Yıllarca eşinizle birlikte fedakârca çalışıyorsunuz, gençliğinizi birlikte geçirip boyunuzca evlatlar yetiştiriyorsunuz, tam huzura yaklaştığınız bir çağda bakıyorsunuz ki, eşiniz genç bir hanıma takılıyor, sizi gözü görmüyor! Acaba beyefendiler hanımlara bu acıyı yaşatma hakkını nereden alıyorlar? Yoksa onların çaresizliğinden mi yararlanıyorlar?
Ne demişler, eden kendine eder. Herkes kaderini yaşar, ağzımızla kuş tutsak bazı şeylere engel olamayız. Yine de başımıza gelenlerde kendi hissemizi düşünmemiz lazım. Size ısrarla tavsiyem; önce kendinize bir de erkek gözüyle bakın.
Diyelim gençsiniz, kocanıza karşı bu gençliğin hakkını ne ölçüde verebiliyorsunuz? Cazibeniz, zerafetiniz , kocanızın gözünü ne ölçüde doldurabiliyor? Diyelim artık genç de değilsiniz, nasıl bir hayat arkadaşı profili çiziyorsunuz?
Eğer kaba-saba, empatiden yoksun, sallapati ve bir yaşama kültüründen uzaksanız, kısaca hâlâ hamsanız kimi suçlayabilirsiniz? Şunu bir düşünün:
Gençliğin o hiç bitmeyecek sanılan ateşi söndükten sonra geriye neyiniz kalıyor? Kötü bir kocaya sabretmek kadar, bitmez tükenmez hırsları olan, ham ve vasıfsız bir kadınla ömür sürdürmek de zordur.
Bir de tedbiri elden bırakmamak gerekiyor. Erkeklerin fıtratlarındaki farklılığı asla aklınızdan çıkarmayın ve hemcinslerinize sonsuz güvenmeyin! Öksüz bir kızcağıza acıyıp şirketinizde iş verirsiniz, şeytan boş durmaz, zararı size olur. İslâmî kurallardan, o kurallarla örülü hayat tarzından uzaklaştıkça bu tür musibetler bizi bırakmaz. Siz buna dikkat ediyor, eşiniz etmiyorsa, bu da sizin imtihanınızdır, sabreden daima sonunda kazançlı çıkar.
Okuyacağınız şu satırları iyi düşünmelisiniz:
“Evliliğimizin çok fırtınalı dönemleri oldu. Kimi zaman anlaşarak, kimi zaman öfkeyle boşanmaya karar verdik, çocuklarımızı da buna hazırlamaya çalıştık, fakat nedense boşanamadık. Kavga-gürültü arasında 4-5 çocuk büyüttük. İyi bir dönemimizde, bir gün en küçük oğlum babasına ve bana samimiyetle şu soruyu sordu: Biz cennette de böyle bir aile olabilecek miyiz? Eşim ve ben şaşkın ve mahcup bir vaziyette birbirimize bakakaldık. Demek ki tüm fırtınalara rağmen bir çocuk için yuva kavramı bu kadar önemliydi. İyi ki ayrılmamışız!. ”
evet,şimdi bir kez daha düşünmün lütfen...