Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
Selam sana Ya Muhammed (s.a.v.)! diye heyecanla bağırarak mescide girdi Yahudi... İçindeki sevgi rüzgarı, önüne kattığı benliğini Medinede bırakmıştı. Şimdi ise her şeyiyle Onu görebilecek olmanın şevkini yaşıyordu. Lakin hâlâ selamına cevap alamamıştı...

Medineye girince Selman-ı Farisî ile karşılaşmıştı. Rasûlullah (s.a.v.)ı görmeye geldiğini söyleyince yanaklarından yaşlar süzülen Selman (r.a.), ne; var, ne; yok diyebilmiş, Ben O (s.a.v.)nun ashabıyım, seni arkadaşlarının yanına götüreyim. diyebilmişti...

Rasûlullah (s.a.v.)ın arkadaşları ağlıyorlardı. Hele de birden yankılanan Ya Muhammed! sesi onları gözyaşlarına, hıçkırıklara boğmuştu.

Aldıkları her nefes, attıkları her adım zihinlerinde Kainatın Efendisiyle geçen günlerin hayalini sahneliyordu.

Susuzluğun kol gezdiği bu hayat çölünde gönülleri serinleten bir ummandı O (s.a.v.)... Şimdi ise çorak dünya çölünde kalakalmışlardı...

Şimdi bu selama karşılık verecek sevgilinin vuslata erdiğini, bu acı ve gözyaşının, O (s.a.v.)nu kaybedişin yankısı olduğunu nasıl söyleyeceklerdi...

Şamdan geliyordu bu Yahudi. Bir Cumartesi sabahı Tevratı okurken dört yerinde Rasûlullah (s.a.v.)ın vasfını görmüştü. Hiddetlenerek Tevratı yırtmış, adeta gözlerini hakikat güneşine kapatmıştı. Birkaç gün sonra yine okurken bu sefer sekiz yerinde buldu aynı ifadeleri, daha fazla sinirlenmişti, parçaladı sayfaları...Üçüncü bir Cumartesi yine Tevratı açtığında hayretler içinde kaldı. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.)tan bahseden benzeri vasıflar bu sefer on iki yerde geçiyordu. Bir daha yırtarsam bütün Tevrat Onun vasıflarıyla dolacak diye düşünmeye başladı.

Kuluna şah damarından yakın ve bütün kalplerin anahtarı elinde olan Rabbimiz bu Yahudinin kalbine de bir yumuşaklık bahşetti. Müthiş bir sevgi sardı gönlünü... Hiç kimse onu durduramamıştı. Gece gündüz dememiş kapıldığı bu muhabbet seliyle kendini Medine yollarına atmıştı...

İşte bu sevgiyle geldi Medineye, hâlâ selamının cevabını alamayan adamcağız biraz üzgün, biraz mahzun, biçare yaşlı gözlerle baktı...

Bakışlar hüzünlü ve mahcuptu. Herkes kafasını önüne eğiyordu. Kalbine anlatılmaz bir acı oturdu. Hz. Ali (r.a.) yanına gelerek:

-Sen buraların yabancısısın galiba, öyle olmasan bu soruyu sormazdın...Kainatın Efendisi üç gün önce vefat etti, der demez adam vay benim halime ! diyerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Olduğu yere yığıldı... Keşke anamdan doğmasaydım, bu anı yaşamasaydım!... Ben ne kadar bahtsız bir insanım ki zamanın çengeline takıldım da üç gün önce gelemedim... Gül cemali göremedi gözlerim...Hissedemedim misk ü amber kokusunu, duyamadı kulaklarım o kadife sesini, vay benim halime!... diyordu. Biraz sakinleşince Hz. Aliyi sordu. Karşısında duran Hz. Ali, benim dedi...

-Ya Ali senin de ismini okumuştum Tevratta, şimdi ne olur söyle bana, Ondan hiçbir şey kalmadı mı, bir elbisesi de mi yok, koklayayım, yüz süreyim! deyince Hz. Ali Selmana dönerek:

-Ey Selman! Fatımanın kapısına git, durumu anlat da Rasûlullah (s.a.v.)ın cübbesini versin! dedi. Selman koşarak Hz. Fatımanın evine gitti, kapıya vurdu, içerden; Kimdir bu yetimlerin kapısını çalan? diye ağlamaklı bir ses yükseldi. Gönlünden ayrılan gonca ağacından düşen yaprak gibi mahzun kalan Hz. Peygamberin biricik kızı Fâtıma, belli ki ağlıyordu... Cübbeyi titreyen ellerle alan Hz. Selman çok heyecanlanmıştı.
Mübarek cübbenin yedi yerinde hurma lifinden yapılmış yamalar vardı... Peygamber Efendimiz dünya malına değer vermezdi zaten.

Hz. Ali (r.a), cübbeyi önce kokladı sonra orda bulunan ashaba verdi. Onlar da teker teker yaşlı gözlerle kokladıktan sonra Şamdan gelen adam aldı. Elleri ve tüm bedeni titriyordu. Kalbi sanki duracaktı...Gözlerinden oluk gibi yaşlar akıyordu. Kokladı, damarlarına kadar hissetmişti O güzeller güzelinin kokusunu. Bu ne yüce bir peygamberdi ki kokusu bile kalbe huzur ve neşe veriyordu... Mest olan adam, daha sonra Rasûlullah (s.a.v.)'ın kabr-i şeriflerine gitti... Hâlâ kendine gelememişti... Başını ve ellerini semaya kaldırarak;

-Ya Râb! Senin birliğine, eşin ve ortağın bulunmadığına şehadet ederim!... Hz. Muhammed (s.a.v.)in senin Rasûlün ve habibin olduğuna şehadet ederim!...Onun söylediği her şeyi kabul ediyorum!...diyerek şehadet getirdi.
Ardından; Eğer Müslümanlığımı kabul ediyorsan ne olur canımı burada al Ya Râb! dedi ve yere yıkıldı...

İnkâr karanlığında paslanan kalplere, nuruna yerleştiren Mevlamız bu adama da böyle şerefli bir ölüm lütfetmişti.
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
eline emeğine sağlık necmeddin kardeş çok güzel kıssadan hisse alınması gereken bir sunum ne mutlu o bir yahidide olsa deyilmiki islamı seçti geçmiş otomatikman silindi ve direk serveri enbiyaya kavuştu..RABBİM hepimize böyle hakiki kamili iman ile imanlanmayı nasip eylesin...
 

Rumeysa

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Eki 2005
Mesajlar
3,942
Aldığı Beğeniler
2,483
Konum
İstanbul
Takım
Galatasaray
çok güzel bir kıssadan hisseydi ağlayarak okudun ;( ne bahtiyar insanlar var Rabbim bizleride böyle bahtiyar etsin inşaAllah..
 
Üst Alt