- Üyelik Tarihi
- 2 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,975
- Aldığı Beğeniler
- 2
Nerde o eski ramazanlar...
Ecdad camilerin etrafına mektep medrese hamam bedesten yaptırmış, mescidleri hayatın içine katmış. Evet biz bir ara camileri yalnız bıraktık, sadece sıkışınca helasını kullandık, şadırvanından su aldık. Bu yüzden olacak Özallı yıllarda Sultahahmed Camiinde açılan Dini Yayınlar Fuarı müminleri çok heyecanlandırdı. On yıl kadar evvel (belki daha fazla) Eyyub Sultan Belediyesi bir iftar çadırı gelene i başlattı ve fakir fukaradan çok dua aldı. Derken esnaf ufak ufak kitap fuarlarına sızdı, tesbih, takke, esans derken tezgâhlar dışarı taştı.
Önceleri pamuk helva, boza, salep sunup nostalji yaptılar. Do rusu dönercileri köftecileri hasretle kucakladık, çöpün üstüne sarılan on gram boyalı macun için 5 ekmek parası verdik, yine de hayıflanmadık.
Ancak esnaf adım adım ilerledi ve edep denilen şeyi delmeye başladı.
Panayır gibi
İmam, teravih namazını Rahman Sure-i celilesinden kısa ayetlerle kıldırıyor. İki rekatte bir selâm verdikçe sıra müezzinlere geliyor. Müminler başlarına yana deviriyor, gözlerini huşu ile kapayıp haz arıyorlar. Arıyorlar ama ne mümkün, büfelerin iri kolonları caminin içinde çınlıyor.
Ramazan çadırları ise stüdyoya döndü, düşünün bir ucunda Hoca Saadettin, di er ucunda Ebu Suud Efendi yatıyor, içeride heyet fasıl yapıyor. Bir Fatiha-yı şerif okuyayım diyorum, toparlayamıyorum. Efendim sanat musikisi, tesavvufi ezgiler... Geçin bunları, her iki Şeyh-ül islamın da müzi e cevaz vermedi i biliniyor. Biliniyor ama dinleti inatla sürüyor. Yetmez gibi taaa Amerikadan ithal malı repçiler getiriliyor...
Grup ve solo halinde
Fuar standlarında ve meydanı saran dükkanlarda kıran kırana ses savaşı veriliyor. Türkücü olamamış ne kadar sesi yanık varsa ilahi kaseti doldurmuş, şu mübarek günde şöhrete oynuyor. Geçen yıllarda neyle defle yetinen adamlar bateri, elektrogitar kullanıyor, bir klarnetle ara faslı geçmedikleri kalıyor. A be gözüm bu havalar adamı oynatır. Nitekim dedem yaşında bir satıcı dikkatimi çekiyor. Yüzü gözü nurluca ama ayakları beynini dinlemiyor, kalkıp kalkıp iniyor, aşikare ritm tutuyor.
Bir başka teypte bu ulu bir ses Esma-ül hüsna okuyor, hani içli de okuyor ama fondaki dümbelek işin ruhaniyetini bozuyor. Bir başkası salevat söylüyor, ne kadar vurgulu saz varsa ardında yer almış, kolonlar her cıss takta yeri sallıyor.
Bilirsiniz Anadoluda hatırlı biri bile selâm yollasa muhatabı aya a kalkar, dü melerini ilikler, gözlerini yumar. Ortada yüzü suyu hürmetine kâinatın yaratıldı ı Serverin (Sallallahü aleyhi ve sellem) adı dolanıyor, bir zil takıp oynamadıkları kalıyor. İnsanın Edep yahu diye haykırası geliyor.
Dervişin biri musiki bana cennet kapısının sesi gibi geliyor deyince Mevlana Hazretleri do rudur buyurmuş, ancak o kapının açılırken de il, kapanırken çıkardı ı sestir. Mübarek, zikrederken bir köşeye çekil ve dilini ve duda ını bile oynatma diye ekliyor. Şahı Nakşibend Hazretleri zikri ısrarla kalpten yapmaya ça ırıyor. Sahi ut, tambur, kanun eşli inde zikre kalkışanlar kime uyuyor? İşin vahametine bakın ki yıllar evvel gitarını kıran Yusuf İslâm bizimkilere bakıp tevbesini bozuyor.
E lencenin yeri mi?
Feshaneye do ru ilerliyorum, kızlı erkekli bir grup Allah! diye ba ırıyor. Acaba buralarda kapatılmayan bir tekke ya da zaviye mi var? Kulaklarımı dikiyorum Allah lafz-ı celali çok net bir şekilde tekrarlanıyor. Kısa bir sessizli in ardından org devreye giriyor ve isimsiz sanatkârımız çile bülbülüm çileeee diyerek noktayı koyuyor. Burası kıraathane mi taverna mı? Nitekim şantör hamamcı teyzeye başladı ında gençler aya a fırlıyor, bi kıvırıyor, bi kıvırıyor kurtlarını döküyorlar. İçerisi nasıl nargile zifti, bacak kadar veledler marpuç emiyor.
Alış veriş merkezine dönüştürülen çadırlarının içi tam bir ses kirlili i, bilmem kaç wattlık kolonlar kulak tırmalıyor. Tezgahlar zaten diz bel arasında, hele bazı standlarda Yasin-i şerifler, Amme cüzleri yerlerde geziniyor. Ecdat Kuran-ı kerimden asla kâr almaz, ücretini söylerken kırk renge girer hediyesi diye bir ibarenin ardına saklanırmış. Adam tutmuş Kuranda damping - şok fiyat yazmış. Demek ki kaça versem, ne kazanırım hesabı yapıyor.
Eskiler tesbihlerini asla sallamaz, oynamaz ve gö üs ceplerinde taşırlarmış. Cami içinde sa a sola atmaz, yerine kibarca bırakırlarmış. Bu sene her tanesinde Allah (Celle Celalüh) yazan tesbihler çok moda. Yahu tesbih dedi in şey yerlerde gezinir, olur ya üstüne basan olur. Kime anlatıyorsun alan alana.
Peki o resimli seccadelere ne diyorsunuz? Elin Kızıl Çinlisi adi bir kadife üzerine Kâbe ve Mescid-i Nebi tasviri yapmış, çatır çatır para kırıyor. Bu mübarek resimler önce ayaklar altına alınıyor, sonra üstüne oturuluyor. Nolur, birisi bir şey desin... Kimin umurunda?
Semazen oynatıyorlar!
Aslında böylesine yo un Kuran-ı kerim okunan bir mekânda oturup dinlemek lâzım, lâkin dört bir yanda gümbür gümbür müzik çalınmasa. Hele Sultanahmet adamı hepten günaha sokuyor, zira fasıl denilen şey fren tutmuyor. Önceleri sanat musikisinden başlıyorlar, sonra iş başka havalara dökülüyor. Semazenler fırıldak olup dönüyor, turistler el çırpıp tempo tutuyor. Sahi mevlevili e soyunanlar Mevlana hazretlerini yaralamaktan hiç mi korkmuyorlar? Acaba büyük veli Men bende-i Kuranem ile başlayan şiirinde, kimlerden bizar oluyor?
Yapma çiçek, muşamba masa örtüsü, altını ıslatan çocuklar için filanca otu, polar omuz atkısı, üç cevşen bi milyon, Hind malı buhurlar, basura nasıra kesin çözüm, saçı dökülenler buraya... Ayakkabı çekçe i, sırt kaşıyaca ı, gaz lambası alana limon sıkaca ı bedava... Elekronik masaj aleti, pelüş ayı, nazar boncu u, romatizmaya siyati e böbrek taşına...
Haydi efendi efendi satsalar ne âlâ. İlla teyb, illa kolon, yayın yapan yapana.
Ha bu arada İSMEKin standları alkışlanmaya de er. O hatları tezhipleri yapan eller dert görmez inşaallah. Bu ne sabır, ne emek? Allahü teâlâ nazardan saklaya...
Sahabeler arasında
Ermeni kantocular da kalmadı ama Feshanede bir direklerarası esintisi dolanıyor. Parfüm yerine gülsuyu sürdün mü, alkol yerine şerbet aldın mı tamam. Çal çal, oyna, bu gece Kadir Gecesi olabilir mi? Dur şimdi, neşemizi bozma. Halbuki hemen iki adım ötede sahabe-i kiramdan Abdullah-ı Ensari, Şeybe tül Hudri (Radıyallahü anhüm) yatıyor ve Hazret-i Ebû Derda...
Yerde bir ka ıt görüyorum. Bu çok satan gazetelerden birinin ramazan sayfası. İslam harfleri ile yazılmış hatlara dayanamıyor, ayak altından kaldırıyorum. O da ne? Hemen arkasında çıplak bir kadın resmi sırıtmakta... Yere atamazsın, cebine sokamazsın. Gel de pirincin taşını ayıkla.
Ne günlere kaldık Ya Rabbi...
Millet de dinini bunlardan ö reniyorsa...
Ø İrfan Özfatura
Ecdad camilerin etrafına mektep medrese hamam bedesten yaptırmış, mescidleri hayatın içine katmış. Evet biz bir ara camileri yalnız bıraktık, sadece sıkışınca helasını kullandık, şadırvanından su aldık. Bu yüzden olacak Özallı yıllarda Sultahahmed Camiinde açılan Dini Yayınlar Fuarı müminleri çok heyecanlandırdı. On yıl kadar evvel (belki daha fazla) Eyyub Sultan Belediyesi bir iftar çadırı gelene i başlattı ve fakir fukaradan çok dua aldı. Derken esnaf ufak ufak kitap fuarlarına sızdı, tesbih, takke, esans derken tezgâhlar dışarı taştı.
Önceleri pamuk helva, boza, salep sunup nostalji yaptılar. Do rusu dönercileri köftecileri hasretle kucakladık, çöpün üstüne sarılan on gram boyalı macun için 5 ekmek parası verdik, yine de hayıflanmadık.
Ancak esnaf adım adım ilerledi ve edep denilen şeyi delmeye başladı.
Panayır gibi
İmam, teravih namazını Rahman Sure-i celilesinden kısa ayetlerle kıldırıyor. İki rekatte bir selâm verdikçe sıra müezzinlere geliyor. Müminler başlarına yana deviriyor, gözlerini huşu ile kapayıp haz arıyorlar. Arıyorlar ama ne mümkün, büfelerin iri kolonları caminin içinde çınlıyor.
Ramazan çadırları ise stüdyoya döndü, düşünün bir ucunda Hoca Saadettin, di er ucunda Ebu Suud Efendi yatıyor, içeride heyet fasıl yapıyor. Bir Fatiha-yı şerif okuyayım diyorum, toparlayamıyorum. Efendim sanat musikisi, tesavvufi ezgiler... Geçin bunları, her iki Şeyh-ül islamın da müzi e cevaz vermedi i biliniyor. Biliniyor ama dinleti inatla sürüyor. Yetmez gibi taaa Amerikadan ithal malı repçiler getiriliyor...
Grup ve solo halinde
Fuar standlarında ve meydanı saran dükkanlarda kıran kırana ses savaşı veriliyor. Türkücü olamamış ne kadar sesi yanık varsa ilahi kaseti doldurmuş, şu mübarek günde şöhrete oynuyor. Geçen yıllarda neyle defle yetinen adamlar bateri, elektrogitar kullanıyor, bir klarnetle ara faslı geçmedikleri kalıyor. A be gözüm bu havalar adamı oynatır. Nitekim dedem yaşında bir satıcı dikkatimi çekiyor. Yüzü gözü nurluca ama ayakları beynini dinlemiyor, kalkıp kalkıp iniyor, aşikare ritm tutuyor.
Bir başka teypte bu ulu bir ses Esma-ül hüsna okuyor, hani içli de okuyor ama fondaki dümbelek işin ruhaniyetini bozuyor. Bir başkası salevat söylüyor, ne kadar vurgulu saz varsa ardında yer almış, kolonlar her cıss takta yeri sallıyor.
Bilirsiniz Anadoluda hatırlı biri bile selâm yollasa muhatabı aya a kalkar, dü melerini ilikler, gözlerini yumar. Ortada yüzü suyu hürmetine kâinatın yaratıldı ı Serverin (Sallallahü aleyhi ve sellem) adı dolanıyor, bir zil takıp oynamadıkları kalıyor. İnsanın Edep yahu diye haykırası geliyor.
Dervişin biri musiki bana cennet kapısının sesi gibi geliyor deyince Mevlana Hazretleri do rudur buyurmuş, ancak o kapının açılırken de il, kapanırken çıkardı ı sestir. Mübarek, zikrederken bir köşeye çekil ve dilini ve duda ını bile oynatma diye ekliyor. Şahı Nakşibend Hazretleri zikri ısrarla kalpten yapmaya ça ırıyor. Sahi ut, tambur, kanun eşli inde zikre kalkışanlar kime uyuyor? İşin vahametine bakın ki yıllar evvel gitarını kıran Yusuf İslâm bizimkilere bakıp tevbesini bozuyor.
E lencenin yeri mi?
Feshaneye do ru ilerliyorum, kızlı erkekli bir grup Allah! diye ba ırıyor. Acaba buralarda kapatılmayan bir tekke ya da zaviye mi var? Kulaklarımı dikiyorum Allah lafz-ı celali çok net bir şekilde tekrarlanıyor. Kısa bir sessizli in ardından org devreye giriyor ve isimsiz sanatkârımız çile bülbülüm çileeee diyerek noktayı koyuyor. Burası kıraathane mi taverna mı? Nitekim şantör hamamcı teyzeye başladı ında gençler aya a fırlıyor, bi kıvırıyor, bi kıvırıyor kurtlarını döküyorlar. İçerisi nasıl nargile zifti, bacak kadar veledler marpuç emiyor.
Alış veriş merkezine dönüştürülen çadırlarının içi tam bir ses kirlili i, bilmem kaç wattlık kolonlar kulak tırmalıyor. Tezgahlar zaten diz bel arasında, hele bazı standlarda Yasin-i şerifler, Amme cüzleri yerlerde geziniyor. Ecdat Kuran-ı kerimden asla kâr almaz, ücretini söylerken kırk renge girer hediyesi diye bir ibarenin ardına saklanırmış. Adam tutmuş Kuranda damping - şok fiyat yazmış. Demek ki kaça versem, ne kazanırım hesabı yapıyor.
Eskiler tesbihlerini asla sallamaz, oynamaz ve gö üs ceplerinde taşırlarmış. Cami içinde sa a sola atmaz, yerine kibarca bırakırlarmış. Bu sene her tanesinde Allah (Celle Celalüh) yazan tesbihler çok moda. Yahu tesbih dedi in şey yerlerde gezinir, olur ya üstüne basan olur. Kime anlatıyorsun alan alana.
Peki o resimli seccadelere ne diyorsunuz? Elin Kızıl Çinlisi adi bir kadife üzerine Kâbe ve Mescid-i Nebi tasviri yapmış, çatır çatır para kırıyor. Bu mübarek resimler önce ayaklar altına alınıyor, sonra üstüne oturuluyor. Nolur, birisi bir şey desin... Kimin umurunda?
Semazen oynatıyorlar!
Aslında böylesine yo un Kuran-ı kerim okunan bir mekânda oturup dinlemek lâzım, lâkin dört bir yanda gümbür gümbür müzik çalınmasa. Hele Sultanahmet adamı hepten günaha sokuyor, zira fasıl denilen şey fren tutmuyor. Önceleri sanat musikisinden başlıyorlar, sonra iş başka havalara dökülüyor. Semazenler fırıldak olup dönüyor, turistler el çırpıp tempo tutuyor. Sahi mevlevili e soyunanlar Mevlana hazretlerini yaralamaktan hiç mi korkmuyorlar? Acaba büyük veli Men bende-i Kuranem ile başlayan şiirinde, kimlerden bizar oluyor?
Yapma çiçek, muşamba masa örtüsü, altını ıslatan çocuklar için filanca otu, polar omuz atkısı, üç cevşen bi milyon, Hind malı buhurlar, basura nasıra kesin çözüm, saçı dökülenler buraya... Ayakkabı çekçe i, sırt kaşıyaca ı, gaz lambası alana limon sıkaca ı bedava... Elekronik masaj aleti, pelüş ayı, nazar boncu u, romatizmaya siyati e böbrek taşına...
Haydi efendi efendi satsalar ne âlâ. İlla teyb, illa kolon, yayın yapan yapana.
Ha bu arada İSMEKin standları alkışlanmaya de er. O hatları tezhipleri yapan eller dert görmez inşaallah. Bu ne sabır, ne emek? Allahü teâlâ nazardan saklaya...
Sahabeler arasında
Ermeni kantocular da kalmadı ama Feshanede bir direklerarası esintisi dolanıyor. Parfüm yerine gülsuyu sürdün mü, alkol yerine şerbet aldın mı tamam. Çal çal, oyna, bu gece Kadir Gecesi olabilir mi? Dur şimdi, neşemizi bozma. Halbuki hemen iki adım ötede sahabe-i kiramdan Abdullah-ı Ensari, Şeybe tül Hudri (Radıyallahü anhüm) yatıyor ve Hazret-i Ebû Derda...
Yerde bir ka ıt görüyorum. Bu çok satan gazetelerden birinin ramazan sayfası. İslam harfleri ile yazılmış hatlara dayanamıyor, ayak altından kaldırıyorum. O da ne? Hemen arkasında çıplak bir kadın resmi sırıtmakta... Yere atamazsın, cebine sokamazsın. Gel de pirincin taşını ayıkla.
Ne günlere kaldık Ya Rabbi...
Millet de dinini bunlardan ö reniyorsa...
Ø İrfan Özfatura