Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
nediromesalexq2.jpg

Hz. Peygamber'in medfun olduğu Ravza-i Mutahhare'yi de içine alan Medine'deki Harem-i Şerif, Müslümanlar için her zaman önemli bir mekan oldu. Osmanlı'nın son Harem-i Şerif Müdürü Mazhar Kasgan'ın 95 yaşındaki kızı Refika Önger, hatıralarını Aksiyon'a anlattı.

Osmanlılar için, geçen yüzyılda, askerlerini geri çektiği topraklar içinde en önemli yerlerin başında Arap yarımadası geliyor şüphesiz. İslam'ın kutsal beldesi olarak bilinen bu topraklar, Âlemlerin Efendisi Hz. Muhammed'in (sas) doğduğu ve bu dünyayı terk ettiği yerleri de içinde barındırıyor. Hz. Muhammed (sas) Efendimiz'in medfun olduğu Ravza-i Mutahhare'yi de içine alan Harem-i Şerif kutsal şehirlerden biri olan Medine'de bulunuyor. Uzun yıllar Osmanlı hakimiyeti altında kalan buraya, padişah ve vezirler başta olmak üzere herkes çok ehemmiyet veriyordu.

Padişah ve vezirlerin dışında hali vakti yerinde olan yüksek rütbeli zatlar da, ellerindeki paha biçilmez derecede kıymetli kitap veya eşyaları Harem-i Şerif'e vakfederdi. İnci püsküllü zümrüt askılar, kıymetli taşlarla süslenmiş buhurdanlar, altın ve elmaslarla bezenmiş şamdanlarla yine değerli taşlarla işlenmiş Kuran-ı Kerim kabları ve daha nice kıymetli eser, Harem-i Şerif'te koruma altındaydı. Bütün bunlar, Osmanlı zamanında buraya verilen önemi göstermekteydi.

Âlemlerin Efendisi'nin burada medfun olması, İslam coğrafyasındaki peygamber âşığı Müslümanlar için de burayı cazibe merkezi yapmıştı. Bu durum, ömürlerinin son dönemlerini burada geçirmek isteyenler için yeter sebep teşkil etmekteydi. Birçok insan, bu yüzden Harem-i Şerif'in bulunduğu bu kutsal topraklarda vefat edip Efendimiz'e (sas) komşu olmak arzusuyla buraya göç etmişti. Bu, günümüzde de devam etmekte.

İslam âlemi için bu kadar önemli olunca Osmanlılar da gerekli önemi vererek Hz. Muhammed'in (sas) kabrinin bulunduğu Harem-i Şerif'e müdürler atamaktaydı. Bu göreve gelen son Osmanlı müdürü ise Mazhar Kasgan'dı. Tam tarihini hatırlamasa da takriben 1913 senesinde Harem-i Şerif'e "müdür" olarak atanan Mazhar Bey'in bugün hayatta olan 95 yaşındaki kızı Refika Önger, babasının, başta hac farizasını yapanlar olmak üzere Medine'ye gelen hemen herkesi ağırladığı günleri hâlâ dün gibi hatırlıyor. Refika Önger'in hatırında kalan en belirgin ziyaretçilerden biri, 1915 yılı mayıs ayı sonunda resmi bir vazifeyle Arap yarımadasına seyahatte bulunan Mehmet Akif Ersoy. Refika Hanım'ın babası tarafından ağırlanan Mehmet Akif Ersoy, Necid Çöllerinden Medine'ye şiirini de bu ziyareti sırasında kaleme almıştı.

Refika Hanım, Hz. Peygamber'i göreceği zannıyla Sudan'dan yola çıkıp yaya olarak onca yolu kat eden bir Müslüman'ın Ravza-i Mutahhare'ye girdikten sonra, kabri örten bir örtü ve orada yanan meşalelerle karşılaştığı anda, o meşaleleri Hz. Muhammed'in (sas) nuru zannedip "Nedir bu meşale? Nurun mu Ya Rasulallah" diyerek o anda vefat ettiğini, Mehmet Akif'in de şahit olduğu bu anı, şiirine çok duygulu bir şekilde yansıttığını ifade ediyor.

Olay, gerçekten de Akif'in, Hz. Peygamber'in kabri başında dua ettiği anda gerçekleşmiştir. Akif, bu anı şiirine şöyle yansıtır:

"Demir nikâbını kaldır mezâr-ı pâkinden
Bu hasta ruhumu ayırma artık hâkinden
Nedir o meş'ale? Nûrun mu? Yâ Rasûlallâh!"


Refika Hanım'ın hatırında net bir şekilde kalan ziyaretçilerden biri de, son günlerde İngilizlerin gündeme getirdiği "rüşvet" iddiaları ile kamuoyu tarafından tekrar hatırlanan Enver Paşa'dır. Enver Paşa da Refika Hanım'ın babasına misafir olmuş ve Harem-i Şerif'e hediye bırakmak üzere, silme yakut, zümrüt ve inci kaplanmış bir Kuran-ı Kerim kabı getirmişti. Refika Hanım, bununla ilgili şunları anlatıyor: "Hatta o Kuran-ı Kerim kabı bir gece bizim evde kalmıştı. Onu, daha sonra Topkapı Müzesi'nde gördüm."

Osmanlı'nın Arap yarımadasını kaybedeceği anlaşıldığı anda, mukaddes emanetler gibi Harem-i Şerif'teki çok değerli, paha biçilemeyecek eşyaların çoğu da başkent İstanbul'a gönderilmişti. Bu önemli kararı veren "Peygamberin kabrini teslim" etmeme uğruna verdiği mücadele ile tarihe geçen Medine Muhafızı Fahreddin Paşa'ydı.

3-4 yaşlarında iken Medine'ye giden ve burada üç yıldan fazla bir süre kalan, Harem-i Şerif ve Ravza-i Mutahhare'yi unutmayan Refika Hanım, o zamanki yapıyla ilgili şunları anlatıyor bugün: "Hz. Peygamber'in yattığı yer Ravza-i Mutahhare'dir. Yeşil, büyük bir perde ile örtülüdür. Onun altında da sanduka var. Etrafı ise parmaklıklarla çevrilidir. O taşlığa kimse giremez. Ancak görevliler girebilir ve akşamları o şamdanları, kandilleri yakarlar. Şamdanlar muazzam altından. Avizeler som altın. Osmanlı padişahları başta olmak üzere İslam âlemi oraya hediye etmiş onları. Böyle şıkır şıkırdı Ravza-i Mutahhare'nin içi, hatırlarım. Onlar, işte babam gelirken hepsi geldi buraya. Çünkü Osmanlı artık çekiliyordu oradan."

Mazhar Bey, ailesini, çok zor şartlar altında İstanbul'a gönderdikten sonra bir sene daha Medine'de kalmış, daha sonra kendisi de büyük sıkıntıları aşarak İstanbul'a gelebilmişti.

Sandıklara konarak sürre eşliğinde İstanbul'a gönderilen Harem-i Şerif'teki kıymetli eşyaların büyük çoğunluğu bugün Topkapı Sarayı'nda sergileniyor. Harem-i Şerif ise Suudi yetkililerin özenle baktığı bir yer olarak hâlâ İslam âleminin kutsal yerlerinden biri olarak gezip görenleri duygu seline boğmaya devam ediyor.

REFİKA ÖNGER KİMDİR?

1910 yılında, Osmanlı'nın son Harem-i Şerif Müdürü'nün kızı olarak İstanbul Göztepe'de doğdu. Babası Medine'den döndükten sonra Servet-i Fünun'la Meclis Matbaaları'nın müdürlüğünü yaptı. Birinci Dünya Savaşı'na tanıklık eden Refika Hanım, cumhuriyetin kuruluşunu da yaşadı. 1941'de, aynı zamanda akrabası da olan Ali Memduh Önger'le evlendi. Refika Hanım'ın küçük kardeşi Selçuk Kasgan ise TV dizisi olarak da çekilen ünlü Uğurlugiller'in yazarlığını yaptı. Ablası da, eski, ünlü bir tarak markası olan Lüksor Tarakları'nın sahibi ile evli idi. Refika Hanım'ın dayısı ise Birinci Dünya Savaşı sırasında ilk marangoz fabrikası olan Refik Bey Marangoz Fabrikası'nı açan Selahattin Refik Sırmalı'ydı.

Zamanında, Türkiye'nin ilk Londra sefiri olan Yusuf Kemal Tengirşenk ve hanımı başta olmak üzere Safiye Ayla ve başka tanınmış kişilerle de ahbaplık eden ve bugün Kısıklı'daki evinde yaşamakta olan Refika Önger, insanların bugün geldiği noktadaki halini hiçbir şekilde kabul edemiyor: "O zamanlar insanlar ahlak diye bir kavramı bilirlerdi. Şimdi maalesef her şey maddiyata döküldü. Manevi değerlerin üstünde duran kalmadı. Benim gibi bir dinozor, bu ahvali umumiyeyi hazmedemiyor."


KAYNAK:
AKSİYON DERGİSİ
 

sbetül

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2005
Mesajlar
923
Aldığı Beğeniler
1
allah razı olsun değerli bilgiler
 

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe
Allah razi olsun.....yüreğine sağlık...
 
Üst Alt