- Üyelik Tarihi
- 24 Eki 2009
- Mesajlar
- 2,258
- Aldığı Beğeniler
- 38
- Takım
- Diğer
Ne çok ‘Seni seviyorum’larınız var. Her yere
yazıyorsunuz. Herkese söylüyorsunuz. Her zaman
kullanıyorsunuz. Sevginizden çok ’seni
seviyorum’larınız. ‘Sen’ diye hitap
edebildiklerinizden bile çok. O kadar kısa ki
sevgilerinizin ömrü, ard arda ekleseniz dahi, kelebek
ömründen kısa kalıyor.
Sevginizi saklamıyorsunuz güyya. Ama sevgi ile olan
mesafenizin uzaklığını ‘Seni seviyorum’larınız ele
veriyor. Ortaya ‘çok’ ekliyorsunuz, ‘gerçekten’
ekliyorsunuz. Başına ve sonuna mahzunluk ekliyorsunuz.
Ekliyorsunuz ki, milyonlarca ‘Seni seviyorum’dan
farklı olsun sizin söylediğiniz. Ama olmuyor.
Herkesi ‘Seni seviyorum’ demeye davet ediyorsunuz. Suç
ortağı arıyorsunuz. Ancak herkesin maske takmasıyla
hayatı maskeli baloya çevirip, vicdanınızı
rahatlatacaksınız.
Sadece sizin ve sahte sevgilinizin değerini
düşürmüyorsunuz. ‘Sevme’nin değerini de yerle yeksan
ediyorsunuz. Öyle bir cümle kuruyorsunuz ki, ’sen’
gerçekten ’sen’ değil, başkalarını kastediyorsunuz.
‘Sevmek’ gerçek ’sevmek’ değil, başka duyguları
anlatıyorsunuz. Birinci tekil şahıs eki de sizi
anlatmıyor, belki başka yüreklere tercüman
oluyorsunuz.
Kalp şekillleri arasında olması neyi değiştirir ki?
Taş gibi soğuk. Gülümseyerek söylemeniz ne farkeder
ki? Takım elbiseden daha resmî. Buğulu gözlerle
telaffuz etseniz ne yazar? İçten olmadığı besbelli.
Tamam, yüreğinizde bir yerlerde sevmeye karşı bir
iştah, bir açlık var. Ama, bu açlığın reçetesi bol bol
’seni seviyorum’ demek mi? Kalp resimleri mi? Hüzünlü
şarkılar mı? Ayrılık ağıtları mı?
Dağlara, taşlara yazdınız ama yine de sevmiyorsunuz,
değil mi? Sevginiz tükeniveriyor… Kalmıyor…
"Sevgim bitti, hâkim bey" diyorsunuz bükük bir boyun
ve kısık bir sesle. Tutunamıyor kalbiniz, böyle kaygan
zeminlerde, böyle küçücük maskelere, böyle acemice…
‘Seni seviyorum’larınız bol, herkese yetip de artacak
kadar bol. Ama ’seni seviyorum’larınız bol, çok bol
geliyor sevginize.
Belki dil ile değil kalp ile söyleme vakti gelmiştir.
Sözüm, gerçekten sevenlerin meclisinden dışarı…
yazıyorsunuz. Herkese söylüyorsunuz. Her zaman
kullanıyorsunuz. Sevginizden çok ’seni
seviyorum’larınız. ‘Sen’ diye hitap
edebildiklerinizden bile çok. O kadar kısa ki
sevgilerinizin ömrü, ard arda ekleseniz dahi, kelebek
ömründen kısa kalıyor.
Sevginizi saklamıyorsunuz güyya. Ama sevgi ile olan
mesafenizin uzaklığını ‘Seni seviyorum’larınız ele
veriyor. Ortaya ‘çok’ ekliyorsunuz, ‘gerçekten’
ekliyorsunuz. Başına ve sonuna mahzunluk ekliyorsunuz.
Ekliyorsunuz ki, milyonlarca ‘Seni seviyorum’dan
farklı olsun sizin söylediğiniz. Ama olmuyor.
Herkesi ‘Seni seviyorum’ demeye davet ediyorsunuz. Suç
ortağı arıyorsunuz. Ancak herkesin maske takmasıyla
hayatı maskeli baloya çevirip, vicdanınızı
rahatlatacaksınız.
Sadece sizin ve sahte sevgilinizin değerini
düşürmüyorsunuz. ‘Sevme’nin değerini de yerle yeksan
ediyorsunuz. Öyle bir cümle kuruyorsunuz ki, ’sen’
gerçekten ’sen’ değil, başkalarını kastediyorsunuz.
‘Sevmek’ gerçek ’sevmek’ değil, başka duyguları
anlatıyorsunuz. Birinci tekil şahıs eki de sizi
anlatmıyor, belki başka yüreklere tercüman
oluyorsunuz.
Kalp şekillleri arasında olması neyi değiştirir ki?
Taş gibi soğuk. Gülümseyerek söylemeniz ne farkeder
ki? Takım elbiseden daha resmî. Buğulu gözlerle
telaffuz etseniz ne yazar? İçten olmadığı besbelli.
Tamam, yüreğinizde bir yerlerde sevmeye karşı bir
iştah, bir açlık var. Ama, bu açlığın reçetesi bol bol
’seni seviyorum’ demek mi? Kalp resimleri mi? Hüzünlü
şarkılar mı? Ayrılık ağıtları mı?
Dağlara, taşlara yazdınız ama yine de sevmiyorsunuz,
değil mi? Sevginiz tükeniveriyor… Kalmıyor…
"Sevgim bitti, hâkim bey" diyorsunuz bükük bir boyun
ve kısık bir sesle. Tutunamıyor kalbiniz, böyle kaygan
zeminlerde, böyle küçücük maskelere, böyle acemice…
‘Seni seviyorum’larınız bol, herkese yetip de artacak
kadar bol. Ama ’seni seviyorum’larınız bol, çok bol
geliyor sevginize.
Belki dil ile değil kalp ile söyleme vakti gelmiştir.
Sözüm, gerçekten sevenlerin meclisinden dışarı…