Nezaket ve Peygamberimiz
O Nezaketin Zirvesi idi
İnsanların en yücesi, en seçkini, en mükemmeli Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz'dir . O, insanların en incesi, en nazi i idi. O'nun bütün işlerinde bir nezaket ve incelik ölçüsünü dikkatle gözetti ini görmekteyiz. Ev içinde, sokakta, e itirken, yönetirken, savaşırken, ikna ederken .. hep bu inceli i yaşatmıştır. Çocukları dikkatle dinlemek, köleler ve cariyelerin sofrasına oturmak, sadaka vermeyi soyluca yapmak, yanındaki insana kendisini dünyanın en önemli insanıymış gibi hissetmesini sa layacak hürmeti göstermek, kendisine seslenen kimseye bütün vücuduyla yönelmek .. bunların hepsi O'nun insan olma sanatının ürünleridir.
Allâme Nebhanî , O'nun özelliklerini Hz. Ali r.a.' ın dilinden şöyle aktarır:
Allah Rasulü s.a.v. daima güler yüzlü, yumuşak tabiatlı idi.
Önüne geleni ayıplamaz, a ız dalaşına girmezdi.
Hoşuna gitmeyen bir şey olursa görmezlikten gelir, kendisine umut ba layanı hayal kırıklı ına u ratmazdı.
Ashabıyla otururken onların güldü üne güler, onların hayret etti ine hayret ederdi.
Bir meclise vardı ında boş buldu u yere oturuverirdi.
Dünya ve dünyalık için kızmazdı. Nefsi için kızmaz, şahsi meselesi için yardım istemezdi.
Hz. Aişe r.a. validemiz de şöyle söylemiştir:
Kötülü e kötülükle karşılık vermez, bilakis affeder ve iyi davranırdı.
Yine sahabiler , O'nun, birinin bir hatasını düzeltmek istedi inde şahsı muhatap alarak onu insanların içinde mahcup etmedi ini, aksine herkesi muhatap alan ö ütler verdi ini bildirmişlerdir.
İmam Şaranî k.s. aktarıyor:
Fakir, düşkün ve hizmetçilerle birlikte yemek yerdi. Onların rahat etmesi için elinden geleni yapardı.
Şöyle derdi: Bir hatasından ötürü özür dileyen kardeşinin -bir daha aynı hatayı işlese de işlemese de- özrünü kabul etmeyen havzıma gelmesin.
Bir şahıs elini tuttu unda o şahıs bırakana kadar elini çekmezdi.
Açlıktan karnına taş ba ladı ı olurdu ama ashabı üzülmesin diye bunu gizlerdi.
Yine O şöyle buyurmuştur:
Mümin, başkasıyla hoş geçinen ve kendisiyle hoş geçinilen kişidir. İnsanlarla güzel geçinmeyen ve kendisiyle güzel geçinilmeyen
kimsede hayır yoktur. (Ahmed b. Hanbel)
Rasul-i Ekrem s.a.v.'e dair bu anlatılanlar, gözlerimiz önüne karşısındaki insana kendisini önemli hissettiren, insanlara rahatsızlık vermeyen, karşısındakinin kendisinin davranış ve hareketlerinden alınmasını önleyecek şekilde davranan, nazik, ince bir insan çıkarmaktadır.
Anlatılan insan, geçimi kolay, bulundu u toplulu a yüksek ses tonuyla, gürültüyle ve tartışmacı-iddiacı baskın bir kişilikle de il, saygı göstermekle, de er vermekle, yumuşak huylulukla hakim olan bir insandır. Kendi haklarını koruma hususunda şahin, başkalarına haklarını incelikle verme hususunda serçe de ildir karşımızdaki, bunun tam tersidir.
Çünkü O, insanı Rabbimiz'in tecelligâhı görmüş, müminin kalbini Rabbimiz'in evi bilmiş, o evi yıkmamış, aksine imar etmiş, o gönüllere sıkıntı ve rahatsızlık vermemiş, aksine şefkat ve merhametten örülmüş bir kaftan giydirmiştir.
Andolsun, size kendinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya u ramanız ona çok a ır ve güç gelir. O size çok düşkündür. O, müminleri gerçekten esirgeyici ve ba ışlayıcıdır. (Tevbe, 128)
Kaynak:Semerkand Dergisi, Ahmet Birler'in Varolmanın Şükrü=Nezaket makalesinden.
O Nezaketin Zirvesi idi
İnsanların en yücesi, en seçkini, en mükemmeli Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz'dir . O, insanların en incesi, en nazi i idi. O'nun bütün işlerinde bir nezaket ve incelik ölçüsünü dikkatle gözetti ini görmekteyiz. Ev içinde, sokakta, e itirken, yönetirken, savaşırken, ikna ederken .. hep bu inceli i yaşatmıştır. Çocukları dikkatle dinlemek, köleler ve cariyelerin sofrasına oturmak, sadaka vermeyi soyluca yapmak, yanındaki insana kendisini dünyanın en önemli insanıymış gibi hissetmesini sa layacak hürmeti göstermek, kendisine seslenen kimseye bütün vücuduyla yönelmek .. bunların hepsi O'nun insan olma sanatının ürünleridir.
Allâme Nebhanî , O'nun özelliklerini Hz. Ali r.a.' ın dilinden şöyle aktarır:
Allah Rasulü s.a.v. daima güler yüzlü, yumuşak tabiatlı idi.
Önüne geleni ayıplamaz, a ız dalaşına girmezdi.
Hoşuna gitmeyen bir şey olursa görmezlikten gelir, kendisine umut ba layanı hayal kırıklı ına u ratmazdı.
Ashabıyla otururken onların güldü üne güler, onların hayret etti ine hayret ederdi.
Bir meclise vardı ında boş buldu u yere oturuverirdi.
Dünya ve dünyalık için kızmazdı. Nefsi için kızmaz, şahsi meselesi için yardım istemezdi.
Hz. Aişe r.a. validemiz de şöyle söylemiştir:
Kötülü e kötülükle karşılık vermez, bilakis affeder ve iyi davranırdı.
Yine sahabiler , O'nun, birinin bir hatasını düzeltmek istedi inde şahsı muhatap alarak onu insanların içinde mahcup etmedi ini, aksine herkesi muhatap alan ö ütler verdi ini bildirmişlerdir.
İmam Şaranî k.s. aktarıyor:
Fakir, düşkün ve hizmetçilerle birlikte yemek yerdi. Onların rahat etmesi için elinden geleni yapardı.
Şöyle derdi: Bir hatasından ötürü özür dileyen kardeşinin -bir daha aynı hatayı işlese de işlemese de- özrünü kabul etmeyen havzıma gelmesin.
Bir şahıs elini tuttu unda o şahıs bırakana kadar elini çekmezdi.
Açlıktan karnına taş ba ladı ı olurdu ama ashabı üzülmesin diye bunu gizlerdi.
Yine O şöyle buyurmuştur:
Mümin, başkasıyla hoş geçinen ve kendisiyle hoş geçinilen kişidir. İnsanlarla güzel geçinmeyen ve kendisiyle güzel geçinilmeyen
kimsede hayır yoktur. (Ahmed b. Hanbel)
Rasul-i Ekrem s.a.v.'e dair bu anlatılanlar, gözlerimiz önüne karşısındaki insana kendisini önemli hissettiren, insanlara rahatsızlık vermeyen, karşısındakinin kendisinin davranış ve hareketlerinden alınmasını önleyecek şekilde davranan, nazik, ince bir insan çıkarmaktadır.
Anlatılan insan, geçimi kolay, bulundu u toplulu a yüksek ses tonuyla, gürültüyle ve tartışmacı-iddiacı baskın bir kişilikle de il, saygı göstermekle, de er vermekle, yumuşak huylulukla hakim olan bir insandır. Kendi haklarını koruma hususunda şahin, başkalarına haklarını incelikle verme hususunda serçe de ildir karşımızdaki, bunun tam tersidir.
Çünkü O, insanı Rabbimiz'in tecelligâhı görmüş, müminin kalbini Rabbimiz'in evi bilmiş, o evi yıkmamış, aksine imar etmiş, o gönüllere sıkıntı ve rahatsızlık vermemiş, aksine şefkat ve merhametten örülmüş bir kaftan giydirmiştir.
Andolsun, size kendinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya u ramanız ona çok a ır ve güç gelir. O size çok düşkündür. O, müminleri gerçekten esirgeyici ve ba ışlayıcıdır. (Tevbe, 128)
Kaynak:Semerkand Dergisi, Ahmet Birler'in Varolmanın Şükrü=Nezaket makalesinden.