Kıymetli bir eşyamız veya sevdiğimiz bir şey kaybolunca ne kadar üzülürüz değil mi? Günlerce etkisinden kurtulamadığımız kayıplarımız olmuştur. Izdırabımız da kaybettiğimiz şeyin kıymeti nispetinde olur.
Sonuç itibariyle bu kayıplar bir gün er veya geç onlardan ayrılacağımız fani dünyaya ait kayıplardır. Hani şairin Sultan Süleymana kalmayan dünya; ahirde bizden de geçen dünyasın dediği gibi...
Ama bir de öyle bir kayıp var ki, mümini Allahtan ayıran bir kayıptır. Müminin Rabbini kaybetmesidir. Ve böyle bir kayıp akleden bir kalb için en büyük kayıptır. Büyük arif Ataullah Iskenderaninin Hikeminde dediği gibi Allahi kaybeden neyi kazanır?Onu kazanan neyi kaybeder?
Müminin miracı olan namazı terk eden Allahı terk etmiş demektir. Zira namaz ubudiyetin hülasasıdır. (1)
Ondandır ki kulluğu ruhunun derinliklerinde duyan insanlar, bir vakit namazlarının kazaya kalmasından ciddi ürpermişlerdir. Buharinin naklettigi bir hadisinde o en büyük Arif ve Abid(sav)İkindi namazını kaçıran bir kişi bir afette bütün evlad-u iyalini kaybetmiş gibidir. derken bu hususu ne güzel çerçevelendirmiştir.
Asrımızın mana Sultanlarından Seyyid Abdülhakim Arvasi (k.s) Hazretlerinin Bir vakit namazımı kaybetmektense dünyaları kaybetmeyi tercih ederim (2) sözü de aynı manayı teyid eden ne müthiş bir beyandır.
Peki namazı kaybetmek neden büyük bir hasarettir? Ve namazı kaybeden neleri kaybeder? Bu iki hususu birkaç maddede toplayabiliriz:
1- Allahla irtibatını kaybeder: İnsan için en önemli husus Allahla olan bağdır. Bizim en parlak, en bereketli yanımız Allahla olan irtibatımızı ifade eden yanımızdır."(3)
İstikameti yakalayabilmenin belki de yegane yolu Allahla irtibattır.(4) Ve Hayatı Allahla irtibat yörüngeli olmazsa inhiraf kaçınılmazdır.(5) Bu irtibatın kopması bir insanın başına gelebilecek en büyük felakettir. Bu konuda Fethullah Gülen Hocaefendinin şu ölçüsü çok önemlidir: Bence yeryüzünde selden, depremden, yangından daha büyük bir bela varsa, o da insanın kendini gaflete kaptırması ve Rabbisiyle olan münasebetini sezememesidir.(6)
...Kulun Rabbisiyle olan bu bağı ibadetle sağlanır. Hatta Eskiler bir adamın Allahla irtibatının derecesini anlamak için onun namazdaki yatıp kalkışına, temkinine Allah karşısında samimiyetle duruşuna bakar ve ona göre hüküm verirlerdi.(7)
Evet Namazsız niyazsız veya namazı ruhuyla eda etmeksizin gerçek manada mümin olmak mümkün değildir.(8) Ve yine Hocaefendiye göre bir hizmet erinin namazlarını hayatının en önemli meselesi yapmadan hedefi yakalaması imkansızdır.(9)
Evet ibadet-ü taat yapmayan bir insanın inancı sığdır. Ve böyle bir insan her an inhiraf etmeye mahkumdur.(10) Ve dini hayatın kaymalardan korunması ve kollanması ancak ibadet-ü taat ile mümkündür.(11)
2- Şükrü kaybeder: İnsanın kainatta bulunma gayesi şükürdür. Ve kulluk tamamen bir şükürden ibarettir. Kulluğun özeti olan namaza da hamd ile yani Allaha şükür ve teşekkürle başlanmasında ince bir nükte vardır. Zira namaz kainattaki canlı cansız bütün mahlukatın şükürlerinin dergah-i ilahiye arz edilişidir. Namazın manası Cenab-ı Hakkı tesbih ve takdis ve şükürdür.(12)
Namazı kaybeden şükrü de büyük ölçüde kaybeder. Bu kainat sarayında misafiri olduğu Rabb-i Rahim ve Kerimine büyük bir nankörlükle mukabele etmiş olur.
3- Ebedi bir hayatın kaybına sebep olur:İnsanın yaradılış gayesi Allaha kulluk ve ibadettir.(13) Rabbimiz bunun önemi üzerinde Kuranda ısrarla durmuştur.(14) Ve
ibadeti terk edenleri de şiddetle uyarmıştır. Müminun suresinin 60. ayetinde şöyle buyurulur: Bana ibadet etmekten büyüklenip yüz çevirenler muhakkak ki, aşağılanmış bir şekilde Cehenneme gireceklerdir.
Mürselat suresinde ise Yalanlayanların o gün vay haline! Onlar Rüku edin denildiği zaman rüku etmezler buyurularak namaz kılmamanın mümin vasfı olmadığı, cehennem ehline ait bir sıfat olduğu bildirilmektedir.
4- Ruh sükunetini ve kalp itminanını kaybeder: İnsan ruhu bu dünyada asıl vatanından ayrılmış bir gariptir. O ruhlar aleminden, alem-i emirden gelmiş, vücud elbisesini giymiş, bu alemde görünmüş şuurlu bir kanundur. Ama burada sıla özlemi çekmekte ve Mevlânanın dediği gibi ney gibi inlemektedir.
Bütün dünya benim olsa gamım gitmez nedendir diyen şair bu ızdırabı ne güzel dile getirmiştir. Ruh kendi sahibini, Mevlasını buluncaya ve asıl vatanına avdet edeceği zamana kadar bu iniltileri sürecektir. Dikkat edin kalpler ancak ve ancak Allahin zikriyle mutmain olur.
Kulluğu terk eden bu hayat okyanusunun girdapları içinde pusulasız ve direksiz giden bir gemi gibidir. Bunun sonucunda stresler, sıkıntılarla ve onların getirdiği sefahat ve gayr-i meşru bir hayatla ömrünü zayi eder, ızdırap içinde bırakır...
Kutsalı kapı dışarı eden, kulluktan istiğna eden Avrupanın perişan vaziyeti ortadadır. Ahiret gibi dünya saadeti dahi ibadette ve Allaha asker olmaktadır.(15)
Namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır(16) Evet Namaz ruhun istirahati ve vicdanın tenezzühüdür.(17)
5- Günahlardan muhafazayı kaybeder: Hafiz-i Zülcelâl Hazretleri buyuruyor ki: Muhakkak namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.(18)
Gerçekten Şuurla eda edilmiş her namaz sahibini koruyucu bir atmosfer gibi kuşatır. Ve münkeratın yol bulup ona ulaşmasına mâni olur.(19)
Tabii burada kastedilen namaz şuurla, hissederek kılınan namazdır.Böyle bir namaz münkerata girmeme hususunda ilahi bir garantidir.(20)
Bundan dolayı ibadet tabiatının bir parçası haline gelmeyen ve onda derinleşmeyen bir insanın kayması ve yoldan çıkması daima melhuzdur.(21)
Namazı kaybetmeyi de dört boyutta ele alabiliriz:
1- Namazı kılmayı terk etmek: Namazı terk etmek Allah Teâlaya kulluk yapmayı terk etmek demektir. Ve büyük bir tehlikedir. Ulema arasında namazı terk edenin kafir mi, fasık mı olacağı ihtilaf hususu olmuştur. Ameli mürted olduğunda ittifak vardır. Resulullah (sav) Süphesiz ki kişi ile şirk ve küfür arasındakı şey namazın terkidir buyurmuştur.(22)
Hazreti Ebu Hureyre(ra) diyor ki: Resulullahın[sav] ashabı namazdan başka hiçbir amelin terkini küfür olarak görmezlerdi.(23)
Namazsızlık Asr-i Saadetten sonra ortaya çıkmış bir bidattir. O zamanın münafıkları da camiye gelirlerdi.
Bu ümmette namazsızlık son birkaç yüzyıla kadar yoktu. Meryem 59 sanki bu durumu anlatmaktadır: Nihayet arkalarından öyle bir nesil geldi ki bunlar namazı bıraktılar. Nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler.
2-Namazda tadil-i erkanı kaybetmek: Tadil-i erkan Namaz rükünlerinin hakkını vermek, itidalle ve güzelce namazı kılmaktır.
Tadil-i erkana riayet etmek üç mezhep imamına ve Hanefilerden İmam Ebu Yusufa göre farzdır. M.Fethullah Gülen Hocaefendi
Kanaatimca tadil-i erkana farz diyenlerin görüşüne uymak ihtiyata daha muvafıktır diyor.(24)
Zira itidalle kılınmayan namaz hiç kılınmamış gibidir(25). Rasulullahın(sav) Mescid-i Nebevide hızlı namaz kılan kişiyi üç defa geri çevirdiğini ve her seferinde dön ve namazını yeniden kıl, sen namaz kılmadın. buyurduğunu başta Buhari olmak üzere hadis imamları naklediyorlar.
Kuran namazı doğru kılmak (ikame)hususunda çok durur. Ve namazda dikkati, temkini ve tadil-i erkanı bizden ister: Namazlara dikkat edin, onu muhafaza edin(26).
Namazları mümkün mertebe uzun kılmalı, ayetleri tane tane ve tefekkür ederek okumalıyız. Acele namaz kılmayı terk etmeliyiz. Çünkü namaz bizi yaradanın tenezzülen huzuruna aldığı kutlu anlardır. Asgarî ölçü olarak muhterem Ömer Sevinçgül Beyin şu tespitini kalbimize yerleştirmeliyiz: Unutma! Bir rekatı 2 dakikanın altında kılıyorsan namazın hakkını vermiyorsun demektir.(27)
Binaenaleyh verip veriştirilerek kılınan namazlarla bir yere varılmaz(28). İnsan namazını kalbi duyguları başka bütün meşguliyetlerden azade olarak eda etmelidir.(29). Zira namaz müminin en ciddi işidir(30).
3- Namazın huzurunu kaybetmek: Müminler felaha erdi. Onlar ki namazlarında huşu içerisindedirler.(31)
Sabır ve namaz ile Allahtan yardım isteyin. Şüphesiz O, sabır ve namaz huşu sahipleri dışında herkese zor ve ağır gelen bir iştir.(32)
Ayetlerde geçen huşuyu; namazın o kul için en mühim mevzu olması, en ehemmiyetli husus olması ve namazda kendini tamamen Rabbe verme şeklinde açıklayan Fethullah Gülen Hocaefendi:
Namaz gönül uyanıklığı, kalp uyanıklığı, ruh uyanıklığı ile Allaha arz edilmesi gereken bir ibadettir demektedir.(33)
Tabii bu da şuura bağlı, duymaya bağlı bir meseledir. İmanın ve marifetin nispetinde namazın kalitesi yükselir.(34)
Evet Namaz öyle dünyevi işlerimiz arasında geçiştiriliverecek kadar ehemmiyetsiz bir iş değildir. O bizim için en mühim meşgaledir.(35) Huzur içinde ve erkânına riayet edilerek kılınan bir namazın müminde hasıl edeceği haz ve zevki,ona hiçbir mazhariyet veremez.(36)
İbadet-ü taatte sabır çok önemli bir meseldir ve bu sabrı sürdürebilenler önemli bir terakkidedirler.(37)
Kuran bazı namaz kılanlar için Yazıklar olsun o namaz kılanlara der. Devamında da ki onlar namazlarında gaflet içindedirler(38) diyerek namazda huzuru kaybetmenin ne kadar büyük bir kayıp olduğuna dikkatlerimizi çeker. Efendimiz de (sav) bazı namazların sahibinin yüzüne kirli paçavra gibi savrulacağını bildirir bize.- hafizanallah-
Peki huzurlu namaz kılamıyorum deyip namazı terk etmek doğru mudur? Kesinlikle hayır. Seviyeli namaz kılamıyorum deyip namazı terk etmek bir şuur emaresi değil, aksine şeytana maskara olmanın ifadesidir.(39)
4- Vaktini zayi etmek: Namazlarını geç kılmaya devam etmek de kul adına büyük bir kayıptır. Bu hâl bir fasit daire oluşturur ve günün birinde o kişi namazı tamamen terk edebilir.
Şunu unutmamalıdır; edepleri terk etmek sünnetleri terk etmeye, sünnetleri terk etmek vaciplerin terkine, vaciplerin terki de farzların terkine götürür.
Sonuç itibariyle bu kayıplar bir gün er veya geç onlardan ayrılacağımız fani dünyaya ait kayıplardır. Hani şairin Sultan Süleymana kalmayan dünya; ahirde bizden de geçen dünyasın dediği gibi...
Ama bir de öyle bir kayıp var ki, mümini Allahtan ayıran bir kayıptır. Müminin Rabbini kaybetmesidir. Ve böyle bir kayıp akleden bir kalb için en büyük kayıptır. Büyük arif Ataullah Iskenderaninin Hikeminde dediği gibi Allahi kaybeden neyi kazanır?Onu kazanan neyi kaybeder?
Müminin miracı olan namazı terk eden Allahı terk etmiş demektir. Zira namaz ubudiyetin hülasasıdır. (1)
Ondandır ki kulluğu ruhunun derinliklerinde duyan insanlar, bir vakit namazlarının kazaya kalmasından ciddi ürpermişlerdir. Buharinin naklettigi bir hadisinde o en büyük Arif ve Abid(sav)İkindi namazını kaçıran bir kişi bir afette bütün evlad-u iyalini kaybetmiş gibidir. derken bu hususu ne güzel çerçevelendirmiştir.
Asrımızın mana Sultanlarından Seyyid Abdülhakim Arvasi (k.s) Hazretlerinin Bir vakit namazımı kaybetmektense dünyaları kaybetmeyi tercih ederim (2) sözü de aynı manayı teyid eden ne müthiş bir beyandır.
Peki namazı kaybetmek neden büyük bir hasarettir? Ve namazı kaybeden neleri kaybeder? Bu iki hususu birkaç maddede toplayabiliriz:
1- Allahla irtibatını kaybeder: İnsan için en önemli husus Allahla olan bağdır. Bizim en parlak, en bereketli yanımız Allahla olan irtibatımızı ifade eden yanımızdır."(3)
İstikameti yakalayabilmenin belki de yegane yolu Allahla irtibattır.(4) Ve Hayatı Allahla irtibat yörüngeli olmazsa inhiraf kaçınılmazdır.(5) Bu irtibatın kopması bir insanın başına gelebilecek en büyük felakettir. Bu konuda Fethullah Gülen Hocaefendinin şu ölçüsü çok önemlidir: Bence yeryüzünde selden, depremden, yangından daha büyük bir bela varsa, o da insanın kendini gaflete kaptırması ve Rabbisiyle olan münasebetini sezememesidir.(6)
...Kulun Rabbisiyle olan bu bağı ibadetle sağlanır. Hatta Eskiler bir adamın Allahla irtibatının derecesini anlamak için onun namazdaki yatıp kalkışına, temkinine Allah karşısında samimiyetle duruşuna bakar ve ona göre hüküm verirlerdi.(7)
Evet Namazsız niyazsız veya namazı ruhuyla eda etmeksizin gerçek manada mümin olmak mümkün değildir.(8) Ve yine Hocaefendiye göre bir hizmet erinin namazlarını hayatının en önemli meselesi yapmadan hedefi yakalaması imkansızdır.(9)
Evet ibadet-ü taat yapmayan bir insanın inancı sığdır. Ve böyle bir insan her an inhiraf etmeye mahkumdur.(10) Ve dini hayatın kaymalardan korunması ve kollanması ancak ibadet-ü taat ile mümkündür.(11)
2- Şükrü kaybeder: İnsanın kainatta bulunma gayesi şükürdür. Ve kulluk tamamen bir şükürden ibarettir. Kulluğun özeti olan namaza da hamd ile yani Allaha şükür ve teşekkürle başlanmasında ince bir nükte vardır. Zira namaz kainattaki canlı cansız bütün mahlukatın şükürlerinin dergah-i ilahiye arz edilişidir. Namazın manası Cenab-ı Hakkı tesbih ve takdis ve şükürdür.(12)
Namazı kaybeden şükrü de büyük ölçüde kaybeder. Bu kainat sarayında misafiri olduğu Rabb-i Rahim ve Kerimine büyük bir nankörlükle mukabele etmiş olur.
3- Ebedi bir hayatın kaybına sebep olur:İnsanın yaradılış gayesi Allaha kulluk ve ibadettir.(13) Rabbimiz bunun önemi üzerinde Kuranda ısrarla durmuştur.(14) Ve
ibadeti terk edenleri de şiddetle uyarmıştır. Müminun suresinin 60. ayetinde şöyle buyurulur: Bana ibadet etmekten büyüklenip yüz çevirenler muhakkak ki, aşağılanmış bir şekilde Cehenneme gireceklerdir.
Mürselat suresinde ise Yalanlayanların o gün vay haline! Onlar Rüku edin denildiği zaman rüku etmezler buyurularak namaz kılmamanın mümin vasfı olmadığı, cehennem ehline ait bir sıfat olduğu bildirilmektedir.
4- Ruh sükunetini ve kalp itminanını kaybeder: İnsan ruhu bu dünyada asıl vatanından ayrılmış bir gariptir. O ruhlar aleminden, alem-i emirden gelmiş, vücud elbisesini giymiş, bu alemde görünmüş şuurlu bir kanundur. Ama burada sıla özlemi çekmekte ve Mevlânanın dediği gibi ney gibi inlemektedir.
Bütün dünya benim olsa gamım gitmez nedendir diyen şair bu ızdırabı ne güzel dile getirmiştir. Ruh kendi sahibini, Mevlasını buluncaya ve asıl vatanına avdet edeceği zamana kadar bu iniltileri sürecektir. Dikkat edin kalpler ancak ve ancak Allahin zikriyle mutmain olur.
Kulluğu terk eden bu hayat okyanusunun girdapları içinde pusulasız ve direksiz giden bir gemi gibidir. Bunun sonucunda stresler, sıkıntılarla ve onların getirdiği sefahat ve gayr-i meşru bir hayatla ömrünü zayi eder, ızdırap içinde bırakır...
Kutsalı kapı dışarı eden, kulluktan istiğna eden Avrupanın perişan vaziyeti ortadadır. Ahiret gibi dünya saadeti dahi ibadette ve Allaha asker olmaktadır.(15)
Namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır(16) Evet Namaz ruhun istirahati ve vicdanın tenezzühüdür.(17)
5- Günahlardan muhafazayı kaybeder: Hafiz-i Zülcelâl Hazretleri buyuruyor ki: Muhakkak namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.(18)
Gerçekten Şuurla eda edilmiş her namaz sahibini koruyucu bir atmosfer gibi kuşatır. Ve münkeratın yol bulup ona ulaşmasına mâni olur.(19)
Tabii burada kastedilen namaz şuurla, hissederek kılınan namazdır.Böyle bir namaz münkerata girmeme hususunda ilahi bir garantidir.(20)
Bundan dolayı ibadet tabiatının bir parçası haline gelmeyen ve onda derinleşmeyen bir insanın kayması ve yoldan çıkması daima melhuzdur.(21)
Namazı kaybetmeyi de dört boyutta ele alabiliriz:
1- Namazı kılmayı terk etmek: Namazı terk etmek Allah Teâlaya kulluk yapmayı terk etmek demektir. Ve büyük bir tehlikedir. Ulema arasında namazı terk edenin kafir mi, fasık mı olacağı ihtilaf hususu olmuştur. Ameli mürted olduğunda ittifak vardır. Resulullah (sav) Süphesiz ki kişi ile şirk ve küfür arasındakı şey namazın terkidir buyurmuştur.(22)
Hazreti Ebu Hureyre(ra) diyor ki: Resulullahın[sav] ashabı namazdan başka hiçbir amelin terkini küfür olarak görmezlerdi.(23)
Namazsızlık Asr-i Saadetten sonra ortaya çıkmış bir bidattir. O zamanın münafıkları da camiye gelirlerdi.
Bu ümmette namazsızlık son birkaç yüzyıla kadar yoktu. Meryem 59 sanki bu durumu anlatmaktadır: Nihayet arkalarından öyle bir nesil geldi ki bunlar namazı bıraktılar. Nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler.
2-Namazda tadil-i erkanı kaybetmek: Tadil-i erkan Namaz rükünlerinin hakkını vermek, itidalle ve güzelce namazı kılmaktır.
Tadil-i erkana riayet etmek üç mezhep imamına ve Hanefilerden İmam Ebu Yusufa göre farzdır. M.Fethullah Gülen Hocaefendi
Kanaatimca tadil-i erkana farz diyenlerin görüşüne uymak ihtiyata daha muvafıktır diyor.(24)
Zira itidalle kılınmayan namaz hiç kılınmamış gibidir(25). Rasulullahın(sav) Mescid-i Nebevide hızlı namaz kılan kişiyi üç defa geri çevirdiğini ve her seferinde dön ve namazını yeniden kıl, sen namaz kılmadın. buyurduğunu başta Buhari olmak üzere hadis imamları naklediyorlar.
Kuran namazı doğru kılmak (ikame)hususunda çok durur. Ve namazda dikkati, temkini ve tadil-i erkanı bizden ister: Namazlara dikkat edin, onu muhafaza edin(26).
Namazları mümkün mertebe uzun kılmalı, ayetleri tane tane ve tefekkür ederek okumalıyız. Acele namaz kılmayı terk etmeliyiz. Çünkü namaz bizi yaradanın tenezzülen huzuruna aldığı kutlu anlardır. Asgarî ölçü olarak muhterem Ömer Sevinçgül Beyin şu tespitini kalbimize yerleştirmeliyiz: Unutma! Bir rekatı 2 dakikanın altında kılıyorsan namazın hakkını vermiyorsun demektir.(27)
Binaenaleyh verip veriştirilerek kılınan namazlarla bir yere varılmaz(28). İnsan namazını kalbi duyguları başka bütün meşguliyetlerden azade olarak eda etmelidir.(29). Zira namaz müminin en ciddi işidir(30).
3- Namazın huzurunu kaybetmek: Müminler felaha erdi. Onlar ki namazlarında huşu içerisindedirler.(31)
Sabır ve namaz ile Allahtan yardım isteyin. Şüphesiz O, sabır ve namaz huşu sahipleri dışında herkese zor ve ağır gelen bir iştir.(32)
Ayetlerde geçen huşuyu; namazın o kul için en mühim mevzu olması, en ehemmiyetli husus olması ve namazda kendini tamamen Rabbe verme şeklinde açıklayan Fethullah Gülen Hocaefendi:
Namaz gönül uyanıklığı, kalp uyanıklığı, ruh uyanıklığı ile Allaha arz edilmesi gereken bir ibadettir demektedir.(33)
Tabii bu da şuura bağlı, duymaya bağlı bir meseledir. İmanın ve marifetin nispetinde namazın kalitesi yükselir.(34)
Evet Namaz öyle dünyevi işlerimiz arasında geçiştiriliverecek kadar ehemmiyetsiz bir iş değildir. O bizim için en mühim meşgaledir.(35) Huzur içinde ve erkânına riayet edilerek kılınan bir namazın müminde hasıl edeceği haz ve zevki,ona hiçbir mazhariyet veremez.(36)
İbadet-ü taatte sabır çok önemli bir meseldir ve bu sabrı sürdürebilenler önemli bir terakkidedirler.(37)
Kuran bazı namaz kılanlar için Yazıklar olsun o namaz kılanlara der. Devamında da ki onlar namazlarında gaflet içindedirler(38) diyerek namazda huzuru kaybetmenin ne kadar büyük bir kayıp olduğuna dikkatlerimizi çeker. Efendimiz de (sav) bazı namazların sahibinin yüzüne kirli paçavra gibi savrulacağını bildirir bize.- hafizanallah-
Peki huzurlu namaz kılamıyorum deyip namazı terk etmek doğru mudur? Kesinlikle hayır. Seviyeli namaz kılamıyorum deyip namazı terk etmek bir şuur emaresi değil, aksine şeytana maskara olmanın ifadesidir.(39)
4- Vaktini zayi etmek: Namazlarını geç kılmaya devam etmek de kul adına büyük bir kayıptır. Bu hâl bir fasit daire oluşturur ve günün birinde o kişi namazı tamamen terk edebilir.
Şunu unutmamalıdır; edepleri terk etmek sünnetleri terk etmeye, sünnetleri terk etmek vaciplerin terkine, vaciplerin terki de farzların terkine götürür.