Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
Tasavvuf, ebedî saadete nâil olmak için nefsi tezkiye, ahlakı tasfiye, zâhir ve batını tamir hallerinden bahseden bir ilimdir. Tasavvufu kâlden ziyade bir hâl ilmi olarak da ifade edebiliriz. Her ilim gibi tasavvuf ilminin de tarifi yapılmıştır. Tasavvuf, diğer ilimlerden farklı olarak, mutasavvıflarca çeşitli şekillerde tarif edilmiştir. Bu tariflerin, her sofînin işgal ettiği makama göre yapıldığını gözden uzak tutmamak gerekir.
MA'RÛF EL-KERHî:
"Tasavvuf, gerçekleri almak, mahlûkatın elinde olan şeylere gönül bağlamamaktır.1
Gerçekleri almak, hak ve hakikat olmayan, yani doğru olmayan her şeyi bırakıp, ancak ilahî hakikatleri edinmeye çalışmaktır.
"Tasavvuf, eşyanın hakikatine bakıp, halkın bildiğini terketmektir."
Eşyanın hakikatine bakmak, mahiyetini tetkik etmek, sebeb-i hilkatini düşünmek, neye yaradığını araştırmak, nasıl istifade edileceğini öğrenmek demektir. Zira halk, yalnız görülen evsaftan bazılarını görür geçer; ârif tetkik ile mükelleftir.
SERİYY-Î SAKATî:
"Tasavvuf üç manayı içine alan bir isimdir: 1) Marifetin nûru vera'ın nûrunu söndürmez, 2) Kitab ve sünnetin zahirine muhalif olacak şekilde ilm-i bâtından bir söz ile konuşmaz, 3) Kerametleri kendisini, Allah'ın mahrem olan sırlarını açıklamaya sevk etmez.2
EBÛ HAFS EL-HADÂD:
"Tasavvuf tamamen edebden ibarettir".6
Tasavvuf edeb-i Muhammedi'dir ki, sîret-i nebeviyye ile tahallük etmektir. Bu ef'ali de, ahvali de câmi'dir.
"Edeb İlahî nurdan bir taçtır ki, onu başına geçirdikten sonra istediğin yere gidebilirsin".
Edebin gerek tarifi, gerek izahı babında pek çok söz söylenmiştir; ileride bunlara tesadüf edilecektir .
Bu çok şümûllü vasf-ı umumînin en yüksek mertebesi şu iki beyitte tecelli eder:
"Bir kısım evliya tanırım ki, onlar duadan dahi teeddüp ederek ancak zikir ile meşguldürler. O yüce şahsiyetler rızaya boyun kestiklerinden, kazayı def etmek için teşebbüse geçmeyi, kendilerine haram bilmişlerdir."
Bu babda Hafız Şirâzî'nin beyti çok ârifânedir:
"İhtiyaç içindeyiz ve birşey istemiyoruz. Kerim-i Müteal huzurunda istemeye ne lüzum var".
Hind'in meşhur şairi Feyzi Hindî de:
"Madem ki bizim ihtiyaçlarımızı kendisi biliyor, o halde duaya ne hacet var? Allah Allah!" diyerek hayretini izhar ediyor. Zira kullar evâmir ve hikmet-i rabbâniyeyi idrakten acizdirler.
Fakat bununla beraber, acaba neden: "Rabbiniz buyurdu: Bana dua edin. Size icabet edeyim, duanızı kabul edeyim. Çünkü bana ibadetten büyüklük taslayıp uzaklaşanlar, hor ve hakir cehenneme gireceklerdir"7 buyurulmuştur.
Biz de, şair Ziya Paşa ile hemzeban olalım:

İdrâk-i meâli bu küçük akla gerekmez,
Zira bu terazû o kadar sıkleti çekmez.
EBÛ'L-HÜSEYİN EN-NURİ:
"Tasavvuf ne şekil, ne de ilimdir; o sadece güzel ahlaktan ibarettir. Eğer şekil olsaydı, mücahede ile hasıl olurdu, ilim olsaydı öğrenmekle meydana gelirdi. Bu sebebten şekil ve ilim maksadı hasıl etmez. Tasavvuf, Hakk'ın ahlakıyla mütehallî olmaktır."10

"Biz dahi alırdık, otuza kırka"
Tasavvuf, şekil, kılık, kıyafet ve merasim değildir. Sadece ahlaktır ki: "Allah'ın ahlakı ve Resülüllah'ın ahlakı ile ahlaklanınız"11 hadis-i şerifi mantûkunca Allah'ın ve resûlünün sıfatları ile ittisâfâ çalışmaktır.

Dervişlik olaydı tâc ile hırka
Biz dahi alırdık otuza kırka.12

"Tasavvuf, hürriyet, kerem, merâsimi terk ve cömertliktir."13
Tasavvuf, kerem ve cömertliktir, yoksa kuyûd ve merasim değildir. Sofî, elinde bulunan nimetten başkasının istifadesini düşünen adamdır. Şeyh Sa'di:
"insanın şeref ve haysiyeti, lütuf ve keremi, ihsan ve atâsıyla, sehâsıyla ölçülür; insanlığı da Hakk'a şükretmesiyle, yani umumî manada ibadetiyle anlaşılır. Kendisinde bu iki haslet olmayan kimsenin yokluğu, varlığına müreccahdır".
"Tasavvuf, nefsin nasibini terk ile, Hak'tan nasibini istemektir".

"Rabbiniz: Şükrederseniz and olsun ki, size karşılığını artıracağım; nankörlük ederseniz, bilin ki azabım pek çetindir, diye bildirmişti".14

Şükür nasıl yapılır?
Şükrün ne olduğunu iyi bilmek lazımdır. Yemek yiyip, bittikten sonra "Ya Rabbi şükür el-hamdülillah" demekle şükür ifa edilmiş olmaz. "Şükür odur ki, her aza ne için yaratılmış ise, ona sarfetmektir".15
Her nimetin şükrü kendi cinsiyle eda edilir. Nasıl ki zekat vermek, sadaka vermek yani maddeten yardım yaparak iyilik etmek suretiyle servetin şükrü eda edilirse, bir sofrada kendini ve aile efradını doyuracak bir kap yemeğin yerine, mesela üç kap yemek yer ve bir kap yemeği bulamayan yakını, komşusu veya tanıdığını düşünmez, onları doyurmaya çalışmaz, gece sabahlara kadar ve iki yemek arasında ağzıyla binlerce defa "Ya Rabbi şükür" dese, hiçbir zaman şükrünü eda etmiş olmaz. Her öğün etini, sebzesini, tatlısını Hakk'ın lütfuyla te'min etmiş olan kimse, eğer takva yolunda yaşamak ve bir amel-i salih icra etmek ve cemiyete karşı sorumluluğundan kurtulmak istiyorsa, bir gün et, bir gün sebze, bir gün tatlı yiyerek, diğer iki nimeti münavebe ile ihtiyaç sahiblerine yedirecektir.
Bunu, Hakk'ın rızası için yapmak en büyük sofuluktur. Böyle yapan: "Onlar, içleri çektiği halde, yiyeceği, yoksula, öksüze ve esire yedirirler"16 ayet-i kerimesinin sırrına mazhar olur ve: "Mallarını Allah yolunda sarfedip, sonra sarfettikleri şeyin arıdından başa kakmayan ve ezâ etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir"17 saffında bulunanlar arasına girer ki, işte evliyâullah bu zümreye dahil olanlardır.
AMR BİN OSMAN EL-MEKKî:
"Tasavvuf, zamanın en uygun vaktinde, kulun her an Hak ile meşgul olmasıdır".20
Uyku ve hacatın kazası gibi zamanlar haricinde, kalbin her an Hak ile meşgul olmasını da tasavvufun tarifi içine almıştır ki, bu da bir zikirdir.
CÜNEYD-İ BAĞDADÎ:
"Tasavvuf, Hakk'ın seni senden gidermesi ve kendisiyle ihya etmesidir".
"Tasavvuf, mâsivâ ile alakayı keserek, Cenab-ı Hak ile beraber olmaktır".22
Masiva ile alakayı kesmek demek, Hak'tan gayrı olan herşeyi terketmek demektir.

Masiva şâibesinden dili tathîre çalış
Pertev-i hikmet ü irfan ile tenvire alış.

Evet, masiva ilgisi kalbte bir lekedir; Hakk'ın kalbe tecellisine manidir. Bu leke ancak hikmet ve irfan güneşiyle giderilebilir. Hikmet, ilmin mahiyyetini araştırmaktır; irfan ise bir nevi' sezerek anlayıştır, ayrı bir mevhibedir.

Mâsivâ nasıl terk edilir?
Acaba bu masiva nasıl terk edilecektir? Bunun için ashab-ı tarik birtakım yollar göstermiştir. Bunların arasında üzerinde en çok durulan zikir yoludur. Zikir yolu, en kestirme bir tarik ise de, zikrin ne yolda yapılacağını iyi bilmek lazımdır. Yoksa şairin:
"Leb zikirde ammâ ki gönül fikr-i cihanda
Kaldı arada sübha-i mercan mütereddid.
"Bizim dudaklanmız zikr-i Hak'la meşgul iken, fikrimiz dünya işleriyle alakalı bulunursa, eldeki mercan tesbih de tereddütte kalır".
Ehl-i tevhid olmak istersen sivâya meyli kes,
Aç gözün merdâne bak, Allah bes bâki heves.
"Tasavvuf, toplulukla birlikte zikir, dinleyenlerle birlikte vecd ve işlenmek suretiyle de ameldir".25
.
"Tasavvuf, kulun kendisiyle kaim olduğu bir vasıftır. Cüneyd'e: O Hakk'ın sıfatı mıdır? dediler, O da: Sıfat olarak "Hakk'ın, resim olarak halkındır, diye cevap verdi".26
Hazret-i Cüneyd'e tasavvufun ne olduğunu sordukları zaman: "O bir hâldir ki, daima kul ile beraberdir" buyurmuş. "Bu hal Hakk'ın sıfatının tecellîsi midir, yoksa halkın evsâfından mıdır? denilince: "Sıfat olarak Hakk'ındır, merasim ve şekil olarak da halkındır" demiştir.

Allah ve Resûlünün ahlakı
Peygamber Efendimiz: "Allah'ın ahlakıyla ve Resûlüllah'ın ahlakıyla ahlaklanınız" buyurmuştur.
Bu, Allah'ın ve Resûlünün evsafıyla muttasıf olmak demektir. İmdi, bütün esma-i hüsna ve evâmir-i ilahiyye Hakk'ın evsafının tecellîsidir. Sîret-i nebeviyye ve sünnet-i resûl kezâ, Peygamber Efendimizin evsaf-ı seniyyelerindendir. Bunlara uymayı nefsinde kabul eden kimse Hakk'ın sıfatını iktisab etmiş olur. "Allah'ın ahlakı ile ahlaklanınız" sırrı tecellî eder. Sîrete ittiba ile sünnetin ifası da yine evsaf-ı peygamberi ile muttasıf olmaktır. Bununla da: "Ve Resûlüllah'ın ahlakıyla ahlâklamnız" hükmü zahir olur.
Bunların, kabul ve imanı, sıfat-ı Hak'la tehallî etmektir; icrası da merasimdir, halka aittir.
Erbab-ı tasavvuftan biri bu hususu ne güzel hülasa etmiştir:
"Hayatın öyle geçsin ki, öldükten sonra bir yolun toprağı olursan; senin üstünden geçenlerin yolun tozundan bile müteessir olduklarım işitmeyesin."
"Zahir ile amel et, sana yeter"
Cüneyd'e gelerek tasavvufun ne olduğunu sordular. O da: "Zahir ile amel et, sakın onun hakikatlerinden bir şey sorma, onu ifsad edersin" diye cevap verdi.27
Yine Hazret-i Cüneyd'e tasavvufun ne olduğu sorulduğu zaman: "Amelini bozmak istemezsen emir ve nehyin hakikatini araştırmaya kalkma, zahir ile amel et, bu sana yeter" buyurmuştur ki, herkes kendine göre mana vermeye kalkıp te'villere sapmasın ve günaha girmesin diye bu tavsiyede bulunmuştur.
Sonu gelmeyen emeller
Evet, insanın ümitleri ve amelleri cihandan da büyük, yani sonsuzdur. Ömrün her anı bir taraftan emelleri, bir taraftan da elemleri artırır. Maziye dönüp baksan, uzayıp gitmiş bir gölge, hakikat zannettiklerimiz silinmiş, istikbal kapalı bir kabir, kim olduğu, ne olduğu belli değil. Hâl denen zaman ise, izafî bir varlık. Bu dünyada rahat ve huzur nasıl izafî ve muvakkat ise, hâl de her an maziye intikal etmekte olduğundan ma'dûmdur. Binâenaleyh böyle yokluğa müncer olan varlıktan feryad!
İşte insana düşen, bu sonu gelmeyen emelleri ihmal edip, ubûdiyyetinin icaplarını yerine getirmek ve intizam içinde çalışmaktır. Saatleri ayarlamak, hayatı ayarlamak demektir.
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
Nakşibendi terbiye okulu, hicri: 791, miladi: 1389 taihinde vefat eden Hace Muhammed Bahauddin Nakşibend Hz.'lerinin temel usullerini belirlediği bir manevi terbiye sistemidir. Onun adına nispet edilerek "Nakşibendilik" diye anılmaktadır.

Bu terbiye yolu ve usûlü, Şah-ı Nakşibend Hz.leri ile başlamış değildir. Kendisi bu yolun usul, adap ve feyzini önceki büyüklerden almıştır. Bu terbiye yolunun usul ve adabı, silsile yolu ile Hz. Ebu Bekir Sıddık'a (r.a) ve ondan Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimize ulaşmaktadır. Terbiyenin başında ve merkezinde alemlere rahmet olan Hz. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz bulunmaktadır. Bu terbiye yolunun temel özelliği gizli zikir ve ilahi muhabbetir. Bu zikir ve terbiye yolu, tarih içinde gelen mürşidlerin ismiyle farklı adlarla anılmıştır.

Hz. Ebu Bekir Sıddık'tan (r.a.) sonra bu yola "Sıddıkiyye" ismi verildi. Hz. Beyazid-i Bistamî'ye (k.s) kadar bu isimle anıldı. Ondan sonra "Tayfûriyye" ismi verildi. Tayfir, Beyazid-i Bistami'nin bir diğer adıdır. Hace Abdulhalik Gücdevani Hz.lerine kadar bu isimle anıldı. Ondan sonra, "Hâcegâniyye" ismi verildi. Bu yol bu isimle İslam alemine yayıldı, meşhur oldu. Diğer kollardaki isimler zamanla unutuldu. Bu yol, Mevlana Halid Bağdâdi'den sonra "Nakşibendî Hâlidiyye" ismiyle de anılıp yayıldı. Bu gün Anadolumuzda yagın olan kol "Halidiyye" koludur. Bu yol, günümüzde Şah-ı Nakşibend Hz.lerine nispet edilen meşhur ismiyle "Nakşibendîlik" şeklinde anılmaktadır.

Nakşibend, "nakş" ile "bend" kelimelerinden oluşmuş bir terkiptir. Bir isim değil sıfattır; ancak isim gibi meşhur olmuştur.

Nakş, bir şeyi bir yere nakşetmek, nakış gibi işlemek, hiç çıkmayacak hale getirmek, mühür gibi kazımaktır.

Bend, Farsça bir isim olup, dilimizde hem isim, hem sıfat olarak kullanılmaktadır. isim olarak, bağ, kelepçe, baraj, bent, kemer gibi manalara gelmektedir. Sıfat olarak, sıkıca bağlı, iyice bağlayan, kuvvetlice bağlanmış manalarına gelir.

Kalbe Allah zikrini hiç çıkmayacak şekilde nakış gibi işledikleri ve ondan hiç kopmadıkları için, gizli zikir sahiplerine Nakşibendi denmiştir.

Tarikat yol ve usul manasındadır. Tarikat bir din ve mezhep değil, dini anlama ve yaşama şeklidir. İnsanı terbiye için kurulmuştur. Tarikatlar terbiye için tercih ettikleri usullere ve zikirlere göre farklı adlarla anılmışlardır. Tasavvufun kaynağı, doğunun felsefesi, batının batıl dinleri değil, Kur'an ve sünnettir.

Bütün manevi terbiye yollarına kısaca "tasavvuf" denir
Nakşibendi terbiyesi, gizli zikir usulü üzerine kurulmuştur. Bu usulü benimseyen büyük veliler tarafından geliştirilerek günümüze kadar gelmiştir. Bu usul ve adaplar bizzat Kur'an ayetlerinden, rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimizin sünnetinden ve O'nun şerefli ashabının (r.anhüm) hallerinden alınmıştır. Her şeyi ile Kur'an ve sünnete bağlıdır. Bu yolun usul ve adapları, Kur'an ve sünnette ya açıkca belirtilmiş, ya da işaret, delalet ve sükût yoluyla kabul edilmiştir. Yani, İslam'ın ruhuna uymayan hiçbir şey yoktur.

Fakihler nasıl fıkıh alananda içtihat yapma yetkisine sahiplerse kâmil mürşidler de, ahlak ve terbiye alanında içtihat etme, yeni usuller belirleme yetkisine sahiptirler
Bu terbiye sistemi yeni bir din değildir; dinin ahlak derslerini talim ve tatbik eden bir okuldur. Hedefi, insanı güzel ahlaka ve Allah rızasına ulaştırmaktır. Metodu, muhabbetle kalpleri Yüce Allah'a bağlamaktır Temel usulü gizli, zikir, toplu zikir, muhabbet, sohbet, rabıta, teveccüh, tasarruf, hizmet ve edeple nefsin çirkin sıfatlarını ıslah etmektir.Dinimizin bize öğrettiği amel ve edepler iki kısımda özetlenebilir:

1-) Zahiri Hâller: Vücudumuzun dış azaları ile yaptığı bütün ibadetleri içine alır. Yeme içme, temizlik, alış-veriş, aile hukuku gibi vazifeler de bu kısma girer. Bu vazife ve edepler fıkıh kitaplarında anlatılmaktadır. Hangi vazifeyi yapıyorsak, onunla ilgili ilahi emri ve edebi öğrenmemiz gerekir.

2-) Batıni Hâller: Kalbin gafletten uyanması ve zikirle ihya edilmesi, nefsin manevi hastalıklardan arındırılması, ruhun ilahi huzura yükselmesi, böylece insanın ilahi nur, ilim, aşk, edep ve güzel ahlaka ulaşmasıdır. Zahiren ve batınen terbiye olan insanın elde edeceği en büyük inmet güzel kulluktur. Bu hale kısaca ihsan mertebesi denir. İhsanı yukarıda tarif ettik. Bu yol herkese açıktır. Bütün insanlar bu edeplere ve nimetlere davet edilmiştir.

Zâhirî ve bâtınî edepleri koruyan kimse ihsan mertebesini elde eder. Bu mertebeyi elde eden kimse Yüce Allah tarafından sevilir, O'nun huzurunda kabul görür. Kalbi ilahi sevgi, huşu, haya ve haşyet ile dolar.


___________________

Bu bölüm Semerkand Yayınları - Arifler Yolunun Edepleri - S. Muhammed Saki Haşimî - Sayfa : 24- 27 den alınmıştır.
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
Din, Yüce Allah'ın kullarını terbiyesinden ibarettir. Bu terbiye üç temel alanda gerçekleşmektedir. Birincisi inanç, ikincisi ibadet, üçüncüsü de ahlaktır. Din inanmakla başlar; ibadet ve taatle yaşanır. Edeb, güzel ahlak, ilahi sevgi, kalp temizliği, nefis terbiyesi ile Allah'a dostluğun tadına varılır. Şu halde k^mail bir mümin olmak, dini kâmil olarak yaşamaya bağlıdır.

Dinimizin bu üç temel esasa dayandığını şu meşhur hadis-i şerif ortaya koymaktadır.

"Bir gün Allah Resûlü (s.a.v.) Efendimiz, mescitte sahabe-i Kiram ile oturuyordu. O esnada cemaatin içinden birisi çıkageldi. Gelen kimse, beyaz elbiseli, siyah saçlı, güzel kokulu, üzerinde yol izi bulunmayan, kimsenin de tanımadığı birisi idi. Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin huzuruna kadar geldi, selam verdi, edeple önüne oturdu, ellerini dizlerinin üzerine koydu ve kendisine sorular sormaya başladı. Önce:

"Ya Muhammed! Bana İslam'ın ne olduğunu haber verir misiniz?" diye sordu. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz:

"İslam, allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in O'nun peygamberi olduğuna şehadet etmendir. Ayrıca namaz kılmandır, zekat vermendir, oruç tutmandır ve gücün yetiyorsa allah'ın evini ziyaret edip hac yapmandır," diye cevap verdi. Bu zat tekrar:

"Bana imanın ne olduğunu haber verir misiniz?" diye sordu; Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz:

"İman, Allah'a, O'nun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, bütün iyilik ve kötülüğün bir kaderle meydana geldiğine inanmandır," diye cevap verdi. Gelen zat tekrar:

"İhsan nedir, bana ihsanı haber verir misin?" diye sordu; Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz:

"İhsan, Yüce Allah'ı görüyor gibi O'na ibadet etmendir. Her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da, O seni görmektedir, bunu kesin olarak bilmendir," buyurdular. Gelen zat:

"Bana kıyametin ne zaman kopacağını haber verir misiniz?" diye sordu; Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz:

"Bu konuda soru sorulan kimse, sorandan daha bilgili değildir, ben bu konuda kesin bir saat söyleyemem," buyurdular. Fakat bu zatın sorusu üzerine kıyametin bazı alametlerinden haber verdiler. Bu soruları soran zat izin isteyip kalktı, cemaatin içine daldı, bir anda gözden kayboldu. Sahabe-i Kiram dikkatini Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz'e çevirmişlerdi. Bir ara Efendimiz (s.a.v.):

"O Cibril'di; size dininizi öğretmeye geldi;" buyurdular. (Buhari, İman, 37 Müslim, İman, 1; Ebu Davut, Sünnet; 16; Tirmizi, İman, 4; İbnu Mace, Mukaddime, 9.)

Demek ki Cebrail (a.s.), kendisi bir şey öğrenmeye değil, bu yolla insanlara dini öğretmeye gelmişti. Onu, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'e Yüce Allah göndermiş, onunla dinin aslını bizlere öğretmiş ayrıca Sahabe-i iram'a onu bu şekilde görme şerefini bahşetmiştir. Bu hadiste belirtildiği gibi, din üç temel üzerine bina edilmektedir. Bunlar: İman, ibadet, ahlak.
İman, inanç esaslarıdır. Bunu akide ve kelam alimleri inceler. İbadetleri fıkıh alimleri işler. ahlak ise, insanın iç terbiyesidir. ahlak terbiyesi, ilim ve ahlak konusunda kâmil insanların rehberliğinde olur. Bu kâmil insanlar daha çok bir mürşid nezaretinde tasavvuf mekteplerinde yetişir.

Bu hadis-i şerifte belirtilen ihsan, asıl hedefi iç temizliği olan tasavvuf terbiyesinin temelini oluşturmakta ve bu terbiyenin önemini ortaya koymaktadır.

Her mümine, sahih iman ve düzgün ibadet farz olduğu gibi, kalp temizliği, nefis terbiyesi ve güzel ahlak da farzdır. Bu farzları yapmaya vesile olan şeyler de onlar kadar önemlidir.

Hiçbir mümin, ben imanı ve ibadeti öğrenirim, yaparım fakat bana ihlas lazım değildir; ilahi sevgi gerekmez, benim marifetullaha ihtiyacım yok, ben kalp temizliği istemem, nefis terbiyesi ile uğraşamam diyemez. Derse hak yolda gidemez, dinini hakkıyla yaşayamaz, Yüce Allah'ın rızasını kazanamaz, hakiki huzuru bulamaz.

Bitmeyen huzur ilahi sevgiye ve zikrullaha bağlanmıştır. Hiçbir zaman değişmeyecek bu kesin hüküm Kur'an-ı Hakim'de şöyle ferman buyrulmuştur:

"Allah kendisine yönelen kulunu hidayete, rızasına giden yola erdirir. Onlar iman edenler ve kalplerini Allah'ın zikriyle huzura erdirenlerdir. Dikkat edin, kalpler ancak Allah'ın zikriyle huzur bulur." (Ra'd 13/27-28)

İşte tasavvuf , kalbi Allah ile tanıştırıp huzura kavuşturma yollarını öğreten ve bunu bizzat gerçekleştiren bur terbiye sistemidir. Tasavvuf, güzel ahlak okuludur. Kalp temizliği ve güzel ahlak, dinin bâtınî fıkhıdır. Buna Kur'an'da takva denir. Takvaya ulaşmak için yapılan mücahedeye tezkiye denir. Tezkiye, kalbi inkar, şirk, isyan ve gaflet kirlerinden temizlemek, ruhu arındırmak, nefsi çirkin huylarından kurtarıp güzel sıfatlarla bezemektir. Bütün bunlarla hedef, Yüce Allah'ın rızasına ve dostluğuna ulaşmaktır. Hedefi Allah rızası olan bir terbiyenin elbette bütün usul ve adabı da Allah rızasına uymalıdır.

Allahu Teala, ilahi terbiyenin ve dostluğun merkezine Resûlü Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz koymuştur. Ona uymadan kimse Yüce Allah'a gidemez. O'na dostluk yapamaz.

Allahu Teala bu konuda bütün insanlığı önüne şu ilahi ölçüyü koymuştur:

"Rasûlüm! De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tâbi olunuz/uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok affedici ve esirgeyicidir." (Âl-i imran 3/31)

Alimlerin belirttiği gibi, bu ayette geçen -tabi olmak-, sıradan bir tabi olmak değildir. Burada ittiba, Hz. Peygamber'e (s.a.v.) gerçek manada duyulan bir sevgiyi içine almaktadır. Bu sevgi, Fahr-i Kainat Efendimize (s.a.v.) kalple, dille, özle, sözle, hal ve ahlak ile tam bir teslimiyetle uymayı gerektirir. Mümin, içi ve dışıyla, inanış ve yaşantısı ile sünnete uyduğu ve buna ölene kadar sımsıkı sarıldığı zaman, Yüce Allah'a itaatini gerçekleştirmiş ve O'nun sevgisini kazanmış olur.

Efendimiz (s.a.v.), Ashab-ı Kiram'a (r.anhüm) dini, iman, ibadet ve ihsan boyutuyla öğretmiş, göstermiş, yaşatmış ve öylece ahireti şereflendirmiştir.

Sahabe-i Kiram da (r.anhüm) kendilerinden sonra gelenlere dini, iman, ibadet ve ihsan boyutu ile bir bütün olarak aktarmıştır. Din, ilk iki nesilde bir bütün olarak ele alınıyor, zâhirî ve bâtınî yönü aynı hassasiyetle korunuyor ve yaşanmaya çalışılıyordu.


___________________

Bu bölüm Semerkand Yayınları - Arifler Yolunun Edepleri - S. Muhammed Saki Haşimî - Sayfa : 16- 21 den alınmıştır.


 

HACI BORAN

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eyl 2005
Mesajlar
2,198
Aldığı Beğeniler
6
Bizlerle bu güzelligi paylaştığın için sana çok teşekür edrim Necmedin kardes..

Allah senden razı olsun kardeşim
 

KanDamLaSi

Ubeyd
 
Üyelik Tarihi
14 Eki 2005
Mesajlar
7,463
Aldığı Beğeniler
64
payLa$imin icin cok saoLasin karde$..

[BLINK]Cok güzeL bir konu acmi$sin..[/BLINK]
 

hakan_48

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
22 Eyl 2005
Mesajlar
580
Aldığı Beğeniler
5
Rabbim bizlere, herkeze bu güzel yollara girmeyi ve bu güzel yolun büyüklerinin hali ile hallenmeyi nasip etsin.Rabbim bizlere en güzel şekilde kendisine kulluk etmemizi nasip etsin.
 
D

DuaM

Guest
Rabbim Sevgisini kalbimize naşk eylesin..

Gerçekten güzel bir paylaşım..

Rabbim daimen razı olsun...
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
Salatü selam kulu ve Resulü olan, söyle buyuran Hz.Muhammed(s.a.v)in üzerine olsun:

Aziz ve Celil olan Allahdan korkmanızı ve Ona itaat etmenizi tavsiye ederim. Allah dan korkmak(takva),emirlerine sarılmak ve nehiylerinden kaçınmak suretiyle Ona itaat etmektir.Bu, dünya ve Ahiret seadetini kazandırır.

Bu İslamiyete dair,ibadetler,muamelat,ahlak,edepler ve diğer yaşamla alakalı çeşitli konularla ilgili kiymetli vasiyetleri, zikir için faydalı olanları öğrenmeye düşkün Müslüman gençlere takdim ediyoruz.Öğüt, nasihat müminlere fayda verir.Onları okuyan veya dinleyenlere Allahın onunla faydalandırmasını ve müellifine,yazanına,neşredenine ve onlarla amel edenlerin ecir ve sevabını çoğaltmasını umarak takdim ediyoruz.O(Allah) bize kafidir,ne güzel vekildir.

Bunlar şunlardır:

1. Allah Teala için niyetinde ihlaslı ol.Sözünde ve amelinde riyadan sakın!

2. Bütün söz,fiil ve ahlakında Muhammet(s.a.v)in sünnetine uy!

3. Allahdan kork.Bütün emirlerini yapmaya ve bütün nehiylerini terk etmeye azmet.

4. Allahu Tealaya nasuh tevbesi yap.İstiğfarı çoğalt.

5. Her halinde Allahu Tealanın seni gördüğünü,işittiğini,içinden geçirdiklerini bildiğini düşün.

6. Allahu Tealaya,meleklerine,kitaplarına,peygamberlerine,Ahiret gününe ve hayırlısı ve şerlisiyle kadere iman et!

7. Başkasını kör taklit ile taklit etme.Fikirsiz asalak olma!

8. Hayırlı işlerde öncü ol ki,ecir kazanasın ve onda seni takip edenlerin de sevabına nail olasın.

9. Riyazus-Sâlihîn adlı Hadis Kitabını edin ve onu nefsine ve ailene oku! ve ibn-i Kayyimin Zâdül-Meâd adlı kitabını da edin!

10. Devamlı abdestli ol ve yeni abdest al.Devamlı hadesten ve necasetten taharet üzere ol!

11. Özellikle yatsı ve sabah namazları olmak üzere, namazları camide ve cemaatle, ilk vaktinde eda etmeye devam et!

12. Kendine ve Müslümanlara eza vermemek için soğan sarımsak gibi kötü kokusu olanları yeme ve sigara içme!

13. Cemaat sevabını elde etmen için, hakkını vererek Cemaatle namaz kılmaya devam et.

14. Farz olan Zekatı tastamam ver.Eksik verme!

15. Cuma namazına erken gitmeye gayret et.ikinci ezana kadar gecikmekten sakın! Değilse günahkar olursun.

16. Ramazan orucunu inanarak ve sevabını Allahdan umarak tut ki,senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın.

17. Şeri bir özür olmaksızın Ramazan orucundan bir gün bile oruç yemekten sakın ki böyle olursa günahkar olursun.

18. Ramazan gecelerini ihya et.Özellikle kadir gecesini-ki o gecenin kadrine,bereketine inanarak ve geçmiş günahlarının bağışlanacağını umarak ihya et.

19. Güç yetirdiğinde Hacc ve Umre yapmaya koş.Geciktirmekten sakın!

20. Kurânı manasını düşüne düşüne oku.Rabbinin huzurunda senin lehinde bir delil olması ve kıyamet gününde sana şefaatçi olması için Kuranın emrine sarıl ve nehyinden de kaçın!

21. Gizlide ve açıkta,ayakta ve oturarak ve yanın üzere yatar olduğun halde zikrullahı çokça yapmaya devam et.Gafletten sakın!

22. Zikir meclislerinde hazır bulun.Muhakkak ki orası Cennet bahçelerindendir.

23. Gözünü haram olanlara bakmaktan ve serbest bırakmaktan sakın!Muhakkak ki bakış,şeytanın oklarından zehirli bir oktur.

24. Elbiseni topuklarının altına kadar uzatma ve kibirli yürüme!

25. İpek elbise giyme ve altın takı takma!Bu ikisi erkeklere haramdır.

26. Kadınlara benzemeye çalışma!Hanımının da erkeklere benzemesine müsaade etme!

27. Peygamber efendimizin şu hadisine uyarak sakalını bırak:Bıyıkları kısaltınız.Sakalları bırakınız.(buhari ve müslim rivayet etmiştir.

28. Helal yemeye ve helal olanları içmeye dikkat et ki,duan müstecab olsun!

29- Yemek yerken ve içerken besmele çek.Bitirdiğinde de elhamdü lillah de!
30-Sağ elinle ye ve sağ elinle iç!Sağ elinle al ve sağ elinle ver!
31-Zulmetmekten sakın!Muhakkak ki zulüm,kıyamet gününün karanlıklarındandır.
32- Müslüman olmayanlarla arkadaşlık etme!Yemeğini de müttaki olanlardan başkası yemesin!
33-Rüşvet almak,vermek ve aracı olmaktan sakın!Muhakkak ki onu işleyen melundur.
34- Allahı gazaplandıracak şekilde insanların hoşnut olmasını isteme ki, sonra Allahın gazabına uğrarsın.
35- Her meşru işlerde yöneticilerine tabi ol.Onların ıslahı için dua et!
36- Yalancı şahitlik yapmaktan sakın!Hak olan şahitliği de gizleme!Kim hak olan şahitliği gizlerse,Şüphesiz ki O kalbi günahkardır.Allah her ne yaparsanız,onu bilendir.(Bakara,283)
37-Maruf olanı emret.Münkerden de nehyet.Sana gelen musibetlere de sabret.(lokman,17) Maruf:Allah ve Resulünün emrettikleridir.Münker ise:Allah ve Resulünün nehyettikleridir.
38-Küçük olsun büyük olsun haram kılınanların tamamını terk et.Allahu Tealaya isyan etme ve Allaha isyan da kimseye yardımcı olma!
Gazaplanmaktan sakın!
39-Zina fiiline yaklaşma!Kuranda Allahu Teala:ve zinaya yaklaşmayın.Muhakkak ki o(zina),fuhşiyettir ve kötü bir yoldur.buyurmuştur.(el-isra,32)
40-Anne-babana iyilik yapmanı tavsiye ederim.Onlara eza,sıkıntı vermekten sakın!
41-Sılay-ı rahim yapmanı tavsiye ederim.Akrabanla ilişkini(sılay-ı rahimi)kesmekten sakın!
42-Komşuna iyilik yap.Onlara eziyet etme!Onlardan gelen sıkıntılara tahammül et.
43-Allah rızası için din kardeşlerini ve salihleri ziyaret etmeyi çoğalt.
44. Allah için sev.Allah için buğzet.Muhakkak ki böyle yapmak imanın kulplarından en sağlam olanıdır.

45. Salihler ile oturmanı tavsiye ederim.Kötü kimseler ile oturmaktan sakın!

46. Müslümanların ihtiyaçlarını gidermeye gayretli ol.Onların sevinmelerine,mutlu olmalarına çalış!

47. Sana rıfk,hilim ve sukuneti tavsiye ederim.Sert,katı davranmaktan ve acelecilikten sakın!

48. Konuşmakta olanın sözünü kesme!Sana iyi bir dinleyici olmanı tavsiye ederim.

49. Tanıdığın olsun,tanımadığın olsun selamı yaygınlaştır.

50. Sünnet olan selam sözüyle, selamlaş.O Es-selamü aleyküm sözündür.Sadece el ve baş işareti ile yetinme!

51. Hiçbir kimseye küfür etme ve kötü lakap takma!

52. Hayvanlara ve cansız varlıklara bile olsa, hiçbir kimseye lanet etme!

53. İnsanlara zina iftirasında bulunmaktan ve namuslarına itham etmekten sakın!Muhakkak ki bu,büyük günahlardandır.

54. Nemimeden sakın!Bu(nemime),insanların arasını bozmak için laf taşımaktır.

55. Gıybetten sakın!Bu(gıybet),din kardeşinin hoşuna gitmeyecek şeyi onun gıyabında konuşmandır.

56. Hiçbir müslümanı korkutma ve eziyet etme!

57. İnsanların arasını düzeltmeni tavsiye ederim.Muhakkak ki ıslah etmek,amellerin en efdalidir.

58. Ya hayır konuş,ya da sus!

59. Doğru sözlü ol,yalan konuşma!Muhakkak ki yalan,fasıklığa götürür.Fasıklık da Cehenneme götürür.

60. İki yüzlü olma!Şunlara bir yüzle,bunlara başka bir yüzle gelme!

61. Allah dan başkasının adını vererek yemin etme.Doğru bile olsa çok yemin etme!

62. Kimseyi küçümseme!Muhakkak ki takvadan başka, kimsenin başkalarına karşı bir üstünlüğü yoktur.

63. Kahinlere,falcılara,sihir yapanlara gitme ve onları doğrulama!

64. İnsan ve hayvan resmi yapma!Muhakkak ki Kıyamet günü insanlar içerisinde azabı en çetin olanlar,resim yapanlardır.

65. Evinde, ruh taşıyan varlıkların resmini bulundurma!Yoksa meleklerin, evine girmesinden mahrum kalırsın.

66. Aksıran ve elhamdü lillah diyen birine yerhamükellah diye teşmit et.

67. Islık çalmak ve el çırpmaktan sakın!

68. İşlediğin her günahtan dolayı hemen tevbe et ve günahın peşinden iyilik yap ki,günahını silsin.İşleri yarına bırakmaktan(yarın yaparım yarın, demekten)sakın!

69. Allahu Tealanın affına ve rahmetinden ümitvar ol.Allaha güzel zanda bulun.

70. Allahu Tealanın azabından korku içinde ol ve cezasından emin olma!

71. Musibet ,bela geldiğinde sabırlı ol ve bolluk,rahatlık anında da şükür halinde ol!

72. Öldükten sonra sevabı sana kalacak salih amelleri çokça işle.Mescid bina etmek,ilmi yaymak gibi.

73. Allahdan Cennetini iste ve Cehennemden Ona sığın!

74. Resulüllah (s.a.v)e salatü selam getirmeyi çoğalt! Hesap gününe kadar,Allahın salatü selamı Onun,ehl-i beytinin ve sahabesinin hepsinin üzerine daim olsun!Amin.
 

berrak

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
14 Mar 2006
Mesajlar
165
Aldığı Beğeniler
1
bu güzel konuyu bizlerle paylaştığın için allah razı olsun
 

berrak

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
14 Mar 2006
Mesajlar
165
Aldığı Beğeniler
1
Tasavvufun dinimizdeki önemini güzel bir şekilde vurgulamaya çalışmıssınız.
allah razı olsun
 
Üst Alt