- Üyelik Tarihi
- 1 Kas 2005
- Mesajlar
- 4,662
- Aldığı Beğeniler
- 29
- Konum
- İstanbul - Eyüpsultan
- Takım
- Galatasaray
Bu çalışma; müminlerin dosdoğru, sürekli ve huşu içinde namaz kılmalarına vesile olma arzusundadır.
Nafileleri kaçırmayayım derken terkedilen farzlar, mahreçlere hakkını vereyim derken perdelenen mana ve şekle önem vereyim derken kaybolan derinlik....
Namaz, mü'mini dünyevi ve şeytani istek ve arzulardan koparıp manevi huzura, sukuna kavuşturması gerekirken; bizler namazda dahi bu dünyadan kopamamaktayız.
Namaz, insanı ve toplumu fahşa ve münerden alıkoyması gerekirken; namaz kılanlar fahşa ve münkerle barışık yaşayabilmektedirler.
"Allahu ekber" ile namaza başlayan bir insanın, namazın sonunda bambaşka ve yenilenmiş bir mümin haline gelmesi gerekirken; bizler namazlarımızdan hiç etkilenmiyoruz.
Namazla her müminin, inkilap ateşini tutuşturup şeytani ve tağuti otoritelere karşı nefretini tazelemesi, hanif duruşunu pekiştirmesi gerekirken; camileri dolduran milyonlarca müslüman bu otoritelere alkış tutabilmektedirler.
"Rabbimiz! Bizi gereği gibi namazını ikame edenlerden eyle!"
YARATILIŞ GAYESİ
İŞTE O ZAMAN Rabbin meleklere:
"Bakın, Ben yeryüzünde ona sahip çıkacak (mülkiyetinin kendisine emanet edilmiş olması anlamında) birini yaratacağım!" demişti.
Onlar: "Seni övgüyle yüceltip takdîs eden bizler dururken, orada, bozgunculuğa ve yozlaşmaya yol açacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" dediler.
[Allah: ] "Sizin bilmediğiniz (çok şey var, onları) Ben bilirim!" diye cevapladı.
(Bakara 30)
Şu halde insanın bir tek yaratılış gayesi vardır: Hilafet!
İnsanın, yeryüzünde Allahın halifesi olmakla yüklendiği birtakım sorumluluklar vardır. Yeryüzü ve içindekiler tümüyle onun emrine verilmiştir; ama o bunları dilediği gibi tasarruf etme yetkisine sahip değildir. Kendisini halifelik makamına getiren Yüce Sahibinin emir ve yasaklarına kesin olarak uymak zorundadır. Aksi halde, Sahibine karşı nankörlük yapmış ve ihanet etmiş olur.
56: Ve [onlara söyle: ] görünmez varlıkları ve insanları yalnızca [Beni tanımaları ve] Bana kulluk etmeleri için yarattım. ( O halde, bütün akıl sahibi varlıkların yaratılmasındaki temel amaç, onların Allah'ın varlığını tanımaları (ma'rifet) ve bundan dolayı, kendi var oluşlarını bilinçli olarak O'nun iradesi ve planı ile uyumlu hale getirme isteği duymalarıdır. İşte bu iki aşamalı tanıma ve isteme (cognition and willingness) kavramlarıdır ki Kur'an'ın "kulluk" ('ibâdet) olarak tanımladığı şeye derin anlamını verir.
Bir sonraki ayetin de gösterdi
ği gibi, bu manevî çağrı, hiçbir şeye muhtaç olmayan ve sınırsız güç sahibi olan Yaratıcı'nın herhangi bir farazî "ihtiyac"ından doğmuş değildir; tersine, her şeyi kuşatan ilahî iradeye bilinçli olarak kendini teslim etmek suretiyle bu iradeyi kavramayı ve böylece bizâtihî Allah'a daha yakın olmayı ümid eden kulun ruhî gelişmesinin bir aracı olarak öngörülmüştür.)
57 [Ama dikkat edin,] Ben onlardan ne bir rızık istiyorum ne de Beni gözetip beslemelerini:
58 çünkü bizzat Allah bütün rızıkları verendir, her türlü kudretin Sahibidir, bakî olandır!(Zariyat: 56-58 )
İBADET NEDİR?
İbadet; kuluk, itaat, boyun eğmek, köle olmak ve taat anlamlarına gelir.
Kulluk, gerçekte kalbin herhangi birşeye aşırı bağlılığıdır. Bir insanın kalbi neye meyletmişse, en çok neyi sevmişse, insan o şeylerin kulu olur. Kalbin, sevdiği şeye alaka duyması sevginin ilk basamağıdır. Sonra, bu ilginin artması, onu sayıklamaya başlamak, sevgisiyle çılgına dönmek, aşk ve nihayet ibadet.. İşte sevginin son mertebesi budur. Allaha ibadet ise, Ona karşı nihayetsiz bir muhabbetin sonucudur. Bu sınırsız sevgiyi hiç bir şey gölgelememeli ve onu eksiltmemelidir.
24 De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, mensup olduğunuz oymak ya da boy, kazanıp (biriktirdiğiniz) mallar, kötüye gitmesinden kaygılandığınız ticaret, hoşlandığınız konutlar size Allah'tan ve O'nun Elçisi'nden ve O'nun yolunda kavga vermekten daha gönül bağlayıcı geliyorsa, bekleyin o zaman Allah iradesini açığa vuruncaya kadar; ( Yahut: "buyruğunun yerine gelmesini sağlayıncaya kadar". Bu ifade, Hesap Günü'nü ya da -daha muhtemeldir ki- kısır çıkar kaygılarını ahlakî değerlerin üstünde tutan toplumların kaçınılmaz yozlaşmalarını, çöküşlerini işaret ediyor olabilir. Ve daha önemlisi, bu ayet, soy ve kan bağına, ırk asabiyetine, ırk düşkünlüğüne toplumsal davranışları belirleyen temel öğe olarak bakan görüş ve eğilimleri reddetmekte ve bir müminin -bireysel ve toplumsal- hayatını üzerinde yükselteceği tek sağlam ve meşru temel olarak dünya görüşünü, hayat görüşünü ("Allah ve Rasûlü'ne bağlılık ve Allah yolunda cihad/üstün çaba göstermek" olarak) öne çıkarmaktadır.)
Ve [bilin ki,] Allah, günaha gömülüp gitmiş bir topluluğa asla hidayet etmez".
(Tevbe 24)
İbadet; Cenabı Hakk'ın razı olduğu ve sevdiği gizli-açık bütün fiil ve sözleri içine alan oldukça geniş kapsamlı bir kavramdır. Namaz, oruç, hac, doğru söz, marufu emretmek, münkerden nehyetmek, kafirlere ve münafıklara karşı cihad etmek, komşuya yetime, yoksula, yolda kalmışa, köleye ve hayvanlara yardımda bulunmak, Kuran okumak, dua etmek, zikretmek ve benzeri fiil ve hareketlerin hepsi ibadet ve kulluk kapsamına girerler. Allahı ve Resulunu sevmek, Allahdan korkmak ve Ona boyun eğmek, dini amelleri Allah'ın rızasını kazanmak için yapmak, Allah'ın sana kötü görünen hükmüne sabır ve nimetine şükreylemek, kaza ve kaderine rıza göstermek, Allahu Telaya tevekkül etmek, rahmetini ümit edip azabından korkmak ve bütün haller de kulluk ve ibadet kavramına dahildirler. Bir başka ifade ile ibadet; Allah için yaşanan hayattır.
Murtaza Mutahhari, ibadeti ameli tevhid olarak tanımlar..
40 Allah'ı bırakıp tapındığınız her şey gerçekte sizin ve atalarınızın kendi muhayyilenizden çıkardığınız [anlamsız] isimlerden öteye geçmemektedir; çünkü bunlar hakkında hiçbir kanıt indirmemiştir Allah. [Neyin doğru, neyin eğri olduğu konusunda] hüküm yalnızca Allah'a aittir. Ve O da kendisinden başkasına kulluk etmemenizi buyuruyor. İşte dosdoğru olan [tek] din budur; ama insanların çoğu bunu bilmez. (Yusuf: 40)
*****
36 Allah ve Elçisi bir konuda hüküm verdikten sonra artık inanmış bir erkek ve kadının kendileriyle ilgili konularda tercih serbestisi yoktur: [bu, hakkı kendinde görerek] Allah'a ve Elçisi'ne isyan eden kimse, apaçık bir sapkınlığa düşmüş olur. (Ahzab: 36)
*****
51 Aralarında [ilahî kitap] hüküm versin diye Allah'a ve O'nun Elçisi'ne çağırıldıkları zaman müminlerin söyleyeceği tek söz: "İşittik ve itaat ettik!" sözü olmalıdır;68 kurtuluşa, esenliğe ulaşan kimseler de işte böyleleridir: (Nur: 51)
*****
31 Hahamlarını, rahiplerini, bir de Meryem oğlu Mesih'i, Allah'la beraber rableri olarak gördüler; Oysa, Tek Tanrı'dan başkasına kulluk etmekle emrolunmuş değillerdi; (o Tek Tanrı ki,) O'ndan başka tanrı yoktur, (O Tek Tanrı ki,) sınırsız kudret ve izzetiyle, (böylelerinin) O'nun tanrılığında bir pay yakıştırdıkları her şeyden bütünüyle uzaktır, yücedir! (Tevbe: 31)
*****
İslam'da, tevhid akidesine imandan sonra, ikinci olarak namaz emri gelir. İslamın ilk farzı iman, ikinci farzı namazdır. Çünkü namaz, tevhidin pratiğidir; imandan aksiyona geçiştir; tevhidin temel ilkelerini hem dilimizle, hem kalbimizle ve hem de hareketlerimizle tekrar edip iman ve ikrarımızı tazelemektir. Namaz imanın varlığını kanıtlayan en önemli belirtidir.
Namaz, cennetin anahtarı olduğu gibi, namazı terketmek de cehenneme girme sebebidir:
"Cennetin anahtarı namazdır".(Müslim)
"42 "Sizi bu cehennem ateşine sürükleyen nedir?"
43 Berikiler "Biz" diyecekler, "ne namaz kılanlardan idik, (Müddessir: 42-43) (Ancak Muhammed Esed, bu ayetlerin tefsirinde şöyle demektedir: "Bu ilk dönem suresi nazil olduğu sırada namazın (salât) müminlere henüz farz kılınmamış olmasından dolayı, bu terimin, yukarıdaki bağlamda en geniş anlamında, yani Allah'a bilinçli kulluk anlamında kullanıldığını söyleyebiliriz.")(Fizilal de ise "Burada "namaz kılmak" tümü ile "iman etme"yi anlatan dolaylı bir ifadedir. Bu ifade biçimi, bu inanç sisteminde namazın taşıdığı önemi vurgulamakta, onu imanın göstergesi ve sembolü olarak tanıtmaktadır. Buna göre namazı inkar etmek kafirliğin delili olmakta, sahibini müminlerin safının dışına çıkarmaktadır." denir)(Mevdudi ise: "Yani biz Allah'a, Rasulü'ne ve Kitabı'na inanarak Allah'a inananların ilk olarak yerine getirecekleri hakkı yerine getirenlerden değildik. O hak namazdır. Bundan da iman etmeyen kimsenin namaz kılmadığını burada iyice anlamalıyız. Dolayısıyla bir kimse eğer namaz ehlinden ise, kendiliğinden anlaşılır ki o kimse iman ehlidir. Çünkü iman olmadan namaz kılınmaz. Ayrıca namaz kılanlardan olmamanın da cehenneme gitme sebeplerinden olduğu açıklanmaktadır. Onun için bir kimse iman etse ama namazı terkedenlerden olsa, o da cehennemden kurtulamayacaktır." demektedir)
45 SANA vahyedilen bu ilahî kelâmı [başka insanlara] ilet, ve namazında dikkatli ve devamlı ol: çünkü namaz [insanı] çirkin fiillerden ve akla ve sağduyuya aykırı olan her türlü şeyden alıkoyar; Allah'ı anmak gerçekten en büyük [erdem ve iyilik]tir. Allah bütün yaptıklarınızı bilir. (Ankebut: 45)
Kişinin inandım demesi, meseleyi halletmemektedir. Bu imanını eyleme dönüştürmesi ve ilk olarak da namazla işe başlaması gerekmektedir.
"Namaz dinin direğidir. Onu terkeden şüphesiz dini yıkmış olur." (ihya,s.399)
Kişi nasıl ki imanını namaz biçiminde eyleme dönüştürmeden dinini ayakta tutamıyorsa; namazını terkeden kişi de, dinini yıkmaya başlamış demektir.
Abdullah Yıldız
Nafileleri kaçırmayayım derken terkedilen farzlar, mahreçlere hakkını vereyim derken perdelenen mana ve şekle önem vereyim derken kaybolan derinlik....
Namaz, mü'mini dünyevi ve şeytani istek ve arzulardan koparıp manevi huzura, sukuna kavuşturması gerekirken; bizler namazda dahi bu dünyadan kopamamaktayız.
Namaz, insanı ve toplumu fahşa ve münerden alıkoyması gerekirken; namaz kılanlar fahşa ve münkerle barışık yaşayabilmektedirler.
"Allahu ekber" ile namaza başlayan bir insanın, namazın sonunda bambaşka ve yenilenmiş bir mümin haline gelmesi gerekirken; bizler namazlarımızdan hiç etkilenmiyoruz.
Namazla her müminin, inkilap ateşini tutuşturup şeytani ve tağuti otoritelere karşı nefretini tazelemesi, hanif duruşunu pekiştirmesi gerekirken; camileri dolduran milyonlarca müslüman bu otoritelere alkış tutabilmektedirler.
"Rabbimiz! Bizi gereği gibi namazını ikame edenlerden eyle!"
YARATILIŞ GAYESİ
İŞTE O ZAMAN Rabbin meleklere:
"Bakın, Ben yeryüzünde ona sahip çıkacak (mülkiyetinin kendisine emanet edilmiş olması anlamında) birini yaratacağım!" demişti.
Onlar: "Seni övgüyle yüceltip takdîs eden bizler dururken, orada, bozgunculuğa ve yozlaşmaya yol açacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" dediler.
[Allah: ] "Sizin bilmediğiniz (çok şey var, onları) Ben bilirim!" diye cevapladı.
(Bakara 30)
Şu halde insanın bir tek yaratılış gayesi vardır: Hilafet!
İnsanın, yeryüzünde Allahın halifesi olmakla yüklendiği birtakım sorumluluklar vardır. Yeryüzü ve içindekiler tümüyle onun emrine verilmiştir; ama o bunları dilediği gibi tasarruf etme yetkisine sahip değildir. Kendisini halifelik makamına getiren Yüce Sahibinin emir ve yasaklarına kesin olarak uymak zorundadır. Aksi halde, Sahibine karşı nankörlük yapmış ve ihanet etmiş olur.
56: Ve [onlara söyle: ] görünmez varlıkları ve insanları yalnızca [Beni tanımaları ve] Bana kulluk etmeleri için yarattım. ( O halde, bütün akıl sahibi varlıkların yaratılmasındaki temel amaç, onların Allah'ın varlığını tanımaları (ma'rifet) ve bundan dolayı, kendi var oluşlarını bilinçli olarak O'nun iradesi ve planı ile uyumlu hale getirme isteği duymalarıdır. İşte bu iki aşamalı tanıma ve isteme (cognition and willingness) kavramlarıdır ki Kur'an'ın "kulluk" ('ibâdet) olarak tanımladığı şeye derin anlamını verir.
Bir sonraki ayetin de gösterdi
ği gibi, bu manevî çağrı, hiçbir şeye muhtaç olmayan ve sınırsız güç sahibi olan Yaratıcı'nın herhangi bir farazî "ihtiyac"ından doğmuş değildir; tersine, her şeyi kuşatan ilahî iradeye bilinçli olarak kendini teslim etmek suretiyle bu iradeyi kavramayı ve böylece bizâtihî Allah'a daha yakın olmayı ümid eden kulun ruhî gelişmesinin bir aracı olarak öngörülmüştür.)
57 [Ama dikkat edin,] Ben onlardan ne bir rızık istiyorum ne de Beni gözetip beslemelerini:
58 çünkü bizzat Allah bütün rızıkları verendir, her türlü kudretin Sahibidir, bakî olandır!(Zariyat: 56-58 )
İBADET NEDİR?
İbadet; kuluk, itaat, boyun eğmek, köle olmak ve taat anlamlarına gelir.
Kulluk, gerçekte kalbin herhangi birşeye aşırı bağlılığıdır. Bir insanın kalbi neye meyletmişse, en çok neyi sevmişse, insan o şeylerin kulu olur. Kalbin, sevdiği şeye alaka duyması sevginin ilk basamağıdır. Sonra, bu ilginin artması, onu sayıklamaya başlamak, sevgisiyle çılgına dönmek, aşk ve nihayet ibadet.. İşte sevginin son mertebesi budur. Allaha ibadet ise, Ona karşı nihayetsiz bir muhabbetin sonucudur. Bu sınırsız sevgiyi hiç bir şey gölgelememeli ve onu eksiltmemelidir.
24 De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, mensup olduğunuz oymak ya da boy, kazanıp (biriktirdiğiniz) mallar, kötüye gitmesinden kaygılandığınız ticaret, hoşlandığınız konutlar size Allah'tan ve O'nun Elçisi'nden ve O'nun yolunda kavga vermekten daha gönül bağlayıcı geliyorsa, bekleyin o zaman Allah iradesini açığa vuruncaya kadar; ( Yahut: "buyruğunun yerine gelmesini sağlayıncaya kadar". Bu ifade, Hesap Günü'nü ya da -daha muhtemeldir ki- kısır çıkar kaygılarını ahlakî değerlerin üstünde tutan toplumların kaçınılmaz yozlaşmalarını, çöküşlerini işaret ediyor olabilir. Ve daha önemlisi, bu ayet, soy ve kan bağına, ırk asabiyetine, ırk düşkünlüğüne toplumsal davranışları belirleyen temel öğe olarak bakan görüş ve eğilimleri reddetmekte ve bir müminin -bireysel ve toplumsal- hayatını üzerinde yükselteceği tek sağlam ve meşru temel olarak dünya görüşünü, hayat görüşünü ("Allah ve Rasûlü'ne bağlılık ve Allah yolunda cihad/üstün çaba göstermek" olarak) öne çıkarmaktadır.)
Ve [bilin ki,] Allah, günaha gömülüp gitmiş bir topluluğa asla hidayet etmez".
(Tevbe 24)
İbadet; Cenabı Hakk'ın razı olduğu ve sevdiği gizli-açık bütün fiil ve sözleri içine alan oldukça geniş kapsamlı bir kavramdır. Namaz, oruç, hac, doğru söz, marufu emretmek, münkerden nehyetmek, kafirlere ve münafıklara karşı cihad etmek, komşuya yetime, yoksula, yolda kalmışa, köleye ve hayvanlara yardımda bulunmak, Kuran okumak, dua etmek, zikretmek ve benzeri fiil ve hareketlerin hepsi ibadet ve kulluk kapsamına girerler. Allahı ve Resulunu sevmek, Allahdan korkmak ve Ona boyun eğmek, dini amelleri Allah'ın rızasını kazanmak için yapmak, Allah'ın sana kötü görünen hükmüne sabır ve nimetine şükreylemek, kaza ve kaderine rıza göstermek, Allahu Telaya tevekkül etmek, rahmetini ümit edip azabından korkmak ve bütün haller de kulluk ve ibadet kavramına dahildirler. Bir başka ifade ile ibadet; Allah için yaşanan hayattır.
Murtaza Mutahhari, ibadeti ameli tevhid olarak tanımlar..
40 Allah'ı bırakıp tapındığınız her şey gerçekte sizin ve atalarınızın kendi muhayyilenizden çıkardığınız [anlamsız] isimlerden öteye geçmemektedir; çünkü bunlar hakkında hiçbir kanıt indirmemiştir Allah. [Neyin doğru, neyin eğri olduğu konusunda] hüküm yalnızca Allah'a aittir. Ve O da kendisinden başkasına kulluk etmemenizi buyuruyor. İşte dosdoğru olan [tek] din budur; ama insanların çoğu bunu bilmez. (Yusuf: 40)
*****
36 Allah ve Elçisi bir konuda hüküm verdikten sonra artık inanmış bir erkek ve kadının kendileriyle ilgili konularda tercih serbestisi yoktur: [bu, hakkı kendinde görerek] Allah'a ve Elçisi'ne isyan eden kimse, apaçık bir sapkınlığa düşmüş olur. (Ahzab: 36)
*****
51 Aralarında [ilahî kitap] hüküm versin diye Allah'a ve O'nun Elçisi'ne çağırıldıkları zaman müminlerin söyleyeceği tek söz: "İşittik ve itaat ettik!" sözü olmalıdır;68 kurtuluşa, esenliğe ulaşan kimseler de işte böyleleridir: (Nur: 51)
*****
31 Hahamlarını, rahiplerini, bir de Meryem oğlu Mesih'i, Allah'la beraber rableri olarak gördüler; Oysa, Tek Tanrı'dan başkasına kulluk etmekle emrolunmuş değillerdi; (o Tek Tanrı ki,) O'ndan başka tanrı yoktur, (O Tek Tanrı ki,) sınırsız kudret ve izzetiyle, (böylelerinin) O'nun tanrılığında bir pay yakıştırdıkları her şeyden bütünüyle uzaktır, yücedir! (Tevbe: 31)
*****
İslam'da, tevhid akidesine imandan sonra, ikinci olarak namaz emri gelir. İslamın ilk farzı iman, ikinci farzı namazdır. Çünkü namaz, tevhidin pratiğidir; imandan aksiyona geçiştir; tevhidin temel ilkelerini hem dilimizle, hem kalbimizle ve hem de hareketlerimizle tekrar edip iman ve ikrarımızı tazelemektir. Namaz imanın varlığını kanıtlayan en önemli belirtidir.
Namaz, cennetin anahtarı olduğu gibi, namazı terketmek de cehenneme girme sebebidir:
"Cennetin anahtarı namazdır".(Müslim)
"42 "Sizi bu cehennem ateşine sürükleyen nedir?"
43 Berikiler "Biz" diyecekler, "ne namaz kılanlardan idik, (Müddessir: 42-43) (Ancak Muhammed Esed, bu ayetlerin tefsirinde şöyle demektedir: "Bu ilk dönem suresi nazil olduğu sırada namazın (salât) müminlere henüz farz kılınmamış olmasından dolayı, bu terimin, yukarıdaki bağlamda en geniş anlamında, yani Allah'a bilinçli kulluk anlamında kullanıldığını söyleyebiliriz.")(Fizilal de ise "Burada "namaz kılmak" tümü ile "iman etme"yi anlatan dolaylı bir ifadedir. Bu ifade biçimi, bu inanç sisteminde namazın taşıdığı önemi vurgulamakta, onu imanın göstergesi ve sembolü olarak tanıtmaktadır. Buna göre namazı inkar etmek kafirliğin delili olmakta, sahibini müminlerin safının dışına çıkarmaktadır." denir)(Mevdudi ise: "Yani biz Allah'a, Rasulü'ne ve Kitabı'na inanarak Allah'a inananların ilk olarak yerine getirecekleri hakkı yerine getirenlerden değildik. O hak namazdır. Bundan da iman etmeyen kimsenin namaz kılmadığını burada iyice anlamalıyız. Dolayısıyla bir kimse eğer namaz ehlinden ise, kendiliğinden anlaşılır ki o kimse iman ehlidir. Çünkü iman olmadan namaz kılınmaz. Ayrıca namaz kılanlardan olmamanın da cehenneme gitme sebeplerinden olduğu açıklanmaktadır. Onun için bir kimse iman etse ama namazı terkedenlerden olsa, o da cehennemden kurtulamayacaktır." demektedir)
45 SANA vahyedilen bu ilahî kelâmı [başka insanlara] ilet, ve namazında dikkatli ve devamlı ol: çünkü namaz [insanı] çirkin fiillerden ve akla ve sağduyuya aykırı olan her türlü şeyden alıkoyar; Allah'ı anmak gerçekten en büyük [erdem ve iyilik]tir. Allah bütün yaptıklarınızı bilir. (Ankebut: 45)
Kişinin inandım demesi, meseleyi halletmemektedir. Bu imanını eyleme dönüştürmesi ve ilk olarak da namazla işe başlaması gerekmektedir.
"Namaz dinin direğidir. Onu terkeden şüphesiz dini yıkmış olur." (ihya,s.399)
Kişi nasıl ki imanını namaz biçiminde eyleme dönüştürmeden dinini ayakta tutamıyorsa; namazını terkeden kişi de, dinini yıkmaya başlamış demektir.
Abdullah Yıldız