- Üyelik Tarihi
- 23 Haz 2010
- Mesajlar
- 5,705
- Aldığı Beğeniler
- 14,607
- Takım
- Galatasaray
(Nay) hakkında efsanevi bir rivayet vardır.
Bu rivayete nazaran (Resul-i Ekrem Efendimiz) bir gun,
sevgili yeğeni (İmam Ali) ile sohbette bulunurken ona İlahi aşkın
esrar ve hakayıkına ( hakikatlarına) taalluk eden bir sır tevdi ediyor ki,
Hazret-i Ali onun azametini içine sığdıramıyor.
Hemen Medine’nin haricine çıkıyor. Bir boş kuyu buluyor.
Takat ve tahammül gösteremediği o sırrı, o boş kuyuya tevdi
ediyor. Boş kuyu, coşuyor. Sular taşıyor. Bu saların taşması ile
kuyunun kenarında kamışlar bitiyor.
Orada, bir kamışlık husule geliyor.
Nihayet bir çoban, bu kamışlardan birini kesiyor.
Onu, muhtelif yerlerinden deliyor.
Üflenince nağmeler hâsıl edecek şekle getiriyor.
Sonra, dudaklarına götürüyor. Üflemeye
başlıyor. O anda, o kamış parçasından âşıkane
enin ve feryatlar yükseliyor. İşitenleri mephut
ediyor. Kalblere vecd ve heyecan veriyor.
≪ O sırada - tesadüfen - oradan (Resul-i
Ekrem Efendimiz) geçiyor. (Nay) denilen bu
kamış parçasından çıkan bu aşıkane feryatları
işitiyor. Bundaki sır ve hikmeti derhal anlıyor,
(İmam Ali) yi cağırıyor :
— Benim sana tevdi ettiğim sırrı, faş ettin mi? diyor,
(İmam Ali): — Evet... o büyük sırrı kalbime sığdıramadım.
Onu bir boş kuyuya söylemeye mecbur oldum... Diye cevap veriyor.
0 andan itibaren o kamış parçası, aşk
ve esrar-ı İlahinin hakayıkına ( hakikatlarına)tercüman oluyor.
Kıymet kazanıyor ve artık ona,( Nay) adı veriliyor.
OSMANLI
TARİH DEYİMLERİ VE TERİMLERİ
SOZLUGU Cilt II
Mehmet Zeki Pakalın
Bu rivayete nazaran (Resul-i Ekrem Efendimiz) bir gun,
sevgili yeğeni (İmam Ali) ile sohbette bulunurken ona İlahi aşkın
esrar ve hakayıkına ( hakikatlarına) taalluk eden bir sır tevdi ediyor ki,
Hazret-i Ali onun azametini içine sığdıramıyor.
Hemen Medine’nin haricine çıkıyor. Bir boş kuyu buluyor.
Takat ve tahammül gösteremediği o sırrı, o boş kuyuya tevdi
ediyor. Boş kuyu, coşuyor. Sular taşıyor. Bu saların taşması ile
kuyunun kenarında kamışlar bitiyor.
Orada, bir kamışlık husule geliyor.
Nihayet bir çoban, bu kamışlardan birini kesiyor.
Onu, muhtelif yerlerinden deliyor.
Üflenince nağmeler hâsıl edecek şekle getiriyor.
Sonra, dudaklarına götürüyor. Üflemeye
başlıyor. O anda, o kamış parçasından âşıkane
enin ve feryatlar yükseliyor. İşitenleri mephut
ediyor. Kalblere vecd ve heyecan veriyor.
≪ O sırada - tesadüfen - oradan (Resul-i
Ekrem Efendimiz) geçiyor. (Nay) denilen bu
kamış parçasından çıkan bu aşıkane feryatları
işitiyor. Bundaki sır ve hikmeti derhal anlıyor,
(İmam Ali) yi cağırıyor :
— Benim sana tevdi ettiğim sırrı, faş ettin mi? diyor,
(İmam Ali): — Evet... o büyük sırrı kalbime sığdıramadım.
Onu bir boş kuyuya söylemeye mecbur oldum... Diye cevap veriyor.
0 andan itibaren o kamış parçası, aşk
ve esrar-ı İlahinin hakayıkına ( hakikatlarına)tercüman oluyor.
Kıymet kazanıyor ve artık ona,( Nay) adı veriliyor.
OSMANLI
TARİH DEYİMLERİ VE TERİMLERİ
SOZLUGU Cilt II
Mehmet Zeki Pakalın