Risâle-i Nur'da hanımlar "şefkat kahramanları", "şefkat madenleri" gibi sıfatlarla tavsif edilir. Risâle-i Nur hizmetinde hanımların yeri elbette büyüktür. Meselâ, Kastamonu Lâhikası'nda geçen bir paragrafta hanımlar cephesinde nur hizmetinde çalışan hemşirelere dikkat çekilir: "Elhamdülillâh, bu havalide de, bu yakında erkeklerden ziyade bir iştiyak ve faaliyetle buradaki hanımlar tam çalışıyorlar, Savlı mübareklerin hemşireleri olduklarını gösteriyorlar. Bu iki tezahür bu zamanda bir fa'l-i hayırdır ki, o şefkat madenlerinde Risâle-i Nur parlayacak, fütuhât yapacak."1
Bir başka sayfada hizmet eden hanım isimlerine yer verilir: "Bu memlekette Risâle-i Nur'a, erkeklerden ziyade fedâkârâne yapışan ihtiyar hanımlar ve ihtiyare hükmünde masume genç hanımlar, eski zaman sırmalı ve yaldızlı gelinlik cihazatının içinde kıymettar parçaları Risâle-i Nur'un eczalarının ciltleri üstüne çekip, bütün risâleler altın yaldızıyla ciltlenmiş gibi bir tarza girdi. Risâle-i Nur'un mânen güzelliğine ve Hüsrev ve Tahirî ve Alilerin ve Hasan Âtıf ve Âsım gibi kardeşlerimizin yaldızlı yazılarının cemâline, cildi üstünde de şirin bir güzellik daha ilâve ettiler. Hafız Ali'nin mektubunda yazdığı Ümmühan ve Şâhide değerinde, burada Risâle-i Nur'a bütün kuvvetiyle çalışan çok hemşirelerimiz, var. Meselâ: Âsiye, Sâniye, Ulviye, Lütfiye, Aliyye gibi Risâle-i Nur'un şakirtleri, oradaki hemşirelerine ve kardeşlerine selâm ve duâ ediyorlar." 2
Merhûm Hafız Ali Ağabey, Isparta'da Risâle-i Nur hizmetinde bütün kuvvetiyle çalışan "Ümmühan" ve "Şahide" hanımları haber verirken Bediüzzaman da Kastamonu'da "Asiye, Sâniye, Ulviye, Lütfiye, Aliyye'lerin hizmetlerine dikkat çeker. Risâle-i Nurların muhtelif yerlerinde "şefkat kahramanları'na dikkat çekilir. Yukarıda isimleri geçen o şefkat kahramanlarından birisiyle tanışmak ve sohbet etmek fırsatını buldum.
2000'li yılların başında yolum bir grup arkadaşla Kastamonu'ya düşmüştü. Önce Üstadın göz hapsinde yaşadığı evin restore edilmiş halini gördük. Teberrüken küçük bir ders yaptık. Merhûm Mehmed Feyzi Ağabeyin kabrini ziyaret edip "Fatiha'lar okuduk. Üstada Kastamonu'da iken hizmet eden Saniye teyzeyi ziyarete gittik. Kapının zilini çaldık. Nur yüzlü bir teyze, elinde bastonla kapıyı açtı. Tahminen 70 yaşlarında idi. Selâm verdik. Selâmımızı aldı. "Ziyaretine geldik, kabul eder misin?" dedik. Memnuniyetle kabul etti.
Bizi içeri aldı. Ev tertipli ve temizdi. Saniye teyze bize "Hoş geldiniz" dedikten sonra bir şeyler hazırlamak için mutfağa yöneldi. Maksadımızın sadece ziyaret etmek ve duâsını almak olduğunu söylememize rağmen o hâlâ ısrarla yemek ikram etmek istiyordu. Sonunda küçük bir ikramda anlaştık. Yaşlı olmasına rağmen hayatından memnundu. Bize, Üstadı tanıdığında yeni evli olduğunu söyledi. Her türlü sıkıntıya rağmen yaptığı hizmetleri anlattı. Üstadın Denizli hapsine gidişine çok üzüldüğünü söyledi. Üstadın ayrılmasından sonra kaleden büyük bir taşın yuvarlanarak bazı evleri yıktığını belirtti.
Günlerini nasıl geçirdiğini sorduk. Namaz, tesbihat, Cevşen, risâle okumaları ile dolu dolu geçtiğini ifade ettikten sonra her gün Yeni Asya Gazetesi aldığını ve Lâhika sayfasından fotokopi yaptırarak onları birer birer dağıttığını anlattı. Aklıma "nur postaları" geldi. Saniye teyze bu haliyle "nur postaları'nın günümüzde bir başka versiyonunu temsil ediyordu. Bunları heyecanla anlatırken ben kendi kendime bu konuda ne yaptığımı sordum. Bende acaba Saniye teyzenin o yaştaki şevki var mıydı? Doğrusu kendimden utandım. Vaktimiz az olduğu için makbul duâlarını isteyerek müsaade isteyip ayrıldık. Ziyaretimizden bir süre sonra vefat ettiğini duydum. Allah rahmet eylesin! (Âmin!) Saniye teyze gerçi fani dünyadan bâki âleme göçmüştü. Amel defterine sevaplar yazılmaktadır. "Şefkat kahramanları" safında yer almıştır. Nur talebelerinin yaptığı duâlardan hisse almaya devam etmektedir.
İman ve Kur'ân hizmetinde bazen küçük gördüğümüz şeyler netice itibariyle büyük olabilir. Bazen bir kelime, bir insanın imanının kurtulmasına vesile olabilir. İhlas Risâlesi'nde şöyle bir ifadeye yer verilir: "Cenâb-ı Hakkın rızası ihlâs ile kazanılır; kesret-i etbâ" ile ve fazla muvaffakiyetle değildir. Çünkü onlar, vazife-i İlâhiyeye ait olduğu için, istenilmez, belki bazen verilir. Evet, bazen bir tek kelime sebeb-i necat ve medar-ı rıza olur. Kemiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar olmamalı. Çünkü bazen bir tek adamın irşadı, bin adamın irşadı kadar rıza-yı İlâhîye medar olur."3
Yeni Asya Gazetesinin bunun gibi güzel hizmetlere vesile olduğunu kabul etmek gerekir. Yeni Asya okuyucuları okudukları gazeteleri nasıl değerlendirmektedir?
Saniye teyzeden şevk almıştık. Seyahat dönüşü arkadaşlara Saniye teyzenin hizmet tarzını anlattım. Bazı arkadaşlar Yeni Asya Gazetesini okuduktan sonra komşulara, tanıdıklarına vermeye ve uygun gördükleri yerlere bırakmaya başladılar.
Hizmette emeklilik olmazdı. Çünkü Risâle-i Nurlar okuyanlara bitmeyen bir şevk ve gayret vermektedir. Herkesin, her yaşın kendine göre bir hizmet sahası mutlaka vardır. Örneklerini etrafınızda görebilirsiniz.
Merhûm Zübeyir Ağabey ne güzel söylemiş: "Şimdi oku, kabirde okuyamazsın."4
Dipnotlar:
1- Kastamonu Lâhikası, s.66, YAN
2- Kastamonu Lâhikası, s. 114-115, YAN
3- Lem'alar, s. 156, YAN
4- Nefis Muhasebesi, s. 84, YAN
ahmet özdemir
Bir başka sayfada hizmet eden hanım isimlerine yer verilir: "Bu memlekette Risâle-i Nur'a, erkeklerden ziyade fedâkârâne yapışan ihtiyar hanımlar ve ihtiyare hükmünde masume genç hanımlar, eski zaman sırmalı ve yaldızlı gelinlik cihazatının içinde kıymettar parçaları Risâle-i Nur'un eczalarının ciltleri üstüne çekip, bütün risâleler altın yaldızıyla ciltlenmiş gibi bir tarza girdi. Risâle-i Nur'un mânen güzelliğine ve Hüsrev ve Tahirî ve Alilerin ve Hasan Âtıf ve Âsım gibi kardeşlerimizin yaldızlı yazılarının cemâline, cildi üstünde de şirin bir güzellik daha ilâve ettiler. Hafız Ali'nin mektubunda yazdığı Ümmühan ve Şâhide değerinde, burada Risâle-i Nur'a bütün kuvvetiyle çalışan çok hemşirelerimiz, var. Meselâ: Âsiye, Sâniye, Ulviye, Lütfiye, Aliyye gibi Risâle-i Nur'un şakirtleri, oradaki hemşirelerine ve kardeşlerine selâm ve duâ ediyorlar." 2
Merhûm Hafız Ali Ağabey, Isparta'da Risâle-i Nur hizmetinde bütün kuvvetiyle çalışan "Ümmühan" ve "Şahide" hanımları haber verirken Bediüzzaman da Kastamonu'da "Asiye, Sâniye, Ulviye, Lütfiye, Aliyye'lerin hizmetlerine dikkat çeker. Risâle-i Nurların muhtelif yerlerinde "şefkat kahramanları'na dikkat çekilir. Yukarıda isimleri geçen o şefkat kahramanlarından birisiyle tanışmak ve sohbet etmek fırsatını buldum.
2000'li yılların başında yolum bir grup arkadaşla Kastamonu'ya düşmüştü. Önce Üstadın göz hapsinde yaşadığı evin restore edilmiş halini gördük. Teberrüken küçük bir ders yaptık. Merhûm Mehmed Feyzi Ağabeyin kabrini ziyaret edip "Fatiha'lar okuduk. Üstada Kastamonu'da iken hizmet eden Saniye teyzeyi ziyarete gittik. Kapının zilini çaldık. Nur yüzlü bir teyze, elinde bastonla kapıyı açtı. Tahminen 70 yaşlarında idi. Selâm verdik. Selâmımızı aldı. "Ziyaretine geldik, kabul eder misin?" dedik. Memnuniyetle kabul etti.
Bizi içeri aldı. Ev tertipli ve temizdi. Saniye teyze bize "Hoş geldiniz" dedikten sonra bir şeyler hazırlamak için mutfağa yöneldi. Maksadımızın sadece ziyaret etmek ve duâsını almak olduğunu söylememize rağmen o hâlâ ısrarla yemek ikram etmek istiyordu. Sonunda küçük bir ikramda anlaştık. Yaşlı olmasına rağmen hayatından memnundu. Bize, Üstadı tanıdığında yeni evli olduğunu söyledi. Her türlü sıkıntıya rağmen yaptığı hizmetleri anlattı. Üstadın Denizli hapsine gidişine çok üzüldüğünü söyledi. Üstadın ayrılmasından sonra kaleden büyük bir taşın yuvarlanarak bazı evleri yıktığını belirtti.
Günlerini nasıl geçirdiğini sorduk. Namaz, tesbihat, Cevşen, risâle okumaları ile dolu dolu geçtiğini ifade ettikten sonra her gün Yeni Asya Gazetesi aldığını ve Lâhika sayfasından fotokopi yaptırarak onları birer birer dağıttığını anlattı. Aklıma "nur postaları" geldi. Saniye teyze bu haliyle "nur postaları'nın günümüzde bir başka versiyonunu temsil ediyordu. Bunları heyecanla anlatırken ben kendi kendime bu konuda ne yaptığımı sordum. Bende acaba Saniye teyzenin o yaştaki şevki var mıydı? Doğrusu kendimden utandım. Vaktimiz az olduğu için makbul duâlarını isteyerek müsaade isteyip ayrıldık. Ziyaretimizden bir süre sonra vefat ettiğini duydum. Allah rahmet eylesin! (Âmin!) Saniye teyze gerçi fani dünyadan bâki âleme göçmüştü. Amel defterine sevaplar yazılmaktadır. "Şefkat kahramanları" safında yer almıştır. Nur talebelerinin yaptığı duâlardan hisse almaya devam etmektedir.
İman ve Kur'ân hizmetinde bazen küçük gördüğümüz şeyler netice itibariyle büyük olabilir. Bazen bir kelime, bir insanın imanının kurtulmasına vesile olabilir. İhlas Risâlesi'nde şöyle bir ifadeye yer verilir: "Cenâb-ı Hakkın rızası ihlâs ile kazanılır; kesret-i etbâ" ile ve fazla muvaffakiyetle değildir. Çünkü onlar, vazife-i İlâhiyeye ait olduğu için, istenilmez, belki bazen verilir. Evet, bazen bir tek kelime sebeb-i necat ve medar-ı rıza olur. Kemiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar olmamalı. Çünkü bazen bir tek adamın irşadı, bin adamın irşadı kadar rıza-yı İlâhîye medar olur."3
Yeni Asya Gazetesinin bunun gibi güzel hizmetlere vesile olduğunu kabul etmek gerekir. Yeni Asya okuyucuları okudukları gazeteleri nasıl değerlendirmektedir?
Saniye teyzeden şevk almıştık. Seyahat dönüşü arkadaşlara Saniye teyzenin hizmet tarzını anlattım. Bazı arkadaşlar Yeni Asya Gazetesini okuduktan sonra komşulara, tanıdıklarına vermeye ve uygun gördükleri yerlere bırakmaya başladılar.
Hizmette emeklilik olmazdı. Çünkü Risâle-i Nurlar okuyanlara bitmeyen bir şevk ve gayret vermektedir. Herkesin, her yaşın kendine göre bir hizmet sahası mutlaka vardır. Örneklerini etrafınızda görebilirsiniz.
Merhûm Zübeyir Ağabey ne güzel söylemiş: "Şimdi oku, kabirde okuyamazsın."4
Dipnotlar:
1- Kastamonu Lâhikası, s.66, YAN
2- Kastamonu Lâhikası, s. 114-115, YAN
3- Lem'alar, s. 156, YAN
4- Nefis Muhasebesi, s. 84, YAN
ahmet özdemir