Otobüsle seyahat eden birisi, namaz vakti geldiğinde şoförün yanına gider.
- Müsait bir yerde durur musun, namaz kılacağım. der. Şoför ise:
- Duramam, sonra kaza edersin, diyerek başından savmak ister.
O halis mümin, namazını vaktinde ve hakkıyla kılmak için otobüsü durdurur ve iner.
Vakit gece yarısıdır. Issız bir dağ başında, zifiri karanlıkta ve kimsesiz kalakalmıştır. Sonrasını bilmiyorum; ama onu yalnız bırakmayan Birinin olduğundan ve bütün dünyasını aydınlatıp kolaylıklar sağladığından eminim.
Kendimden biliyorum çünkü. Bir keresinde bilmediğim bir güzergâhta seyahat ediyordum. Hemen her yolculukta yaşadığım namaz sancısı öylesine kaplamıştı ki her yanımı, uyuyamıyordum.
Birlikte yolculuk yaptığımız bir arkadaşıma: Namaz geçmek üzere. Ben şoföre namaz için ricada bulunacağım. Durmazsa ineceğim. dedim. Kaşlarını çatıp, alaycı bir ifadeyle:
- Ya sen aklını mı kaçırdın, demesin mi?
Gerçekten ben aklımı mı kaçırmıştım? Namazı bu kadar düşünmekte haksız mıydım?
Babam, bir gece dayısına misafir oluyor. Sabah uyandığında dayısının oğlunun hıçkıra hıçkıra ağladığını görünce başına kötü bir şey geldiğini sanıyor. Sebebini sorduğunda aldığı cevap ilginç:
- Sabah namazına kalkamadık. Baksana, güneş doğmuş. Onun için ağlıyorum.
Evet, namaz için ağlanır, namaz için akıl kaçırılır, ona can ve canan feda edilir. Ne yazık ki bu gerçek tam anlaşılmıyor. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, namazı düşünmek delilik, kılamayınca ağlamak gariplik olabiliyor!
Gerçekten, İmandan sonra en büyük ve en mühim mesele olan namazın bir vakti geçirilince hiçbir şey olmamış gibi normal mi karşılamalıyız? Bir vakit namazı kaçırmak sıradan bir hadise mi? Sabaha kadar dünya kupası maçlarını izlemek mantıklı, ama sabah namazını düşünmek gereksiz mi?
Büyük velîlerden Beyazıd-ı Bestamî Hazretleri bir gün sabah namazına uyanamaz.
Sabah olduğunda o kadar üzülür, o kadar ağlar, nefsini suçlayıp yüreği yanarak öylesine bir istiğfar eder ki, bu yüzden affedilir ve sabah namazının sevabından daha fazla ecir kazanır. Bunu gören şeytan ertesi gün o zatı erkenden sabah namazına uyandırır. Çünkü, müminler sevap kazandıklarında şeytan kahrolur.
Acaba bu zamanda, namazı kaçırdığında ağlayan, pişman olan, tövbe ve istiğfar eden, nasıl kılabilirim diye çırpınan ne kadar mümin var dersiniz? Namaz, başta Peygamberimiz (sas) ve onun güzide ashabının üzerinde titrediği muhteşem bir ibâdettir. Bir mümin namazını kaçırdığında yer yerinden oynamalı, aklı başından gitmeli, tövbe ve istiğfar için Allaha el açmalı, yalvarmalı, af dilemelidir. Çünkü, sözünü ettiğimiz; bizim, kâinatın ve her şeyin Sahibi, Sultanı, Yaratıcısı olan Allahın huzuruna girme; Onun dergâhında secdeye kapanma; canımız, cananımız, biricik varlığımız, sevenimiz, sevgilimiz olan Zât-ı Zülcelâle ibadet etme meselesidir.
Dünyada hiçbir şey bundan daha mühim, daha lüzumlu, daha sevimli, daha vazgeçilmez olamaz. Eğer burada bir eksiğimiz varsa, hatâ bizdedir. Bir mümin, haftada bir, ayda bir namazı kaçırmayı normal göremez, kabullenemez! Namazlarımızı kaçırıyorsak, bu gidişe dur demek, silkinmek, titremek, ihmalimize isyan etmek, Artık yeter demek durumundayız.
CEMİL TOKPINAR
