- Üyelik Tarihi
- 23 Haz 2010
- Mesajlar
- 5,705
- Aldığı Beğeniler
- 14,607
- Takım
- Galatasaray
Ve sanat, çokluk içinde yaşadığımız karmaşayı gözlerimiz önüne sermekten başka şey yapmamıştır. Yatıştırıp sakinleştirecekken korkutmuştur bizleri. İçimizden her birinin bir başka adada yaşadığını kanıtlamıştır; ne var ki, adalar birbirinden yeterince uzak değildir; dolayısıyla, her türlü tasa ve endişenin uzağında yalnız başına bir yaşam olanaksızdır. Bir adadaki öbür adadakine rahatlık vermeyebilir ya da elde mızrak onun peşine düşebilir – ama hiç kimse ötekine yardım elini uzatamaz.
Adadan adaya geçebilmenin tek yolu vardır: yalnızca ayakların değil, başka organların da zarar görebileceği tehlikeli sıçrayışlar. Bir o yana, bir bu yana ardı arkası kesilmeyen sıçrayışlar kimi rastlantıların ve komik sahnelerin eşliğinde gerçekleşir: çünkü bazen öyle olur ki, iki ada sakini aynı zamanda sıçrayıp biri ötekinin yanına gelmek ister, dolayısıyla birbiriyle ancak havada karşılaşırlar ve bu zahmetli yer değiştirme sonucunda daha önce ne kadar uzaksalar, yine öyle uzak kalırlar birbirine.
Nihayet fazla şaşılacak şey değildir bu; çünkü üzerinden güzel güzel, güle oynaya yürünüp geçilecek köprüler gerçekte içimizde değil, tıpkı bartholone’nin ya da leonardo’nun peysajlarındaki gibi bizim arkamızdadır. Ortada öyle bir durum var ki, tek kişilikler yaşamın doruk noktalarını oluşturur, yol ise bir doruktan ötekine engin ovalar içinden geçerek uzanıp gidiyor.
İki, üç insanın bir araya gelmesi onların birlikteliğini göstermez. Telleri değişik ellerde kuklalar gibidir bu insanlar. Ancak bir elin onları yönetmesi durumundadır ki, birlikteliğe kavuşur ve birliktelik ya o tek elin önünde eğilmeye ya da elin üzerine yürümeye zorlar kendini. İnsanın güçleri de, tellerin sonra erdiği yerde onları tutup bırakmayan egemen bir elin içindedir.
Ancak ortak yaşanan bir saatte, ortak yaşanan bir fırtınada, rastlantı sonucu içinde karşılaşılan bir mekânda birbirini buluyor insanlar. Ancak geride bir arka planın oluşmasından sonra birbiriyle konuşup görüşmeye başlıyorlar. Bir vatana yaslanmak zorundadırlar çünkü, yanlarında taşıyıp hepsi de aynı hükümdarın simge ve mührünü içeren onay belgesini birbirlerine göstermeleri gerekiyor.
İster bir lambanın cızırtısı olsun, ister bir fırtınanın uğultusu, ister akşamın soluyuşu olsun, ister seni sarıp kuşatan denizin iniltisi, her zaman arkanda binlerce sesten dokunmuş engin bir ezgi sürdürür varlığını ve ezginin ancak orasında burasında senin solo müziğine yer vardır. Ne vakit söz konusu ezgiye katılacağın, yalnızlığında yatan gizdir; bunun gibi, başkalarıyla gerçekten ilişki kurabilme sanatı, yüce sözlerden aşağılara inip ezgiye katılmakta saklıdır.
...
Her birlikteliğin koşulu, birbirinden değişik bir dizi yalnız insanın varlığıdır. Böyle bir birliktelikten önce aralarında hiçbir ilişki olmaksızın her biri tek başına yaşayıp giden bir topluluk oluşturur bu insanlar. Topluluk ne yoksul, ne zengindir. Değişik parçalarının anne birlikteliğine yabancılaştığından başlayarak, kendi parçalarıyla bir karşıtlık içine girer; çünkü parçalar geçirdikleri gelişim sonucunda topluluktan uzaklaşır. Ama topluluk elinden bırakmaz onları. Meyvelerden hiç haberi olmasa da, kök onları beslemesini sürdürür.
Ve bizler meyveler gibiyiz. Acayip biçimde birbirine dolanmış dalların yükseklerinden sarkarız aşağı. Pek çok rüzgâr yeriz. Sahip olduğumuz bir şey varsa, olgunluğumuz, tatlılığımız ve güzelliğimizdir. Ama bunun için gereksindiğimiz güç, hepimizin içinde yaşayan ve dünyaları kapsamına alacak kadar geniş bir alana yayılan bir görevden çıkıp gelir. Söz konusu güce tanıklık etmek istedik mi, her birimizin ona alabildiğine derin yalnızlığında başvurmamız gerekir. Ne kadar çok yalnız kişi varsa, birliktelikleri o kadar görkemli, duygulandırıcı ve güçlü nitelik taşır.../Rilke-Nesnelerin Melodisi Üzerine Notlar
Adadan adaya geçebilmenin tek yolu vardır: yalnızca ayakların değil, başka organların da zarar görebileceği tehlikeli sıçrayışlar. Bir o yana, bir bu yana ardı arkası kesilmeyen sıçrayışlar kimi rastlantıların ve komik sahnelerin eşliğinde gerçekleşir: çünkü bazen öyle olur ki, iki ada sakini aynı zamanda sıçrayıp biri ötekinin yanına gelmek ister, dolayısıyla birbiriyle ancak havada karşılaşırlar ve bu zahmetli yer değiştirme sonucunda daha önce ne kadar uzaksalar, yine öyle uzak kalırlar birbirine.
Nihayet fazla şaşılacak şey değildir bu; çünkü üzerinden güzel güzel, güle oynaya yürünüp geçilecek köprüler gerçekte içimizde değil, tıpkı bartholone’nin ya da leonardo’nun peysajlarındaki gibi bizim arkamızdadır. Ortada öyle bir durum var ki, tek kişilikler yaşamın doruk noktalarını oluşturur, yol ise bir doruktan ötekine engin ovalar içinden geçerek uzanıp gidiyor.
İki, üç insanın bir araya gelmesi onların birlikteliğini göstermez. Telleri değişik ellerde kuklalar gibidir bu insanlar. Ancak bir elin onları yönetmesi durumundadır ki, birlikteliğe kavuşur ve birliktelik ya o tek elin önünde eğilmeye ya da elin üzerine yürümeye zorlar kendini. İnsanın güçleri de, tellerin sonra erdiği yerde onları tutup bırakmayan egemen bir elin içindedir.
Ancak ortak yaşanan bir saatte, ortak yaşanan bir fırtınada, rastlantı sonucu içinde karşılaşılan bir mekânda birbirini buluyor insanlar. Ancak geride bir arka planın oluşmasından sonra birbiriyle konuşup görüşmeye başlıyorlar. Bir vatana yaslanmak zorundadırlar çünkü, yanlarında taşıyıp hepsi de aynı hükümdarın simge ve mührünü içeren onay belgesini birbirlerine göstermeleri gerekiyor.
İster bir lambanın cızırtısı olsun, ister bir fırtınanın uğultusu, ister akşamın soluyuşu olsun, ister seni sarıp kuşatan denizin iniltisi, her zaman arkanda binlerce sesten dokunmuş engin bir ezgi sürdürür varlığını ve ezginin ancak orasında burasında senin solo müziğine yer vardır. Ne vakit söz konusu ezgiye katılacağın, yalnızlığında yatan gizdir; bunun gibi, başkalarıyla gerçekten ilişki kurabilme sanatı, yüce sözlerden aşağılara inip ezgiye katılmakta saklıdır.
...
Her birlikteliğin koşulu, birbirinden değişik bir dizi yalnız insanın varlığıdır. Böyle bir birliktelikten önce aralarında hiçbir ilişki olmaksızın her biri tek başına yaşayıp giden bir topluluk oluşturur bu insanlar. Topluluk ne yoksul, ne zengindir. Değişik parçalarının anne birlikteliğine yabancılaştığından başlayarak, kendi parçalarıyla bir karşıtlık içine girer; çünkü parçalar geçirdikleri gelişim sonucunda topluluktan uzaklaşır. Ama topluluk elinden bırakmaz onları. Meyvelerden hiç haberi olmasa da, kök onları beslemesini sürdürür.
Ve bizler meyveler gibiyiz. Acayip biçimde birbirine dolanmış dalların yükseklerinden sarkarız aşağı. Pek çok rüzgâr yeriz. Sahip olduğumuz bir şey varsa, olgunluğumuz, tatlılığımız ve güzelliğimizdir. Ama bunun için gereksindiğimiz güç, hepimizin içinde yaşayan ve dünyaları kapsamına alacak kadar geniş bir alana yayılan bir görevden çıkıp gelir. Söz konusu güce tanıklık etmek istedik mi, her birimizin ona alabildiğine derin yalnızlığında başvurmamız gerekir. Ne kadar çok yalnız kişi varsa, birliktelikleri o kadar görkemli, duygulandırıcı ve güçlü nitelik taşır.../Rilke-Nesnelerin Melodisi Üzerine Notlar