- Üyelik Tarihi
- 2 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,975
- Aldığı Beğeniler
- 2
NEFS YARATILMASA İDİ
Suâl: Allahü teâlâ, nefsi yaratmasaydı, insanlar onun aldatmasından kurtulurdu.
Kimse kötülük yapmaz, herkes Cennete giderdi. İyi olmaz mı idi?
Cevâb: Bu dünyâda, her mahlûkda, herşeyde, Allahü teâlânın hem rahmet sıfatı, hem de
kahr, gadab sıfatı tecellî, zuhûr etmekdedir. Su, insanların, hayvanların ve
nebâtâtın yaşamaları için, temizlik için, yemek, ilâc yapmak için lâzım olduğu gibi,
denizde binlerce insan boğulmakda, sel suları evleri yıkmakdadır. Soğuk su içen,
hasta olmakdadır. Ateş, ekmek, yemek pişirmek için, kışın ısınmak için lâzım olduğu
gibi, içine düşeni yakmakdadır. Elektrik, çok yerde işimize yaradığı hâlde, yangına
sebeb olmakda, insana çarpınca, hemen öldürmekdedir. Her ilâc, bir derde devâ olduğu
hâlde, fazlası zararlı olmakdadır. Herşey de böyledir. Nefs de bunlar gibidir. Hem
fâideli, hem zararlı tarafları vardır. Nefsin yaratılması, insanların yaşaması,
üremesi ve dünyâ için çalışmaları ve âhıret için cihâd sevâbı kazanmaları içindir.
Allahü teâlâ, nefsi böyle nice fâideler için yaratdı. Fekat, nefs, tegaddî ve
tenâsül lezzetlerine doymaz. Allahü teâlâ bütün insanlara merhamet ederek, acıyarak,
nefse hâkim olup, zararlı arzûlarını önlemeleri için, akl da yaratdı. Akl, insan
dimâgı vâsıtası ile, his uzvlarından, şeytândan ve nefsden kalbe gelen arzûları
inceliyerek, iyilerini kötülerinden ayıran bir kuvvetdir. Ayırırken yanılmazsa
(Akl-ı selîm) denir. Allahü teâlâ, ayrıca Peygamberler göndererek, hangi şeylerin
fâideli, iyi ve hangi şeylerin zararlı, fenâ olduklarını ve nefsin bütün arzûlarının
kötü olduğunu bildirdi. Akl, nefsin isteklerini, Peygamberlerin iyi dedikleri
şeylerden ayırıp, kalbe bildirir, kalb de, aklın bildirdiğini ihtiyâr ederse, ya'nî
tercîh ederse, nefsin arzûlarını yapmağı irâde etmez. Ya'nî dimâg [beyin] vâsıtası
ile, hareket uzvlarına bunu yapdırmaz. Kalb, islâmiyyetin iyi dediklerini, ihtiyâr
ve irâde eder ve yapdırırsa, insan se'âdete kavuşur. Kalbin, iyiden, kötüden birini
ihtiyâr ve irâde etmesine (Kesb) denir. İnsanın hareket organları, dimâgına, dimâg
da kalbine tâbi'dir. Kalbin emrine uygun hareket ederler. Kalb, dimâg vâsıtası ile
his organlarından ve rûh vâsıtası ile taraf-ı ilâhîden ve akldan, melekden,
hâfızadan, nefsden ve şeytândan gelen te'sîrlerin toplandığı bir merkezdir. Kalb,
akla uyunca, nefsin yaratılmış olması, insanların sonsuz ni'metlere kavuşmalarına
mâni' olmaz. Kalbin nefse aldanmaması, ona uymaması, nefs ile (Cihâd-ı ekber) olur.
Allahü teâlâ, cihâd edenlere, Cennetde yüksek dereceler vereceğini bildiriyor. Nefs,
insanların cihâd sevâbına kavuşmalarına, meleklerden üstün olmalarına sebeb
olmakdadır.
(Tam İlmihal Seâdet-i Ebediyye)
Suâl: Allahü teâlâ, nefsi yaratmasaydı, insanlar onun aldatmasından kurtulurdu.
Kimse kötülük yapmaz, herkes Cennete giderdi. İyi olmaz mı idi?
Cevâb: Bu dünyâda, her mahlûkda, herşeyde, Allahü teâlânın hem rahmet sıfatı, hem de
kahr, gadab sıfatı tecellî, zuhûr etmekdedir. Su, insanların, hayvanların ve
nebâtâtın yaşamaları için, temizlik için, yemek, ilâc yapmak için lâzım olduğu gibi,
denizde binlerce insan boğulmakda, sel suları evleri yıkmakdadır. Soğuk su içen,
hasta olmakdadır. Ateş, ekmek, yemek pişirmek için, kışın ısınmak için lâzım olduğu
gibi, içine düşeni yakmakdadır. Elektrik, çok yerde işimize yaradığı hâlde, yangına
sebeb olmakda, insana çarpınca, hemen öldürmekdedir. Her ilâc, bir derde devâ olduğu
hâlde, fazlası zararlı olmakdadır. Herşey de böyledir. Nefs de bunlar gibidir. Hem
fâideli, hem zararlı tarafları vardır. Nefsin yaratılması, insanların yaşaması,
üremesi ve dünyâ için çalışmaları ve âhıret için cihâd sevâbı kazanmaları içindir.
Allahü teâlâ, nefsi böyle nice fâideler için yaratdı. Fekat, nefs, tegaddî ve
tenâsül lezzetlerine doymaz. Allahü teâlâ bütün insanlara merhamet ederek, acıyarak,
nefse hâkim olup, zararlı arzûlarını önlemeleri için, akl da yaratdı. Akl, insan
dimâgı vâsıtası ile, his uzvlarından, şeytândan ve nefsden kalbe gelen arzûları
inceliyerek, iyilerini kötülerinden ayıran bir kuvvetdir. Ayırırken yanılmazsa
(Akl-ı selîm) denir. Allahü teâlâ, ayrıca Peygamberler göndererek, hangi şeylerin
fâideli, iyi ve hangi şeylerin zararlı, fenâ olduklarını ve nefsin bütün arzûlarının
kötü olduğunu bildirdi. Akl, nefsin isteklerini, Peygamberlerin iyi dedikleri
şeylerden ayırıp, kalbe bildirir, kalb de, aklın bildirdiğini ihtiyâr ederse, ya'nî
tercîh ederse, nefsin arzûlarını yapmağı irâde etmez. Ya'nî dimâg [beyin] vâsıtası
ile, hareket uzvlarına bunu yapdırmaz. Kalb, islâmiyyetin iyi dediklerini, ihtiyâr
ve irâde eder ve yapdırırsa, insan se'âdete kavuşur. Kalbin, iyiden, kötüden birini
ihtiyâr ve irâde etmesine (Kesb) denir. İnsanın hareket organları, dimâgına, dimâg
da kalbine tâbi'dir. Kalbin emrine uygun hareket ederler. Kalb, dimâg vâsıtası ile
his organlarından ve rûh vâsıtası ile taraf-ı ilâhîden ve akldan, melekden,
hâfızadan, nefsden ve şeytândan gelen te'sîrlerin toplandığı bir merkezdir. Kalb,
akla uyunca, nefsin yaratılmış olması, insanların sonsuz ni'metlere kavuşmalarına
mâni' olmaz. Kalbin nefse aldanmaması, ona uymaması, nefs ile (Cihâd-ı ekber) olur.
Allahü teâlâ, cihâd edenlere, Cennetde yüksek dereceler vereceğini bildiriyor. Nefs,
insanların cihâd sevâbına kavuşmalarına, meleklerden üstün olmalarına sebeb
olmakdadır.
(Tam İlmihal Seâdet-i Ebediyye)