- Üyelik Tarihi
- 15 Eyl 2005
- Mesajlar
- 306
- Aldığı Beğeniler
- 2
Ey kavm, Peygamberlerini taşlayan İsrailo ulları'nı hatırlatıyorsun!
Ey kavm! şu halinle, tıpkı İsrailo ulları'na benziyorsun.
Düşmanının putlarına tapıyorsun. İsrailo ulları da öyle yapmıştı.
Firavun'un zulmünden kurtulunca, gerçek kurtarıcılarını çabuk
unuttular. Musa, Tur'a, Rabb'inin mesajını almaya gitti inde,
ellerindeki altın gümüş takılardan bir heykel yapıp tapmaya
koyuldular. Bu taptıkları buza ı heykeli, kimin tanrısıydı biliyor
musunuz? Kendi özgürlüklerine ve hayatlarına kasteden Firavun'un.
Kendi peygamberlerini taşlayan, linç eden, çarmıha geren
İsrailo ulları gibi, iyilerini taşlıyorsun Ey Kavm! İçindeki iyili i
taşladı ını, onu katletti ini bilmeden yapıyorsun bunu. Sizi
aydınlatmak için yanan her ışı ı, bir kova su alıp söndürmek için
se irtiyorsunuz. "Yangın var!" diye, isterik naralar atanların ardınca
gidiyorsun.
Ey Kavm! Tıpkı, kendi peygamberlerine "Sen ve Rabbin gidip
savaşın, biz oturup burada sizi bekliyoruz" diyen İsrailo ulları
gibisin. Özgürlük u runa bedel ödemeye yanaşmıyorsun.
Sözleşmene ve kendine ihanet ediyorsun. So anı, sarmısa ı
özgürlü e tercih ediyorsun. Hakikatin ardınca de il, cedlerinin
ardınca gidiyorsun; ölülerini kutsuyor, fakat dirilerini öldürüyorsun.
İsa'nın diliyle "badanalı kabirlere benziyorsun" Ey Kavm! Dışardan
alımlı-çalımlı görünmeye çabalıyorsun, fakat için leş gibi kokuyor.
Akçaya ve korkuya iman ediyorsun. Efendilerin seni akça ve
korkuyla güdüyor. O efendiler ki, onlar senin eserindir. Bu halinle
sen, celladını do uran talihsiz analara benziyorsun. Suçu savunuyor,
suçluyu koruyor, ma duru tekmeliyorsun; zalimi yüceltiyor,
mazlumu eziyorsun; de erlerini pazarlıyor, kimli inden utanıyorsun.
Ey Kavm! Tufanın kokusu geliyor, fakat sen gemileri ve gemicileri
taşlıyorsun. İbrahim'e su taşıyanları suçluyor, Nemrud'a odun
taşıyanları alkışlıyorsun. Asiye'ye "asi", Hacer'e "zavallı", Meryem'e
"günahkar" gözüyle bakıyorsun. E er Lady Godiwa işgalciler
tarafından senin şehirlerinde çırılçıplak soyulup dolaştırılsaydı, hep
birlikte kapı altından röntgenleyecekmiş gibi duruyorsun. Jean
Dark'ın ateşini tutuşturmak için sıraya giriyorsun. Söyle Ey Kavm,
içinde kaç Mata Hari besliyorsun?
Nuh Kavmi'ni unutma!
Sodom'u unutma!
Ad Kavmi'ni, Semud Kavmi'ni unutma Ey Kavm!
Kulun gücünün bitti i yerde
"Allah" dedik biz; "Allah'ın var neye muhtaçsın, Allah'ın yok neyin
var!" dedik. Allah derken, "anlam" dedi imizin farkındaydık. Onun
için "Allahsızlı ı anlamsızlık" bildik. Allah demekle, hayatımızın
sadece sevinçlerine de il, acılarına da anlam kattık. Acılarımız dahi
anlam kazandı. Istırabımızdan "umut" damıttık, derdimizden
"merhem" yaptık, acımıza "aşık" olduk; aşkımız acımıza, acımız
aşkımıza dönüştü.
Bildik ve inandık ki, "kulun gücünün bitti i yerde Allah'ın yardımı
başlardı". Onun için, yürek tarlasına acı ektik. Ta yürekten "Meta
nasrullah: Yardımın ne zaman?" demeden, O'nun karşısında
acziyetinizi ve muhtaçlı ınızı kabullenmeden, acıyı yüre inizin
sarnıcından imbik imbik damıtmadan, devranın dönmeyece ini
ö rendik.
İmanın en büyük imkan oldu unu, kalbimiz kederden
kaburgalarımızı zorladı ında, gece yarılarında do um sancısından
beter sancılara durdu unda bir kez daha anladık. Duaya davet
edildi imiz kapının davetine uyduk ve dualara durduk. Bildik ki,
davete icabet edenin davetine icabet edilir: Biz de O'nu davet ettik.
Kimimiz zarfına adresi do ru yazdı fakat içini doldurmadan boş zarf
attı, kimimiz içini doldurup pulunu unuttu, kimimiz verdi i adreste
bulunmadı, kimimiz hiç adres veremedi ve kimimiz de yalan ve
yanlış adres verdi.
Davetiyesinde hiç eksi i bulunmayanlarımızın ise bir kusuru vardı:
Konu una sunacak som ve bütün bir yürek bulamamak. Korku
putlarına, umut putlarına, sevgi putlarına ardiyelik yapan, antik
Atina'nın tanrılar mahzenine dönmüş Panteon'undan beter bir
yüre e sahip olmak.
İşte bunun için davet edemedik. Ettikse, davetimiz kabul görmedi.
Gücümüzün müntehasına dayanmadan, elden geleni yapmadan
ettik; bitmeden "bittik!" dedik. E er gerçekten bitseydik ve "bittik!"
deseydik, "Dayan, yettim!" diyen mutlaka olacaktı.
Hz. Peygamber'in Taif dönüşü gerçekten bitti i ve "bittim!" dedi i
gün, tarihin bahtı de işmiş, davetiyesi adresine ulaşmış ve "Yettim!"
cevabı gelmişti. O, Taif dönüşü, yeryüzünün olanca genişli ine
ra men kendisine dar geldi i ve kavminin varlı ını ortadan
kaldırmak için fırsat kolladı ı kritik bir anda, Yüce Dergah'a şu
davetiyeyi göndermişti:
Allah'ım!
Kuvvetimin tükendi ini sana arz ediyorum.
Gücümün azaldı ını,
İnsanların gözünde küçük düştü ümü sana şikayet ediyorum.
Ey Merhametlilerin en Merhametlisi!
Sensin mustaz'afların Rabb'i
Sensin benim Rabb'im!
Beni kimlerin eline bıraktın?
Bana gaddarlık yapan ötekilerin eline mi?
Yoksa, davamı ipotek edecek bir düşmana mı?
E er sen bana gücenmedinse,
Kesinlikle bunlara aldırmıyorum.
Lakin yardımın beni rahatlatacaktır.
Senin nuruna sı ınırım;
karanlıkları aydınlatan nuruna,
dünya ve ahiretimi aydınlatacak nuruna...
Gelecek gazabın, bana ulaşabilecek öfkenden
kaçıp kurtulacak bir sı ınak arıyorum.
İşte Sana sı ınıyor ve aldırmıyorum; yeter ki razı ol.
Güç ve kuvvet Sendendir,
yalnız Senden
MUSTAFA ISLAMOGLU
Ey kavm! şu halinle, tıpkı İsrailo ulları'na benziyorsun.
Düşmanının putlarına tapıyorsun. İsrailo ulları da öyle yapmıştı.
Firavun'un zulmünden kurtulunca, gerçek kurtarıcılarını çabuk
unuttular. Musa, Tur'a, Rabb'inin mesajını almaya gitti inde,
ellerindeki altın gümüş takılardan bir heykel yapıp tapmaya
koyuldular. Bu taptıkları buza ı heykeli, kimin tanrısıydı biliyor
musunuz? Kendi özgürlüklerine ve hayatlarına kasteden Firavun'un.
Kendi peygamberlerini taşlayan, linç eden, çarmıha geren
İsrailo ulları gibi, iyilerini taşlıyorsun Ey Kavm! İçindeki iyili i
taşladı ını, onu katletti ini bilmeden yapıyorsun bunu. Sizi
aydınlatmak için yanan her ışı ı, bir kova su alıp söndürmek için
se irtiyorsunuz. "Yangın var!" diye, isterik naralar atanların ardınca
gidiyorsun.
Ey Kavm! Tıpkı, kendi peygamberlerine "Sen ve Rabbin gidip
savaşın, biz oturup burada sizi bekliyoruz" diyen İsrailo ulları
gibisin. Özgürlük u runa bedel ödemeye yanaşmıyorsun.
Sözleşmene ve kendine ihanet ediyorsun. So anı, sarmısa ı
özgürlü e tercih ediyorsun. Hakikatin ardınca de il, cedlerinin
ardınca gidiyorsun; ölülerini kutsuyor, fakat dirilerini öldürüyorsun.
İsa'nın diliyle "badanalı kabirlere benziyorsun" Ey Kavm! Dışardan
alımlı-çalımlı görünmeye çabalıyorsun, fakat için leş gibi kokuyor.
Akçaya ve korkuya iman ediyorsun. Efendilerin seni akça ve
korkuyla güdüyor. O efendiler ki, onlar senin eserindir. Bu halinle
sen, celladını do uran talihsiz analara benziyorsun. Suçu savunuyor,
suçluyu koruyor, ma duru tekmeliyorsun; zalimi yüceltiyor,
mazlumu eziyorsun; de erlerini pazarlıyor, kimli inden utanıyorsun.
Ey Kavm! Tufanın kokusu geliyor, fakat sen gemileri ve gemicileri
taşlıyorsun. İbrahim'e su taşıyanları suçluyor, Nemrud'a odun
taşıyanları alkışlıyorsun. Asiye'ye "asi", Hacer'e "zavallı", Meryem'e
"günahkar" gözüyle bakıyorsun. E er Lady Godiwa işgalciler
tarafından senin şehirlerinde çırılçıplak soyulup dolaştırılsaydı, hep
birlikte kapı altından röntgenleyecekmiş gibi duruyorsun. Jean
Dark'ın ateşini tutuşturmak için sıraya giriyorsun. Söyle Ey Kavm,
içinde kaç Mata Hari besliyorsun?
Nuh Kavmi'ni unutma!
Sodom'u unutma!
Ad Kavmi'ni, Semud Kavmi'ni unutma Ey Kavm!
Kulun gücünün bitti i yerde
"Allah" dedik biz; "Allah'ın var neye muhtaçsın, Allah'ın yok neyin
var!" dedik. Allah derken, "anlam" dedi imizin farkındaydık. Onun
için "Allahsızlı ı anlamsızlık" bildik. Allah demekle, hayatımızın
sadece sevinçlerine de il, acılarına da anlam kattık. Acılarımız dahi
anlam kazandı. Istırabımızdan "umut" damıttık, derdimizden
"merhem" yaptık, acımıza "aşık" olduk; aşkımız acımıza, acımız
aşkımıza dönüştü.
Bildik ve inandık ki, "kulun gücünün bitti i yerde Allah'ın yardımı
başlardı". Onun için, yürek tarlasına acı ektik. Ta yürekten "Meta
nasrullah: Yardımın ne zaman?" demeden, O'nun karşısında
acziyetinizi ve muhtaçlı ınızı kabullenmeden, acıyı yüre inizin
sarnıcından imbik imbik damıtmadan, devranın dönmeyece ini
ö rendik.
İmanın en büyük imkan oldu unu, kalbimiz kederden
kaburgalarımızı zorladı ında, gece yarılarında do um sancısından
beter sancılara durdu unda bir kez daha anladık. Duaya davet
edildi imiz kapının davetine uyduk ve dualara durduk. Bildik ki,
davete icabet edenin davetine icabet edilir: Biz de O'nu davet ettik.
Kimimiz zarfına adresi do ru yazdı fakat içini doldurmadan boş zarf
attı, kimimiz içini doldurup pulunu unuttu, kimimiz verdi i adreste
bulunmadı, kimimiz hiç adres veremedi ve kimimiz de yalan ve
yanlış adres verdi.
Davetiyesinde hiç eksi i bulunmayanlarımızın ise bir kusuru vardı:
Konu una sunacak som ve bütün bir yürek bulamamak. Korku
putlarına, umut putlarına, sevgi putlarına ardiyelik yapan, antik
Atina'nın tanrılar mahzenine dönmüş Panteon'undan beter bir
yüre e sahip olmak.
İşte bunun için davet edemedik. Ettikse, davetimiz kabul görmedi.
Gücümüzün müntehasına dayanmadan, elden geleni yapmadan
ettik; bitmeden "bittik!" dedik. E er gerçekten bitseydik ve "bittik!"
deseydik, "Dayan, yettim!" diyen mutlaka olacaktı.
Hz. Peygamber'in Taif dönüşü gerçekten bitti i ve "bittim!" dedi i
gün, tarihin bahtı de işmiş, davetiyesi adresine ulaşmış ve "Yettim!"
cevabı gelmişti. O, Taif dönüşü, yeryüzünün olanca genişli ine
ra men kendisine dar geldi i ve kavminin varlı ını ortadan
kaldırmak için fırsat kolladı ı kritik bir anda, Yüce Dergah'a şu
davetiyeyi göndermişti:
Allah'ım!
Kuvvetimin tükendi ini sana arz ediyorum.
Gücümün azaldı ını,
İnsanların gözünde küçük düştü ümü sana şikayet ediyorum.
Ey Merhametlilerin en Merhametlisi!
Sensin mustaz'afların Rabb'i
Sensin benim Rabb'im!
Beni kimlerin eline bıraktın?
Bana gaddarlık yapan ötekilerin eline mi?
Yoksa, davamı ipotek edecek bir düşmana mı?
E er sen bana gücenmedinse,
Kesinlikle bunlara aldırmıyorum.
Lakin yardımın beni rahatlatacaktır.
Senin nuruna sı ınırım;
karanlıkları aydınlatan nuruna,
dünya ve ahiretimi aydınlatacak nuruna...
Gelecek gazabın, bana ulaşabilecek öfkenden
kaçıp kurtulacak bir sı ınak arıyorum.
İşte Sana sı ınıyor ve aldırmıyorum; yeter ki razı ol.
Güç ve kuvvet Sendendir,
yalnız Senden
MUSTAFA ISLAMOGLU