Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

İman-ı İcmali

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
21 Ocak 2011
Mesajlar
752
Aldığı Beğeniler
15
Müslümanca Bir Hayat İçin
Adab-ı Muaşeret

İslâmî hayat, içinde sadece namazı orucu olan, başörtüsü ya da türbanı olan hayat değil. Bütün bu ilâhi emirlerin zeminini oluşturan tutum davranışlarla, topyekün İslâm ahlâkıyla bezeli bir hayat.

Böylebir hayat her şeyden önce “edepli” bir hayattır. Yaratıcı’ya ve yaratılana karşı edepli... Bu edep hali en çok insan ilişkilerinde kendini belli eder. Yani müslüman adab-ı muaşeret sahibidir.

Özgürlük adı altında nice kabalığın meşruiyet kazandığı, samimiyet kisvesi altında nezaketin hiçe sayıldığı, menfaat uğruna her türlü sınırsızlığın hak sayıldığı bugün adab-ı muaşereti hatırlamalıyız.

Müslümanca bir hayatın ihya ve inşası için...

Adabın, “insanı değerlendirmede önemli ölçülerden biri” olduğunu söylüyor Mesnevi.

Eskiler,Hz. Peygamber Efen-dimiz’i model alarak insanlarla iyi, sağlıklı, doğru ve sağlam münasebetler kurmayı “adab-ı muaşeret” olarak tarifederlerdi. Ardından da insanın hayatı boyunca ihtiyaç duyacağı konuları içeren derin bir hayat bilgisi dersine geçerlerdi.

Aslında adab-ı muaşeret bugün zannedildiğinin aksine “görgü kuralları” na karşılık gelmez. Çünkü özünde yaşayan ve yaşanan bir anlayışı taşır. Bu bakımdan adab-ı muaşeret yaşama tarzının, özelde ise bireyin ve karakterinin en önemli belirleyicisidir.

Edep kelimesi terbiye, güzel ahlâk, iyi davranış, incelik, kibarlık, gibi manalara geliyor.

İslâmî kaynaklarda ‘edeb’e getirilen tanımlamalardan birisi ise Muhammed b.Tayyib el-Fâsî’ye aittir. Ona göre edep, “kişiyi küçük düşürücü bütün durumlardan koruyan tutum ve davranışlar”dır.

Bunun yanında edebin tasavvuf ta “daima güzeli seçip onunla olma” (İbn Atâ k.s.),“kendini tanıma” (Abdullah b. Mübarek k.s.) veya “aklın tercümanı”(Sakatî k.s.) gibi tarifleri vardır.

Yani edep, yaşayış tarzımızı, insanlarla ilişkilerimizi güzele yönlendiren belirleyici bir işleve sahiptir.

Edep kelimesinin çoğulu olan “âdâp” aynı zamanda bir fıkıh kavramıdır ve“Hz. Peygamber s.a.v.’in sünnetine uygun olarak yapılan hareketler” şeklinde tanımlanır. Adap kavramı geniş ifadesiyle de Allah’ın ve Peygamber s.a.v. Efendimizin emir ve yasaklarına uygun biçimde hareketetmek anlamına gelir.

Dolayısıyla adab-ı muaşeretin özündeEfendimiz s.a.v.’in sünneti vardır. Adab-ı muaşeret kuralları da O’nungüzide anlayışına yaklaşmak için bize sunulan yansımalardan ibarettir.Adab-ı muaşerete giden yolda sünneti anlamak
bir zarurettir.
 

İman-ı İcmali

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
21 Ocak 2011
Mesajlar
752
Aldığı Beğeniler
15
Sınırlara Riayetin Adı

En önemli adap kitaplarımızdan biri olan Kimya-yı Saadet’te Gazali rh.a. Hazretleri edep konusunda şöyle diyor:

“Adab-ı Muaşeret esasları, hadislerde ve İslâm kaynaklı eserlerdebildirilmiştir. İnsanlar ve hayvanlar arasındaki fark, bu edeplere riayet etmek iledir. Zira hayvanlar tabiatlarının iktiza ettiği şekilde yerler, içerler, yaşarlar. Onlara akıl yeteneği verilmediği için güzel ile çirkini birbirinden ayıramazlar. İnsanlar akıl ve temyiz (iyi ile kötüyü ayırt etme) yeteneğini yerinde kullanmazlarsa akıl ve tercih nimetinin hakkını vermemiş ve nimeti reddetmiş olurlar.”

Dolayısıyla,adab-ı muaşeret insanın iyi ile kötü, güzel ile çirkin karşısındaki tercihinde yönlendirici bir role sahiptir. Bu rolüyle de dinî, dünyevi,tasavvufî, ahlâkî ve sosyal uygulamaları sistematize eden ilkeler bütününü içine alır.

Bu yüzden tüm bu konularda en ideal örnek Peygamber s.a.v. Efendimiz kabul edilir. İslâm adap literatürüne gireneserlerin çoğunda “Âdâbü’n-Nebi” veya benzer başlıklar altında Efendimiz s.a.v.’in kişiliği, davranış ve yaşayış biçimi örnek olarak sunulur.

Yine Hanefi fukahasından İbni Abidin rh.a. “farz-ı ayn”olan ilimleri tasnif ederken şu hükmü ortaya koyuyor: “Kulun dinini yaşaması, Allah için amelinin ihlâsı ve kulları ile muaşereti hususunda muhtaç olduğu ilmi öğrenmesi İslâm’ın farzlarındandır.” Dikkat edilirse, insanların birbirleriyle olan münasebetleri (muaşeretkaideleri) hususunda bilgi sahibi olmaları farz-ı ayn olarak işaretleniyor.

İmam-ı Kurtubî’nin edeple ilgili sözlerinde de aynı hikmet dile getirilir: “Kur’an-ı Kerim’in mucizelerinden birisi de ilimdir. Helal, haram ve diğer hükümlerle insanlığı ayakta tutan,ailevî ve beşerî münasebetleri düzene koyan ve saadeti hazırlayan birilim.”

Sûfi geleneğinde derinliğine işlenen bu konu hakkın da Abdullah b. Mübarek Hazretleri ise; “Adabı küçümseyip önem vermeyenler sünnetlerden mahrumiyetle cezalandırılır, sünnetleri küçümseyenler farzlardan fire vermeye başlar, farzları küçümseyenler ise ilâhi anlayıştan mahrum olur.” ikazını ifade buyurur.

Bu bilgiler doğrultusuda adab-ı muaşeretin, “insanların birbirleriyle münasebetlerinde, helal ve haram hudutlarına riayeti esas alan birilim” olduğu söylenebilir

 

İman-ı İcmali

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
21 Ocak 2011
Mesajlar
752
Aldığı Beğeniler
15
‘En güzel’ e yaklaşmak için

Adab-ı muaşeret, terbiyeli, kibar, nazik, takdire değer ahlâkî davranış biçimleri anlamına da gelir. Görgü ve nezaket kuralları toplumun dününü, bugününü dengeleyen tarihî sürekliliği temine yardımcı olur.İnsanlık alemini en güzel noktalara taşımanın yolu, görgü ve nezaket kurallarından geçer.

Yaratılışları gereği (bedenî ve ruhîaçıdan) birbirine muhtaç olan insanlar bir arada yaşamak zorundadırlar.Kişinin toplumla kurduğu ilişkileri düzenleyen ve sağlamlaştıran,toplumsal ahengi sağlayan ve muhafaza eden, sosyal bir varlık olan insanı çokluk içinde seçkin ve doğru kılan kurallar bu sebeple çok önemlidir.

Her ümmetin, akidesine dayalı ahlâkî anlayışından kaynaklanan adab-ı muaşereti vardır. Bu kurallar zaman içinde oluşur.Bütün kitleye mal olarak o toplumu ayakta tutan dinamiklerden biri olarak varlığını devam ettirir.

Nitekim kainatı mükemmel bir düzen ve intizam üzere yaratan Allah Tealâ, yarattıkları içinde insanıda “en güzel” biçimde yaratmıştır. Peygamberleri vasıtasıyla saadet yollarını göstermiş, iyi ve güzeli, kötü ve çirkini öğretmiştir.İnsanlara da kendileri için en doğru olan yaşayış ve hareket yollarını bildirmiştir. Hz. Peygamber s.a.v., “Bir mümin güzel ahlâkıyla gece ibadet eden, gündüz oruç tutan kimselerin derecelerine erişir.” buyurur.

Adab-ı muaşeret başlığı altında sıralanan kurallar bu yüzden önemlidir. Çünkü onlar güzel geçinmenin, güzel yaşamının haritasını verirler.

Hemen bütün ahlâk eğitimi ve adap konulu eserlerde adab-ı muaşeret benzer başlıklar altında incelenmekte: Nezaket, yeme içme adabı, selamlaşma adabı, kazanç ve ticaret adabı, konuşma ve dinleme adabı, ev içi ve sosyal hayata dair adap kuralları, taharet adabı, oturma ve genel davranış gibi.

Elbette “adab-ı muaşeret” dersi vermek haddimize değil. Ancak evvelden edindiğimiz ve alışkanlık haline getirdiğimiz muaşeret adabının temel kurallarını hatırlamanın sayısız faydası olduğunu kabul etmeliyiz. Kullanmadığımız için unuttuğumuz ya da yerine bize ait olmayan başka kaideler koyduğumuz bu konuları, en azındanbaşlıklar halinde hatırlamak “adabı muaşeret” ve modern dünyanın “görgükuralları” arasında kalmış biz müslümanların akıl karışıklığını gidermeye yardımcı olabilir.
 

engin.

... Bir_Katre ...
 
Üyelik Tarihi
18 May 2008
Mesajlar
2,384
Aldığı Beğeniler
67
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
Edebli insanın her işinde hayır vardır. ALLAH Razı olsun. Elinize sağlık
 

İman-ı İcmali

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
21 Ocak 2011
Mesajlar
752
Aldığı Beğeniler
15
Ahlâk temizlikle başlar

Müslüman bedenini, elbisesini ve çevresini temiz tutar. Bu sebeple temizliği;beden temizliği, yiyecek-giyecek temizliği ve çevre temizliği olarak ele almak gerekir. Kur’an-ı Kerim’de de bu üç temizliğe işaret eden ayetler vardır.

Hadis-i şeriflerde, “Misvak kullanın, çünkü misvak ağzı temizler” ve “Yemekten önce ve sonra el yıkamak yemeğe bereket getirir” buyuran Hz. Peygamber s.a.v., el, ağız ve diş temizliğine verdiği önemi göstermiştir. Bu sebeple misvak veya fırça kullanarak dişleri temizlemenin önemli bir sağlık ve adap kuralı olduğu unutulmamalıdır.

Allah Tealâ örtünmek ve süslenmek için giyecekleri insanlara bir nimet olarak vermiştir. İsrafa ve gösterişe kaçmadan, temiz ve sade giyinmek her müslümanın görevidir. Kılık kıyafet kişinin ruh dünyasına ve karakterine göre bazı ipuçları da verir. Bu sebeple, başta temiz olması şartıyla gelişi güzel değil özenli ve uyumlu, mekâna ve mevsime göre giyinmek ve bu hususta hassas davranmak gerekmektedir. Kirli ve pejmürde bir kıyafet ve zevk yoksunu elbiseler, yalnız giyineni değil, çevresindekileri de rahatsız eder.Hz. Peygamber s.a.v., her konuda olduğu gibi, üst-baş ve giyim kuşam konusunda da, temizliği ve derli toplu olmasıyla eşsiz bir örnektir.

Çevre temizliği ise toplumsal bir konudur. Müslüman, yediği içtiği ve giydikleri kadar içinde yaşadığı çevrenin de temiz olmasına dikkat eder. Bu önemli bir ahlâkî sorumluluktur.

Burada fertlerin karşılıklı hak ve görevleri söz konusudur. Mesela, yere çöp atan veya çekinmeden tükürüp geçen; dinlenmek için gittiği gezinti yerlerinde yiyip içtiklerinin artıklarını çevreye saçan; gürültü yapan, etrafını kirleten bir kişi, yalnız çevresini kirletmiş olmakla kalmaz. Aynı zamanda o çevrede yaşayan insanlara karşı da haksızlık yapmış olur.Bunun için çevre temizliğini toplumsal bir görev olarak değerlendirmek gerekir. Bu konuda çok titiz davranmak müslümanlar için bir yükümlülüktür.

Özetle müslüman; üstü-başı, çevresi, yiyeceğive giyeceği ile temiz, derli toplu, intizamlı olmaya çalışır. Her zaman toplumsal değerleri, gelenek ve dinî ölçüyü dikkate alır.
 

İman-ı İcmali

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
21 Ocak 2011
Mesajlar
752
Aldığı Beğeniler
15
Yeme-içme adabı

Adap bahsinde karşımıza çıkan en önemli detaylar yemek yeme hakkındadır.Gelenekte ve modern zamanın görgü kurallarında yemek adabı bazı değişiklikler gösterse de, müslüman için yemek yemenin değişmez kuralları vardır.

Yeme-içme adabını sünnet ışığında takip ve tatbik eden kişi öncelikle yemekte acele etmez. Hızlı yenen bir yemekte adaba riayet mümkün değildir. Hızlı yapılan birçok eylem özensiz ve kontrolsüzdür.

Yemeğe besmele ile başlanmalı, yemeği sağ elleyemelidir. Sofrada önce büyük olan yemeğe başlar. İster beraber ister ayrı yensin tabakta yemek bırakılmamalıdır.

Sofrada edepli oturulmalı, hürmetsizlik edilmemelidir. Taneli şeyler yendiğinde birer birer yenmelidir. Sofrada bulunan bir kimse doysa da diğerleri sofradan kalkmadan kalkması doğru değildir. Yemek üflenmemeli, soğuması beklenmelidir. Yemekten önce eller yıkanmalıdır.

Yemek sırasında tatsız konular konuşulmamalı ve çirkin, nezaketsiz hareketler yapılmamalıdır. Lokmayı, ağza göre almalı ve iyice çiğnedikten sonra yutmalı; lokmayı yutmadıkça ikinci lokmaya el uzatmamalı; ekmeği dişlerle koparmamalı; ağızda ekmek varken kimse ile konuşmamalı; yemek sofrasında dişler temizlenmemelidir.

Hz. Peygamber s.a.v.,yemeğin önünden yenmesini isteyerek, aynı tabaktan yemek yenilen bir sofrada, başkasının önüne uzanmanın çok çirkin olduğunu belirtmiştir.Peygamberimiz s.a.v. yemeği sağ eliyle yer, elbise veya ayakkabısını giyerken sağdan başlardı.

Yemeğe besmele ile başlamak, bitincede şükretmek esastır. Herkesin kendi önünden yemesi, kapta yemek artığı bırakılmaması, artık dökülmemesi, ekmek kırıntılarının toplanarak yenilmesi İslâm’da muaşeret adabı arasında sayılır.

Misafirlikte de son derece nazik olan Peygamberimiz s.a.v. kendisini davet eden, yoksul bir kişi de olsa zamanı müsaitse davete icabetederdi. Yemekler arasında ayırım yapmaz; arzu ederse yer, etmezse yemezdi. Karnı doymuş bile olsa izin almaksızın sofradan kalkmayı uygun bulmazdı

 

İman-ı İcmali

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
21 Ocak 2011
Mesajlar
752
Aldığı Beğeniler
15
Oturup kalkmayı bilmek

DavudTaî k.s. Hazretleri, İmam-ı Azam rh.a. Hazretlerinin oturma konusundaki hassasiyetini şöyle anlatır: “Yirmi sene İmam-ı Azam’la birlikte bulundum. Bu süre içinde bir kez olsun ayaklarını uzattığına şahit olmadım.”

Eski insanların aile ya da bir meclis toplantısında çektirilmiş siyah beyaz fotoğraflarında gözümüze çarpan değişmez bir incelik vardır. Bu fotoğraflar da oturanların en doğru pozu verme telaşını görürüz. Gerek vücut dilleri, gerekse giyim kuşamlarına gösterdikleri özen birer edep işaretidir.

Daima derli toplu olan, bunu bir “kural”dan ziyade doğal duruş olarak koruyan medeni insan modelleri bugünün nezaketsiz ve özensiz insanı için birer örnek teşkil ediyor. Aynı zamanda “oturmasını kalkmasını bilmeyen”ler için ciddi bir uyarı niteliğine sahipler.

Konuşmada ölçü: Nezaket ve tevazu

Adab-ı muaşeretin çok önemli kollarından biri de “konuşma adabı”dır. Bu konudaki ilk ölçülerden birisi konuşanın sözünü kesmenin nezaketsizlik olduğudur. Hadis-i şerifte, “Arkadaşı konuşurken susmak mürüvvettendir.” buyrulur. Mürüvvet; insanlık, iyilik cömertlik,faydalı olmak gibi manalara gelir. Hallerin en güzeline riayet etmek demektir.

Her davranışıyla bütün zamanlara örnek olan Peygamber s.a.v. Efendimiz, insanlarla konuşurken sesini yükseltmez,karşısındakinin sözü bitmeden yüzünü çevirmezlerdi. Birine söz söylemek için dönerken bütün vücuduyla dönerlerdi. Bir gün Peygamberimizin inci gibi dökülen mübarek sözleri karşısında, Hazreti Ebubekir r.a. kendini tutamayıp “Ey Allahın Rasulü!” der, “Bu kadar güzel konuşup davranmayı,bu kadar mükemmel edebi nereden öğrendin?” Efendimiz s.a.v. şöylebuyurur: “Beni Rabbim terbiye etti; ne güzel terbiye etti!”

Toplumsal ahengi tutan ve muhafaza eden unsurlardan biri olan konuşma; ölçü,nezaket ve tevazu ile yapılırsa güzel ve tesirli olur. Rica ve teşekkür edebilen, insanlara seslenirken, bir şey sorarken ve söylerken nezaket gösteren, az konuşan ve dinlemesini bilen, konuşurken muhatabının yüzüne bakan, onun sözünü kesmeyen kişinin konuşma adabına riayetinden söz edilebilir.

Kınalızade Ali Efendi Ahlâk-ı Alâi’de, “çok konuşmaktan kaçınmak gerekir çünkü çok konuşmak zihin hafifliğini gösterir, dimağ ve dile yorgunluk verir, kişiyi küçültür, dinleyeni usandırır” demiştir.

İnsanların yüz yüze konuştuğu zamanların,telefonla konuşulduğu zamanlardan daha az olduğu yeni dünyada, ayrıca telefonla konuşma adabından da söz etmek gerekiyor.

MuhittinDalkılıç’ın 1932’de yazdığı “Yeni Hayat Adamına Yeni Adab-ı Muaşeret”adlı kitabında, telefonda konuşma adabı şu şekilde özetleniyor:

“Daima en kısa ve en kestirme şekilde konuşulmalıdır. Telefonda uzun uzadıya hal hatır sormak ve yüksek sesle konuşmak uygun değildir. Birisiyle sohbet esnasında iken müsaade alınmaksızın telefonu açmak kabalıktır.Hususi ikametgâh telefonu müstesna olmak üzere işyerlerine sırf hâl hatır sormak için telefon etmek caiz değildir.”

Sözlü ve yayazılı dilde nezaketin ihlali, daha çok her akla gelen şeyi söyleme sathîliğinden kaynaklanır. Konuşurken iç-dış bütünlüğü ve samimiyet çok önemlidir. Ancak pervasız bir üslubun da samimiyetle alâkası yoktur.Gelişi güzel beyanlarda bulunmaya alışmış bir insanın, fıtratı,alışkanlık ya da doğallığı bahane etmesi samimiyetsiz ve isabetsiz olacaktır.

 

İman-ı İcmali

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
21 Ocak 2011
Mesajlar
752
Aldığı Beğeniler
15
Modern çağda edep ve zarafet

Müslüman evinde eşine, çocuklarına ve komşularına, işyerinde mesai arkadaşlarına, alışveriş yaptığı, selam verdiği bütün insanlara karşı nazik ve güler yüzlü davranır. Başta çocukları olmak üzere, söz ve davranışındaki adap ve zarafeti ile çevresine örnek olan, “modellenen”kişidir.

“Yakın bir gelecekte kendisi gibi yetişkin bir insan olacağını düşünerek kişinin çocuklarına eksiksiz bir adab-ı muaşeret eğitimi vermesi şarttır. Bunun için de evvela kendisinin kötü ahlâk ve alışkanlıklardan uzak olması ve adabı muaşereti kendi söz ve davranışında yaşatması lazım gelir.” (Mustafa Bilgen, Yüksek İslâmAhlâkı)

Sokağa tükürmek, çöp atmak, geliş geçişe mâni olmak,tiksindirici çirkin şeyler bırakmak, görgüsüzlüktür. Taşıma araçlarında itişmek, sıra olan yerlerde sırasını beklememek çirkin davranışlardandır. Gençler, yaşlılara ve hastalara yer verir. Peygambers.a.v. Efendimiz, “Büyüklerini saymayan bizden değildir.” buyurmuştur.

Alış verişte,izin almadan satıcının malına dokunulmaz. Malın görünüşünü, kalitesini bozacak şekilde ürüne ellenmez ve bakılmaz. Fiyat konusunda fazla ısrar edilmez. Alınsa da alınmasa da teşekkür edilir. Satıcı müşterisinin memnun olacağı hâl ve harekette bulunur.

Komşulukta iyi geçim,karşılıklı yardımlaşma, dert ve sevinçlerine iştirak, her karşılaştıklarında selamlaşma, hâl hatır sorma, birbirinden isteklerini imkân ölçüsünde temin etme önemli görgü kurallarındandır. Gürültü, çöp,pislik, rahatsız edici koku ve benzeri şeylerle komşuları rahatsız etmek muaşeret kurallarına aykırıdır.

Ayrıca misafire ikramda bulunmak gerekir. Peygamber s.a.v. Efendimiz, “Allah’a ve kıyamete inanan, misafirine ikram etsin” buyurmuştur. Misafire ikram, ona karşı güler yüzlü ve tatlı dilli olmaktır.

Eve besmele ile ve sağ ayakla girilir, ardından da selam verilir. Birinin evine girerken izin istemek gerekir.

Bütün bu nezaket kuralları asırlar boyunca, başta tasavvuf ehli olmak üzere,müslümanlar tarafından titizlikle takip ve talim edilmiştir. Böylece hürmet ve muhabbetle beslenmiş bir “yaşama kültürü”, nezaket kavramının üstünlüğü muhafaza edilmiştir.
 

İman-ı İcmali

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
21 Ocak 2011
Mesajlar
752
Aldığı Beğeniler
15
Adab-ı muaşeret bir karakter disiplinidir

Adab-ı muaşeretin; gündelik hayatın zaman ve mekân ölçeklerini birbirine karıştıran, modern zaman insanı için koruyucu ve kurtarıcı bir rolü vardır.

Şimdilerde “görgü kuralları” deniyor “adab-ı muaşeret” yerine. Sözlükteki karşılıkları yakın dursa da, görgü ve kural kelimeleri adab-ı muaşeretteki derinliği ve ruh refleksini vermiyor elbette.

Bütün bu tanım ve açıklamalardan sonra adab-ı muaşereti, şu şekilde toparlayabiliriz: Adab-ı muaşeret, iyi bir eğitimle kazanılmış karakter disiplinidir. Dinî ve sosyal hayatın bütünlüğünü ve düzenini muhafaza eden sağlıklı insan davranışları toplamıdır.

Bilinen ve uygulanan adab-ı muaşeret insana kalite katar, kişiyi saygıdeğer ve özellikli kılar.

Yerlere tüküren, çöp atan, komşusunun hakkına riayet etmeyen, temiz ve titiz olmayan, nezaketi ahlâk edinememiş, kaba, saygısız, hitabında özensiz,adab-ı muaşereti gündemine almayıp, bunu bir doğallıktan uzaklaşma olarak gören birinin karakter bütünlüğünden, insanî ve ahlâkî değerlerinin yüceliğinden ve dinî samimiyetinden söz edilemez.

Adab-ı muaşeret tek başına bir mesele olarak ele alınıp tanımlarla anlaşılabilecek bir kavram değildir. Eğitim ve modelleme ile başlayıp kişinin karakterine göre kendisinin görerek ve tatbik ederek edinebileceği bir melekedir. Hayatın tamamından beslenen, tevarüs eden,gelişi güzel ve kaba olan hiçbir eylemi içinde barındırmayan erdemli insan halidir. Böyle insanlar toplum içinde hemen fark edilirler.Ağırbaşlı, kibar, zarif gibi sıfatlarla anılırlar.

Müslüman birey için zaman ve toplum ne şekilde olursa olsun, bu niteliklerden uzaklaşmak söz konusu olmamalıdır. Zira adab-ı muaşeretten uzak olmak sünnetten, yani “iyi bir müslüman” olmak iddiasından da uzaklaşmaktır.
Adab-ımuaşerete riayet eden birinin, kaba, nezaketsiz ve kırıcı olması,toplum içinde küçük düşmesi mümkün değildir. İnsanlara saygı ve itina gösteren biri, daima saygı ve itina görür. Sosyal ve özel hayatında,insanlarla olan ilişkilerinde büyük sorunlar yaşamaz.

Muaşeret adabının işlendiği bütün eserlerde, “akıl-ahlâk-eğitim” üçlüsünün daimabir arada zikredildiğini fark ediyoruz. Çünkü aklın elemediği eylemler,refleks ve haz merkezlidir. Sözünde, davranışında, kararlarında hazzı merkeze alan insan, düşüncesiz ve kontrolsüzdür. Daima yanlış yapacak,yanlış yaşayacak ve geride yanlışlar bırakacaktır.

Oysa bütün bir söz ve eyleme katılmış akıl ve inceliğin, tefekkür ve estetiğin,nezaket ve olgunluğun tam karşılığı adab-ı muaşerettir ve bu iki kelimelik kavram, müslüman için kusursuz bir hal ve yaşama biçimidir.
 
Üst Alt