görmedim! Onlar şu anda evde yoklar kimin kırdığını bilemezler. Hemen kaç buradan! dedi. Hadisenin etkisiyle bir anda ne yapacağımı şaşırdım. Sanki bu kadının söyledikleri benim için bir anlık çıkış yolu gibi göründü. Ben de hemen uzaklaştım oradan ve eve geldim. Bazı tanıdıklar da: O seni görmedi, boş ver düşünme dediler. Ama benim, bir Müslüman olarak ve 4 yıldan beri aldığım İlahiyat tahsilinin tesiriyle de vicdanım hiç rahat değildi. Zira kul hakkıyla Allahın huzuruna çıkmanın ne demek olduğunu, Allah yolunda canını verip şehit olan birinin sorgusuz sualsiz cennete girse bile kul hakkından mutlaka hesaba çekileceğini çok iyi biliyor ve buna yürekten inanıyordum. İçimden bir ses: Acaba birisi gelip aynı şeyi sana yapsa ve sonra bırakıp kaçsa hiç memnun olur musun? diyordu. Gerçekten de hiç kimse kendisine böyle yapılmasını istemezdi. Bu düşünce ve duygular içindeyken birden Hz. Peygamberin (s.a.v.): Gerçek Müslüman elinden ve dilinden başkasının emin olduğu kimsedir ; Sizden biriniz kendisi için istediğini başkası için de istemedikçe (hakiki) mümin olamaz hadisleri zihnimde canlanıverdi. Sonunda komşunun tel örgülerini ve onları tutan beton direkleri tamir etmeye karar verdim. Tel örgülerine zarar verdiğim komşu Allahtan evde yoktu. Rabbime: Ya Rabbi, ne olur ona verdiğim zararı telafi edinceye kadar eve gelmesin diye dua ettim. Allaha şükürler olsun ki, o anda bizim evde o komşunun kırılan direklerinin aynısı hatta daha yenisi vardı. Hemen ağabeyimle beraber tamir işine başladık. Tel örgüyü öyle yaptık ki, eskisinden daha yeni ve sağlam oldu. İkindiye doğru komşu gelince, annem bu olan bitenler gizli kalmasın diye: Komşuya haber verelim dedi. Kapısına vardık. Olanlardan haberi bulunmayan komşumuz, yine eski tavırlarıyla uzaktan anneme: Söyle ne var, ne istiyorsun? diye sert ve istihzalı bir şekilde seslendi. Annem onu yanına çağırıp olan biteni anlatınca hemen telaş içerisinde gidip tel örgüsüne baktı. Bahçesini çevreleyen tel örgüsünün eskisinden daha sağlam ve güzel olduğunu görünce, benim yanıma geldi ve hafifçe tebessüm ederek: Bu güne kadar Müslümanlar hakkında hiç de olumlu şeyler düşünemiyordum. Ama görüyorum ki, sizler farklısınız. Ben sizde gerçek Müslümanın kim olduğunu gördüm dedi. Bize karşı hiç de müspet bir tepki vereceğini ummadığımız kadının bu sözleri, yaptığımız iyi işlerin çoğu kere bir iyilik olarak bize tekrar geri döndüğünü ispatlamaktaydı. İsanın gerçek hikayesinin bize öğrettiği bir ders var: Müslüman, nerede ve ne zaman olursa olsun söylediği her söze ve yaptığı işe büyük bir misyon yükleyip sorumluluklarının bilincinde hareket etmelidir. Ondan sâdır olan her güzellik, bir çok kimsenin yanlış yargılarını düzeltecek belki de onların hidayetlerine vesile olacaktır.