Nasıl bir insan, bir insanı sevdiğinde, evine gitmek istiyorsa insan da Allah'ı seviyorsa daima O'nun evine gitmeyi istemesi, camide durması lazımdır. Allah-u Zülcelâl kudret ve azametiyle her yerdedir, fakat ibadet yeri olan camiyi, evi olarak kabul etmiştir.
Bazı namazlar nefse, diğer bazı namazlardan daha ağır gelmektedir. Nitekim Hz. Peygamber namahreme bakmak, insanın dinini bozan bir zehirdir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Yatsı namazını cemaatle kılan kişi, gecenin yarısını namazla geçirmiş sayılır; hem yatsı ve hem de sabah namazını cemaatle kılarsa, bir gecenin tamamını ibadetle geçirmiş sayılır.” (Ebu Davud)
Enes bin Malik radıyallahu anhudan rivayet edilen başka bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber namahreme bakmak, insanın dinini bozan bir zehirdir şöyle buyurmuştur: “Kişi, birinci tekbire yetişmek şartıyla, kırk gün namazını cemaatle kılarsa biri ateşten, diğeri nifaktan olmak üzere, kendisine (kurtuluşunu gösteren) iki berat yazılır.” (Tirmizi)
Çünkü insan, kırk gün cemaatle, huzurlu olarak namaz kılarsa Allah-u Zülcelâl tarafından onun kalbi, ruhu, vücudu tedavi olur. Onun için de Allah-u Zülcelâl onu münafıklıktan kurtarır.
Hadiste geçen, tekbir-i ihramın manası; imamın namaza başlarken, “Allah-u Ekber” diyerek tekbir almasıdır. Bir kişi kırk gün, imamla alınan bu tekbire yetişirse Allah-u Zülcelâl da ona iki berat nasip eder.
Hz. Ömer radıyallahu anhunun, Abdullah ismindeki oğlu, her hangi bir sebeple, öğlen namazı cemaatine gelemediğinde, kendisini cezalandırıyor, ikindi vaktine kadar namaz kılıyordu.
Bir gün yatsı namazını, her hangi bir nedenle, cemaatle kılamadığı için sabah ezanına kadar namaz kıldı. İşte onlar, Allah için nefislerine böyle ceza veriyorlardı. Nefis de Allah'ın düşmanı olduğu için Allah-u Zülcelâl, kişinin nefsine verdiği bu cezadan razı olur.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor:
“Benim kitabımda, ‘ehl-i kitap’ ve ‘ehl-i liben’ helak olacaklardır (yazılıdır).” Sahabeden Zakbete radıyallahu anhu: “Ya Resulallah! ‘Ehl-i kitap’ ve ‘ehl-i liben’ nedir?” diye sorunca, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle cevap vermiştir: “Ehl-i kitap; Kur'an ve ilim okuyup da bundan maksadı, amel yapmak değil de başkalarıyla mücadele (münazara; tartışma vs.) etmek olanlardır. Ehl-i liben de ezanı duyup da cemaate gitmeyen ve keyf-u sefasına, şehvetine dalan şahıslardır.” İşte, bunlar helak olacaklardır.
Allah-u Zülcelâl hepimize; kendi fazlıyla, rahmetiyle, ihsanıyla, istediği, razı olacağı şekilde, amel-i salih yapmayı nasip etsin, inşaallah.
Bazı namazlar nefse, diğer bazı namazlardan daha ağır gelmektedir. Nitekim Hz. Peygamber namahreme bakmak, insanın dinini bozan bir zehirdir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Yatsı namazını cemaatle kılan kişi, gecenin yarısını namazla geçirmiş sayılır; hem yatsı ve hem de sabah namazını cemaatle kılarsa, bir gecenin tamamını ibadetle geçirmiş sayılır.” (Ebu Davud)
Enes bin Malik radıyallahu anhudan rivayet edilen başka bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber namahreme bakmak, insanın dinini bozan bir zehirdir şöyle buyurmuştur: “Kişi, birinci tekbire yetişmek şartıyla, kırk gün namazını cemaatle kılarsa biri ateşten, diğeri nifaktan olmak üzere, kendisine (kurtuluşunu gösteren) iki berat yazılır.” (Tirmizi)
Çünkü insan, kırk gün cemaatle, huzurlu olarak namaz kılarsa Allah-u Zülcelâl tarafından onun kalbi, ruhu, vücudu tedavi olur. Onun için de Allah-u Zülcelâl onu münafıklıktan kurtarır.
Hadiste geçen, tekbir-i ihramın manası; imamın namaza başlarken, “Allah-u Ekber” diyerek tekbir almasıdır. Bir kişi kırk gün, imamla alınan bu tekbire yetişirse Allah-u Zülcelâl da ona iki berat nasip eder.
Hz. Ömer radıyallahu anhunun, Abdullah ismindeki oğlu, her hangi bir sebeple, öğlen namazı cemaatine gelemediğinde, kendisini cezalandırıyor, ikindi vaktine kadar namaz kılıyordu.
Bir gün yatsı namazını, her hangi bir nedenle, cemaatle kılamadığı için sabah ezanına kadar namaz kıldı. İşte onlar, Allah için nefislerine böyle ceza veriyorlardı. Nefis de Allah'ın düşmanı olduğu için Allah-u Zülcelâl, kişinin nefsine verdiği bu cezadan razı olur.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor:
“Benim kitabımda, ‘ehl-i kitap’ ve ‘ehl-i liben’ helak olacaklardır (yazılıdır).” Sahabeden Zakbete radıyallahu anhu: “Ya Resulallah! ‘Ehl-i kitap’ ve ‘ehl-i liben’ nedir?” diye sorunca, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle cevap vermiştir: “Ehl-i kitap; Kur'an ve ilim okuyup da bundan maksadı, amel yapmak değil de başkalarıyla mücadele (münazara; tartışma vs.) etmek olanlardır. Ehl-i liben de ezanı duyup da cemaate gitmeyen ve keyf-u sefasına, şehvetine dalan şahıslardır.” İşte, bunlar helak olacaklardır.
Allah-u Zülcelâl hepimize; kendi fazlıyla, rahmetiyle, ihsanıyla, istediği, razı olacağı şekilde, amel-i salih yapmayı nasip etsin, inşaallah.
Son düzenleme: