- Üyelik Tarihi
- 28 Tem 2011
- Mesajlar
- 1,123
- Aldığı Beğeniler
- 2,332
- Konum
- tarih kokan şehirden:)
- Takım
- Diğer
1- Hz. Ebu Bekir-ü Sıddık (ra): Fil olayından sonra M. 573 yılında doğdu. İlk Müslüman olanlardandır. Büyük olayların hemen hepsinde Resulullah (sav) yanında yerini aldı. İki yıldan fazla Hilafet makamında kaldı. M. 634 tarihinde 63 yaşında vefat etti. Ancak onun zamanında Nakşibendilik ve rabıta şöyle dursun tasavvuf ve tarikat kavramlarının esamisi bile yoktu. Bu nedenle Hz. Ebu Bekir (ra)’ın haşa rabıta yapmış olduğunu ileri sürmek bunu kanıtlamaya kalkışmaktan daha korkunç bir çelişkidir.
2- Selman Faris-i (ra): Pers kökenlidir ve ilk adı Möbeh’dir. Mecusi bir ailenin çocuğu olarak İstihan’da dünyaya geldi. Doğum tarihi bilinmemektedir. M. 856 yılında Hz. Ömer (ra) döneminde Medain valiliğine tayin edilen Selman (ra) burada vefat etti.
Büyüyünce Hıristiyanlığı seçti, hayatında bir dizi olaylar yaşadıktan sonra zulme uğrayacak Mekke’de köle olarak birine satıldı. Daha sonra Medine’ye satıldı. Orada Resulullah (sav) ile tanıştı ve Müslüman oldu. İlerlemiş yaşına rağmen çok kısa sürede mükemmel Arapça öğrendi. Hz. Peygamberden 82 hadis rivayet etti. Ne var ki, o da Hz. Ebu Bekir (ra)’ın çağdaşıdır ve dolayısıyla en az onun kadar rabıtadan münezzeh biridir.
3- Kasım b. Muhammed (ra): Hz. Ebu Bekir (ra)’ın torunu “Tabiin” ulularından ve yedi hukukçulardan biridir. Hz. Osman döneminde M. 653 tarihinde doğdu. M. 721 veya M. 725 yılında Mekke ve Medine arasında El-Hudeyd denilen yerde vefat etti. Onun zamanında tasavvuf sözcüğü ile Arap sözlüğüne girmiş değildir. Bütün hayatıyla ilgili en ince ayrıntılar kayıtlara geçmiştir ve onun mistik bir yaşam sürdüğüne dair elimizde bir kayıt yoktur.
4- İmam Cafer’ul sadık (ra): Hz. Alinin oğlu Hz. Hüseyin, onun oğlu İmam Zeynel Abidin, onun oğlu İmam Muhammed Bopir’in oğludur. M. 702 iki yılında doğdu M. 765 yılında Medine’de vefat etti. Şiilerin 6. imamıdır. Ebu Hanife ile haşır neşir olmuş, Kur’an ve Sünnet çizgisinden sapmamış, dolayısıyla onunda tasavvufla yada tarikatla herhangi bir ilişkisinin olmayacağı gayet açıktır.
5- Ebu Yezid-i (Beyazıt) Bestami: Ebu Yezid M. 803 yılında Bestam’da doğdu. Burası Hazar denizi sahillerinde bir yerdir. Ölüm tarihi M. 874’tür.
Nakşibendiler bu şahsın “Üveysi” olduğunu, yani, İmam Cafer’ul Sadık’ın ruhaniyetinden feyiz alarak velilik makamına yükseldiğini ileri sürmekte ve onun ruhaniler zincirinde 5. halkayı oluşturduğuna inanmaktadır. Halbuki Bestami İmam cafer’ul Sadık (ra)’dan 40 yıl sonra dünyaya gelmiştir. Bestami’nin Ebu Ali es Sindi ile haşır neşir olduktan sonra fıkhı bırakıp ve Budizm’den etkilenerek patanjolist bir inanca saptığı sanılmaktadır. Kendisinden 40 yıl sonra doğduğu bir kişiden feyiz aldığını ileri süren mitolojik hikayeye bakılacak olursa ta baştan sapma gösterilmiş olmasına rağmen bu zatın da bugünkü nakşilerin yaptığı rabıtaya benzer bir ibadet yaptığına dair bir kanıt yoktur.
6- Eb’ul Hasan el Kharagan: Bu zat da Bestam’lıdır. Nakşibendiler, bu zatın Beyazıt Bestami’nin çağında yaşamadığı halde onun ruhaniyetinden feyiz olarak velilik makamına eriştiğine inanmaktadırlar. Onunla rabıta yaptığına dair bir kanıt yoktur.
7- Eb’ul Ali Fermandi: 1085 yılında Tus kentinde ölen Fermandi, Horasan’da yetiştiği için Hint-İran’dan etkilenmiştir. Onun tasavvuf eğiliminden Gazali de etkilenmiştir.
8- Yusuf Hemedani: İran’ın Heme’den halkındandır. Pers kökenlidir. 1140 tarihinde ölmüştür. Rabıta yaptığına dair bir kanıt yoktur.
9- Abdulhalıg-i Gonjduvoni: Türk asıllıdır. Doğum tarihi bilinmemektedir. 1179 yılında Gonjduvani’de öldü. Nitekim “Kelimat-ı Semaniye” adı altında bilinen tarikatın kuralları olarak Nakşibendiler tarafından benimsenmiş bulunan Farsça on bir kavramdan sekizinin bizzat bu şahıs tarafından öngörüldüğü söylenmektedir. Nakşibendiler de bunu itiraf etmektedir. Ne yazık ki, rabıta hakkında bir şey bilmiş yada söylemiş olsaydı, tıpkı Kelimat-ı Semaniye gibi kuşaktan kuşağa bir birlerine nakledecek ve davalarını kanıtlamada kullanacaklardı.
10-Arifi Rivegeri: Buharal’ı bir Türk’tür. 1209’da öldü. Hayatı hakkında herhangi bir malumat yoktur.
11-Mahmud-i İnjirfağnevi: Buhara’lıdır. 1315 tarihinde ölen Fağnevi sesli zikir yaptığı için sorgulanmıştır.
12-Aliy’yi Ramiteni: Buhara’nın Ramiten köyünde doğdu. Türk asıllıdır. Yazmış olduğu bir kitapta Kuran çizgisinden sapmadığı görülmektedir. Ama nakşiler onu da halkadan sayarlar. Rabıta yaptığına dair bir delile rastlanmaktadır.
13-Muhammed Baba Semasi: Buhara’lıdır. Türk asıllıdır. Romata, onu kendi yerine şehy tayin ettiği söylenmektedir. 1354 yılında Buhara’nın Semmas köyünde öldü. Semmas’inin rabıtadan söz ettiğine dair nakşilerin de elinde delil yoktur.
14-Emir Kullol: 1370 tarihinde Buhara’nın Suhari kasabasında öldü.
15-Muhammed Bahauddin Buhari: 1318-1389 Nakşibendi tarikatının kurucusudur. Türk asıllıdır. O da Buhara’da doğmuş büyümüştür. Nakşibendiliğe “üveysilik” anlayışının bu şahıstan itibaren yerleştiği sanılmaktadır. Üveysilik; bir şeyhin kendinden önce yaşamış ve ölmüş olan bir ruhaniden “feyiz alarak” yani metafizik bir ilişkiyle ondan bir takım bilgiler edinerek yetişmesi ve ermesidir.
Şahı Nakşibend ünvanıyla anılan Muhammed Buhari’den sonra tarikat bu kez “Nakşibendiye” adını aldı. Daha önce “Huvaceganiyye” olarak anılıyordu.
16-Alauddin-i Atar: O da Buhara’lı bir Türk’tür. Nakşibendinin öğrencisi ve damadıdır. Ölüm tarihi 1400’tür.
Dikkat edilecek olursa Şahı Nakşibendi’ye kadarki 15 kişi, birbirlerini hiç görmemişlerdir. Bu zamana kadar tarikatın belli bir kuralı yoktur. Hele hele rabıtadan söz eden dahi olmamıştır.
17-Yakub-i Çarkhi: Afganistan’ın Gozne civarında dünyaya geldi. Türk kökenlidir. İslam diyarlarını dolaştıktan sonra Buhara’ya dönerek Alauddin Attar’la haşır neşir oldu. Nakşi ruhanileri arasında rabıtadan ilk söz eden bu şahıstır. 1447 yılında ölmüştür.
18-Nasirüddin Ubeydullah Ahrar: 1403’de Taşkent’te doğdu. O da konuşma yazmada hocası gibi Fars dilini kullandı. Türk kökenli olma ihtimali yüksektir. 1490 yılında Semerkand’ta öldü. Siyasiler üzerinde çok büyük bir nüfuzu vardı. Onun öğrencilerden olan Haydar Baba, Kanuni döneminde Eyüp camiine adeta yerleşerek halkın vicdanını mistik doğrultuda yönlendirmeye çalışmış, Hint-İran kaynaklı Türkistan tasavvufun Osmanlı toplumuna yerleşmesinde büyük rol oynamıştır.
19-Kadı Muhammed Zahid Bedakhski: Semerkand’lıdır. Ve Türk asıllıdır. 1529 tarihinde Semerkand’ın Hisar yakınlarında 1529 tarihinde öldü.
20-Derviş Muhammed Semer-kand-i: Bu da Semerkand’lıdır. Rabıtaya ilişkin bir şey söylenmemiştir.
21-Muhammed Khuvajegiyi Ekmenegi: 1512 Buhara’nın İmkene kasabasında doğdu, 1599’da öldü. Nakşibendiliğin Hindistan’da yayılmasında büyük etkisi oldu.
22-Muhammed Bagıy Billah: 1563 tarihinde Kabil’de doğdu. Türk kökenli olma ihtimali büyüktür. Rabbani’yi yetiştirendir ve de 1603’de ölmüştür.
23-Ahmed Farugıy: Hint kökenlidir. 1563 yılında Serhend’te doğan bu zat, 1624 yılında yine serhend’te öldü.
Bütün Nakşibendiler tarafından “İmamı Rabbani” olarak anılır ve onun ikinci binin Müceddidi (yenileyicisi) olduğuna inanılır. Nakşilerin piri sayılan Muhammed Buhari’den onun zamanına kadar “Ahraniye” olarak isim alan nakşilik, Ahmed Farugıy’den sonra “Muceddidiye” adını aldı, ta ki, yaklaşık iki yüzyıl sonra Halid Bağdadi ile birlikte “Halidiyye” olarak yeni bir isim aldı. Rabbani 187 sayılı mektubunda rabıtaya çok kısa olarak şu sözlerle dokunmaktadır.
Hace Eşrefi Kabiliye. Bu mektup, ulaştırıcı yolların en kısası olan rabıtanın açıklanmasına ve Müridi için rabıtanın zikirden daha üstün olduğuna ilişkindir.
Bu ifadeye göre:
a) ALLAH (cc)’a ulaşmak için izlenecek yolların en kısa olanı rabıtadır.
b) Rabıta yapmak (yani şeyhin şeklini zihninde canlandırmak) ALLAH (cc)’ı anmaktan daha üstündür.
Mektubun devamında Rabbani rabıta ile ilgili olarak üç şey daha söylemektedir.
§ Şeyh ile Mürid arasında fayda vermek ve faydalanmak için rabıta bir araçtır.
§ Mürid bir öncü tarafından en büyük mutluluğa eriştirilinceye kadar, rabıtadan başka onun izleyebileceği daha kısa bir yolu yoktur.
§ “Pirin gölgesinin bile ALLAH (cc)’ı zikretmekten daha üstün olduğu” ifade edilmektedir.
24-Muhammed Ma’sum Farugıly: Rabbani’nin oğludur. 1599-1688 tarihleri arasında yaşamıştır.
25-Seyfuddin Farugiy: 1630-1696 İmam Rabbani’nin torunudur. O da babası gibi rabıta üzerinde durmadı.
26-Nur Muhammed Bedevani: Hintlidir. 1722 yılında öldü. Rabıtaya önem verdiğine dair bir kanıt yoktur.
27-Şesuddin Habidullah Mirza Mahzar Coni-Conan: 1699-1781 yıllarında yaşadı. Hint kökenlidir. Et yemeği ve bitkilerle yaşadığı söylenir. Yaşantısı Hz. Peygamberden çok Buda’nınkine benzerdi. Buna rağmen o da rabıtaya önem vermedi.
28-Gullam Ali Abdullah-ı Dehlevi: 1745-1824 yıllarında Hindistan’ın Pencap kentinde doğdu. Cihanabad (Yeni Delhi)’de öldü.
29-Halid Bağdadi: 1778-1826 yıllarında Bağdat ve civarında yaşadı. Bütün medrese ilimlerini öğrendi bir ara Bağdat ve Süleymaniye’de ders verdi ise de Osmanlı İslam Devletinin en buhranlı olduğu dönemde 1810 yılında Yeni Delhiy’e gitti. Abdullah-ı Dehlevi’den ders aldı. Daha sonra Bağdat’ta ünlü divanını bu seyahatten sonra yazmıştır. Rabıta ve yapılışı bu ruhani ile Müslümanların gündemine girdiği kanaati kesindir. Osmanlı İslam devletinin o gün içinde bulunduğu buhranlı durumdan kurtarmak için çalışacağına o kötü durumdan istifade ederek nüfusunu ve yeni getirdiği mistik ruhani din anlayışını yaymaya çalıştı. Çünkü Osmanlı İslam devleti hem içerde hem dışarıda düşmanlarla ve isyancılarla boğuşuyordu.
1812 Mehmet Ali Paşa Vahhabilerle, 1813’de Hurşit Paşa Korayorgi’ye karşı Belgrad üzerine gönderilmişti. Mora isyanının ardından Fener patriğinin idam edilmesi, 1826’da yeniçeri ocağının kaldırılması, Nevarin’de Osmanlı ve Mısır donanmalarının 1827’de yakılışı, Osmanlı Rus savaşı ve Edirne’nin 1829’da Ruslar tarafından işgali, Fransızların 1830’da Cezayir’e girmesi ve Mısır valisi Mehmed Ali Paşa ordularının 1832 de Kütahya’ya kadar ilerlemesi ile devletin temelleri adeta çatırdıyordu. İşte tam bu sırada siyasi hiçbir amacı olmayan Halidi Bağdadi’nin Hindistan’dan getirdiği patonjolist fantezileri vahhabiliğin yayılmaması ve halka bir nevi huzur vermesi için yönetim tarafından desteklendi ve 10 yıl gibi kısa bir zamanda ülkenin her tarafına yayıldı.
30-Taha-i Hakkâri (Nehrili Seyyid Taha): Ölümü 1853 Şemdinli kasabasındandır. 11. Abdülhamit zamanında Mebusun Meclisinde bulundu. Oğlu Ubeydullah da önemli mevkilere geldi.
31-Sıbğatullah Arvasi: 1870 yılında öldü. Bitlis millet vekili Kamnon İnan’ın dedesidir.
32-Abdülhakim Arvasi: Taha’nın halifelerinden olan büyük babası Fehim’den el alarak şeyhlik postuna oturmuştur. Soyadı kanunu çıkınca Uçışık soyadını aldı.
2- Selman Faris-i (ra): Pers kökenlidir ve ilk adı Möbeh’dir. Mecusi bir ailenin çocuğu olarak İstihan’da dünyaya geldi. Doğum tarihi bilinmemektedir. M. 856 yılında Hz. Ömer (ra) döneminde Medain valiliğine tayin edilen Selman (ra) burada vefat etti.
Büyüyünce Hıristiyanlığı seçti, hayatında bir dizi olaylar yaşadıktan sonra zulme uğrayacak Mekke’de köle olarak birine satıldı. Daha sonra Medine’ye satıldı. Orada Resulullah (sav) ile tanıştı ve Müslüman oldu. İlerlemiş yaşına rağmen çok kısa sürede mükemmel Arapça öğrendi. Hz. Peygamberden 82 hadis rivayet etti. Ne var ki, o da Hz. Ebu Bekir (ra)’ın çağdaşıdır ve dolayısıyla en az onun kadar rabıtadan münezzeh biridir.
3- Kasım b. Muhammed (ra): Hz. Ebu Bekir (ra)’ın torunu “Tabiin” ulularından ve yedi hukukçulardan biridir. Hz. Osman döneminde M. 653 tarihinde doğdu. M. 721 veya M. 725 yılında Mekke ve Medine arasında El-Hudeyd denilen yerde vefat etti. Onun zamanında tasavvuf sözcüğü ile Arap sözlüğüne girmiş değildir. Bütün hayatıyla ilgili en ince ayrıntılar kayıtlara geçmiştir ve onun mistik bir yaşam sürdüğüne dair elimizde bir kayıt yoktur.
4- İmam Cafer’ul sadık (ra): Hz. Alinin oğlu Hz. Hüseyin, onun oğlu İmam Zeynel Abidin, onun oğlu İmam Muhammed Bopir’in oğludur. M. 702 iki yılında doğdu M. 765 yılında Medine’de vefat etti. Şiilerin 6. imamıdır. Ebu Hanife ile haşır neşir olmuş, Kur’an ve Sünnet çizgisinden sapmamış, dolayısıyla onunda tasavvufla yada tarikatla herhangi bir ilişkisinin olmayacağı gayet açıktır.
5- Ebu Yezid-i (Beyazıt) Bestami: Ebu Yezid M. 803 yılında Bestam’da doğdu. Burası Hazar denizi sahillerinde bir yerdir. Ölüm tarihi M. 874’tür.
Nakşibendiler bu şahsın “Üveysi” olduğunu, yani, İmam Cafer’ul Sadık’ın ruhaniyetinden feyiz alarak velilik makamına yükseldiğini ileri sürmekte ve onun ruhaniler zincirinde 5. halkayı oluşturduğuna inanmaktadır. Halbuki Bestami İmam cafer’ul Sadık (ra)’dan 40 yıl sonra dünyaya gelmiştir. Bestami’nin Ebu Ali es Sindi ile haşır neşir olduktan sonra fıkhı bırakıp ve Budizm’den etkilenerek patanjolist bir inanca saptığı sanılmaktadır. Kendisinden 40 yıl sonra doğduğu bir kişiden feyiz aldığını ileri süren mitolojik hikayeye bakılacak olursa ta baştan sapma gösterilmiş olmasına rağmen bu zatın da bugünkü nakşilerin yaptığı rabıtaya benzer bir ibadet yaptığına dair bir kanıt yoktur.
6- Eb’ul Hasan el Kharagan: Bu zat da Bestam’lıdır. Nakşibendiler, bu zatın Beyazıt Bestami’nin çağında yaşamadığı halde onun ruhaniyetinden feyiz olarak velilik makamına eriştiğine inanmaktadırlar. Onunla rabıta yaptığına dair bir kanıt yoktur.
7- Eb’ul Ali Fermandi: 1085 yılında Tus kentinde ölen Fermandi, Horasan’da yetiştiği için Hint-İran’dan etkilenmiştir. Onun tasavvuf eğiliminden Gazali de etkilenmiştir.
8- Yusuf Hemedani: İran’ın Heme’den halkındandır. Pers kökenlidir. 1140 tarihinde ölmüştür. Rabıta yaptığına dair bir kanıt yoktur.
9- Abdulhalıg-i Gonjduvoni: Türk asıllıdır. Doğum tarihi bilinmemektedir. 1179 yılında Gonjduvani’de öldü. Nitekim “Kelimat-ı Semaniye” adı altında bilinen tarikatın kuralları olarak Nakşibendiler tarafından benimsenmiş bulunan Farsça on bir kavramdan sekizinin bizzat bu şahıs tarafından öngörüldüğü söylenmektedir. Nakşibendiler de bunu itiraf etmektedir. Ne yazık ki, rabıta hakkında bir şey bilmiş yada söylemiş olsaydı, tıpkı Kelimat-ı Semaniye gibi kuşaktan kuşağa bir birlerine nakledecek ve davalarını kanıtlamada kullanacaklardı.
10-Arifi Rivegeri: Buharal’ı bir Türk’tür. 1209’da öldü. Hayatı hakkında herhangi bir malumat yoktur.
11-Mahmud-i İnjirfağnevi: Buhara’lıdır. 1315 tarihinde ölen Fağnevi sesli zikir yaptığı için sorgulanmıştır.
12-Aliy’yi Ramiteni: Buhara’nın Ramiten köyünde doğdu. Türk asıllıdır. Yazmış olduğu bir kitapta Kuran çizgisinden sapmadığı görülmektedir. Ama nakşiler onu da halkadan sayarlar. Rabıta yaptığına dair bir delile rastlanmaktadır.
13-Muhammed Baba Semasi: Buhara’lıdır. Türk asıllıdır. Romata, onu kendi yerine şehy tayin ettiği söylenmektedir. 1354 yılında Buhara’nın Semmas köyünde öldü. Semmas’inin rabıtadan söz ettiğine dair nakşilerin de elinde delil yoktur.
14-Emir Kullol: 1370 tarihinde Buhara’nın Suhari kasabasında öldü.
15-Muhammed Bahauddin Buhari: 1318-1389 Nakşibendi tarikatının kurucusudur. Türk asıllıdır. O da Buhara’da doğmuş büyümüştür. Nakşibendiliğe “üveysilik” anlayışının bu şahıstan itibaren yerleştiği sanılmaktadır. Üveysilik; bir şeyhin kendinden önce yaşamış ve ölmüş olan bir ruhaniden “feyiz alarak” yani metafizik bir ilişkiyle ondan bir takım bilgiler edinerek yetişmesi ve ermesidir.
Şahı Nakşibend ünvanıyla anılan Muhammed Buhari’den sonra tarikat bu kez “Nakşibendiye” adını aldı. Daha önce “Huvaceganiyye” olarak anılıyordu.
16-Alauddin-i Atar: O da Buhara’lı bir Türk’tür. Nakşibendinin öğrencisi ve damadıdır. Ölüm tarihi 1400’tür.
Dikkat edilecek olursa Şahı Nakşibendi’ye kadarki 15 kişi, birbirlerini hiç görmemişlerdir. Bu zamana kadar tarikatın belli bir kuralı yoktur. Hele hele rabıtadan söz eden dahi olmamıştır.
17-Yakub-i Çarkhi: Afganistan’ın Gozne civarında dünyaya geldi. Türk kökenlidir. İslam diyarlarını dolaştıktan sonra Buhara’ya dönerek Alauddin Attar’la haşır neşir oldu. Nakşi ruhanileri arasında rabıtadan ilk söz eden bu şahıstır. 1447 yılında ölmüştür.
18-Nasirüddin Ubeydullah Ahrar: 1403’de Taşkent’te doğdu. O da konuşma yazmada hocası gibi Fars dilini kullandı. Türk kökenli olma ihtimali yüksektir. 1490 yılında Semerkand’ta öldü. Siyasiler üzerinde çok büyük bir nüfuzu vardı. Onun öğrencilerden olan Haydar Baba, Kanuni döneminde Eyüp camiine adeta yerleşerek halkın vicdanını mistik doğrultuda yönlendirmeye çalışmış, Hint-İran kaynaklı Türkistan tasavvufun Osmanlı toplumuna yerleşmesinde büyük rol oynamıştır.
19-Kadı Muhammed Zahid Bedakhski: Semerkand’lıdır. Ve Türk asıllıdır. 1529 tarihinde Semerkand’ın Hisar yakınlarında 1529 tarihinde öldü.
20-Derviş Muhammed Semer-kand-i: Bu da Semerkand’lıdır. Rabıtaya ilişkin bir şey söylenmemiştir.
21-Muhammed Khuvajegiyi Ekmenegi: 1512 Buhara’nın İmkene kasabasında doğdu, 1599’da öldü. Nakşibendiliğin Hindistan’da yayılmasında büyük etkisi oldu.
22-Muhammed Bagıy Billah: 1563 tarihinde Kabil’de doğdu. Türk kökenli olma ihtimali büyüktür. Rabbani’yi yetiştirendir ve de 1603’de ölmüştür.
23-Ahmed Farugıy: Hint kökenlidir. 1563 yılında Serhend’te doğan bu zat, 1624 yılında yine serhend’te öldü.
Bütün Nakşibendiler tarafından “İmamı Rabbani” olarak anılır ve onun ikinci binin Müceddidi (yenileyicisi) olduğuna inanılır. Nakşilerin piri sayılan Muhammed Buhari’den onun zamanına kadar “Ahraniye” olarak isim alan nakşilik, Ahmed Farugıy’den sonra “Muceddidiye” adını aldı, ta ki, yaklaşık iki yüzyıl sonra Halid Bağdadi ile birlikte “Halidiyye” olarak yeni bir isim aldı. Rabbani 187 sayılı mektubunda rabıtaya çok kısa olarak şu sözlerle dokunmaktadır.
Hace Eşrefi Kabiliye. Bu mektup, ulaştırıcı yolların en kısası olan rabıtanın açıklanmasına ve Müridi için rabıtanın zikirden daha üstün olduğuna ilişkindir.
Bu ifadeye göre:
a) ALLAH (cc)’a ulaşmak için izlenecek yolların en kısa olanı rabıtadır.
b) Rabıta yapmak (yani şeyhin şeklini zihninde canlandırmak) ALLAH (cc)’ı anmaktan daha üstündür.
Mektubun devamında Rabbani rabıta ile ilgili olarak üç şey daha söylemektedir.
§ Şeyh ile Mürid arasında fayda vermek ve faydalanmak için rabıta bir araçtır.
§ Mürid bir öncü tarafından en büyük mutluluğa eriştirilinceye kadar, rabıtadan başka onun izleyebileceği daha kısa bir yolu yoktur.
§ “Pirin gölgesinin bile ALLAH (cc)’ı zikretmekten daha üstün olduğu” ifade edilmektedir.
24-Muhammed Ma’sum Farugıly: Rabbani’nin oğludur. 1599-1688 tarihleri arasında yaşamıştır.
25-Seyfuddin Farugiy: 1630-1696 İmam Rabbani’nin torunudur. O da babası gibi rabıta üzerinde durmadı.
26-Nur Muhammed Bedevani: Hintlidir. 1722 yılında öldü. Rabıtaya önem verdiğine dair bir kanıt yoktur.
27-Şesuddin Habidullah Mirza Mahzar Coni-Conan: 1699-1781 yıllarında yaşadı. Hint kökenlidir. Et yemeği ve bitkilerle yaşadığı söylenir. Yaşantısı Hz. Peygamberden çok Buda’nınkine benzerdi. Buna rağmen o da rabıtaya önem vermedi.
28-Gullam Ali Abdullah-ı Dehlevi: 1745-1824 yıllarında Hindistan’ın Pencap kentinde doğdu. Cihanabad (Yeni Delhi)’de öldü.
29-Halid Bağdadi: 1778-1826 yıllarında Bağdat ve civarında yaşadı. Bütün medrese ilimlerini öğrendi bir ara Bağdat ve Süleymaniye’de ders verdi ise de Osmanlı İslam Devletinin en buhranlı olduğu dönemde 1810 yılında Yeni Delhiy’e gitti. Abdullah-ı Dehlevi’den ders aldı. Daha sonra Bağdat’ta ünlü divanını bu seyahatten sonra yazmıştır. Rabıta ve yapılışı bu ruhani ile Müslümanların gündemine girdiği kanaati kesindir. Osmanlı İslam devletinin o gün içinde bulunduğu buhranlı durumdan kurtarmak için çalışacağına o kötü durumdan istifade ederek nüfusunu ve yeni getirdiği mistik ruhani din anlayışını yaymaya çalıştı. Çünkü Osmanlı İslam devleti hem içerde hem dışarıda düşmanlarla ve isyancılarla boğuşuyordu.
1812 Mehmet Ali Paşa Vahhabilerle, 1813’de Hurşit Paşa Korayorgi’ye karşı Belgrad üzerine gönderilmişti. Mora isyanının ardından Fener patriğinin idam edilmesi, 1826’da yeniçeri ocağının kaldırılması, Nevarin’de Osmanlı ve Mısır donanmalarının 1827’de yakılışı, Osmanlı Rus savaşı ve Edirne’nin 1829’da Ruslar tarafından işgali, Fransızların 1830’da Cezayir’e girmesi ve Mısır valisi Mehmed Ali Paşa ordularının 1832 de Kütahya’ya kadar ilerlemesi ile devletin temelleri adeta çatırdıyordu. İşte tam bu sırada siyasi hiçbir amacı olmayan Halidi Bağdadi’nin Hindistan’dan getirdiği patonjolist fantezileri vahhabiliğin yayılmaması ve halka bir nevi huzur vermesi için yönetim tarafından desteklendi ve 10 yıl gibi kısa bir zamanda ülkenin her tarafına yayıldı.
30-Taha-i Hakkâri (Nehrili Seyyid Taha): Ölümü 1853 Şemdinli kasabasındandır. 11. Abdülhamit zamanında Mebusun Meclisinde bulundu. Oğlu Ubeydullah da önemli mevkilere geldi.
31-Sıbğatullah Arvasi: 1870 yılında öldü. Bitlis millet vekili Kamnon İnan’ın dedesidir.
32-Abdülhakim Arvasi: Taha’nın halifelerinden olan büyük babası Fehim’den el alarak şeyhlik postuna oturmuştur. Soyadı kanunu çıkınca Uçışık soyadını aldı.