- Üyelik Tarihi
- 6 Tem 2011
- Mesajlar
- 154
- Aldığı Beğeniler
- 0
NEFSİMLE HASBİHAL…
Ey nefsim senden Allah’a sığınırım. Beni, seninle deneyen Rabbime yalvarıyor, kurtuluşumu O’ndan bekliyorum. Senin eline bırakmasın diye dua ve niyazda bulunuyorum! İyi ki Rabbim Kitap ve Peygamber göndermiş, Müslüman olmuşum. Bu nimetler yardımıyla kendimi korumaya çalışıyorum.
Bir tarafta Hak diğer tarafta haksızlık var. İmanım hakka tarafken, sen kendine tarafsın. Daha dün, birinin işini aldın. Bir evin dubleks katının tadilatını yapacaktın. Yapacağın her işin karşılığını kuruşuna kadar hesap ettin, çıkan rakamı iş sahibine söyledin o da kabul etti. Bak, sonra neler yaptın:
Söktüğün kapıları, kapı kasalarını, banyodaki lavabo taşını, klozet ve rezervuarı, 500 lt.lik fiber su deposunu şamandırasıyla birlikte, molozlarla alıp götürdün. İşin sahibi utandığından, (neden onları götürdün) diyemedi.
Be hey rezil nefsim! Empati yapıp kendini onun yerine koysaydın bu yaptığını yapmazdın. Bu yaptığın hangi hukuka, hangi anlayışa sığar? Bunun nerede yeri var?
Seni aşağılamıyorum. Aşağılasam, sana iltifat etmiş olurum. Çünkü aşağı, yukarıya göre bir yükseklik ifade eder. Sana çukursun diyorum. Senin yaptığın çukurluktur. Hem de f…çukurusun!
Bu yaptığınla kendini ödüllendirmiş oldun. Demek ki sen kendini ödüllendirmek için yaşıyorsun. Kendine dönük yaşadığın için tatmin olamıyorsun. Aza da kanaat etmiyor ve doymuyorsun. Aradığın mutluluğu da bulamıyorsun. Kendine veremediğin nizamı, dünyaya vermeye çalışıyorsun.
Seninle aramdaki nizamı kuramadım. Beni kafa konforunda yaşatıyorsun. Dünyayı sana versem, gökyüzüne bakıp; güneşi, ayı ve yıldızları istersin. Oturduğun yerden ya dünyayı kurtarıyor veya bir kurtarıcı bekliyorsun.
Bir elin yağda, diğer elin balda olsun istersin. İyi de karşılıksız bir şey var mı? Her şey bir emek ister! Sen her şeyin hazır ve kolay olanını istemektesin. Gözün hep başkalarının kazandığında! Elin başkalarının cebinde olmak kaydıyla ağa olmak istersin.
Ey nefsim sen suya ve elektriğe benzersin. Meyil bulduğun tarafa akar, kısa yoldan devreyi tamamlarsın. Islahın Allah’ın emirlerinde. Onları yaşadıkça senin zararlarından kurtulacağıma inanıyorum.
Hem tembelsin, hem şikâyetçisin! Kuş tüyü yataklarda cennet hayali kurarsın. Cennet, imandadır, ameldedir, Allah’a kulluktadır, hak yoldadır. Sen ise şeytan ve avenesine kulluk etmektesin. Gittiğin yol ölçüsüzlük yoludur. Ölçüsüzlük, hayatı kavgaya götürür. Kavgalı bir hayat yaşanmaya değmez!
Zayıf noktanı yakaladım. Seni aç bırakacağım. Bir de ölümü anlatacağım ta ki akıbetini anlayasın. Sevmesen de, hoşuna gitmese de, çirkin de görünse alaküllühal öleceksin. Öldükten sonra da bak, bedenin ne hallere girecek!
Öldüğün anda ruhun, bu dünyadaki boyutundan ayrılıp, farklı bir boyuta geçecek. Geride cansız bedenin kalacak. Bedenin toprağa karışacak, ruhun asıl hayatına dönecek. Bedenin ibret verici hallere girecek.
Belki hiç beklenmedik bir şekilde öleceksin. Bir yolculukta, trafik kazasında, depremde, enkaz altında, markete ekmek almaya giderken veya amansız bir hastalık hayatına son verecek. Kalbin bir yerde duracak. Böylece ölümü tatmış olacaksın. Hayat boyu benim dediğin bedenin bir yığın halinde kalacak. Onu başkaları taşıyacak. Ağlayanlar, sızlayanlar; “daha dün buradaydı” bazıları; “ne adamdı beee” diyecekler. Evin bir odasında veya bir gece morgun dolabında tutacaklar. Defin için alıp gasil haneye götürecekler, bedenin yıkanacak. O anda ölümün izleri bedeninde görünecek. Morarmalar, sararmalar, yara veya ameliyat yerlerinden akan kanlar olacak. Sonra beyaz bir bezle kefenlenecek, tabuta konacaksın. Cenaze arabasına teslim edileceksin.
“Tahtadan yapılmış bir uzun kutu,
Baş tarafı geniş, ayakucu dar,
Çakanlar bilir ki bu boş tabutu,
Yarın kendileri dolduracaklar...
Her yandan küçülen bir oda gibi,
Duvarlar yanaşmış, tavan alçalmış,
Sanki bir taş bebek kutuda gibi,
Hayalim, içinde uzanmış kalmış...
Cılız vücuduma tam görünse de,
İçim, bu dar yere sığılmaz diyor,
Geride kalanlar hep dövünse de,
İnsan birer birer yine giriyor...
Ölenler yeniden doğarmış gerçek,
Tabut değildir bu, bir tahta kundak,
Bu ağır hediye kime gidecek,
Çakılır çakılmaz üstüne kapak... N.F.K.”
Araba mezarlığa doğru ilerlerken, geride hayat devam edecek. Cenazen geçerken bazıları saygı gösterecek, çoğu işine bakacak. Mezarlıkta tabut arabadan alınacak sevenler veya seviyormuş gibi görünenler tabutu mezara kadar taşıyacaklar. Belki yine ağlayan ve sızlayanlar olacak. Sonra tabuttan alınıp mezara indirileceksin. Yakınlarından birisi seni mezara yerleştirecek. Kefeninin baş ve ayak kısımlarını çözecek. Kefeninin baş tarafını açıp, dünyada doymayan göz çukurlarına bir avuç toprak dökecek. “İşte al bak bir avuç toprakla doysun gözlerin” diyecek. Tahtaları yerleştirip çıktıktan sonra yoğun bir acelelikle üzerine toprak atacaklar. Üstüne balıksırtı toprak yığılacak. Ve insanlar dönüp gidecek. Mezarlık yine önceki sessizliğine bürünecek.
Toprağa giren bedenin için artık geride kalan hayatın bir anlamı kalmayacak. Dünyadaki hiçbir güzellik bedenin için bir anlam taşımayacak. Beden itibariyle hiçbir arkadaş ve dostunla görüşemeyeceksin. Bedenle ilgili sadece toprak, börtü-böcek ve bakteriler olacak. Bundan sonra ne hale geleceğini hiç düşündün mü?
Toprağa giren bedenin hızlı bir değişime başlayacak. Vücudunda oksijen kalmadığı için mikroplar faaliyete geçecek hızla vücuduna yayılacak. Karnında oluşan gaz bedenine dağılacak, her tarafın şişecek. Diyaframa basınç yapacak ağzından, burnundan kan ve köpükler gelecek. İç organların çürüyecek. Çürüme ilerledikçe gaz sebebiyle derin patlayacak ve tahammül edilmez, pis kokular yayacak. Etlerin lime lime dağılacak. Toprakta böcekler, kurtlar, yılanlar, çıyanlar etlerini yiyecek. “Benim” dediğin bedenin hayvancıklara yem olacak, iskeletin kemik yığını haline gelecek.
Bir kaza sonucu ölmüş, sıcakta, dışarıda kalmışsan, kısa sürede bedenin kurtlanacak ve kurtlara yem olacaksın. Öldükten sonra bu hale gelmen Allah’ın emriyledir. İnsanın sadece bedenden ibaret olmadığı, bedenin ruha giydirilmiş bir kılıf olduğunun anlaşılması için böyle hikmetli işler yapılıyor. Bu icraatlarla insan; ebedi olan ruhun varlığını anlamaya ve kavramaya çalışıyor.
İnsan, dünyada iken neden sürekli yıkanıp temizleniyor? Beden temizliğini yapmadığın zaman nasıl koktuğuna şahit oluyorsun. Hâlbuki güller, karanfiller, menekşeler hep güzel kokarlar. Çiçekler güzel kokarken, insan neden bu kadar acizdir ve pis kokar?
İnsanın kusur ve eksiklikleri bu dünya içindir. Dünyada iken bedenine aittir. Ahirette cennet ehli eksiksiz ve kusursuz olacaktır. Canlılar ölür, çiçekler solar, her şey çürür ve kokuşur. Bu dünyanın kanunudur. Dünyada verilenler kısa süreli faydalanmamız içindir. Daimi olan ahirettir. Dünyaya geliş maksadın kulluk ve imtihan içindir.
17. 11. 2011
Durmuş Göktekin
Ey nefsim senden Allah’a sığınırım. Beni, seninle deneyen Rabbime yalvarıyor, kurtuluşumu O’ndan bekliyorum. Senin eline bırakmasın diye dua ve niyazda bulunuyorum! İyi ki Rabbim Kitap ve Peygamber göndermiş, Müslüman olmuşum. Bu nimetler yardımıyla kendimi korumaya çalışıyorum.
Bir tarafta Hak diğer tarafta haksızlık var. İmanım hakka tarafken, sen kendine tarafsın. Daha dün, birinin işini aldın. Bir evin dubleks katının tadilatını yapacaktın. Yapacağın her işin karşılığını kuruşuna kadar hesap ettin, çıkan rakamı iş sahibine söyledin o da kabul etti. Bak, sonra neler yaptın:
Söktüğün kapıları, kapı kasalarını, banyodaki lavabo taşını, klozet ve rezervuarı, 500 lt.lik fiber su deposunu şamandırasıyla birlikte, molozlarla alıp götürdün. İşin sahibi utandığından, (neden onları götürdün) diyemedi.
Be hey rezil nefsim! Empati yapıp kendini onun yerine koysaydın bu yaptığını yapmazdın. Bu yaptığın hangi hukuka, hangi anlayışa sığar? Bunun nerede yeri var?
Seni aşağılamıyorum. Aşağılasam, sana iltifat etmiş olurum. Çünkü aşağı, yukarıya göre bir yükseklik ifade eder. Sana çukursun diyorum. Senin yaptığın çukurluktur. Hem de f…çukurusun!
Bu yaptığınla kendini ödüllendirmiş oldun. Demek ki sen kendini ödüllendirmek için yaşıyorsun. Kendine dönük yaşadığın için tatmin olamıyorsun. Aza da kanaat etmiyor ve doymuyorsun. Aradığın mutluluğu da bulamıyorsun. Kendine veremediğin nizamı, dünyaya vermeye çalışıyorsun.
Seninle aramdaki nizamı kuramadım. Beni kafa konforunda yaşatıyorsun. Dünyayı sana versem, gökyüzüne bakıp; güneşi, ayı ve yıldızları istersin. Oturduğun yerden ya dünyayı kurtarıyor veya bir kurtarıcı bekliyorsun.
Bir elin yağda, diğer elin balda olsun istersin. İyi de karşılıksız bir şey var mı? Her şey bir emek ister! Sen her şeyin hazır ve kolay olanını istemektesin. Gözün hep başkalarının kazandığında! Elin başkalarının cebinde olmak kaydıyla ağa olmak istersin.
Ey nefsim sen suya ve elektriğe benzersin. Meyil bulduğun tarafa akar, kısa yoldan devreyi tamamlarsın. Islahın Allah’ın emirlerinde. Onları yaşadıkça senin zararlarından kurtulacağıma inanıyorum.
Hem tembelsin, hem şikâyetçisin! Kuş tüyü yataklarda cennet hayali kurarsın. Cennet, imandadır, ameldedir, Allah’a kulluktadır, hak yoldadır. Sen ise şeytan ve avenesine kulluk etmektesin. Gittiğin yol ölçüsüzlük yoludur. Ölçüsüzlük, hayatı kavgaya götürür. Kavgalı bir hayat yaşanmaya değmez!
Zayıf noktanı yakaladım. Seni aç bırakacağım. Bir de ölümü anlatacağım ta ki akıbetini anlayasın. Sevmesen de, hoşuna gitmese de, çirkin de görünse alaküllühal öleceksin. Öldükten sonra da bak, bedenin ne hallere girecek!
Öldüğün anda ruhun, bu dünyadaki boyutundan ayrılıp, farklı bir boyuta geçecek. Geride cansız bedenin kalacak. Bedenin toprağa karışacak, ruhun asıl hayatına dönecek. Bedenin ibret verici hallere girecek.
Belki hiç beklenmedik bir şekilde öleceksin. Bir yolculukta, trafik kazasında, depremde, enkaz altında, markete ekmek almaya giderken veya amansız bir hastalık hayatına son verecek. Kalbin bir yerde duracak. Böylece ölümü tatmış olacaksın. Hayat boyu benim dediğin bedenin bir yığın halinde kalacak. Onu başkaları taşıyacak. Ağlayanlar, sızlayanlar; “daha dün buradaydı” bazıları; “ne adamdı beee” diyecekler. Evin bir odasında veya bir gece morgun dolabında tutacaklar. Defin için alıp gasil haneye götürecekler, bedenin yıkanacak. O anda ölümün izleri bedeninde görünecek. Morarmalar, sararmalar, yara veya ameliyat yerlerinden akan kanlar olacak. Sonra beyaz bir bezle kefenlenecek, tabuta konacaksın. Cenaze arabasına teslim edileceksin.
“Tahtadan yapılmış bir uzun kutu,
Baş tarafı geniş, ayakucu dar,
Çakanlar bilir ki bu boş tabutu,
Yarın kendileri dolduracaklar...
Her yandan küçülen bir oda gibi,
Duvarlar yanaşmış, tavan alçalmış,
Sanki bir taş bebek kutuda gibi,
Hayalim, içinde uzanmış kalmış...
Cılız vücuduma tam görünse de,
İçim, bu dar yere sığılmaz diyor,
Geride kalanlar hep dövünse de,
İnsan birer birer yine giriyor...
Ölenler yeniden doğarmış gerçek,
Tabut değildir bu, bir tahta kundak,
Bu ağır hediye kime gidecek,
Çakılır çakılmaz üstüne kapak... N.F.K.”
Araba mezarlığa doğru ilerlerken, geride hayat devam edecek. Cenazen geçerken bazıları saygı gösterecek, çoğu işine bakacak. Mezarlıkta tabut arabadan alınacak sevenler veya seviyormuş gibi görünenler tabutu mezara kadar taşıyacaklar. Belki yine ağlayan ve sızlayanlar olacak. Sonra tabuttan alınıp mezara indirileceksin. Yakınlarından birisi seni mezara yerleştirecek. Kefeninin baş ve ayak kısımlarını çözecek. Kefeninin baş tarafını açıp, dünyada doymayan göz çukurlarına bir avuç toprak dökecek. “İşte al bak bir avuç toprakla doysun gözlerin” diyecek. Tahtaları yerleştirip çıktıktan sonra yoğun bir acelelikle üzerine toprak atacaklar. Üstüne balıksırtı toprak yığılacak. Ve insanlar dönüp gidecek. Mezarlık yine önceki sessizliğine bürünecek.
Toprağa giren bedenin için artık geride kalan hayatın bir anlamı kalmayacak. Dünyadaki hiçbir güzellik bedenin için bir anlam taşımayacak. Beden itibariyle hiçbir arkadaş ve dostunla görüşemeyeceksin. Bedenle ilgili sadece toprak, börtü-böcek ve bakteriler olacak. Bundan sonra ne hale geleceğini hiç düşündün mü?
Toprağa giren bedenin hızlı bir değişime başlayacak. Vücudunda oksijen kalmadığı için mikroplar faaliyete geçecek hızla vücuduna yayılacak. Karnında oluşan gaz bedenine dağılacak, her tarafın şişecek. Diyaframa basınç yapacak ağzından, burnundan kan ve köpükler gelecek. İç organların çürüyecek. Çürüme ilerledikçe gaz sebebiyle derin patlayacak ve tahammül edilmez, pis kokular yayacak. Etlerin lime lime dağılacak. Toprakta böcekler, kurtlar, yılanlar, çıyanlar etlerini yiyecek. “Benim” dediğin bedenin hayvancıklara yem olacak, iskeletin kemik yığını haline gelecek.
Bir kaza sonucu ölmüş, sıcakta, dışarıda kalmışsan, kısa sürede bedenin kurtlanacak ve kurtlara yem olacaksın. Öldükten sonra bu hale gelmen Allah’ın emriyledir. İnsanın sadece bedenden ibaret olmadığı, bedenin ruha giydirilmiş bir kılıf olduğunun anlaşılması için böyle hikmetli işler yapılıyor. Bu icraatlarla insan; ebedi olan ruhun varlığını anlamaya ve kavramaya çalışıyor.
İnsan, dünyada iken neden sürekli yıkanıp temizleniyor? Beden temizliğini yapmadığın zaman nasıl koktuğuna şahit oluyorsun. Hâlbuki güller, karanfiller, menekşeler hep güzel kokarlar. Çiçekler güzel kokarken, insan neden bu kadar acizdir ve pis kokar?
İnsanın kusur ve eksiklikleri bu dünya içindir. Dünyada iken bedenine aittir. Ahirette cennet ehli eksiksiz ve kusursuz olacaktır. Canlılar ölür, çiçekler solar, her şey çürür ve kokuşur. Bu dünyanın kanunudur. Dünyada verilenler kısa süreli faydalanmamız içindir. Daimi olan ahirettir. Dünyaya geliş maksadın kulluk ve imtihan içindir.
17. 11. 2011
Durmuş Göktekin