- Üyelik Tarihi
- 1 Eyl 2005
- Mesajlar
- 133
- Aldığı Beğeniler
- 0
Yemen tarafından bulunan Necran hristiyanları, İslam hakkında bilgi almak ve Rasûlullah (s.a.v) Efendimizle görüşmek üzere seksen kişiye yakın bir heyet halinde Medine'ye gelirler. Kaldıkları birkaç gün içerisinde hareretli görüşmeler, konuşmalar ve münazaralar olur. Bu esnada Al-i İmran sûresi de nazil olur.
Neticede, ileri gelenleri başta olmak üzere önemli bir kısmı müslüman olurlar, geri kalanlar da müslüman olmadıkları halde, müslümanların zimmetine girmeyi tercih ederler. Memleketlerine dönerlerken, İslamı ö retmek ve kendilerini yönetmek üzere emîn bir kişiyi de kendileriyle birlikte göndermesini Rasûlullah (s.a.v)den isterler. Rasûlullah (s.a.v):
"Yarın ben sizinle birlikte emînlerin emîni olan birisini gönderece im!" buyurur. Kimdir acaba bu "emînü'l ümena- eminlerin emîni" diye nitelenen kişi, bütün ashab-ı kiram merak içinde kalmıştır. Ertesi gün mescidde sabah namazından sonra yüzünü ashabına çevirir ve gözüyle birini aramaya başlar. Hz. Ömer diyor ki: O güne kadar hiçbir zaman içimde riyaset iste i duymamıştım, fakat o gün öylesine istedim ki, Rasûlullah (s.a.v)'in "emînlerin emîni" diye niteledi i kişinin kendimin olmasını, bu sözüyle beni kastetmiş olmasına öylesine bir arzu duymuştum ki, hatta gözüne görüneyim diye dizlerimin üzerine dikeliyordum. Fakat Rasûlullah (s.a.v)'in aradı ı kişi ben de ildim, beni gördü ü halde ça ırmıyordu. Daha sonra gerilerden Ebu Ubeyde b. Cerrah'ı ça ırdı, yanına oturttu ve Necran heyetine: "İşte emînlerin emîni! Her ümmetin bir emîni vardır, bu ümmetin emîni de Ebu Ubeyde'dir." buyurdu ve onlarla birlikte Yemen'e gönderdi.
Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz ve etrafındakiler böyleydi. Onlar gök ehlinin dahi gıpta edece i doruk bir noktaya ulaşmıştı emanet bakımından, emîn olma bakımından. Emîn Belde'nin emin sakinleriydi onlar, içlerine giren de emîn olurdu her türlü beladan ve korkudan.
Emîn insanların oluşturdu u o mübarek toplum yaşayaca ı kadar yaşadı, bu emîn insanlarla birlikte emanet ve emniyet sıfatı da yaşadı yeryüzünde. Bütün fertleri böylesine emîn insanlardan oluşan bir ümmetin içerisinde yaşamak nasıl bir şey dersiniz acaba?
Fakat çok hassas, çok nazlı ve nazenîn bir sıfatmış bu emanet ve emniyet sıfatı ki, en basit kirlenmelere tahammül edemeyip hemen sıyrılıverdi insanların arasından. Ümmetin ilk kaybetti i o oldu, Rasûlün getirdiklerinden ilk kaybedilen, semadan gelenlerden ilk kaybedilen, ümmetin arasından sıyrılıp semaya ilk yükselen "emanet" oldu. Zaten bunun haberini vermişti Allah'ın Rasûlü (s.a.v):
"Dininizden ilk kaybedece iniz şey emanettir, sonunucusu da namazdır." buyurmuştu. Bir başka hadîs-i şeriflerinde de:
"Aranızdan ilk kaldırılacak olan şey emanettir&" buyurmuştur.
Ne zaman kaldırıldı dersiniz acaba? Hicretin otuzuncu yılından biraz sonra vefat eden Rasûlullah (s.a.v)'in sır dostu Huzeyfe'nin (r.a) son zamanlarında yana yana "emîn" insan aradı ına bakılırsa çabuk kalkmış olmalı. Zaten ümmetin arasından ilk kaldıralaca ın emanet oldu unu en iyi bilenlerden, bunu bize rivayet edenlerden biriydi Huzeyfe (r.a).
Ne kutlu bir sıfatmış ki şu emanet, insanların arasından çekilir çekilmez, bir başka deyişle insanlar emîn olma özelliklerini kaybeder etmez kitlelerin şirazesi bozuldu, bütün de erler altüst oldu. İnsanların hangi istikamette seyretti i, ne zaman ve nerede duraca ı, hangi istikamete dönüş yapaca ı bilinemez oldu, bir olay karşısında nasıl bir tavır sergileyece i tahmin edilemez oldu.
Emanetin, emniyetin, emîn olma sıfatının yeryüzünden kalkmasının tezahürleri bugün hayatın bütün alanlarında kendisini göstermektedir. Hayatın bütün alanlarında ve toplumların katmanlarında bir güven bunalımı var. Ferdin ferde güvenini yitirmesi, aile bireylerinin birbirlerine olan güvenini yitirmesi, ticarette güvenin yitirilmesi, kitlelerin velâyetlerini ve vekâletlerini yükledilerine karşı güvenlerinin yitirilmesi en yüksek noktaya ulaşmıştır.
Kitleler her gün şahid oldukları sahneler karşısında her türlü de erlendirme ölçülerini ve yeteneklerini kaybetmişlerdir. Sahnedekilerin, yani toplumları yönlendirenlerin günlük döviz kurları gibi görüş de iştirdiklerine, dün kötü dediklerini bugün göklere çıkardıklarına, dün yüzüne tükürdüklerinin bugün ayaklarını öptüklerine şahid olan insanlık gerçekten büyük bir şaşkınlık ve bunalım içindedir.
Ve işte böyle bir hengâmede İslam tarih sahnesine bir daha çıkmaktadır. Dünya gündemine İslam'ın geldi i günümüzde müslümanlar, yüzyıllar önce aralarından sıyrılıp çıkmış olan emaneti, emniyeti, güveni yeniden indirebilecekler mi dersiniz yeryüzüne? İslamın dönüşüyle birlikte emanet te geri gelecek mi dersiniz yeryüzüne?
Kitleler bugün kendilerini müslümanların kuca ına atacak emniyet ve güveni onların şahsında bulabiliyorlar mı? Hayatın bütün alanlarında müslümanlar fert fert "emîn kişi"ler olarak bilinip kabulleniliyor mu? Hangi inançtan olursa olsun, kitleler müslümanlara hayatlarını tereddütsüz emanet edebiliyorlar mı, etmeye hazırlar mı? Kitlelerin hayatlarına yön vermek için sahneye çıkmaya hazırlanan her seviyedeki müslüman liderler ve teorisyenler emniyet ve güven telkin edebiliyorlar mı? Hatta rastgele kitlelerden önce, müslüman önderler kendi ba lılarının güven ve itimadlarını kazanabilmişler midir?
www.kudusyolu.com
mehmethoca2@hotmail.com