Nefis, zevklerine kavuşmak için her kötülüğü yapmaktan çekinmez. Her insanda nefis vardır. Nefis, İslâmiyyete uymak istemez. İmân edip İslâmiyyetin emirlerine uyanların nefisleri temizlenir, düşmanlıkları kalmaz. Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Akıl sâhibi, nefsini ezip, âhirette lâzım olan şeyler için çalışır. Ahmak, aptal olan da, nefsinin arzûları peşinde koşup, Cennete götürmesi için de, Allaha duâ eder.)
Dünyâyı anlayan, ondan sakınır. Ondan sakınan, nefsini tanır. Nefsini tanıyan da, Rabbini bulur. Mevlâsına hizmet edene, dünyâ hizmetçi olur.
Hadis-i şerifte;
(Nefsini tanıyan Rabbini tanır) buyuruldu.
İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
İnsanın nefsi îmân etmez ve İslâmiyyete uymak istemez. Onun yaratılışı böyledir. Bundan dolayı İslâmiyyetin sûretine uyanların îmânı, îmânın sûretidir yani görünüşte îmândır.
Namâzları, oruçları ve bütün ibâdetleri, ibâdetlerin sûretidir yani hep görünüşte ibâdettirler. Çünkü, insan deyince, insanın nefsi anlaşılır. Herkes ben deyince nefsini bildirmekte, nefsini göstermektedir. İnsan ibâdet yaparken, nefsi küfür hâlindedir. Yaptıklarının yerinde bir iş olduğunu inkâr etmektedir.
Kalbin mal, evlât, mevki, medholunmak gibi çeşitli arzûları, bağlantıları ve sevdikleri görülür ise de bu sevgilileri hakîkatte hep bir sevgilisi içindir. O biricik sevgilisi de, kendi nefsidir. Onların hepsini, kendi nefsi için sevmektedir. Bunları, hep kendi nefsi için istemektedir. Onların nefislerini düşünmemektedir. Nefsine olan sevgisi kalmazsa, nefsi için onlara olan sevgisi de kalmaz.
Bunun içindir ki, kul ile Rabbi arasındaki perde, kulun kendi nefsidir. Kul, hep nefsini düşünmektedir. Bunun için perde, yalnız kendisidir. Başka hiçbir şey değildir. Kul, kendinin nefsini düşünmekten büsbütün kesilmedikçe Rabbini düşünemez. Allahü teâlânın sevgisi onun kalbine yerleşemez.
OSMAN ÜNLÜ
(Akıl sâhibi, nefsini ezip, âhirette lâzım olan şeyler için çalışır. Ahmak, aptal olan da, nefsinin arzûları peşinde koşup, Cennete götürmesi için de, Allaha duâ eder.)
Dünyâyı anlayan, ondan sakınır. Ondan sakınan, nefsini tanır. Nefsini tanıyan da, Rabbini bulur. Mevlâsına hizmet edene, dünyâ hizmetçi olur.
Hadis-i şerifte;
(Nefsini tanıyan Rabbini tanır) buyuruldu.
İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
İnsanın nefsi îmân etmez ve İslâmiyyete uymak istemez. Onun yaratılışı böyledir. Bundan dolayı İslâmiyyetin sûretine uyanların îmânı, îmânın sûretidir yani görünüşte îmândır.
Namâzları, oruçları ve bütün ibâdetleri, ibâdetlerin sûretidir yani hep görünüşte ibâdettirler. Çünkü, insan deyince, insanın nefsi anlaşılır. Herkes ben deyince nefsini bildirmekte, nefsini göstermektedir. İnsan ibâdet yaparken, nefsi küfür hâlindedir. Yaptıklarının yerinde bir iş olduğunu inkâr etmektedir.
Kalbin mal, evlât, mevki, medholunmak gibi çeşitli arzûları, bağlantıları ve sevdikleri görülür ise de bu sevgilileri hakîkatte hep bir sevgilisi içindir. O biricik sevgilisi de, kendi nefsidir. Onların hepsini, kendi nefsi için sevmektedir. Bunları, hep kendi nefsi için istemektedir. Onların nefislerini düşünmemektedir. Nefsine olan sevgisi kalmazsa, nefsi için onlara olan sevgisi de kalmaz.
Bunun içindir ki, kul ile Rabbi arasındaki perde, kulun kendi nefsidir. Kul, hep nefsini düşünmektedir. Bunun için perde, yalnız kendisidir. Başka hiçbir şey değildir. Kul, kendinin nefsini düşünmekten büsbütün kesilmedikçe Rabbini düşünemez. Allahü teâlânın sevgisi onun kalbine yerleşemez.
OSMAN ÜNLÜ
