Allah’ın indirdiğine uyun denildiği vakit de onlar şöyle dediler: ‘Hayır, atalarımızı neyin üzerinde bulduksa biz ona uyarız.’ Ya ataları bir şeye akıl erdiremez ve doğruyu seçemez idiyseler de mi onlara uyup gidecekler?” (Bakara, 170)
Ebu Zer Gifarî r.a. daha Hz. Peygamber s.a.v.’ı tanımadan, elini eline koymadan önce iklimini değişt...irmişti. Lakin bilmezdi şimdi hangi iklimi soluyacak. Kaybolmuştu. Ama kaybolan arar ve arayan bulurdu.
Onun iklimini değiştirmesi bir anlık ibretle bakması ve düşünmesi neticesiyledir. Şöyle ki:
Ebu Zer, Gifar yurdunun bu delikanlısı zamanında tapındığı putlarına da büyük bir içtenlikle bağlıydı. Bir sabah putlarına yemek götürdü ve yemeği önlerine koydu. Çıkıp gidecekken bir köpek geldi ve putların yemeğini yedi. Sonra da bir güzel üstlerine pisletip çıkıp gitti.
Düşündü Gifarlı Ebu Zer. Neden izin verdi yemeğinin yenmesine, sonra da… Bir köpeğe güç yetiremeyen mi yağmurları yağdıran, geleceğimi ve geçmişimi bilen?
Ona yöneldiğimde bana mı sahip çıkacak, kendine sahip çıkamayan?
Beni mi koruyacak kendini koruyamayan?
Beni mi onurlandıracak kendisi zillete düşmüşken?
Eve gelince durumu eşine anlattı. O da düşündü, hak verdi. Ve o günden sonra bıraktılar inandıklarını.
Bıraktılar dünü. Ama bugünleri de yoktu. Artık kaybolmuşlardı.
Ta ki bir gün bir akrabası gelip de ‘Mekke’de birisi çıkmış senin söylediklerine benzer bir şeyler anlatıyor’ diyene kadar.
Sonrası güzeldir.
Sonrasında kavuşma vardır. İklimini bulmak vardır. Nefes almak vardır.
Öyle bir nefes ki son nefesini vermek istersin uğruna.
Tefekkür hidayetin kapısında asılı anahtardı şimdi. Ve çevirdi Ebu Zer
Allah Rasulü s.a.v.’ın eline ellerini bırakırken tüm bildiklerini de bıraktı.
Dününü bıraktı.
Yarınını bıraktı.
Hayatını bıraktı.
* * *
Senin havan kirlenmez mi, ağırlaşmaz mı zaman zaman?
Bir nefes almak bambaşka bir nefes o vakit.
Akıl erdiremez birilerinden kalmış olabilir mi bu yaptığım diye bir sormak kendine.
Türlü türlü işler işlerken bir lahza düşünmek ve sormak...
Tahtaya vurarak şeytan kulağına derken mesela... Düşünsek niçin yaptığımızı, niçin yaptıklarını?
Ya cahil ataların tahtaya vururken kötü ruhlardan ve şeytandan kutsal bildiği ağaca sığınıyorsa?
Oysa senin sığınacak bir Rabbin var. O’na değil de O’nun yarattığı bir ağaca mı sığınacaksın bilmeden, düşünmeden?
Ve bilmeden düşünmeden neler neler yaparsın sırf öyle gördüğün için. Öyle alıştığın için.
Alıştığın hava ağırlaştı.
Nefes almak için şimdi düşün ve değiştir iklimini.
Semerkand Yayınları