Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
"Ey İman edenler! Samimi (Nasuh) bir tevbe ile Allah'a dönün..." (Tahrim; 8)

Tevbe, mü'min olan kimsenin üzerine farzdır. Fakat maalesef din aramızda yabancı olmuştur. Dinimizi bilmiyoruz. Onun için bu tevbenin ne kadar kıymetli olduğunu başta kendimize, ailemize, dost ve akrabalarımıza, komşularımıza anlatmamız lazımdır.

Allah-u Zülcelal'in takvasında bulunmak, O'nun emir ve nehiylerini yerine getirmek insana hem dünyada yarıyor, hem de ahirette yarayacaktır. Yalnız denildiği gibi Allah-u Zülcelal'in kudret ve azametine inanıp idrak etmek ve O'na tevekkül etmek lazımdır. Allah-u Zülcelal'in yanında her şey çok kolaydır.

Arş-ı âlâya kadar yedi kat gök vardır. Orada melekler ve başka mahlukat vardır. Yerin dibine kadar yedi kat yer ve denizlerde ne kadar mahlukat varsa, Allah-u Zülcelal bunların hepsinin açlığını, tokluğunu, ne istediğini gece gündüz daima hepsini görür, işitir ve bilir.

Ne kadar büyük bir kudret ve azamet sahibidir. Bunu biraz derin olarak düşünmemiz lazımdır. Küçücük kurtları, pireleri, karıncaları gören, işiten Allah-u Zülcelal'in bizi muhafaza etmesi nedir ki? Yalnız O'na karşı samimi olmamız lazımdır.

İnsan dünyada iken, Allah-u Zülcelal'in rızasına sebep olacak işleri maalesef tercih etmiyor. Nefsani şehvetleri, nefsinin arzularını tercih ediyor. Allah-u Zülcelal'in rızasını, O'nun emir ve nehiylerini, nefsimizin arzularının üzerine tercih etmemiz lazımdır.

Allah-u Zülcelal'in dostlarından birisi rüyasında, öyle bir huri görmüş ki eğer dünyaya çıksa güneşi kaybeder, kendi yüzünün parlaklığı ile dünyayı aydınlatabilir.

Ona demiş ki: "Sen kimin içinsin?" Huri: "Ben, mihrimi veren içinim." diye cevap vermiş."Peki senin mihrin nedir?" diye sorunca, Huri demiş ki: "Benim mihrim, Allah-u Zülcelal'in rızasını kendi nefsinin arzularının üzerine tercih etmektir. Kim bunu yaparsa, benim mihrimi vermiş olur. Ben de kıyamet gününde onunla evlenirim."

Tabi bu insan için zordur. Fakat dünyada bizi barındıracak bir bina yapabilmek için, masraf yapıyoruz, çalışıyoruz, terliyoruz. Allah-u Zülcelal kıyamet gününde yüksek yüksek köşkler hazırlamıştır. Bunların bir taşı altından, bir taşı gümüştendir. İnsan ona bakınca gözleri açık kalır. İçlerinde bir çok nimetler vardır.

Bütün bu nimetleri bedava olarak hiç çalışmadan istemek yanlıştır. Niçin dünya nimetlerini elde edebilmek için çalışıyoruz, terliyoruz, meşakkat çekiyoruz da; ahiret nimetlerini bedava almak istiyoruz?

Gaflet uykusuna daldığı zaman, nasıl uyuyan bir kimseyi uyandırıp:
"Kalk bir şeyler yap, sen devamlı olarak uyuyorsun!" diyorsak, nefsimizi dürterek:
"Ey Nefsim! Sen gafletin içine çok fazla giriyorsun, ahiretten hiç haberin yok, kalk kendin için bir şeyler yap!" diyerek uyandırmamız lazımdır.

Nefis ve şeytan daima bizimle mücadele etmek suretiyle harbediyorlar. Mü'min olan kimse şuurlu olmalıdır. Nefis ve şeytan kendisine zarar verdiği halde, hiçbir zarar vermiyormuş gibi davranmak çok yanlıştır. Daima geçmiş olan günlerimizden pişman olup mahzun olmamız lazımdır. Her insan kendi kendine:

"Benim elimde çok büyük bir sermaye vardı. Onunla çok güzel ve büyük şeyler yapabilirdim ama hepsi geçti gitti. Bari kalan ömrümde bir şeyler yapayım." diye Allah-u Zülcelal'den kuvvet, Sadat-ı Kiram'dan himmet istemek suretiyle kalan ömrümüzde biraz gayret göstermemiz lazımdır.

Lain şeytan bazı zamanlar insana: "Sen daha ne yapacaksın, bu kadar günah yaptın!" diyerek, umutsuz bırakıyor ve öyle bir hale getiriyor ki sanki artık müslüman değilmiş gibi bir düşüncenin içine sokuyor.

Bu çok yanlıştır. Bir kimse ömrünün tamamını gafil geçirip, sonradan Allah-u Zülcelal'e dönüp iman ederse, Allah-u Zülcelal onu affediyor. Mü'min olan saçını, sakalını Allah yolunda beyazlatmış olan bir kimseyi niye affetmesin ki?

Bize yarayacak olan O'nun muhabbetidir. Allah-u Zülcelal rızasını, muhabbetini kazanalım diye bizi yaratmış ve dünyaya göndermiştir.

İsa (aleyhisselam) bir yerden geçerken, ibadet yapmaktan zayıflamış bir adam gördü. Ona: "Senin bu halin nedir?" diye sordu. Adam dedi ki:

"Yetmiş senedir bana zerre kadar da olsa muhabbetini vermesi için Allah-u Zülcelal'e yalvarıyorum. Ya Ruhullah! Sen dua et ki, Allah-u Zülcelal bu muhabbeti bana versin" İsa (aleyhisselam) da:

"Ya Rabbi! Bunun istediğini ona ver." diye dua etti ve geçip gitti. Bir süre sonra dönerken baktı ki, adam bir kayanın üzerine çıkmış, gözleri yukarıya doğru ve bir taş gibi göğe bakıyor. Ona selam verdi, almadı. Her ne söylediyse sanki ruhu yokmuş gibi hiç cevap vermedi. Bunun üzerine Allah-u Zülcelal İsa (aleyhisselam)'a şöyle vahyetti:

"Bizim bir zerre kadar muhabbetimiz onu böyle yaptı. Daha fazla olsaydı hali nasıl olurdu."

İşte Allah-u Zülcelal'in muhabbeti böyledir. Allah-u Zülcelal hepimize kendi fazlı, ihsanı ve keremi ile muhabbetini versin ve razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin... (Amin)
 
Son düzenleme:

Hafız_70

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
29 Eyl 2007
Mesajlar
8,243
Aldığı Beğeniler
6,432
Takım
Fenerbahçe
Rabbim bizleri ve tüm kullarını Rızasını kazanan kullarından eylesin.Ne mutlu hayatını onu hoşnut etmek için geçiren gerçek mü'minlere.
Allah razı olsun can kardeşim.
 
Üst Alt