Nasılsınız?!.
Ârifler, gül ile dikeni bitiren bir kök olduğu gibi, atâ ve men’de bulunanın da bir Zat olduğuna, O Zat’ın مَالِكُ الْمُلْكِ Mâlik-ul-mulk olduğuna ve dilediği şekilde tasarruf ettiğine inanırlar; O’nun emr u fermanını can baş üstünde kabul ederler. Onların nazarında atâ ve men' arasında hiçbir fark yoktur, ki buna makâm-ı teslim denilir.
Bu itibarla Şeyh Ebû Hasen-il-Şâzelî Hazretleri diyor ki:
«Bir arkadaşla uzlete çekilip bir mağraya sığındık; zikir ve ibadete başladık, yani evliya olmaya çalıştık. Haliyle bizim istek ve arzumuz, kalbimizin açılması idi ve vuslat makamına ulaşması idi. Fakat tutmuş olduğumuz yol yanlışmış..
Diyorduk: "Ha bu hafta, ha ertesi hafta kalbimiz açılır, nurları müşahede eder; Evliyâullah oluruz." Meğer bu istek ve arzumuz vuslat makamıyla uyuşmazmış.
Böylece ha bugün ha yarın, ha bu hafta ha öbür hafta diye nurların açılışını bekliyorduk. Allah Azze ve Celle tarafından mağaranın kapısına bir ihtiyar geldi, yanımıza girmek için izin istedi.
Buyrun, dedik. İkimizin arasına gelip selam verdi; orturmadı ve bize bakmaya başladı. Arkadaşımla birlikte
-"Kimsin sen?" dedik.
-"Abd-ul-Melik." dedi. Biz:
-"Nasılsın?" deyince kaşlarını çattı, öfkelendi;
-"Nasılsınız?.. Nasılsınız?.. Nasılsınız?.." demekle öfkesini belirtti.
Anladık ki bizim halimizi inkar ediyor. Sonra bize dönerek şöyle dedi:
-"Bugün nurlar açılır, yarın açılır, bu hafta açılır, öbür hafta açılır.
Şimdi velî olurum, yarın velî olurum, önümdeki hafta velî olurum, önümdeki ayda velî olurum. Heee...
Nasılsın?.. Nasılsın?..
Şu ismi zikrettim, bu ismi zikrettim. Dolayısıyla bu hafta velî olurum, öbür hafta velî olurum. Heee..
Nasılsın?.. Nasılsın?.. Nasılsın?..
İyi bilin; sizler nefsinizin istek ve arzusu peşindesiniz. Nasıl olursunuz?!. Nerde velî olursunuz?!. Nerde felah bulursunuz?!. Ne dünyada ne de ahirette...
Böyle devam ettiğiniz müddetçe Hakk'tan uzak kalırsınız. İşte böylesiniz...
Yoksa El-Berru ismiyle tecellî ederek atâsıyla değil, El-Kahhâru ismiyle tecellî ederek size men'iyle muamele ederse, zikir ve ibadetini bırakırsınız değil mi?..
Nasılsınız?..
Allah Azze ve Celle:
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَاْلإِنْسَ إِلاَّ لِيَعْبُدُونِ "Ancak Ben, (Esmâu-l-Hüsnâ ve sıfatlarımla) Ben'i tanı(yıp ibadet et)sınlar diye cin ve insanları yarattım." buyurmuştur. Sizin vazifeniz, Esmâu-l-Hüsnâsı ve sıfatlarıyla O'nu tanımanız, Mâlik-ul-mülk olduğunu bilmeniz, "atâsı"na ve "men'i"ne razı olduğunuz halde ibadetinize devam etmenizdir. Çünkü O'nun size atâsıyla veyahud men'iyle muamele etmesi Kendisi'nin iradesidir, doğrusu vazidesidir, emr u fermanıdır. İşte buna teslim olursanız, kabul ederseniz, ârif olursunuz." dedi ve döndü.
Biz uyandık, kendimi kendimize öyle dedik:
"Nerden bu bize geldi? Allah'a hamdolsun ki bunu bize gönderdi de yanlış yoldan bizi çevirmesine kapı açtı, sebeb etti."
Tevbe ettik, istek ve arzularımızdan vazgeçtik, emr ve fermanına teslim olduk, illetsiz ve gayesiz istikametimizi düzeltmeye çalıştık; hamdolsun bize kapı açıldı...»
Ârif-u Billah olanlar, Allah Azze ve Celle'nin اَلْقَابِضُ El-Kâbid ismiyle tecellîsinden, اَلْبَاسِطُ El-Bâsit ismiyle tecellîsinden daha fazla sevinirler. Men'i zamanında korkuya, atâsı zamanında da mücerred recâya kapılmaksızın ubûdiyetine devam ederler.
Kahrı da hoş, merhameti de hoş derler.
Üstaz İsmail Çetin rahmetullahi aleyh - Ahlakî Reçeteler
Ârifler, gül ile dikeni bitiren bir kök olduğu gibi, atâ ve men’de bulunanın da bir Zat olduğuna, O Zat’ın مَالِكُ الْمُلْكِ Mâlik-ul-mulk olduğuna ve dilediği şekilde tasarruf ettiğine inanırlar; O’nun emr u fermanını can baş üstünde kabul ederler. Onların nazarında atâ ve men' arasında hiçbir fark yoktur, ki buna makâm-ı teslim denilir.
Bu itibarla Şeyh Ebû Hasen-il-Şâzelî Hazretleri diyor ki:
«Bir arkadaşla uzlete çekilip bir mağraya sığındık; zikir ve ibadete başladık, yani evliya olmaya çalıştık. Haliyle bizim istek ve arzumuz, kalbimizin açılması idi ve vuslat makamına ulaşması idi. Fakat tutmuş olduğumuz yol yanlışmış..
Diyorduk: "Ha bu hafta, ha ertesi hafta kalbimiz açılır, nurları müşahede eder; Evliyâullah oluruz." Meğer bu istek ve arzumuz vuslat makamıyla uyuşmazmış.
Böylece ha bugün ha yarın, ha bu hafta ha öbür hafta diye nurların açılışını bekliyorduk. Allah Azze ve Celle tarafından mağaranın kapısına bir ihtiyar geldi, yanımıza girmek için izin istedi.
Buyrun, dedik. İkimizin arasına gelip selam verdi; orturmadı ve bize bakmaya başladı. Arkadaşımla birlikte
-"Kimsin sen?" dedik.
-"Abd-ul-Melik." dedi. Biz:
-"Nasılsın?" deyince kaşlarını çattı, öfkelendi;
-"Nasılsınız?.. Nasılsınız?.. Nasılsınız?.." demekle öfkesini belirtti.
Anladık ki bizim halimizi inkar ediyor. Sonra bize dönerek şöyle dedi:
-"Bugün nurlar açılır, yarın açılır, bu hafta açılır, öbür hafta açılır.
Şimdi velî olurum, yarın velî olurum, önümdeki hafta velî olurum, önümdeki ayda velî olurum. Heee...
Nasılsın?.. Nasılsın?..
Şu ismi zikrettim, bu ismi zikrettim. Dolayısıyla bu hafta velî olurum, öbür hafta velî olurum. Heee..
Nasılsın?.. Nasılsın?.. Nasılsın?..
İyi bilin; sizler nefsinizin istek ve arzusu peşindesiniz. Nasıl olursunuz?!. Nerde velî olursunuz?!. Nerde felah bulursunuz?!. Ne dünyada ne de ahirette...
Böyle devam ettiğiniz müddetçe Hakk'tan uzak kalırsınız. İşte böylesiniz...
Yoksa El-Berru ismiyle tecellî ederek atâsıyla değil, El-Kahhâru ismiyle tecellî ederek size men'iyle muamele ederse, zikir ve ibadetini bırakırsınız değil mi?..
Nasılsınız?..
Allah Azze ve Celle:
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَاْلإِنْسَ إِلاَّ لِيَعْبُدُونِ "Ancak Ben, (Esmâu-l-Hüsnâ ve sıfatlarımla) Ben'i tanı(yıp ibadet et)sınlar diye cin ve insanları yarattım." buyurmuştur. Sizin vazifeniz, Esmâu-l-Hüsnâsı ve sıfatlarıyla O'nu tanımanız, Mâlik-ul-mülk olduğunu bilmeniz, "atâsı"na ve "men'i"ne razı olduğunuz halde ibadetinize devam etmenizdir. Çünkü O'nun size atâsıyla veyahud men'iyle muamele etmesi Kendisi'nin iradesidir, doğrusu vazidesidir, emr u fermanıdır. İşte buna teslim olursanız, kabul ederseniz, ârif olursunuz." dedi ve döndü.
Biz uyandık, kendimi kendimize öyle dedik:
"Nerden bu bize geldi? Allah'a hamdolsun ki bunu bize gönderdi de yanlış yoldan bizi çevirmesine kapı açtı, sebeb etti."
Tevbe ettik, istek ve arzularımızdan vazgeçtik, emr ve fermanına teslim olduk, illetsiz ve gayesiz istikametimizi düzeltmeye çalıştık; hamdolsun bize kapı açıldı...»
Ârif-u Billah olanlar, Allah Azze ve Celle'nin اَلْقَابِضُ El-Kâbid ismiyle tecellîsinden, اَلْبَاسِطُ El-Bâsit ismiyle tecellîsinden daha fazla sevinirler. Men'i zamanında korkuya, atâsı zamanında da mücerred recâya kapılmaksızın ubûdiyetine devam ederler.
Kahrı da hoş, merhameti de hoş derler.
Üstaz İsmail Çetin rahmetullahi aleyh - Ahlakî Reçeteler