- Üyelik Tarihi
- 6 Tem 2011
- Mesajlar
- 154
- Aldığı Beğeniler
- 0
Ne bekledik, ne bulduk!
Ne bekledik, ne bulduk! Milletçe yaşadığımız badireler soluklanmadan ve değişik versiyonlarda devam etti. Dünyanın süper gücü ve dünya topraklarının büyük bir kısmına sahip olan kocaman bir imparatorluktan, Anadolu topraklarına sıkışmış, küçük bir devlet kaldık. Yazımız, kılık kıyafetimiz değişti. Her verileni giydik, her söyleneni dinledik. Hep doğru ve çalışkan olmak üzere hayata odaklandık. Geri kalmışlığı bütün yönleriyle sırtımızda taşıdık. Kazanımlar dengeli dağıtılmadı. İnanç ve hür teşebbüs yolları barikatlarla engellendi. Rejime uygun insan yetiştirme gayretleri, insanlara dayatıldı. Milletin kabul etmediği bu dayatmalarla uzun yıllar mücadele edildi. Karınca ve kaplumbağa misali yürüyüşler devam etti. Doğru ve çalışkan, kendi öz değerlerine bağlı bir nesil yetiştirme arzusuyla yanıp tutuştuk. Bu düşünce uğruna maddi ve manevi varlığımızı seferber ettik. Bu uğurda her türlü fedakârlığı, gösterdik. Yolumuzu, okulumuzu, camimizi kendimiz yaptık. Yardım dernekleri kurduk. Mağdur duruma düşenlere yardım ettik. Sessiz kitlelerdik. Sesimizi duyurabilmek için gazeteler çıkardık. Televizyon ve radyo vericileri kurduk. İnsanı doğruluğa götürecek her türlü yolda çalışmaya devam ettik ve ediyoruz. Anlatılanlar ve yapılan pek çok işler hep doğru, çalışkan, güvenilir, dindar insanlar yetiştirmek için yapılmıştı. İcraatta bu hedeflerin çoğuna ulaşıldı. Ne yazık ki bütün çalışmalar boşa çıkmış gibi bugün toplumda güvenilir insan bulmak zorlaştı. Aldatan, kandıran, çalan, dolandıran bir toplum haline geldik. Herkes birbirine şüphe ile bakmaya başladı. Kandırılacağı, aldatılacağı endişesi akıllarda hâkim duruma geldi. Hayatımız gün geçtikçe zorlaştı.
Hani bu toplum Müslüman toplumuydu. Yıllarca; “Muhammedül emin” ümmeti olma yolunda telkin edilmiştik. Dindar bir nesil yetiştirecektik. Doğru ve çalışkanlık dilimizden düşmüyordu. Hep kitaplardaki hakikati okumuş, onları dinlemiş ve öyle olmayı istemiştik. Neden her şey birdenbire alt üst oldu. Torbanın içi dışına çevrilmiş gibi dikişler ortaya çıktı. Dün sosyalist olanlar hangi gerekçeyle sosyalist olmuşlarsa, bugün de aynı gerekçeyle Müslüman olduklarını söylüyorlar. Ama umduklarını bulamadıkları için sükûtu hayale uğramışlar. Bu mukaddes değerleri geçersiz, (hâşâ) işe yaramaz gibi göstermeye sebep olan insanların başına ne gelmesi lazım ki aklımız başımıza gelsin. Yıllarca namaz kılıp dürüstlük şarkıları söyleyen gençler, üç kuruş bulunca her şeyi unutacaklar mıydı?
İnsanlar şöyle düşünebiliyorlar: Nasıl oluyor da yıllarca dini değerleri öğrenmiş, dini eğitim yapmış, hayatının çoğunu dinle diyanetle geçirmiş insanlar bu kadar haksızlık, yolsuzluk yapabiliyor. Haktan ve güzel ahlaktan uzak kalabiliyorlar. Yüzlerce kişinin içinden biri haksızlık yapınca diğerleri ayağa kalkamıyor? Yıllarca Allah’tan korkmayı öğütleyenler, haksızlıklar karşısında neden itiraz etmiyorlar. Allah’tan korkmak ayağa kalkmamak mıdır?
İnsanları, Anadolu’daki Ahmet ağanın dürüstlüğü etkilemiyor. O ancak kendi komşusuna tesir edebiliyor. İnsanları etkileyen devletin başı, icra organı, hâkimi, hekimi, polisi, jandarması, idari ve mülkü amirleridir. Bunların dürüstlüğü ile toplum top yekûn dürüst olma yoluna girebilir.
Memlekette bir sürü şucu-bucu vardı. Hiçbirinin diğerinden farkı kalmadı sanki. Dindarı da adam kandırıyor, aldatıyor, sözünde durmuyor. Dindar olmayanı da aynı şeyi yapıyor. O zaman insan kendine sormadan edemiyor. Bunca çalışma ve gayret buharlaştı mı? Sözde teselli arayanlar; siz dönüp vaziyete, icraata, muameleye bakın. Ne bekledik ne bulduk. İnsan, kendini hem bozar hem de düzeltir. Yeter ki düzelme azminde olalım. “Sana senden gelir ancak bir dat lazımsa / Ümidini kes gayriden imdat lazımsa” 15. 06. 2014
Durmuş Göktekin
Ne bekledik, ne bulduk! Milletçe yaşadığımız badireler soluklanmadan ve değişik versiyonlarda devam etti. Dünyanın süper gücü ve dünya topraklarının büyük bir kısmına sahip olan kocaman bir imparatorluktan, Anadolu topraklarına sıkışmış, küçük bir devlet kaldık. Yazımız, kılık kıyafetimiz değişti. Her verileni giydik, her söyleneni dinledik. Hep doğru ve çalışkan olmak üzere hayata odaklandık. Geri kalmışlığı bütün yönleriyle sırtımızda taşıdık. Kazanımlar dengeli dağıtılmadı. İnanç ve hür teşebbüs yolları barikatlarla engellendi. Rejime uygun insan yetiştirme gayretleri, insanlara dayatıldı. Milletin kabul etmediği bu dayatmalarla uzun yıllar mücadele edildi. Karınca ve kaplumbağa misali yürüyüşler devam etti. Doğru ve çalışkan, kendi öz değerlerine bağlı bir nesil yetiştirme arzusuyla yanıp tutuştuk. Bu düşünce uğruna maddi ve manevi varlığımızı seferber ettik. Bu uğurda her türlü fedakârlığı, gösterdik. Yolumuzu, okulumuzu, camimizi kendimiz yaptık. Yardım dernekleri kurduk. Mağdur duruma düşenlere yardım ettik. Sessiz kitlelerdik. Sesimizi duyurabilmek için gazeteler çıkardık. Televizyon ve radyo vericileri kurduk. İnsanı doğruluğa götürecek her türlü yolda çalışmaya devam ettik ve ediyoruz. Anlatılanlar ve yapılan pek çok işler hep doğru, çalışkan, güvenilir, dindar insanlar yetiştirmek için yapılmıştı. İcraatta bu hedeflerin çoğuna ulaşıldı. Ne yazık ki bütün çalışmalar boşa çıkmış gibi bugün toplumda güvenilir insan bulmak zorlaştı. Aldatan, kandıran, çalan, dolandıran bir toplum haline geldik. Herkes birbirine şüphe ile bakmaya başladı. Kandırılacağı, aldatılacağı endişesi akıllarda hâkim duruma geldi. Hayatımız gün geçtikçe zorlaştı.
Hani bu toplum Müslüman toplumuydu. Yıllarca; “Muhammedül emin” ümmeti olma yolunda telkin edilmiştik. Dindar bir nesil yetiştirecektik. Doğru ve çalışkanlık dilimizden düşmüyordu. Hep kitaplardaki hakikati okumuş, onları dinlemiş ve öyle olmayı istemiştik. Neden her şey birdenbire alt üst oldu. Torbanın içi dışına çevrilmiş gibi dikişler ortaya çıktı. Dün sosyalist olanlar hangi gerekçeyle sosyalist olmuşlarsa, bugün de aynı gerekçeyle Müslüman olduklarını söylüyorlar. Ama umduklarını bulamadıkları için sükûtu hayale uğramışlar. Bu mukaddes değerleri geçersiz, (hâşâ) işe yaramaz gibi göstermeye sebep olan insanların başına ne gelmesi lazım ki aklımız başımıza gelsin. Yıllarca namaz kılıp dürüstlük şarkıları söyleyen gençler, üç kuruş bulunca her şeyi unutacaklar mıydı?
İnsanlar şöyle düşünebiliyorlar: Nasıl oluyor da yıllarca dini değerleri öğrenmiş, dini eğitim yapmış, hayatının çoğunu dinle diyanetle geçirmiş insanlar bu kadar haksızlık, yolsuzluk yapabiliyor. Haktan ve güzel ahlaktan uzak kalabiliyorlar. Yüzlerce kişinin içinden biri haksızlık yapınca diğerleri ayağa kalkamıyor? Yıllarca Allah’tan korkmayı öğütleyenler, haksızlıklar karşısında neden itiraz etmiyorlar. Allah’tan korkmak ayağa kalkmamak mıdır?
İnsanları, Anadolu’daki Ahmet ağanın dürüstlüğü etkilemiyor. O ancak kendi komşusuna tesir edebiliyor. İnsanları etkileyen devletin başı, icra organı, hâkimi, hekimi, polisi, jandarması, idari ve mülkü amirleridir. Bunların dürüstlüğü ile toplum top yekûn dürüst olma yoluna girebilir.
Memlekette bir sürü şucu-bucu vardı. Hiçbirinin diğerinden farkı kalmadı sanki. Dindarı da adam kandırıyor, aldatıyor, sözünde durmuyor. Dindar olmayanı da aynı şeyi yapıyor. O zaman insan kendine sormadan edemiyor. Bunca çalışma ve gayret buharlaştı mı? Sözde teselli arayanlar; siz dönüp vaziyete, icraata, muameleye bakın. Ne bekledik ne bulduk. İnsan, kendini hem bozar hem de düzeltir. Yeter ki düzelme azminde olalım. “Sana senden gelir ancak bir dat lazımsa / Ümidini kes gayriden imdat lazımsa” 15. 06. 2014
Durmuş Göktekin