Ahmet Mekki Efendi rahmetullahi aleyh Namazın Ehemmiyeti -1-
Elli vakit namaz!..
Resulullah Miracda Cehennemi görünce,
(Burada kimler yanar?) diye sordu hemence.
Cibril, (Senin ümmetin) dedi Resulullaha,
Bunu ondan duyunca, başladı ağlamağa.
Gökteki melekler de, ağladılar hep o an,
Ve bir hitab erişti, Hak teala katından:
(Ey sevgili Habibim, indimde bil ki senin,
Pek büyük ve âlidir izzetin ve şerefin.
Hatırını hoş tut ki, duan kabul olunur,
Her ne ki niyaz etsen, katımda makbul olur.
Şefaat makamını veririm ki ben sana,
Senden başka kavuşan, olmadı bu ihsana.
Ey habibim, her kim ki emrine muti olur,
Azaptan emin olup, rahmetine kavuşur.
Sana ve ümmetine, gece gündüz, her daim,
Elli vakit namazı farz kıldım ey habibim.)
Resulullah buyurdu: Bu makamdan sonra ben,
Ayrılarak, hazreti Musaya vardım hemen.
Sordu ki: (Hak teala, sana ve ümmetine,
Ne gibi bir taati farz kıldı her bir güne?)
Dedim ki: (Her gün için, bir ibadet olarak,
Elli vakit namazı farz kıldı cenabı Hak.)
Dedi ki: (Ya Muhammed, geriye dön de yine,
Hafifletmesi için, niyaz eyle Rabbine.
Çünkü çok fazla gelir elli vakit ibadet,
Onlar bunu yapmakta, zorlanırlar begayet.)
Avdet edip, Rabbime ettim ki şöyle niyaz:
(Ya Rabbi, ümmetime hafiflet bunu biraz.)
Beş vakit tenzil etti Rabbim bu ibadetten,
Dönüp, Musa Nebiye söyledim bunu hemen.
Dedi ki: (Ya Muhammed, tekrar dön de Allaha,
Niyaz et, bunu dahi hafifletsin az daha.
Zira senin ümmetin yapamaz bunca amel,
Ben, beni İsraili denedim daha evvel.)
O böyle söyleyince, döndüm yine geriye,
Arz eyledim: Bunu da, biraz hafiflet diye.
Hafifletti Rabbimiz beş vakit daha namaz,
Gelip Musa Nebiye eyledim bunu da arz.
Rabbimle Musa Nebi arasında böylece,
Bu tahfif hususunda gidip geldim bir nice.
Nihayet Hak teala buyurdu: (Ey habibim,
Elli vakit namazı, Beş vakite indirdim.
Lakin her namaz için, On namaz ecri vardır,
Kılanlar, Elli vakit namaz ecri kazanır.
Dönüp, Musa Nebiye söyledim bunu böyle,
Dedi: (Dön, biraz daha kolaylık talep eyle.)
Dedim ki: (Bu hususta, çok talepte bulundum,
Bunun için Rabbimden artık utanıyorum.)
2-
Aişe validemiz buyurur ki şöylece:
(Yumuşak yatak serdik o Resule bir gece.
Sabahleyin uyanıp, kalkınca Efendimiz,
Buyurdu: (Bu yatağı bir daha sermeyiniz.
Zira bunun yüzünden, gece uyanamadım,
Teheccüd namazını kılmaktan mahrum kaldım.)
Peygamber Efendimiz çok ibadet yapardı,
Farzların haricinde, çok da namaz kılardı.
Mübarek ayakları şişene kadar hatta,
Kıyamda, namaz için duruyordu ayakta.
Dediler: (Hak teala, senin gelmiş, gelecek,
Bütün kusurlarını affetti, bu bir gerçek.
O halde niçin böyle yaparsın çok ibadet,
Ve ne için kendine verirsin böyle zahmet?)
Peygamber Efendimiz buyurdu ki cevaben:
(Rabbime şükredici kul olmayayım mı ben?)
Aişe validemiz buyurdu ki: (O Server,
Kalkıp namaz kılmağa başlayınca her sefer,
Onun mübarek göğsü hemen hırıldıyordu,
Su fokurduyor gibi sesler duyuluyordu.)
Sahabeden biri de anlatıyor ki yine:
Bir gün bir âmâ geldi, o Serverin evine.
Dedi: (Ya Resulallah, bana bir dua edin,
Şu âmâ gözlerimi açsın Rabbil alemin.)
Şöyle buyurdular ki ona Fahr-i kainat:
(Sen şimdi abdest alıp, namaz kıl iki rekat.
Sonra de ki: Ya Rabbi, sevgili Habibinin,
Hürmetine, gözünü açıver bu garibin)
O böyle dua etti o Resulün yanında,
Açılıp, görüverdi iki gözü anında.
Yine Resulü ekrem şöyle buyurmuşlardır:
(Sekiz adet cennette, birçok kapılar vardır.
Beş vakit namazını titizlikle kılanlar,
Namaz adlı kapıdan cennete çağrılırlar.
Her kim de cihad için etmişse fazla gayret,
Cihad adlı kapıdan olunur o da davet.
Oruç ve Sadakaya ehemmiyet verenler,
Bu adlı kapılardan davet edilecekler.)
Resul bu hadisini buyurduğu saatte,
Hazreti Sıddık dahi var idi cemaatte.
Şöyle arz eyedi ki müsaade isteyerek:
(Kapıların birinden çağrılmak zor değil pek.
Acaba bir müslüman var mıdır ki dünyada,
Kapıların hepsinden çağrılsın aynı anda.)
Buyurdular ki: (Evet, vardır öyle kimseler,
Onları, her kapıdan davet eder melekler.
Ümid ediyorum ki, sen o kimselerdensin,
Her kapıdan çağrılıp, cennetlere girersin.)
3-
Bir hadisi şerifte Peygamberimiz yine,
Şöyle buyurmuşlardır sahabe-i güzine:
(Ümmetimden bir kimse, Rabbine sığınarak,
Herhangi arzusuna isterse vasıl olmak,
Kılsın gece yarısı iki rekat bir namaz,
Okusun her rekatta bir Fatiha, üç İhlas.
Selam verip, başını secdeye koysun yine,
Secdede, şu şekilde dua etsin Rabbine:
Ebu Bekr-i Sıddıkın hürmetine ilahi,
Şu dilek ve arzuma kavuştur beni dahi
Çünkü kalkar secdede aradan perde, hicab,
Secdedeki dualar, mutlak olur müstecab.)
Rivayet edilir ki, Ömer Faruk devrinde,
Muhasara edildi bir kale Şam şehrinde.
Kale, öğleye kadar fethedilmediğinden,
Hazreti Ömer Faruk, gadaba geldi birden.
İslam askerlerini toplayarak acele,
Buyurdu ki: (Ne için fethedilmez bu kale?
Küffar dayanamazdı karşımızda bu kadar,
Aramızda mutlaka bir günah işleyen var!)
Bilcümle mücahidler, üzüldüler buna hep,
Hepsi düşündüler ki, Bu günah nedir acep?
O ara ağlayarak biri geldi erlerden,
Dedi: (Aradığınız o hata oldu benden.
Zira ben, teheccüde kalktığımda bu gece,
Misvaksız abdest alıp, namaz kıldım öylece.
Karanlık olduğundan, bu hata etti zuhur,
Sizin aradığınız o günah belki budur.)
Buyurdu ki: (Öyleyse, tövbe et bu günaha,
Terk etme bu sünneti bundan sonra bir daha.)
Yine buyurdular ki, Resul bir hadisinde:
Gökleri geçiyorken, ben Mirac gecesinde,
Hayret ile gördüm ki, içinde bir mihrabın,
Bir sureti duruyor Osman ibni Affanın.
Melekler bölük bölük gelirlerdi oraya,
Bakıp şükrederlerdi Allahü tealaya.
Sordum ki: (Ya Cebrail, ne zamandan beridir,
Bu suret, bu mihraba konulmuş, belli midir?)
Dedi ki: (Bu yeryüzü, henüz yaratılmadan,
Dörtyüz bin sene önce bu var idi o zaman.
Zira o, gündüzleri oruçluydu ekseri,
O çok namaz kılardı seherde, geceleri.
Yine bela, musibet gelseydi ona şayet,
Sabreder ve kimseye etmezdi hiç şikayet.)
Yine Resul buyurdu: Miraca vardığımda,
Osmanın suretini gördüm bir gök katında.
Dedim: (Bu mertebeye, ne ile eriştin sen?)
(Gece namaz kılmakla) dedi bana cevaben.
4-
Hatice hatun ile Allahın Sevgilisi,
Namaz kılıyorlardı cemaatle ikisi.
Gördü hazreti Ali onları bu hal ile,
Henüz on yaşındaydı, merak etti haliyle.
O Resule sordu ki: (Bu yaptığınız nedir?)
Buyurdu ki: (Ya Ali, Allaha ibadettir.
O Allah ki, birdir ve hiç şerik yoktur Ona,
Seni davet ederim o Allaha imana.)
Dedi ki: (Babam ile, meşveret eyliyeyim,
Sonra gelip bu babta, size cevap vereyim.)
Buyurdu ki: (Ya Ali, imana gelmez isen,
Bu sırrı başkasına söyleme yine de sen.)
İki adım atınca, geldi ki hatırına,
Nasihat eylemişti bu babta babam bana.
Demişti ki: Ya Ali, her ne derse Muhammed,
Hiç tereddüt etmeden tasdik eyle, kabul et.
Şehadeti getirip, Müslüman oldu hemen,
O oldu çocuklardan, ilk önce iman eden.
Resulullah uğrunda yaptı çok fedakarlık,
Onu, kendi nefsine tercih etti o artık.
Bir gün yine mescitte, kılıyorken o namaz,
Sadaka talep etti, bir fakir ondan biraz.
Hatta hazreti Ali, rükuda idi o an,
Yüzüğünü çıkarıp, bıraktı parmağından.
Onun bu hareketi, makbul geldi Allaha,
Bir ayet nazil oldu hemen Resulullaha.
Maide suresinden, ellibeşinci ayet,
Gelerek, kendisini Rabbimiz eyledi meth.
Hazreti Hüseyinle, yine hazreti Hasan,
Henüz abdest almağa başladıkları zaman,
Benizleri sararır, korkudan titrerlerdi,
Onların bu halini gören hemen sezerdi.
Bazısı sorardı ki: (Ey Hasan, ey Hüseyin,
Siz abdeste kalkınca titrersiniz, ne için?)
Derlerdi ki: (Az sonra namaza duracağız,
Düşünün ki o zaman, kimin huzurundayız?)
Hazret-i Hüseyin de, kalkınca namaz için,
Adeta titriyordu üstünde seccadenin.
Derdi ki: (Kul dünyada, büyük hükümdarlardan,
Birine, bir derdini arz edeceği zaman,
Korkarsa, benim dahi Rabbimden istediğim,
Gizli dileklerim var, nasıl titremiyeyim.)
Namaz vakti gelince, hem de hazreti Hasan,
Titrer, şöyle söylerdi Allahtan korkusundan:
(Allahü tealanın dağlara arz ettiği,
Lakin dağların bile kabul eylemediği,
Kulluk emanetini tam yapmak üzereyim,
Bilmem ki layıkıyla yapabilecek miyim?)
5-
Muaz ibni Cebel ki, büyük sahabedendi,
Hem dahi ilm-i fıkhı iyi bilenlerdendi.
Bu büyük sahabiden nasihat istediler,
Buyurdu: (Muhakkak ki öleceksiniz sizler.
Vardığınız o yerde, iki yer vardır ki hem,
Biri ebedi cennet, biri sonsuz cehennem.)
Oğluna buyurdu ki: (Ölümü fazla yad et,
Her namazı, Son namaz kılar gibi eda et.
Bir vaktini kılınca, şöyle de ki kendine:
Belki de yetişmezsin öbür namaz vaktine)
Yine sahabilerden, hazreti Ebüdderda,
Yüksekti derecesi, ilim ile irfanda.
Derdi ki: (Kendinizi ölmüş kabul ediniz,
Kati olacak şeyi, şimdi Olmuş biliniz.
Allahı görür gibi yapınız hep ibadet,
Siz görmüyorsanız da, sizi görür O elbet
Nasihat isterseniz, kafidir Ölüm size,
Zira ölüm, son verir dünya zevklerinize.
Şu üç şey olmasaydı eğer lezzet olarak,
İstemezdim dünyada bir gün bile yaşamak.
Biri, Oruç tutmaktır sıcak yaz günlerinde,
Bir de Namaz kılmaktır uzun gecelerinde.
Üçüncüsü, Bir alim sohbetine gitmektir,
Dini, onun ağzından dinleyip öğrenmektir.)
Bir gün de buyurdu ki: (Bir Hayaldir bu dünya,
Yani bir görüntüdür, yahut kısa bir rüya.
Aynada görüntünün olması için dahi,
Bir Aslının olması lazım gelir tabii.
İşte o asıllar da, cennette bulunurlar,
Dünyadaki her şeyin, cennette bir aslı var.
Cennet nimetlerinin dünyadaki hayali,
Dinin emirleridir, Namaz, oruç misali.
Keza cehennemin de, misali var dünyada,
İçki, kumar misali haramlardır bunlar da.)
Bir veli buyurur ki: (Sonuna dek ömrümün,
Cemaatsiz bir namaz kılmadım asla bir gün.)
Şöyle ki, cemaate eğer yetişmeseydi,
Namazı cemaatle kılanlara derdi ki:
(Ömrümde bir namazı kılmadım cemaatsiz,
Ben imam olayım da, cemaatim olun siz.
Tekrar aynı namazı kılınız benim ile,
İkinci kıldığınız, olmuş olur nafile.)
Dinin Tazim ettiği bir şeyi Tahkir etmek,
Yahut tahkir ettiği şeyi tazim eylemek,
Küfr-i hükmi olur ki, bunu yapan Müslüman,
Maazallah küfre düşer, öyle söylediği an.
Biri, (Namaz kılsam da, hiç kılmasam da, birdir.)
Derse, o küfre girip, imanını yitirir.
-6-
İslamda Küfr-i hükmi, addedilen hallerden,
Sakınmıyan kimsenin, imanı gider elden.
Mesela bir kimseye, (Gel namaz kıl) deseler,
O dahi (Kılmam) dese, o anda küfre girer.
Ve lakin bu şekilde söylemekle o kimse,
(Senin sözünle kılmam) demek istemiş ise,
Yani (Hak tealanın emriyle kılarım ben),
Demek istemiş ise, beri olur küfürden.
Biri, (Namaz kılmamak, hoş iştir) dese eğer,
O kimse bu sözüyle, imanını kaybeder.
Bunun gibi birine, (Gel namaz kıl) denilse,
O dahi (Namaz kılmak bana zor iştir) dese,
O kimse, bu sözüyle kaybeder imanını,
Bu, hafife almaktır zira namaz kılmağı.
Namazı, bile bile kılmayıp üzülmiyen,
Ve kaza etmeği de, maalesef düşünmiyen,
Azab çekmekten dahi korkmazsa bunun için,
Küfre girip, imanı kaybolur o kişinin.
İbadeti harama benzetip öyle yapmak,
Mesela çalgı ile, şarkıyla namaz kılmak,
Yahut çalgı çalarak okumak da Kuran-ı,
Küfr olup, böyle yapan, zayi eder imanı.
Bir veli buyurur ki: (İnsanı cenabı Hak,
Oyun, eğlence için yaratmadı muhakkak.
Resulün bildirdiği ibadetlerin hepsi,
İyi düşünülürse, bizedir faidesi.
Kullara yaradığı için emrolunmuştur,
Yoksa ibadetlerin Ona faydası yoktur.
Allah muhtaç değildir kulun ibadetine,
Onları emirlerle şereflendirdi yine.
Her şeye muhtaç olan ve çok aciz olan biz,
Bu büyük ihsan için teşekkür etmeliyiz.
Oğlum, bugün mesela, bir müdür, bir işçiye,
Emir verse, herhangi bir işi yapsın diye.
İşçi, o vazifeye ne de çok kıymet verir,
Bana, müdür bu işi verdi diye sevinir.
Seve seve, zevk ile yapar onu o işçi,
İftihar vesilesi yapar hem de o işi.
Şimdi yazıklar olsun, Allahın yüksekliği,
O müdürünki kadar acep değil midir ki,
Onun emirlerine böyle çalışılmıyor,
Ve Evvela vazife, sonra namaz deniyor.
Halbuki amirlerin amiridir Rabbimiz,
Önce Onun emrini ifa eylemeliyiz.
Namaz, Hak tealanın emridir, yani farzdır,
Özürsüz kılmıyana, çok büyük ceza vardır.)
İmam-ı Rabbânî rahmetullahi aleyh Namazın Ehemmiyeti -7-
Allahın misafiri
Bu zat buyuruyor ki: (Bu dünyada insana,
Önce lazım olan şey, ermektir Tam imana.
Bundan sonra, salih ve yarar iş yapmalıdır,
Bunların içinde de en mühimmi Namazdır.
Resulullah buyurdu bir hadisi şerifte:
Namaz kılmak, bu dinin direğidir elbette.
Namaz kılan bir kimse, dinini doğrultmuştur,
Namaz kılmıyan ise, dinini yıkmış olur.
Namazı doğru dürüst kılarsa eğer insan,
Kurtulur kıyamette kötü işler yapmaktan.
İnsanı kötülükten korumıyan bir namaz,
Görünüşte namazdır, doğru namaz olamaz.
Velakin doğrusunu yapıncaya kadar tam,
Görünüşü yapmağa etmeli yine devam.
Buyuruldu: Bir şeyin hepsi yapılamazsa,
Hepsini de elinden kaçırma hiç olmazsa.
Allahın merhameti sonsuzdur çünki evlat,
O, kabul edebilir görünüşü hakikat.
Böyle kılacağına, hiç kılma dememeli,
Böyle kılacağına, dosdoğru kıl demeli.
Namazı, cemaatle eda etmeli ki hep,
Azaptan kurtulmağa, Namazdır çünki sebep.
Müminun suresinin başındaki ayette,
Buyuruldu: Müminler kurtulacak elbette.
Ayetin devamında şöyle buyurmaktadır:
Onlar, namazlarını dosdoğru kılanlardır.
Bir kadı, heyecanla gelerek bu Veliye,
Yalvardı: Oğlum için bir dua edin diye.
Oğlu Taun derdine birden yakalanmıştı,
Diğerleri hep ölmüş, bir bu oğlu kalmıştı.
Cevaben buyurdu ki: (Ben aciz bir kimseyim,
Onun kurtulmasına, yok elimde bir şeyim.)
Sonra geçti içeri, iki rekat bir namaz,
Kılıp, Hak tealaya eyledi dua, niyaz.
Sonra kalkıp dedi ki: (Oğlunuz buldu sıhhat,
Evinde sapa sağlam oturuyor şu saat.)
Ayrılıp, sevinerek evine koştu kadı,
Gördü ki hakikaten sıhhat bulmuş evladı.
Bu zat, bir sohbetinde buyurdu: (Bu camiler,
Allahü tealanın sevdiği mahaldirler.
Hatta Allahın evi denilirki bu yerler,
Allahın misafiri sayılır müdavimler.
Rabbimiz buyurur ki: (Herkes misafirini,
İktidarına göre ağırlar tabii ki,
Zengin, zenginliğine göre çok ikram yapar,
Fakir de, ona göre mütevazı ağırlar.
Benim misafirimdir cami cemaatları,
Ben de şanıma göre ağırlarım onları.)
8
Bu zat buyuruyor ki: (Kul Rabbine ihlasla,
Yalvarırsa, her şerden kurtarır onu Mevla.
Kim kulları bırakıp, Rabbinden etse talep,
Onu, her sıkıntıdan halas eder Rabbi hep.
Zira buyuruyor ki cenab-ı Allah buna,
Kafidir elbette ki Hak teala kuluna.
Ubeydullah Ahrarın vardı bir talebesi,
Çoktu bu üstadına muhabbeti, sevgisi.
Bu genç, bir gün dergahtan dönüyorken evine,
Aniden bir düşmanı çıkıverdi önüne.
Tam öldürmek isterken, dedi ki: Biraz dur da,
İki rekat bir namaz kılayım ben burada.
O müsaade edince, hemence kıldı namaz,
Sonra da el kaldırıp, Rabbine etti niyaz.
Dedi ki: Senden başka kimsem yok ya ilahi,
Yine sen kurtarırsın kulunu bundan dahi.
O anda yalın kılıç biri geldi yanına,
O zalimi öldürüp, dedi ki sonra ona:
Ben yedinci kat gökte bulunan bir meleğim,
Rabbimin emri ile, sana yardıma geldim.
Duydum senin sesini, bulunduğum mekanda,
Emir alıp yetiştim imdadına bir anda.
Bir gün de buyurdu ki: (Bizler kuluz nihayet,
İhlasla yapmalıyız Rabbe kulluk, ibadet.
İbadetler içinde, Namaz, başın tacıdır,
O, kalplerin süruru, müminin miracıdır.
Hatta namaz hakkında buyurdu ki O Server:
En çok, secdede olan kulunu Allah sever.
Onun için beş vakit namazını bir kimse,
Cemaatle kılmağa eğer devam ederse,
İyilerle haşrolur o kimse mahşer günü,
Ve geçer şimşek gibi, o Sırat köprüsünü
Dertlerden, belalardan muhafaza olunur,
Ve Bin şehid sevabı, o kula ihsan olur.)
Bir gün de buyurdu ki: (Namaz, büyük ibadet,
Onu hakkıyla kılan, zevk alır ondan elbet.
Namazda hasıl olan manevi lezzet ve tad,
Hariçteki hallerden üstündür, hem de kat kat.
Namazları zevk ile kılmağa çalışınız,
Evvel vaktinde kılıp, sona bırakmayınız.
Tadil-i erkana da ederek tam riayet,
Cemaatle kılmağa ediniz hem de gayret.
Hadiste buyuruldu: Her namaz esnasında,
Kalkar bütün perdeler Rabla kul arasında
Mümin, her emredilen işleri yapmalıdır,
Emirlerin içinde en mühimmi Namazdır.
Mümin için bir günde, beş vakit namaz kılmak,
Kulluk görevidir ki, kılmalıdır muhakkak.)
9-
İslam alimlerinden Hak dostu bir veliydi,
Söz ve nasihatları pek çok faideliydi.
Bir gün bir talebesi, huzuruna gelerek,
Dedi: (Alamıyorum namazdan manevi zevk.
Zevk almak şöyle dursun, zor geliyor bu hatta,
Bana bir tavsiyeniz olacak mı bu babta?)
Buyurdu ki: (Yediğin lokmalara dikkat et,
Yemek adabına da eyle hem tam riayet.)
Bir talebesi dahi eyledi ki şöyle arz:
(Nasıl kılabiliriz huşu ile bir namaz?)
Buyurdu: (Şöyle düşün namaza durduğunda,
Ben kimin huzurunda duruyorum şu anda?
Ey oğlum, Hak teala, bir yirmidört saatte,
Sırf beş vakit ayırmış, bu mühim ibadete.
Bu beş vakit namazın kılınması da zaten,
Kulun bir saatini almaz bile esasen.
Bir saatlik zamanı, Namaza ayırmayıp,
Boş şeylerle uğraşmak, hem çok günah, hem ayıp.
Bir gün hazreti Ömer, bir sabah namazını,
Cemaate kıldırıp, gözetti eshabını.
Lakin göremeyince birini o saatte,
Buyurdu: Filan kimse, yok mudur cemaatte?
Dediler: Geceleri, o ibadet yapar hep,
Belki şimdi uykuya dalmıştır bundan sebep.
Buyurdu ki: Keşke o, gece hep uyusaydı,
Ve sabah namazını cemaatle kılsaydı.
Bir gün de buyurdu ki: (Kardeşlerim bu namaz,
Doğru kılınmaz ise, indallah kabul olmaz.
Farzına, sünnetine ne kadar çok riayet,
Edilirse, ecri de çok olur öyle gayet.
Başka şey düşünmekle bozulmasa da namaz,
Elde edilen sevap, o nisbette olur az.)
Bir gün cemaatinden sual etti birisi,
Dedi ki: (Ey efendim, nedir zikir meclisi?)
Buyurdu ki: (Allahın emirleri nelerdir?
Bu gibi hususların konuşulduğu yerdir.
Namaz nasıl kılınır, oruç nasıl tutulur?
Bunlar konuşulursa, tamamı zikir olur.)
Velilerden birisi, bir sabah geç uyandı,
Baktı ki güneş doğmuş, üzülüp içi yandı.
Zira sabah namazı kalmış idi kazaya,
Fazla üzüntüsünden başladı ağlamağa.
Gözyaşları dökerek, inledi üzgün üzgün,
Zira bu, kendisine dert olmuştu büsbütün.
O sırada şöyle bir nida duydu gaibten:
Senin bu günahını, mağfiret eyledim ben.
Sen çok pişman olarak, ağlayıp sızlayınca,
Yetmişbin namaz ecri ihsan ettim ayrıca.)
aldatan aldanandır
ecel emelin önündedir
emeli artanınelemi artar
Elli vakit namaz!..
Resulullah Miracda Cehennemi görünce,
(Burada kimler yanar?) diye sordu hemence.
Cibril, (Senin ümmetin) dedi Resulullaha,
Bunu ondan duyunca, başladı ağlamağa.
Gökteki melekler de, ağladılar hep o an,
Ve bir hitab erişti, Hak teala katından:
(Ey sevgili Habibim, indimde bil ki senin,
Pek büyük ve âlidir izzetin ve şerefin.
Hatırını hoş tut ki, duan kabul olunur,
Her ne ki niyaz etsen, katımda makbul olur.
Şefaat makamını veririm ki ben sana,
Senden başka kavuşan, olmadı bu ihsana.
Ey habibim, her kim ki emrine muti olur,
Azaptan emin olup, rahmetine kavuşur.
Sana ve ümmetine, gece gündüz, her daim,
Elli vakit namazı farz kıldım ey habibim.)
Resulullah buyurdu: Bu makamdan sonra ben,
Ayrılarak, hazreti Musaya vardım hemen.
Sordu ki: (Hak teala, sana ve ümmetine,
Ne gibi bir taati farz kıldı her bir güne?)
Dedim ki: (Her gün için, bir ibadet olarak,
Elli vakit namazı farz kıldı cenabı Hak.)
Dedi ki: (Ya Muhammed, geriye dön de yine,
Hafifletmesi için, niyaz eyle Rabbine.
Çünkü çok fazla gelir elli vakit ibadet,
Onlar bunu yapmakta, zorlanırlar begayet.)
Avdet edip, Rabbime ettim ki şöyle niyaz:
(Ya Rabbi, ümmetime hafiflet bunu biraz.)
Beş vakit tenzil etti Rabbim bu ibadetten,
Dönüp, Musa Nebiye söyledim bunu hemen.
Dedi ki: (Ya Muhammed, tekrar dön de Allaha,
Niyaz et, bunu dahi hafifletsin az daha.
Zira senin ümmetin yapamaz bunca amel,
Ben, beni İsraili denedim daha evvel.)
O böyle söyleyince, döndüm yine geriye,
Arz eyledim: Bunu da, biraz hafiflet diye.
Hafifletti Rabbimiz beş vakit daha namaz,
Gelip Musa Nebiye eyledim bunu da arz.
Rabbimle Musa Nebi arasında böylece,
Bu tahfif hususunda gidip geldim bir nice.
Nihayet Hak teala buyurdu: (Ey habibim,
Elli vakit namazı, Beş vakite indirdim.
Lakin her namaz için, On namaz ecri vardır,
Kılanlar, Elli vakit namaz ecri kazanır.
Dönüp, Musa Nebiye söyledim bunu böyle,
Dedi: (Dön, biraz daha kolaylık talep eyle.)
Dedim ki: (Bu hususta, çok talepte bulundum,
Bunun için Rabbimden artık utanıyorum.)
2-
Aişe validemiz buyurur ki şöylece:
(Yumuşak yatak serdik o Resule bir gece.
Sabahleyin uyanıp, kalkınca Efendimiz,
Buyurdu: (Bu yatağı bir daha sermeyiniz.
Zira bunun yüzünden, gece uyanamadım,
Teheccüd namazını kılmaktan mahrum kaldım.)
Peygamber Efendimiz çok ibadet yapardı,
Farzların haricinde, çok da namaz kılardı.
Mübarek ayakları şişene kadar hatta,
Kıyamda, namaz için duruyordu ayakta.
Dediler: (Hak teala, senin gelmiş, gelecek,
Bütün kusurlarını affetti, bu bir gerçek.
O halde niçin böyle yaparsın çok ibadet,
Ve ne için kendine verirsin böyle zahmet?)
Peygamber Efendimiz buyurdu ki cevaben:
(Rabbime şükredici kul olmayayım mı ben?)
Aişe validemiz buyurdu ki: (O Server,
Kalkıp namaz kılmağa başlayınca her sefer,
Onun mübarek göğsü hemen hırıldıyordu,
Su fokurduyor gibi sesler duyuluyordu.)
Sahabeden biri de anlatıyor ki yine:
Bir gün bir âmâ geldi, o Serverin evine.
Dedi: (Ya Resulallah, bana bir dua edin,
Şu âmâ gözlerimi açsın Rabbil alemin.)
Şöyle buyurdular ki ona Fahr-i kainat:
(Sen şimdi abdest alıp, namaz kıl iki rekat.
Sonra de ki: Ya Rabbi, sevgili Habibinin,
Hürmetine, gözünü açıver bu garibin)
O böyle dua etti o Resulün yanında,
Açılıp, görüverdi iki gözü anında.
Yine Resulü ekrem şöyle buyurmuşlardır:
(Sekiz adet cennette, birçok kapılar vardır.
Beş vakit namazını titizlikle kılanlar,
Namaz adlı kapıdan cennete çağrılırlar.
Her kim de cihad için etmişse fazla gayret,
Cihad adlı kapıdan olunur o da davet.
Oruç ve Sadakaya ehemmiyet verenler,
Bu adlı kapılardan davet edilecekler.)
Resul bu hadisini buyurduğu saatte,
Hazreti Sıddık dahi var idi cemaatte.
Şöyle arz eyedi ki müsaade isteyerek:
(Kapıların birinden çağrılmak zor değil pek.
Acaba bir müslüman var mıdır ki dünyada,
Kapıların hepsinden çağrılsın aynı anda.)
Buyurdular ki: (Evet, vardır öyle kimseler,
Onları, her kapıdan davet eder melekler.
Ümid ediyorum ki, sen o kimselerdensin,
Her kapıdan çağrılıp, cennetlere girersin.)
3-
Bir hadisi şerifte Peygamberimiz yine,
Şöyle buyurmuşlardır sahabe-i güzine:
(Ümmetimden bir kimse, Rabbine sığınarak,
Herhangi arzusuna isterse vasıl olmak,
Kılsın gece yarısı iki rekat bir namaz,
Okusun her rekatta bir Fatiha, üç İhlas.
Selam verip, başını secdeye koysun yine,
Secdede, şu şekilde dua etsin Rabbine:
Ebu Bekr-i Sıddıkın hürmetine ilahi,
Şu dilek ve arzuma kavuştur beni dahi
Çünkü kalkar secdede aradan perde, hicab,
Secdedeki dualar, mutlak olur müstecab.)
Rivayet edilir ki, Ömer Faruk devrinde,
Muhasara edildi bir kale Şam şehrinde.
Kale, öğleye kadar fethedilmediğinden,
Hazreti Ömer Faruk, gadaba geldi birden.
İslam askerlerini toplayarak acele,
Buyurdu ki: (Ne için fethedilmez bu kale?
Küffar dayanamazdı karşımızda bu kadar,
Aramızda mutlaka bir günah işleyen var!)
Bilcümle mücahidler, üzüldüler buna hep,
Hepsi düşündüler ki, Bu günah nedir acep?
O ara ağlayarak biri geldi erlerden,
Dedi: (Aradığınız o hata oldu benden.
Zira ben, teheccüde kalktığımda bu gece,
Misvaksız abdest alıp, namaz kıldım öylece.
Karanlık olduğundan, bu hata etti zuhur,
Sizin aradığınız o günah belki budur.)
Buyurdu ki: (Öyleyse, tövbe et bu günaha,
Terk etme bu sünneti bundan sonra bir daha.)
Yine buyurdular ki, Resul bir hadisinde:
Gökleri geçiyorken, ben Mirac gecesinde,
Hayret ile gördüm ki, içinde bir mihrabın,
Bir sureti duruyor Osman ibni Affanın.
Melekler bölük bölük gelirlerdi oraya,
Bakıp şükrederlerdi Allahü tealaya.
Sordum ki: (Ya Cebrail, ne zamandan beridir,
Bu suret, bu mihraba konulmuş, belli midir?)
Dedi ki: (Bu yeryüzü, henüz yaratılmadan,
Dörtyüz bin sene önce bu var idi o zaman.
Zira o, gündüzleri oruçluydu ekseri,
O çok namaz kılardı seherde, geceleri.
Yine bela, musibet gelseydi ona şayet,
Sabreder ve kimseye etmezdi hiç şikayet.)
Yine Resul buyurdu: Miraca vardığımda,
Osmanın suretini gördüm bir gök katında.
Dedim: (Bu mertebeye, ne ile eriştin sen?)
(Gece namaz kılmakla) dedi bana cevaben.
4-
Hatice hatun ile Allahın Sevgilisi,
Namaz kılıyorlardı cemaatle ikisi.
Gördü hazreti Ali onları bu hal ile,
Henüz on yaşındaydı, merak etti haliyle.
O Resule sordu ki: (Bu yaptığınız nedir?)
Buyurdu ki: (Ya Ali, Allaha ibadettir.
O Allah ki, birdir ve hiç şerik yoktur Ona,
Seni davet ederim o Allaha imana.)
Dedi ki: (Babam ile, meşveret eyliyeyim,
Sonra gelip bu babta, size cevap vereyim.)
Buyurdu ki: (Ya Ali, imana gelmez isen,
Bu sırrı başkasına söyleme yine de sen.)
İki adım atınca, geldi ki hatırına,
Nasihat eylemişti bu babta babam bana.
Demişti ki: Ya Ali, her ne derse Muhammed,
Hiç tereddüt etmeden tasdik eyle, kabul et.
Şehadeti getirip, Müslüman oldu hemen,
O oldu çocuklardan, ilk önce iman eden.
Resulullah uğrunda yaptı çok fedakarlık,
Onu, kendi nefsine tercih etti o artık.
Bir gün yine mescitte, kılıyorken o namaz,
Sadaka talep etti, bir fakir ondan biraz.
Hatta hazreti Ali, rükuda idi o an,
Yüzüğünü çıkarıp, bıraktı parmağından.
Onun bu hareketi, makbul geldi Allaha,
Bir ayet nazil oldu hemen Resulullaha.
Maide suresinden, ellibeşinci ayet,
Gelerek, kendisini Rabbimiz eyledi meth.
Hazreti Hüseyinle, yine hazreti Hasan,
Henüz abdest almağa başladıkları zaman,
Benizleri sararır, korkudan titrerlerdi,
Onların bu halini gören hemen sezerdi.
Bazısı sorardı ki: (Ey Hasan, ey Hüseyin,
Siz abdeste kalkınca titrersiniz, ne için?)
Derlerdi ki: (Az sonra namaza duracağız,
Düşünün ki o zaman, kimin huzurundayız?)
Hazret-i Hüseyin de, kalkınca namaz için,
Adeta titriyordu üstünde seccadenin.
Derdi ki: (Kul dünyada, büyük hükümdarlardan,
Birine, bir derdini arz edeceği zaman,
Korkarsa, benim dahi Rabbimden istediğim,
Gizli dileklerim var, nasıl titremiyeyim.)
Namaz vakti gelince, hem de hazreti Hasan,
Titrer, şöyle söylerdi Allahtan korkusundan:
(Allahü tealanın dağlara arz ettiği,
Lakin dağların bile kabul eylemediği,
Kulluk emanetini tam yapmak üzereyim,
Bilmem ki layıkıyla yapabilecek miyim?)
5-
Muaz ibni Cebel ki, büyük sahabedendi,
Hem dahi ilm-i fıkhı iyi bilenlerdendi.
Bu büyük sahabiden nasihat istediler,
Buyurdu: (Muhakkak ki öleceksiniz sizler.
Vardığınız o yerde, iki yer vardır ki hem,
Biri ebedi cennet, biri sonsuz cehennem.)
Oğluna buyurdu ki: (Ölümü fazla yad et,
Her namazı, Son namaz kılar gibi eda et.
Bir vaktini kılınca, şöyle de ki kendine:
Belki de yetişmezsin öbür namaz vaktine)
Yine sahabilerden, hazreti Ebüdderda,
Yüksekti derecesi, ilim ile irfanda.
Derdi ki: (Kendinizi ölmüş kabul ediniz,
Kati olacak şeyi, şimdi Olmuş biliniz.
Allahı görür gibi yapınız hep ibadet,
Siz görmüyorsanız da, sizi görür O elbet
Nasihat isterseniz, kafidir Ölüm size,
Zira ölüm, son verir dünya zevklerinize.
Şu üç şey olmasaydı eğer lezzet olarak,
İstemezdim dünyada bir gün bile yaşamak.
Biri, Oruç tutmaktır sıcak yaz günlerinde,
Bir de Namaz kılmaktır uzun gecelerinde.
Üçüncüsü, Bir alim sohbetine gitmektir,
Dini, onun ağzından dinleyip öğrenmektir.)
Bir gün de buyurdu ki: (Bir Hayaldir bu dünya,
Yani bir görüntüdür, yahut kısa bir rüya.
Aynada görüntünün olması için dahi,
Bir Aslının olması lazım gelir tabii.
İşte o asıllar da, cennette bulunurlar,
Dünyadaki her şeyin, cennette bir aslı var.
Cennet nimetlerinin dünyadaki hayali,
Dinin emirleridir, Namaz, oruç misali.
Keza cehennemin de, misali var dünyada,
İçki, kumar misali haramlardır bunlar da.)
Bir veli buyurur ki: (Sonuna dek ömrümün,
Cemaatsiz bir namaz kılmadım asla bir gün.)
Şöyle ki, cemaate eğer yetişmeseydi,
Namazı cemaatle kılanlara derdi ki:
(Ömrümde bir namazı kılmadım cemaatsiz,
Ben imam olayım da, cemaatim olun siz.
Tekrar aynı namazı kılınız benim ile,
İkinci kıldığınız, olmuş olur nafile.)
Dinin Tazim ettiği bir şeyi Tahkir etmek,
Yahut tahkir ettiği şeyi tazim eylemek,
Küfr-i hükmi olur ki, bunu yapan Müslüman,
Maazallah küfre düşer, öyle söylediği an.
Biri, (Namaz kılsam da, hiç kılmasam da, birdir.)
Derse, o küfre girip, imanını yitirir.
-6-
İslamda Küfr-i hükmi, addedilen hallerden,
Sakınmıyan kimsenin, imanı gider elden.
Mesela bir kimseye, (Gel namaz kıl) deseler,
O dahi (Kılmam) dese, o anda küfre girer.
Ve lakin bu şekilde söylemekle o kimse,
(Senin sözünle kılmam) demek istemiş ise,
Yani (Hak tealanın emriyle kılarım ben),
Demek istemiş ise, beri olur küfürden.
Biri, (Namaz kılmamak, hoş iştir) dese eğer,
O kimse bu sözüyle, imanını kaybeder.
Bunun gibi birine, (Gel namaz kıl) denilse,
O dahi (Namaz kılmak bana zor iştir) dese,
O kimse, bu sözüyle kaybeder imanını,
Bu, hafife almaktır zira namaz kılmağı.
Namazı, bile bile kılmayıp üzülmiyen,
Ve kaza etmeği de, maalesef düşünmiyen,
Azab çekmekten dahi korkmazsa bunun için,
Küfre girip, imanı kaybolur o kişinin.
İbadeti harama benzetip öyle yapmak,
Mesela çalgı ile, şarkıyla namaz kılmak,
Yahut çalgı çalarak okumak da Kuran-ı,
Küfr olup, böyle yapan, zayi eder imanı.
Bir veli buyurur ki: (İnsanı cenabı Hak,
Oyun, eğlence için yaratmadı muhakkak.
Resulün bildirdiği ibadetlerin hepsi,
İyi düşünülürse, bizedir faidesi.
Kullara yaradığı için emrolunmuştur,
Yoksa ibadetlerin Ona faydası yoktur.
Allah muhtaç değildir kulun ibadetine,
Onları emirlerle şereflendirdi yine.
Her şeye muhtaç olan ve çok aciz olan biz,
Bu büyük ihsan için teşekkür etmeliyiz.
Oğlum, bugün mesela, bir müdür, bir işçiye,
Emir verse, herhangi bir işi yapsın diye.
İşçi, o vazifeye ne de çok kıymet verir,
Bana, müdür bu işi verdi diye sevinir.
Seve seve, zevk ile yapar onu o işçi,
İftihar vesilesi yapar hem de o işi.
Şimdi yazıklar olsun, Allahın yüksekliği,
O müdürünki kadar acep değil midir ki,
Onun emirlerine böyle çalışılmıyor,
Ve Evvela vazife, sonra namaz deniyor.
Halbuki amirlerin amiridir Rabbimiz,
Önce Onun emrini ifa eylemeliyiz.
Namaz, Hak tealanın emridir, yani farzdır,
Özürsüz kılmıyana, çok büyük ceza vardır.)
İmam-ı Rabbânî rahmetullahi aleyh Namazın Ehemmiyeti -7-
Allahın misafiri
Bu zat buyuruyor ki: (Bu dünyada insana,
Önce lazım olan şey, ermektir Tam imana.
Bundan sonra, salih ve yarar iş yapmalıdır,
Bunların içinde de en mühimmi Namazdır.
Resulullah buyurdu bir hadisi şerifte:
Namaz kılmak, bu dinin direğidir elbette.
Namaz kılan bir kimse, dinini doğrultmuştur,
Namaz kılmıyan ise, dinini yıkmış olur.
Namazı doğru dürüst kılarsa eğer insan,
Kurtulur kıyamette kötü işler yapmaktan.
İnsanı kötülükten korumıyan bir namaz,
Görünüşte namazdır, doğru namaz olamaz.
Velakin doğrusunu yapıncaya kadar tam,
Görünüşü yapmağa etmeli yine devam.
Buyuruldu: Bir şeyin hepsi yapılamazsa,
Hepsini de elinden kaçırma hiç olmazsa.
Allahın merhameti sonsuzdur çünki evlat,
O, kabul edebilir görünüşü hakikat.
Böyle kılacağına, hiç kılma dememeli,
Böyle kılacağına, dosdoğru kıl demeli.
Namazı, cemaatle eda etmeli ki hep,
Azaptan kurtulmağa, Namazdır çünki sebep.
Müminun suresinin başındaki ayette,
Buyuruldu: Müminler kurtulacak elbette.
Ayetin devamında şöyle buyurmaktadır:
Onlar, namazlarını dosdoğru kılanlardır.
Bir kadı, heyecanla gelerek bu Veliye,
Yalvardı: Oğlum için bir dua edin diye.
Oğlu Taun derdine birden yakalanmıştı,
Diğerleri hep ölmüş, bir bu oğlu kalmıştı.
Cevaben buyurdu ki: (Ben aciz bir kimseyim,
Onun kurtulmasına, yok elimde bir şeyim.)
Sonra geçti içeri, iki rekat bir namaz,
Kılıp, Hak tealaya eyledi dua, niyaz.
Sonra kalkıp dedi ki: (Oğlunuz buldu sıhhat,
Evinde sapa sağlam oturuyor şu saat.)
Ayrılıp, sevinerek evine koştu kadı,
Gördü ki hakikaten sıhhat bulmuş evladı.
Bu zat, bir sohbetinde buyurdu: (Bu camiler,
Allahü tealanın sevdiği mahaldirler.
Hatta Allahın evi denilirki bu yerler,
Allahın misafiri sayılır müdavimler.
Rabbimiz buyurur ki: (Herkes misafirini,
İktidarına göre ağırlar tabii ki,
Zengin, zenginliğine göre çok ikram yapar,
Fakir de, ona göre mütevazı ağırlar.
Benim misafirimdir cami cemaatları,
Ben de şanıma göre ağırlarım onları.)
8
Bu zat buyuruyor ki: (Kul Rabbine ihlasla,
Yalvarırsa, her şerden kurtarır onu Mevla.
Kim kulları bırakıp, Rabbinden etse talep,
Onu, her sıkıntıdan halas eder Rabbi hep.
Zira buyuruyor ki cenab-ı Allah buna,
Kafidir elbette ki Hak teala kuluna.
Ubeydullah Ahrarın vardı bir talebesi,
Çoktu bu üstadına muhabbeti, sevgisi.
Bu genç, bir gün dergahtan dönüyorken evine,
Aniden bir düşmanı çıkıverdi önüne.
Tam öldürmek isterken, dedi ki: Biraz dur da,
İki rekat bir namaz kılayım ben burada.
O müsaade edince, hemence kıldı namaz,
Sonra da el kaldırıp, Rabbine etti niyaz.
Dedi ki: Senden başka kimsem yok ya ilahi,
Yine sen kurtarırsın kulunu bundan dahi.
O anda yalın kılıç biri geldi yanına,
O zalimi öldürüp, dedi ki sonra ona:
Ben yedinci kat gökte bulunan bir meleğim,
Rabbimin emri ile, sana yardıma geldim.
Duydum senin sesini, bulunduğum mekanda,
Emir alıp yetiştim imdadına bir anda.
Bir gün de buyurdu ki: (Bizler kuluz nihayet,
İhlasla yapmalıyız Rabbe kulluk, ibadet.
İbadetler içinde, Namaz, başın tacıdır,
O, kalplerin süruru, müminin miracıdır.
Hatta namaz hakkında buyurdu ki O Server:
En çok, secdede olan kulunu Allah sever.
Onun için beş vakit namazını bir kimse,
Cemaatle kılmağa eğer devam ederse,
İyilerle haşrolur o kimse mahşer günü,
Ve geçer şimşek gibi, o Sırat köprüsünü
Dertlerden, belalardan muhafaza olunur,
Ve Bin şehid sevabı, o kula ihsan olur.)
Bir gün de buyurdu ki: (Namaz, büyük ibadet,
Onu hakkıyla kılan, zevk alır ondan elbet.
Namazda hasıl olan manevi lezzet ve tad,
Hariçteki hallerden üstündür, hem de kat kat.
Namazları zevk ile kılmağa çalışınız,
Evvel vaktinde kılıp, sona bırakmayınız.
Tadil-i erkana da ederek tam riayet,
Cemaatle kılmağa ediniz hem de gayret.
Hadiste buyuruldu: Her namaz esnasında,
Kalkar bütün perdeler Rabla kul arasında
Mümin, her emredilen işleri yapmalıdır,
Emirlerin içinde en mühimmi Namazdır.
Mümin için bir günde, beş vakit namaz kılmak,
Kulluk görevidir ki, kılmalıdır muhakkak.)
9-
İslam alimlerinden Hak dostu bir veliydi,
Söz ve nasihatları pek çok faideliydi.
Bir gün bir talebesi, huzuruna gelerek,
Dedi: (Alamıyorum namazdan manevi zevk.
Zevk almak şöyle dursun, zor geliyor bu hatta,
Bana bir tavsiyeniz olacak mı bu babta?)
Buyurdu ki: (Yediğin lokmalara dikkat et,
Yemek adabına da eyle hem tam riayet.)
Bir talebesi dahi eyledi ki şöyle arz:
(Nasıl kılabiliriz huşu ile bir namaz?)
Buyurdu: (Şöyle düşün namaza durduğunda,
Ben kimin huzurunda duruyorum şu anda?
Ey oğlum, Hak teala, bir yirmidört saatte,
Sırf beş vakit ayırmış, bu mühim ibadete.
Bu beş vakit namazın kılınması da zaten,
Kulun bir saatini almaz bile esasen.
Bir saatlik zamanı, Namaza ayırmayıp,
Boş şeylerle uğraşmak, hem çok günah, hem ayıp.
Bir gün hazreti Ömer, bir sabah namazını,
Cemaate kıldırıp, gözetti eshabını.
Lakin göremeyince birini o saatte,
Buyurdu: Filan kimse, yok mudur cemaatte?
Dediler: Geceleri, o ibadet yapar hep,
Belki şimdi uykuya dalmıştır bundan sebep.
Buyurdu ki: Keşke o, gece hep uyusaydı,
Ve sabah namazını cemaatle kılsaydı.
Bir gün de buyurdu ki: (Kardeşlerim bu namaz,
Doğru kılınmaz ise, indallah kabul olmaz.
Farzına, sünnetine ne kadar çok riayet,
Edilirse, ecri de çok olur öyle gayet.
Başka şey düşünmekle bozulmasa da namaz,
Elde edilen sevap, o nisbette olur az.)
Bir gün cemaatinden sual etti birisi,
Dedi ki: (Ey efendim, nedir zikir meclisi?)
Buyurdu ki: (Allahın emirleri nelerdir?
Bu gibi hususların konuşulduğu yerdir.
Namaz nasıl kılınır, oruç nasıl tutulur?
Bunlar konuşulursa, tamamı zikir olur.)
Velilerden birisi, bir sabah geç uyandı,
Baktı ki güneş doğmuş, üzülüp içi yandı.
Zira sabah namazı kalmış idi kazaya,
Fazla üzüntüsünden başladı ağlamağa.
Gözyaşları dökerek, inledi üzgün üzgün,
Zira bu, kendisine dert olmuştu büsbütün.
O sırada şöyle bir nida duydu gaibten:
Senin bu günahını, mağfiret eyledim ben.
Sen çok pişman olarak, ağlayıp sızlayınca,
Yetmişbin namaz ecri ihsan ettim ayrıca.)
aldatan aldanandır
ecel emelin önündedir
emeli artanınelemi artar