- Üyelik Tarihi
- 6 Tem 2011
- Mesajlar
- 154
- Aldığı Beğeniler
- 0
NE YAPACAĞIMIZI DÜŞÜNMELİYİZ!
Ana rahminde başlayan hayatımız için annemiz seviniyordu. Fakat unuttuğu bir gerçek vardı. Doğumumuzla ölümün başlayacak olması. Her ne kadar; “zaman çabuk geçsin, çocuğum dünyaya gelsin” diye acele etse de, her şey kendi işleyişinde ilerliyor. Biz dünyaya geldikten sonra, her saniye ömrümüzden bir miktar zaman nehrine düşecek. Bu düşüş ve akışla ömrümüz son bulacak. Kabir kapısından, sonsuzluk yolculuğuna çıkacak.
Şimdi dünya âlemindeyiz. Saniyeler ömrümüzü bitirmeye başladı. İhtiyaçlarımıza ulaşmak, emellerimize yetişmek, istek ve arzularımızı elde etmek için acele ediyoruz. Ama istediğimiz hıza ulaşamıyoruz. İşte o zaman bizi sıkıntılar basıyor. Unutmamalıyız ki zaman bizim dışımızda işliyor. Zamana tesir edemediğimiz için ofluyor, pufluyoruz. Elde edeceklerimiz için zamanın hızla geçmesini istiyoruz. Her şeyin oluşum ve kazanımının belli bir zamana bağlı olduğunu unuttuğumuz için mutsuzuz.
Tohum toprağa ekildikten bir hafta sonra çimlenir ve toprak üstüne çıkar. 5-6 ay sonra olgunlaşır hasat yapılar. Tavuk yumurtanın üstünde 21 gün yatar ve civciv çıkar. Çocuk, anne rahminde 9 ay 10 gün kaldıktan sonra dünyaya gelir. Hayvan yavruları doğduktan hemen sonra ayağa kalkar, yürür, annesinin memesini bulur, emmeye başlar. Ama insan böyle değildir. İnsanın büyümesi, yürümesi için aylarca, senelerce uğraşılır. Yıllarca eğitim ve öğrenimiyle ilgilenilir, ancak bir şeyler öğrenir ve yapabilir seviyeye gelir. İlerlemesi ve inkişafı ölünceye kadar devam eder. Onun için ilmin tahsili doğumdan ölüme kadar devam etmektedir.
Bunların hepsi Allah’ın emriyledir. Bunlara İlahi kanun denir. Böylece anlıyoruz ki bizim hükmedemediğimiz bir işleyiş var. Başka bir yönden baktığımızda; biz kendimize dahi sahip çıkmaktan aciziz. Aklımız kaybolur, görme, işitme ve konuşma gibi yeteneklerimiz ani kayıplara uğrar. Bunların hiçbirine mani olamayız. Sahip çıktığımız kalbimiz bizi dinlemez ve durur. Onun durmasına yaratılması şahittir.
Bu bakımdan zaman geçirmeden, iyilikten yana acele etmek, kötülükten yana uzak durmak vazifemiz olmalıdır. Onun için; N.F.K.“göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten,/Affet senden habersiz aldığım her nefesten” diye yakarışta bulunuyor. Kâinatın en üstün varlığı olan insan, Yaratanı tanırsa vazifesini bilir. Vazifesini bilen tercihlerinden sorumlu olacağını düşünür ve emre muti bir kul olur. Üzüntüsüz ve mutlu yaşar. Allah; âlemi insan, insanı kendi için yaratmış. Biz de; “Ellerime uzanan dudakları tepeyim/ Allah diyen gel seni ayağından öpeyim”, demeliyiz ve bu işleyiz içinde ne yapacağımızı düşünmeliyiz!
20. 11. 2011
Durmuş Göktekin
Ana rahminde başlayan hayatımız için annemiz seviniyordu. Fakat unuttuğu bir gerçek vardı. Doğumumuzla ölümün başlayacak olması. Her ne kadar; “zaman çabuk geçsin, çocuğum dünyaya gelsin” diye acele etse de, her şey kendi işleyişinde ilerliyor. Biz dünyaya geldikten sonra, her saniye ömrümüzden bir miktar zaman nehrine düşecek. Bu düşüş ve akışla ömrümüz son bulacak. Kabir kapısından, sonsuzluk yolculuğuna çıkacak.
Şimdi dünya âlemindeyiz. Saniyeler ömrümüzü bitirmeye başladı. İhtiyaçlarımıza ulaşmak, emellerimize yetişmek, istek ve arzularımızı elde etmek için acele ediyoruz. Ama istediğimiz hıza ulaşamıyoruz. İşte o zaman bizi sıkıntılar basıyor. Unutmamalıyız ki zaman bizim dışımızda işliyor. Zamana tesir edemediğimiz için ofluyor, pufluyoruz. Elde edeceklerimiz için zamanın hızla geçmesini istiyoruz. Her şeyin oluşum ve kazanımının belli bir zamana bağlı olduğunu unuttuğumuz için mutsuzuz.
Tohum toprağa ekildikten bir hafta sonra çimlenir ve toprak üstüne çıkar. 5-6 ay sonra olgunlaşır hasat yapılar. Tavuk yumurtanın üstünde 21 gün yatar ve civciv çıkar. Çocuk, anne rahminde 9 ay 10 gün kaldıktan sonra dünyaya gelir. Hayvan yavruları doğduktan hemen sonra ayağa kalkar, yürür, annesinin memesini bulur, emmeye başlar. Ama insan böyle değildir. İnsanın büyümesi, yürümesi için aylarca, senelerce uğraşılır. Yıllarca eğitim ve öğrenimiyle ilgilenilir, ancak bir şeyler öğrenir ve yapabilir seviyeye gelir. İlerlemesi ve inkişafı ölünceye kadar devam eder. Onun için ilmin tahsili doğumdan ölüme kadar devam etmektedir.
Bunların hepsi Allah’ın emriyledir. Bunlara İlahi kanun denir. Böylece anlıyoruz ki bizim hükmedemediğimiz bir işleyiş var. Başka bir yönden baktığımızda; biz kendimize dahi sahip çıkmaktan aciziz. Aklımız kaybolur, görme, işitme ve konuşma gibi yeteneklerimiz ani kayıplara uğrar. Bunların hiçbirine mani olamayız. Sahip çıktığımız kalbimiz bizi dinlemez ve durur. Onun durmasına yaratılması şahittir.
Bu bakımdan zaman geçirmeden, iyilikten yana acele etmek, kötülükten yana uzak durmak vazifemiz olmalıdır. Onun için; N.F.K.“göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten,/Affet senden habersiz aldığım her nefesten” diye yakarışta bulunuyor. Kâinatın en üstün varlığı olan insan, Yaratanı tanırsa vazifesini bilir. Vazifesini bilen tercihlerinden sorumlu olacağını düşünür ve emre muti bir kul olur. Üzüntüsüz ve mutlu yaşar. Allah; âlemi insan, insanı kendi için yaratmış. Biz de; “Ellerime uzanan dudakları tepeyim/ Allah diyen gel seni ayağından öpeyim”, demeliyiz ve bu işleyiz içinde ne yapacağımızı düşünmeliyiz!
20. 11. 2011
Durmuş Göktekin